1. 1.
    işgal yıllarında ingilizler mi6'a bağlı olarak istanbul ve anadolu için bir istihbarat teşkilatı kurdular.
    bu teşkilata black jumbo adını verdiler.

    black jumbo, ingiliz istihbaratı mi6'nın istanbul merkezli, türk kurtuluş savaşına ve milli kuvvetlerin istihbari faaliyetlerine karşı olarak kurmuş olduğu casus ve kontrespiyonaj ağına verilen addı.
    black jumbo casusları genelde müslüman osmanlı vatandaşlarından oluşurdu.
    tabi bunların dışında rum, ermeni, yahudi üyeleri de vardı.

    black jumbo'yu binbaşı john bennet yönetiyordu.
    john bennet kusursuz türkçe konuşuyordu. bir müslümandan ayırt edilemezdi, sırf bunun için sünnet bile olmuştu.

    john bennet'in emrindeki türk ve müslüman casuslardan en önemlileri şunlardı;
    -herekeli terzi mehmet.
    -diş hekimi ahmet ihsan.
    -mahmut hamdi.

    john bennet'in üstünde ise albay nelson bulunmaktaydı.
    bennet'e bağlı ajanlar ve black jumbo üyesi diğer casuslar işte bu albay nelson'a bağlıydı.
    albay nelson'un bilinen adı ise ramiz bey'di.

    işbölümüne gelince, istanbul'daki işleri john bennet, anadolu'daki faaliyetleri ise albay nelson idare ediyordu.

    black jumbo mensubu olan ingiliz ajanlardan biri wilfred dunderdale'ydi.
    kim bu wilfred dunderdale?
    wilfred dunderdale, ingiliz yazar ian fleming'in yarattığı james bond karakterinin esin kaynağı olan casus...

    yani meşhur james bond bile kurtuluş savaşımızda bizimle uğraşmış, ama başedememiş işte...
    (bkz: james bond un kurtuluş savaşında ajanlık yapması/#40612452)

    ingilizlerin her türlü teknolojilerine rağmen, güçlerine, paralarına rağmen kurtuluş savaşımızın istihbarat zaferini tabi ki milli kuvvetlerimiz kazandı.

    karakol örgütü, mim mim grubu, hamza ve felah grupları kurtuluş savaşı boyunca espiyonaj mücadelesinde ingilizlere karşı büyük zaferler kazandı.

    karakol örgütü üyesi telgrafçılarımız sirkeci'deki büyük postane'nin bodrumuna gizli bir telgraf merkezi kurmuştu.
    2. kattaki muhabere merkezinden buraya kaçak hat çekmişlerdi.
    böylece istanbul'da uçan kuştan mustafa kemal'in anında haberi oluyordu...

    ingiliz ne yapsa da milletin azmi ve kararlılığının önüne geçememişti.
    yurt içindeki hain ajanlar ve ingiliz ajanları yetmezmiş gibi, hint ajanları da getirdiler.
    mustafa sagir ve bupsy paury bunların en bilinenleriydi.
    ama espiyonajda yenildiler.
    mustafa kemal ve o'nun çekirdek kadrosuna bir türlü ulaşamadılar.

    ve son çareye başvurarak mustafa kemal ve arkadaşları hakkında idam fermanı çıkarttırdılar...
    15 -5 ... tengir budun
  2. 2.
    J.G Benett bir videosu vardı ölmeden önce YouTube'dan nasıl vize verdiğini anlatıyordu baya yaşlıydı bir kaç kişi bu röportajı yapmıştı j. G Benett o döneme ait izlenimlerini anlatıyordu şu anda videonun tamamı yok ama bu konu hakkında bir kitap var zannederim

    J. G benett başka şeyler anlatıyordu .
    ... isminiunutanadam
  3. 3.
    Videonun tamamı bu değil ama en azından bir kısmı

    J. G Bennett nasıl vize verdim

    https://m.youtube.com/watch?v=CzG6kEfGTns+
    ... isminiunutanadam
  4. 4.
    "telgraf tabanlı iletişim stratejisi", kurtuluş savaşının irdelenmeyen boyutlarından birisidir. doktora tezi konusu olabilir.
    1 ... monk of monkmountain
  5. 5.
    https://m.youtube.com/watch?v=IDOkptUbHEc+

    Ben demiyorum jhon g. Bennett kendisi tengir budunun hikayesinden başka bambaşka bir şey diyor yorumsuz olarak YouTube karşılaştığım bir video ...
    1 -2 ... isminiunutanadam
  6. 6.
    ingilizlerin istanbul daki örgütü black jumbo

    Bu konu hakkında bir kitap ta vardır Bennett e kulak verin derim

    https://m.kitapyurdu.com/...ail&product_id=105870

    Tabi kitabı bulabilirseniz ...
    -1 ... isminiunutanadam
  7. 7.
    kara mambo vardı bir de kill billde.
    -1 ... ibni maymun
  8. 8.
    (bkz: minber gazetesi)
    ... isminiunutanadam
  9. 9.
    Yobazların Atatürk'ü Anadolu ya Vahdettin yolladı masalı tutmayınca ingilizler zaten biliyordu ingiltere yolladı yalanlarına başlatmıştır.

    Orospu çocukları, Vahdettin yolladı ise Atatürkü ingilizlerin talimatıyla yollamış demekki.

    Herkesin gözden kaçırdığı tek bir nokta var, Anadoluyu kurtarmaya Vahdettin veya ingiltere de olsa Atatürkün gönderilmesi.

    Bu yalanlarıyla Atatürkten başkasının değil Atamızın bu göreve layık olduğunu itiraf ediyorlar.

    Ben de de ingiliz aksanıyla türkçe bir kaset var. Orada Mısırlıoğlu nun homoseksüel aşk kayıtları var.
    1 -1 ... gedikpasa
  10. 10.
    adamın anlattığı tarihi nitelikli olayları anlamaya çalışmak ve analiz etmek yerine doğrudan suçlayıp bu bilgilerden yararlanmaya çalışanları da "işbirlikçi, vatanhaini" vs ilan etmek tam bir ruh hastası faşist kafasıdır. bu hastalıklı ve nevrotik kafalara inanmayın arkadaşlar. bunlar bu ülkede sesleri çok çıkan bir azınlık ve sizlerin gerçeğe ulaşmasını sürekli her fırsatta engelliyor. siz gerçeği kimseyi dinlemeden kendiniz araştırın.

    nezih üzel üstadın kendi kaleminden okuyalım;

    türkçe bilen ingiliz subayı

    dünya tarihinin en büyük askeri hesaplaşması olan birinci dünya savaşı’nın gerçek tarihi henüz yazılmamıştır. bu büyük insanlık dramı hakkında bugüne kadar sistematik bir yayın yapılmamış, dolayısı ile tarih felsefesi açısından olayın adı konmamıştır. yayınlanan parçalı ve kopuk savaş hikayeleri belki bir gün, bir bütün içinde eriyecek ve insanlar gelecekte bu savaşın “sebepleri, sonucu, zarar ve yararı” hakkında tam bir fikir sahibi olabileceklerdir.

    bugün için bilinen şudur ki; birinci dünya savaşı her savaşta olduğu gibi silahların, askeri malzeme ve teknolojik üstünlüğün ve farklı “medeniyet” dairelerinin savaşıdır. birinci dünya savaşı altıyüz yıllık osmanlı devleti’nin sonu olmuştu. bu savaşta milletirniz başta ingiliz ve fransız olmak üzere “batı medeniyetini” karşısında buldu. batılılar o sırada “yüz yıllık şark meselesi”ni halletmek üzereydiler… yani, türk milletinin “batı’daki macerasına” son vermenin kıyısına gelmiş bulunuyorlardı. dolayısı ile savaş askerlerin olduğu kadar aynı zamanda uzmanların, tarihçilerin, sosyologların, ekonomistlerin, stratejistlerin ve sanayicilerin savaşıydı. bennett bunlardan biriydi.

    yüzbaşı olduğu halde harbin sonunda, kadro eksikliği yüzünden albay yetkileri ile donatılmıştı… babası türkiye’de bulunmuş bir düyun-u umumiye” müfettişiydi. çocuk londra’da doğmuştu, fakat çok güzel türkçe konuşuyordu. ailede yaygın “türkiye hayranlığı” onu daha pek küçük yaşta sarmış ve türkçe’ye, türk kültürüne aşırı bir alaka göstermesine den olmuştu. bennett, savaştan önce iyi yetişmiş bir “oryantalist”ti. ordudaki itibarı bu yüzden yüksek oldu. “türkçe bilen bennett” her yerde büyük değer kazandı.

    ordu ve politika

    bennett, mütareke istanbul’unda “ingiliz işgal kumandanlığı istihbarat şubesi başkanı” olarak tanınmıştı. görevi türkler’in mütareke şartlarına uyup uymadıklarını kontrol etmek, uymayan varsa askeri polise bildirmek ve genel asayişle ilgilenmekti. türk askeri çevrelerinde olup bitenleri de gözlemesi gerekiyordu. ayrıca ingiliz işgali altında bulunan yerlerden girip çıkmaları kontrol etmek ve açiş izinlerini hazırlamak da bennett’in yetkileri arasındaydı. kısacası bennett, mütareke ve işgal istanbul’unda herşeydi… düşmanın herşeyi… görevinin doğası gereği siyasetle ilgiliydi. bir “oryantalist” hatta “bilim adamı” için bulunmaz fırsatların ortasında yaşıyordu. tarihin yapıldığı günlerde ve yerdeydi.

    bennett bu fırsatları değerlendirdi. ordu ile politika arasında bir “fark”ın başladığını herkesten önce gördü… savaşın heyecanından kurtulamayan ingiliz ordusu o sırada harbe neden olan siyasetin değiştiğini henüz anlayamıyordu. bu yüzden “anadolu direnişinden” kuşkulanıyor, savaşın devamından endişe ediyordu. ingiliz politik çevreleri ise rusya’da kopan ihtilal yüzünden anadolu’da sağlam bir “devlet”in lüzumuna inanıyorlardı.

    türkler savaşı kazanacak

    türkiye’ye karşı ingiliz politikasının değiştiğini orduda ilk anlayan böylece bennett olmuştu. bennett, ingilizler’in bu konuda türkler’e güvendiğini de farketmişti. zira anadolu toprakları üzerinde yaşayan diğer etnik gruplardan hiçbiri “yeterli siyasi güç” gösteremiyor, kısacası “ciddi bir devlet” kuracak siyasi kararlılığa sahip bulunmuyordu. iş yine türkler’e kalmıştı… ikiyüz yıldır ruslar’ı sıcak denizlere indirmeyen türkler yine iş başına geçeceklerdi. öyle de oldu. ingilizler harbin sonunda türk ordusunun yeniden bir savunma savaşına kalkışmaması için toplarını kamalarını toplamışlardı… yeni kama yapılamadan savaşa devam etmek ise imkansızdı. ancak bennett, aldığı bir istihbarat üzerine bu durumun da değiştiğini farketti. türkler eskişehir demiryolu fabrikaları’nda top kaması yapmayı başarmışlardı… bennett, fabrikadan gizlice resimler getirtti ve emin oldu… türkler bağımsızlıklarını elde etmek için yeniden savaşacaklar ve bu savaşı kazacacaklardı. sonuç ingiltere’nin ve tüm batı’nın da işine yarayacaktı. zira bolşevikler’in ne yapacağını henüz kimse bilmiyordu. batı’ya dost olmadıkları ise açık ve seçikti.

    düşman dost oldu

    türk kültürüne yakın bir ailede dünyaya gelip türkçe’yi türkler kadar konuşan eski “oryantalist” ingiliz yüzbaşısı john godolphin bennett, harbin sonunda eksiklerini de tamamlayarak tam bir “türk dostu” olup çıkmıştı. üstelik ömür boyu sürecek bir “vicdan muhasebesine” de girişecek, yıllar sonra bir gün istanbul’da kadıköy çarşısı’nda yürürken bu satırların yazarının kolunu tutarak yaşlı gözlerle şu tarihi soruyu soracaktı: “biz neden sizinle harbettik?..” “lyod george öyle istedi… o, ortadoğu halklarını anlamadı…”
    ve ben de kendisine şöyle seslenecektim: - evet sayın bennett, başbakanınız bizi anlamadı ve birbuçuk milyon insan öldü… eski yüzbaşı savaştan sonra defalarca türkiye’ye geldi.bennett’in türk dostluğuna ben yürekten inanmışımdır. düşmanın “göz yaşlarını” gördüm. fevkalade bir hal yaşadım. bu yüzden onun “tarih içindeki düşmanca yerini” belirten yazımı yıllarca yazamadım. zira yetmişli yıllarda bennett artık bir “işgal subayı” değildi. islam tasavvufunda mesafe almış bir ingiliz centilmeniydi.

    türkistan sufilerine hayran oldu

    bennett, mütareke istanbul’unda ünlü gizemci george ıvanovich gurdjieff ile tanışmıştı. bu tanışıklık onun hayatını değiştirdi.
    şeklini rusya’da tamamlayarak marifetini batı’da gösteren ve hiç kuşkusuz yaşayan batı düşünce ve sanatının önemli bir bölümüne tesir etmiş olan bu esrarengiz kişi, bennett’in ruhunda büyük fırtınalar estirdi. hayatının son yıllarında türkiye’nin cumhuriyet döneminde yetişmiş büyük insan, coşkun mutasavvıf hasan lütfi susud’un tesirinde kalarak sükunete erişen bennett, asıl verimini bu iki insan arasında geçen yıllarda verdi. hasan lütfi bey, bennett’in hayatında gurdjieff ile başlayan heyecanı yatıştıran kişidir. bennett, türkistan sufilerini bu sırada tanıdı. yusuf hemedani, abdülhalik gucduvani, şeyh zahid, şah-ı nakşibend veahmed yesevi gibi büyük insanları hasan lütfi bey bir bir bennett’e tanıttı. hasan lütfi bey, “hacegan hanedanı” adı verilen bu fevkalade muhterem kişiler hakkında bir kitap yazmıştı. inanılmaz bir edep ve terbiye üslubu ile kaleme alınmış olan bu kitabı bennett, “the masters of sufism” adı ile ingilizce’ye aktardı. adı geçen eser daha sonra fransızca’ya çevrilerek “les maîtres du soufisme” adı ile paris’te yayınlandı. “hacegan efendilerimiz” hakkında batı’da yapılan tek yayın zannımca bu kitaptır. bennett, bu kitapta “hacegan efendilerimiz”den bahsederken “dünya tarihinde bir eşi daha bulunmayan bir grup insan” tabirini kullanırdı. kitap, geniş bir ilgi halkasına kavuştu.

    londra’da “tasavvuf” okulu kurdu

    bennett, 1974'te bu dünyadan göçtü… vefatından az önce londdra yakınlarında sherborne şatosu’nda “türk dili ve islam tasavvufu” dersleri vermeye başlamıştı. gittikçe kalabalıklaşan bu dersler sırasında bennett, öğrencileri türkçe konuşturmaktan ziyade bu fevkalade zengin dilin sırlarını keşfetmeye çağırıyordu. türkçe konuşurken türkçe düşünen bennett, türkçe’nin getirdiği engin ruh zenginliğine de yavaş yavaş sahip oluyordu… yazık… ömrünün bu dönemi fazla sürmedi. bennett madde dünyası ile tüm bağlarını keserek kendisini tam bir “esotorisme” verdiği sırada hayatının sonuna geldi. kalabalık ailesini ve hayranlarını üzüntüler içinde bırakarak bir sonbahar sabahı gözlerini kapadı… görevi ile düşmanımız… ruhu ile dostumuzdu. hatırası unutulmaz… ibretle okunmalı…

    çocukları yoluna devam ettiler

    bennett’in çocukları babalarının hatırasına saygı gösterdiler ve yoluna devam ettiler. sherborne şatosu’ndaki türkçe ve islam tasavvufu dersleri kesilmedi. bennett’in fedakar eşi elisabeth bennett bu okulu sürdürüyor. bennett’in yakın arkadaşlarından pierre elliot isimli bir kişi birleşik amerika’ya göç ederek washington d.c.’de “clement society” isimli bir “mistisiszm” okulu kurdu. bennett’in ve gurdjieffin yoluna devam etti. şimdi bu okulda 90 kadar öğrenci “bennett” öğretisi ve “tasavvuf” dersleri görüyor.
    bennett böylece bir “ekol” olmuş görevine devam ediyor. vefatından 21 yıl sonra… “unutulmaz düşmanımız” herhalde daha uzun yıllar, bir zamanlar düşmanı olduğu bu milletin ruh zenginliğini insanlara anlatmaya devam edecek.

    15 nisan 1995 / nezih uzel

    Edit: alıntıdır .. .
    ... isminiunutanadam