1. 345.
    filmden çıktığımda kendimi büyük bir boşluktaymışım gibi hissettim. sanki saatlerce ders çalışmış gibi yorgundu beynim. gerçekten oyunculuğu ile beyin yakan bir filmdi. oyuncu o kadar güzel bir şekilde içselleştirmişti ki karakteri.

    sadece aksiyonu daha fazla isteyebilirdim. daha çok arthur'un psikolojık tarafına vurgu yapılmış ve anlatılmış. son sahneki arthur'un başlattığı gücün yansımalarını filmin ilk yarılarında da yansıtılabilirdi.

    bunun dışında arthur'un bu deliliğinin sebepleri,gittiği psikiyatrinin onu bırakması, ilaçları bırakması, evlatlık olduğunu öğrenmesi, toplumdaki ona olan farklı bakış bütün bunları yapmaya onu adeta itti.bu aslında gerçek hayatta da böyledir. bir insana ne kadar deli derseniz o o kadar deli olur. ne kadar taktir eder, överseniz de o kadar sağlıklı olur.

    oyunculuk bakımında gayet tatminkar olması ve genelde psikolojik filmleri anlamak zor gelir insana ancak bu filmde insana ağır gelen olaylardı.onun dışında gayet anlaşılır bir filmdi. yalnızca aksiyon severler için biraz durağan kalmış olabilir.
    5 ... porselen hayaller
  2. 346.
    Ne filmdi ama on numara beş yıldız.
    1 ... kivircikella
  3. 347.
    Bu akşam 18 30 seansında izledim film gerçekten çok güzel o depresif atmosferi sonuna kadar izleyiciye yaşatıyor. Filmin tek kusuru joker'in gotham şehrinin çomarları nazarında nasıl idolleştiği iyi anlatılamamış hatta geçiştirilmiş. Joker'in yavaş yavaş vites yükselterek idolleşeceğini düşünmüştüm ama öyle olmadı. Bir de film sanırım 70'li yıllarda yada 80'lerin başında geçiyor ama o dönemde otamatik kapı olduğunu sanmıyorum hele ki 70'li yıllarda. O yüzden o kapıya çarpma sahnesinde içimden hasiktir amk demeden edemedim.
    ... enkidu1986
  4. 348.
    Kötülüğün bilgeliği ve iyiliklerden doğan kötülüğün iyimserik kötüsü, Tanrı'nın yarattığı ve yozlaşmış toplumun vücuda getirdiği nadide eser.
    1 -1 ... el ojala
  5. 349.
    filmin çoğu noktasında üzüldüm ben. Toplum da olan algıların üstünde de durmuş bence. Bu noktasını sevdim.
    2 ... bir damla hayat
  6. 350.
    Fazlaca olumsuz eleştirmek, eleştirmen olmayan birisi olarak haddim mi emin olmamakla beraber filmi seyrederken sıkılmalarım, mantık hataları bulduğum oldu.

    Profesyonel gözle seyredilirse gayet sınıfta kalacak olan film.

    Hatta benim için;
    (Bkz: Overrated)

    Soundtrack hususunda aklımda kalan hoş- hüzünlü bir sahneden;
    https://open.spotify.com/...si=3_XyW_5ATGm73VcKIraOHg
    2 -4 ... mefkure meftun
  7. 351.
    Adeta parmaklarım kaşınarak geldim başlığa.

    Yazacağım, hakkında ne kadar yazılsa az bu filme.

    Öncelikle, ( #42260000 )

    tanımım sabit : şahane bir film.

    sonrasında, ( #42300784 )

    tavsiye : yazıyı okurken filmin enfes müzikleri eşlik etsin derseniz : https://www.youtube.com/w...sF45I8ypDP8cYu5glfXTT0FyH+

    *****

    Bugün yeniden izledim ve bu sefer filmin bütününden ziyade içeriğindeki detaylara, anlatılmak istendiğini düşündüğüm noktalara dikkat etmeye çalıştım. Film arasında ve filmin hemen sonrasında ders çalışır gibi küçük notlar tuttum. Film eleştirmenlerinin yakaladıkları detayları bulmanın ve takip etmenin de seyir zevkini arttırdığını fark ettim bir yandan. Tabii onlar ilk izleyişte yakalıyorlar ama benim iki seans yapmam gerekti.* yine de bu inceleme süreci çok keyifliydi diyebilirim, bu çabayı hak edecek daha nice filmin çıkmasını ümit ediyorum.

    Bu entry’de joker filminin (ki hakkında ikinci entrysini girdiğim ilk film oldu böylece kendisi) arkasındaki detaycı düşünce yapısını, onu mükemmeliğe bu kadar yaklaştıran bakış açısıyla ilgili şeyler yazacağım.

    Uzun bir yazı olabilir. Hatta baya bi uzun olabilir. Hatta büyük ihtimalle sözlük tarihimde girdiğim en uzun entry olacaktır diye tahmin ediyorum. (Ki yakışır, hak etti kerata)

    Haliyle “özet geç” tayfasına burada veda ediyoruz. “Uzun muzun, ben her türlü okurum” diyen tayfanın bir kısmını da yarıda kaybedebiliriz. Yazının sonuna kadar direnebilenler, birleşin!

    Filmi tek seferde soluksuz anlatmak “şurda şu olmuş, şunu anlatmış” demek yerine madde madde dikkatimi çeken noktaları, arkasındaki yorumları anlatarak ilerlemeyi tercih edeceğim. Söylememe gerek yok ama tabii ki bunlar tamamen kendi yorumlarım, benim algılayabildiğim noktalar ve kendi tahminlerim. Todd Phillips gelip “yoo birader, ben aslında orada şunu kastettim. Sen kime ne anlatıyorsun” ya da “burada bir anlam yoktu lan aslında, ottan boktan yorum kasmayın” (“Sometimes a Cigar is Just a Cigar”) derse sorumlu değilim. Eyvallah abi der başımı bükerim.

    Elleri ovuşturup başlayalım :

    *******

    --spoiler--

    --spoiler--

    - film Arthur’un çocuklardan yediği dayak ve bu esnada kırılan reklam tabelasının başına bela olmasıyla başlıyor. Çalıştığı mekanın sahibi olan hoyt odasına çağırıp “şu mekanın tabelasını geri götür, başıma bela açma” minvalinde arthur’u azarlarken Joaquin Phoenix’in yüzündeki bakışın korkutuculuğu (gerçekten anlatması zor bir ifade yaratmış burada aktör. Öfke, anlam verememezlik, hayal kırıklığı hepsini ayrı ayrı seçebiliyorsunuz o ürpertici tebessümün altında) filmin geleceği ve arthur’un zihinsel durumu hakkında belirgin bir işaret veriyor.

    - bir çeviri dramı ile devam ediyor film. sosyal servis görevlisiyle olan diyalogda gözüken, arthur’un günlüğüne çiziktirdiği “i hope my life makes more cents than my death” cümlesinin aslında filmin geneline bakıldığında önemi büyük olmasına rağmen (ilerde tekrar değineceğim) chicken translate metoduyla “hehehe.. sense yerine cents demiş ya abi.. okunuşu falan benzer.. biz de “mantıklı” yerine “mantılı” yapalım” denmiş ve etkileyici bir cümle, ingilizcesi olmayan izleyicilerimiz için tamamen anlamsız ve gerizekalıca bir espriden ibaret kalmış. Lan bir de ilk izlediğimde dikkat etmemiştim, adamlar özel olarak göstermiş ki arthur önce cümleyi normal şekilde yazmak istemiş ama sense’in “sen” kısmını yazdıktan sonra aklına bu espri gelmiş ve o “sen” kısmını karalayarak cümleye devam etmiş. Yani bunun mantıklı => mantılı tarzı bir yazım hatası orijinli espri olmadığı bu kadar aşikarken yine de gitmiş böyle çevirmişler. Cümlenin bütün dramatik havası kaybolmuş. Neyse, dediğim gibi bu cümle ileride önem kazanacak.

    - arthur’un stand up şovuyla ilgili neler yapması gerektiğini öğrenmek için not aldığı akşam bize çok güzel bir detay gösteriliyor. Komedyenin esprilerine düzenli olarak kalabalıktan farklı zamanlarda gülüyor arthur. Bir espriye kalabalık kahkaha atarken o susuyor, öbürüne kimse çıtını çıkarmazken kahkahayı basıyor. Bu sahnede toplumdan ne kadar farklı düşündüğünü, komedi algısının (ilerde kendisinin de belirteceği üzere) subjektif olduğunun ne kadar farkında olduğunu gösteriyorlar ve bence iyi de yapıyorlar.

    (ki kahkaha demişken bana göre en ürkütücü joker kahkahası phoenix’in versiyonu olmuş. Salt delilik içermiyor çünkü, acı ve mutsuzluk dolu bir kahkaha. Ne zaman o kahkahayı atsa anlıyoruz ki ciddi bir trajedinin izlerini taşıyor o gülen adam. Gerçekten üzücü bir tınısı var.)

    - arthur evde kendi şovu için espri bulmaya çalışırken şöyle bir söz yazıyor :

    “The worst part about having a mental illness is people expect you to behave as if you DONT.”
    (bir zihinsel hastalığa sahip olmanın en kötü yanı, insanların hasta değilmişsin gibi davranmanı beklemesi)

    Bu cümlenin “The worst part about having a mental illness is...” kısmını sağ eliyle, düzgün bir şekilde yazdıktan sonra Arthur, suratında bir gülümseme ile, cümlenin devamını sol eliyle, eğri büğrü bir şekilde yazmaya devam ediyor. Burada, bana göre, “toplumun dayatmaları sonucunda olmadığımız bir şey / olmadığımız bir kişi gibi davranmamız, sağ eliyle yazan birinin bir solakmış gibi davranması kadar absürt, o kadar eğreti” mesajı veriliyor. (ki filmin bütününe bakıldığında da bu ifade defalarca kez desteklenmiş)

    - Geliyoruz ilk cinayet(ler)e. Metrodaki 3 züppe tipin bir kadına salça olması ve arthur’a sataşırken “send in the clowns” isimli şarkıyı berbat bir şekilde söylemelerinin ardından arthur’un hoşuna gitmeyen durumlardaki olağan tepkisini göstermesi (kahkaha atması) yine bir arbedeye sebep oluyor ancak artık bir silahı olan arthur 3 elemanı da öldürüyor. Panik halinde ilk bulduğu tuvalete kadar koşup, kapıyı kapattıktan sonra o unutulmaz dans sekansı başlıyor. Bu sahne ile ilgili Todd Phillips’in açıklaması şu şekilde :

    “aslında senaryoda arthur tuvalete girip, silahı saklayıp makyajını silecek ve kendisiyle ‘ne yaptım ben’ tarzı bir sorgulamaya girecekti. Ancak daha sonra joaquin’le oturup konuştuk ve arthur’un bu detayları umursayacak bir ruh halinde olmadığına karar verdik. Çekim esnasında sadece ikimiz odadaydık ve müziği çalmaya başladıktan sonra joaquin dans etmeye başladı ve “tamam, işte bu” dedik. Aynı zamanda Arthur’un içindeki müzik ve dans sevdasını göstermesi açısından önemli bir sahne oldu. ”

    açıklamayı ve sahneyi izlemek isteyenler için : https://www.youtube.com/watch?v=nTVdN6s3rXY+

    - Arthur’un müzik ve dans sevdası gerçekten önemli. Zira filmin ilerleyen kısımlarında da gerek “merdiven dansı” sahnesinde gerek polis arabası üstünde destekçilerinin önünde yaptığı dansla bu konudaki arzusunu gösteriyor. Dahası, Murray Franklin show’da metroda öldürdüğü kişiler hakkında konuşurken ne kadar kötü şarkı söylediklerini bir öldürme bahanesi olarak sunarak yarı şaka yarı ciddi bir şekilde cinayet gibi trajik bir olayın bile müziğe olan düşkünlüğünün önüne geçemediğini gösteriyor.

    - Gelelim, bana göre, en güzel metaforlardan birine : Asansör.

    Benim seçebildiğim 4 ayrı durumda Arthur asansörden farklı birisi olarak çıkıyor (veya asansöre giriyor).

    1) kötü geçen bir günün ardından asansörde karşılaştığı ve kendisiyle ufak da olsa şakalaşan komşusunun yarattığı etki. Bu kadar küçük bir olayla bile ruh halinin dramatik bir şekilde iyiye gittiğini gördüğümüz arthur, biz farkında değilken bile, sophie (komşusu) ile olan ilişkisini kafasında oturtmaya başlıyor. Sonuçta hayatında annesinden başka bir kadın yok, bu konudaki “eksiğini” hayal gücü ile dolduruyor. Kendine bir dayanak bulma çabasının; monoton ve her geçen gün daha da kötüye giden hayatında parlak bir nokta yaratma isteğinin, umutsuzluğunun karanlık bir tezahürü oluyor asansör bu sahnede.

    2) cinayet gecesi. Tuvaletteki dansı. insanlar tarafından (cinayet yoluyla da olsa) fark edildiğini gören arthur’un inanılmaz özgüveninin yansıdığı sahne. Asansörden havalı bir şekilde çıkışı, cinayet kanıtı olarak sayılabilecek kıyafetlerini koyduğu poşeti bir kenara savuruşu ve komşusunun kapısını çalar çalmaz öpüşmeye başlayacak cürete (en azından zihninde) sahip olması. Cinayetin, veya en azından cinayetin kendisinde yarattığı çarpıcı etkininin, arthur’un özgüvenini ne kadar etkilediğini filmde kan akan her sahnede biraz daha net görüyoruz zaten.

    3) gerçekler. Annesi ve kendi geçmişiyle ilgili gerçekleri öğrendiği, travmatik bir günün ardından adımını attığı asansör ve daha önce buluşmalara gittiğini, öpüştüğünü düşündüğü komşusunun evine girip onu korkutmasıyla farkına vardığı bir başka travmatik gelişmeye şahit olan arthur'un arka planını oluşturan bir başka asansör sahnesi. Burada, bilinçli mi bilmiyorum ama, inanılmaz bir şekilde heath ledger’ın joker’ını andırmış phoenix. Yağmurda ıslanmış saçı, ifadesiz ama delilikle çarpılmış gözleri, tepeden vuran ışığın yüzünde yarattığı gölgeler, hatta tam sophie’nin evine girdiği anda çalan müziğin tınısı bile the dark knight’ta joker’in harvey dent’i aradığı balo sahnesindeki gergin müziği anımsattı bana.Her iki izleyişimde de bu durumdan son derece keyif aldığımı söylemem gerekiyor bu arada. Keyifli bir crossover gibi yorumluyorum ben bu sahneyi. Bilinçli yapılmış olsa da olmasa da. *

    malum sahne : https://www.youtube.com/watch?v=ZhSqGupieog+

    4) joker’ın joker olduğu sahne. Çok söze gerek yok. Artık ne olduğunun farkında olan, karizmatik, ürkütücü bir joker’ın doğuşu. Yine meşhur asansör ve o asansörün kapısı kapanırken phoenix’in suratında oluşan korkutucu tebessüm.

    - Malum gece. Murray Franklin Show. “i hope my life makes more cents than my death” cümlesinin asıl önemini kazandığı yer. (ama tabi robert de niro şovun ortasında mantı açmıyor, o konuda Türkçe çevirisi hala son derece başarısız)

    Arthur’un şova katılmadan önce kendi kendine prova yaptığı sahnelerde de gördüğümüz gibi aslında arthur’un planı şovda intihar etmek. Bunu da malum espriyi söyledikten sonra yaparak ölümünün –gerçekten de- yaşamından daha değerli olacağını göstermek. Sonuçta yaşarken hakkında kimse konuşmadı, ama ölümü en azından bir süre konuşulacak.

    Ne var ki yine yukarıda belirttiğim gibi işlediği cinayetler, kim olduğunun farkına varması, özünü kabullenmesi gibi etkenler arthur’a hayatının o kadar da değersiz olmadığını düşündürmeye başlıyor ve ciddi bir özgüven kazandırıyor. Özellikle murray’nin kendisi ile alay etmek için programına çağırması ve üstüne şov esnasında o espri defterini kurcalarken sürekli laf sokması, (hatta direkt bu espriyi okurken duraksadığını görüyoruz) arthur'un intihar etmek yerine murray’i öldürerek çok daha çarpıcı bir etki yaratabileceğini idrak etmesini sağlıyor. Film boyunca insan hayatına olan kayıtsızlığı ile insanlığa olan öfkesi büyüyen arthur, bu coşkulu ruh halinin doruk noktasında şehirdeki kaos ortamını iyice çığrından çıkaracak o hamleyi yapıp murray'i öldürüyor ve gerçek anlamıyla joker olarak televizyon ekranından tüm gotham’a, murray franklin’in jenerik kapanış cümlesiyle (“Good night. And always remember. That’s life!”) seslenerek, affınıza sığınıyorum, “kabul ettiğiniz hayatın a..k..” diyor.

    - Unutmadan belirtelim, yine kendi provasında planladığı ürkek, durağan giriş yerine muazzam bir dansla ve coşkun bir şekilde şova atlamasının arkasındaki duygu patlaması da kendisine ihanet eden randall’ı öldürmesi, metroda polislere karşı girdiği mücadelede kazanan taraf olması, oluşumuna ve büyümesine yardım ettiği kaos ortamının kendisine verdiği özgüvenden kaynaklanıyor. Bütün bunlardan; özgüvensiz, durgun bir hayat yaşarken emin olamadığı varlığını tescil eden bu hamlelerden büyük keyif almaya başlıyor.

    - Son olarak, yönetmenimiz * Arthur’un yeni hayatını başlatan “Send in the clowns” şarkısını filmin sonunda, isimler gösterilirken çalmaya başlayarak “hadi biz de size bir değişim başlatma gazı veriyoruz. Hemen ilk bindiğiniz metroda birkaç tane hıyarı haklayın” diyor. Şaka şaka. Yok öyle bir şey. Ama bazı gerizekalı eleştirmenler benzer argümanlarla (filmin suçu övdüğü gibi) filmi yerin dibine sokmaya çalışıyorlar; film tam olarak da “akli dengesi yerinde olmayan, toplum tarafından dışlanmış insanlara dikkat edin. Tehlikeli insanlar olma yollarında bir sebep de siz olmayın, bu insanları fark edin. Yardımcı olun” mesajını vermeye çalışırken…

    --spoiler--

    --spoiler--

    ***********

    son not : buraya kadar okuyarak geldiyseniz ve şu an bu notu da okumaktaysanız teşekkür ederim. Ben yazarken büyük keyif aldım, umarım size de bunları okurken keyifli zaman geçirtebilmişimdir.

    teknik not : entry içindeki linkler, bakınızlar, imla hataları zaman içinde yavaş yavaş düzeltilecektir.
    11 -3 ... 10610
  8. 352.
    Güzelim joker'ı çoluk çocuk oyuncağı yapan Bayık film. Nerede arkham serisindeki joker, nerede nicholson'un efsane joker'ı nerede bu balon.
    -8 ... kivilive
  9. 353.
    Gülüyoruz mutlu sanıyorlar filmi.
    Kötülük problemine de bir bakış getirmiş. Neden kötü olunur? Ben tatmin oldum.

    Efsanelerden yerini aldı. izleyiniz.
    6 ... jodalton
  10. 354.
    şu sıralar hayatımın giderek bu filme benzediğini düşünüyorum.
    4 ... mala mulier