• türk popu beni çok eğlendiriyor; bazı şarkılara asıllarından daha iyi klipler çekebiliyorum. iddia ediyorum sinan akçıl, hande yener, hadise ve demet akalın bendeki arşivi ve dahiyane fikirleri görseler kapımda yatarlardı; "nolur bizimlen çalış" diye etrafımda dolanırdı yeniyetmeler.

    ama bu gibi şeylere tenezzül etmiyorum.
    en son hande yener'in; "vah vah" şarkısına klip çektim mesela.
    klipte beni, nüfus müdürlüğü yetkilileri tarafından yakalanmaya çalışılan ve kafayı bana takmış bir maymun kovalıyordu.

    ben de canhıraş bir halde ormandaki en uzun ağaca tırmanmıştım ve gökten elime savarovski taşlarıyla bezenmiş bir mikrofon düştü, o sırada şarkının introsu girdi ve şarkıyı söylemeye başladım.

    gerçekten ben bir haneke, bir bergman, bir felliniyim.
    3 0 ...
  • insanlar aldatılınca yalnızca ötekine tercih edilmenin acısını çekmiyorlar ki; bizler komplike ve üstün organizmalarız. birçok duyguyu, başka başka köklerden neşet eden daha öznel duyguyla eşleştirip algılıyoruz.

    aldatılmak, sizi aldatan kişiyle olan bütün güzel anıların tekrar tekrar sorgulanması gibi bir yükü beraberinde getiriyor.

    en çok bence bu yaralıyordur insanı. aynı yatağı paylaşıyorsun, anılar biriktiriyosun, koskoca dünyayı iki kişiye bölüştürüyosun, diğer bütün seçenekleri eliyor, birine yöneliyor, o olmadan yarım, eksik, az ve güçsüz hissediyor, her şeyi onunla yaşamak, onunla paylaşmak istiyosun. verdiği keder bile hoşuna gidiyor. varlığı, hiçbir gerekçeye istinat etmeden kendi başına güzel ve kıymetli biri dolanıyor etrafında. haliyle aradaki bağ güven gibi zor kazanılan ama çatlaklardan içeri şüpheyi çok kolay sızdıran bir duvar olarak dikiliyor etrafınıza. o duvarı yıkan kişi sağ kurtulabiliyor. diğeri?

    aşk iki kişiyi diğer bütün insanlardan korur. o iki kişiden biri, ötekini diğer bütün insanlarla eşitliyor. sıradanlaştırıyor. bu, alçaklıktır.

    biri ihanet edince öteki ona ihanet edenle yaşadığı her şeyin gerçekliğini sorguluyor. bu gerçekten katlanılabilir bir şey değil. hiç yaşamadım. tecrübe etmek istemediğim bikaç duygudan biri sanırım. ne aldatırım, ne de aldatılmaya dayanabilirim.

    bilemedim.
    2 0 ...
  • şu cins yazarlar sayesinde oldu;

    bilgi içerikli entry girmeyen yazarlar (en azından bir tane girseler tamam.)
    seks türü başlık açmayı azıtanlar (günde 2 veya 3 kez açılsın ona da tamam.)
    sürekli siyaset ve futbol konusundan entry girenler.

    bu cins yazarlar sayesinde oldu. hepsine teşekkür ediyoruz. sözlüğün içine ettikleri için. evet.
    2 2 ...
  • an itibari ile 2.palu vakasına denk gelerek buranın ölü olduğunu anladığım sözlük.

    gerikafalılık candır.
    vaka bunu yeniden kanıtlamıştır.

    tabi gizli saklı kalanlar oluyor mu? elbette.
    ama bile bile de modernlik-meriçlik kasmayın beyler.

    değiştiriyorum. 2.palu değil, 2.aşk-ı memnun vakası.

    cinsellikte tabuları aşan kızlarımız, yeni nesil türk gençliği.
    mükemmel bir şaheser. eserinizle gurur duyabilirsiniz.

    edit: ve evet, geçmiş önemlidir.
    4 0 ...
  • Fransız Oryantalist Ressam Jean Leon Gerome'un istanbul'da resmettiği halı tüccarı adlı tablo.
    gecenin tablosu

    Jean Leon Gerome 1853 yılında istanbul'a gelmiş, sarayda kabul görmüş ve bir süre çalışmıştır.
    eseri de bu esnada yapmış.
    sonraki yıllarda bir kez daha istanbul'a gelmiş, hatta mısır ve şam'a da gitmiş, osmanlı coğrafyası ile alakalı pek çok resim yapmıştır.

    Jean Leon Gerome'u neden seçtim?
    bizim için önemli bir sanatçı kendisi.
    zira türkiye'de güzel sanatlar fakültesinin kurucusu, türkiye'nin ilk arkeologu ve müzecisi ünlü ressam osman hamdi bey'in hocasıdır kendileri...

    osman hamdi bey paris'te kaldığı 12 yıl boyunca hem hukuk eğitimi almış, hem Jean Leon Gerome'un murahhas üye ve hoca olduğu fransa enstitüsünde dersler almış ayrıca Jean Leon Gerome'un kendi özel resim atölyesinde 2 yıl boyunca ona çıraklık yapmıştır.

    yukarıdaki tabloya baktığınızda zaten osman hamdi bey'in eserlerini çağrıştırıyor hemen...

    edit: unuttum yazmayı.
    tablonun orijinal hali şu an new york metropolitan müzesi'ndedir.
    11 1 ...
  • venezuela

    322.
  • venezuela'da maduro için sıkıntılı geçen bir gece.

    abd ve desteklediği hükümet işin suyunu çıkardı ki, şu safhadan sonra ülkeyi kötü yönetse dahi maduro'nun gitmemesi gerekmekte.
    diğer tarafın niyetinin daha kötü olduğu net bir şekilde ortada.

    başkentte olayların olduğu, kolombiya sınırında garip hareketlilikler olduğu ve trump'ın tanrı venezuela halkını korusun twiti bir sakatlık geldiğine işaret eder nitelikte.

    hatta bazı muhalifler bazı venezuela yüksek memurlarının türkiye'ye kaçtığını yazmış.

    bugün venezuela, yarın meksika, sonra tüm latin amerika.
    abd hangi coğrafyada, ne niyetle olursa olsun durdurulmalı.

    edit: +venezuela hava sahası tüm uçuşlara kapatıldı.
    +insani yardım tırı olduğu iddia edilen abd tırları venezuela ordusunca açılan ateş sonucu yakıldı.
    +venezuela ordusundan kopmalar olduğu belirtiliyor.
    +venezuela yüksek kademesinin türkiye'ye geldiği veyahut türkiye'nin uçak yolladığı şeklinde iddialar var.
    +venezuela sınırından içeri giren bazı askerler görüntülere yansımış.

    edit2: ilk günde maduro üstünlük sağladı diyebiliriz.
    8 0 ...
  • frekans

    18.
  • amı götü dağıtmak değil de oy verdiğin parti ve lideri içki içenlere gavur gözüyle bakıyor, alt insan olarak görüyor, içkiyi eline alana "ayyaş" diyor ya.

    paranla aldığın alkolü, evinde efendi efendi içerken bir kamyon laf yemek ve üstüne gidip seni ötekileştiren partiye oy vermek komik geliyor.

    yoksa aksırıncaya tıksırıncaya kadar iç. kime ne?
    10 1 ...
  • " acıyan yer başka, acıkan yer başka"
    bu sözü evladını kaybetmiş bir anne söylemişti. Diğer çocukları da yemek yesin diye. Yıllar önce duyduğum bu sözü hâlâ unutmadım.

    Her insan bir değil. Kimisi acısını daha ağır Yaşar, kimisi kabullenir gerçeği daha hafif atlatır.
    Ayrıca cenazeye uzak yoldan gelenler oluyor. Haliyle aç olabiliyor insanlar. Bu gibi durumlarda Eskiden komşular cenaze evine yemek yapıp getirirdi, ki hâlâ çoğu yerde bu böyledir. Zaten hemen yemek dağıtılmaz. Defin yapıldıktan birkaç saat sonra yemek verilir.
    Ha meftayı gömmeden böyle bir şey yapılıyorsa; yuh artık.
    8 1 ...
  • Cezası depresyonu 61 gün uzatmaktır. Fakat ağız dolusu gülünmediyse veya depresyonda olunduğu unutularak gülündüyse bozulmuş sayılmayacaktır.
    5 0 ...
  • tartışmasız afrodit'tir. (bkz: venüs)

    zeus, poseidon, hades...
    geçin bunları.

    afrodit varken bunların esamesi okunmaz.

    kimi kaynaklarda zeus'un kızı olarak geçse de afrodit, zeus'un kardeşidir.
    bakınız olympos tanrıları içindeki en çekinilen, en çirkef, en kötü kalpli ve herkese kötülüğü dokunmuş tanrıça olan hera (orospu hera), üstelik zeus'un belediye nikahlı karısı iken bile afrodit'e ilişememiş, bulaşamamış, herkese çamurluk çirkeflik yapan hera, afrodit'e yenilmiştir.

    truva savaşını biliyorsunuzdur.
    paris helen'i kaçırıyor ve truva savaşı çıkıyor ya.

    işte o truva'nın çok çok öncesine gidelim.
    ve afrodit'in neden en güçlü tanrı/tanrıça olduğunu görelim.

    truva savaşı'nın çok çok öncesi.
    dünyalar güzeli bir nereid var olympos'ta.
    adı; thetis.

    işte bu thetis'e hem zeus, hem poseidon talip olur, onunla evlenmek ister.
    lakin kahinler der ki, "zeus ya da poseidon şayet thetis ile evlenirse, bu evlilikten doğacak çocuk babasından daha güçlü olur."

    tabi hem zeus, hem de poseidon son derece narsist tanrılar.
    oğulları bile olsa başka bir tanrının kendilerinden güçlü olmalarını istemezler.

    mantık aramamak lazım, orası olympos işte.

    bunun üzerine zeus hera(orospu hera) ile, poseidon ise amphitrite ile evlenirler.
    (bkz: hera/#41122299)

    fekat her ikisinin de gözü hala thetis'tedir.
    ikisi de thetis'e sahip olma arzusu ile yanıp tutuşmaktadırlar.

    hera tabi uyanık kadın, bunu sezer ve durumu eltisi amphitrite'ye anlatır.
    iki elti kocalarından kıskandıkları thetis'i amphitrite'nin uzaktan akrabası olan myrmidon'ların lideri(kralı) olan peleus ile evlendirmek üzre anlaşırlar ve buna dair planlar yaparlar.
    nihayetinde zeus da bu evliliği onaylar ve thetis ve peleus olympos'ta tüm tanrıların katıldığı muhteşem bir düğün ile dünya evine girerler. (bu evlilikten akhilleus dünyaya gelecektir.)

    herkes oradadır.
    zeus, poseidon, hera, apollon, afrodit, ares, hermes, athena, dionysos, satirler, eroslar, periler, hepsi ama hepsi...

    bu arada afroditimiz, zeus ve hera'nın oğlu hephaistos ile evlidir.
    hephaistos ise anası hera ile küstür.
    bu hephaistos'u da bu düğünün gelini olan thetis büyütmüş, ona manevi analık yapmıştır.
    afrodit hephaistos ile evlidir, ama bu arada zeus'un diğer oğlu ares ile de fuckbuddy'dir.
    bunu da herkes bilmektedir.
    (bkz: hephaistos/#40356453)

    dediğim gibi, mantık aramayın arkadaşlar, mantık aramazsanız çok zevkli konular bunlar.

    neyse biz düğüne dönelim.
    gelin ve damat ilk dansı yaparlar, takı törenine geçilir, sonra herkes masasına oturur, tam lir çalan nereidlerden biri "oturmaya mı geldik ayol" diye milleti gaza getirmeye çalışırken davetsiz bir misafir gelir.
    zeus bu davetsiz misafiri görünce "aha şimdi sıçtık" der. zaten sırf zeus değil, herkes der.

    kimdir bu davetsiz misafir?
    eris...

    kötülük tanrıçası.
    nifak dağıtıcısı.

    işte bu yüzden düğüne çağırılmaz eris.
    ama bir şekilde düğünden haberdar olur ve çirkeflik yapmaya gelir.

    "ben tanrı değil miyim, beni neden çağırmadınız" diye sitem eder önce, sonra hephaistos'a gider "karın seni abin ile boynuzluyor" der, ardından hera'ya gidip "senin bu puşt kocan kuğu kılığına girip sparta kraliçesine kaydı" der.

    herkesi birbirine düşürür eris.
    sonra da mekanı terk ederken elindeki altından bir elmayı masaya bırakır ve zeus'a dönerek,
    "bunu en güzel olana ver" der...

    tabi bu elmanın en güzel olana verileceğini duyan herkes zeus'a bakar.
    bir yanda karısı hera, diğer yanda kızı athena, beri yanda da hem kardeşi, hem gelini afrodit.
    zeus 3 kadının arasında kalır (allah kimseyi düşürmesin böyle duruma amin inşalla).

    yani düşün sen zeussun ama gücünün kudretinin yetmediği mevzular oluyor yani. (rabbim insanı kadının şerrinden-şirretinden korusun)

    ama tabi zeus'da çakal.
    baş tanrı lan adam, kafa da çalışıyor.
    hemen bu işe bir çare bulur.

    oğlu haberci hermes'i yanına çağırır.
    "al bu tanrıçaları ida dağına götür, orada aleksandros isimli bir çoban var, o çobanı bul ve bu elmayı kime vereceğine o karar versin, aleksandros'un verdiği karara da herkes saygı duysun..."

    böylece raconu keser zeus ve bu belayı üzerinden atar.

    neyse, hermes ve tanrıçalar ida dağına(bizim kaz dağları) gider ve aleksandros'u bulurlar. aleksandros'tan içlerinden birini seçmelerini isterler.
    bu arada 3 tanrıça da aleksandros'a kendisini seçmesi halinde vaatlerde bulunurlar.

    hera; asya krallığını vaad eder.
    athena: sonsuz bilgeliği vaad eder.
    afrodit ise dünyanın en güzel ölümlü kadınını vaad eder.

    aleksandros'da aslında truva kralı priamos'un oğludur, bu hikaye de uzun ama çoğunuz biliyordur işte. neyse, aleksandros bizi sözlük ergenleri gibi çüküyle düşünen biri olduğu için afrodit'in teklifini kabul eder ve elmayı afrodit'e verir.
    sonra afrodit'in yardımı ile truva'ya döner, abisi hektor ile sparta'ya gider ve sparta kralı menelaus'un karısı helen'i kaçırarak truva'ya getirir.
    sonrası ise malum...truva savaşı başlar...
    (bkz: truvalı helen/#40453183)

    truva savaşı aslında antik çağların dünya savaşıdır.
    bir yanda egenin batısındaki yunanlar ve müttefikleri, diğer yanda truva ve müttefikleri olan anadolu halkları.

    kimler kimler cenk eder bu savaşta.
    akhilleus, odysseus, ajax, hektor, sarpedon, panthalessia...

    işte bu savaşta her ne kadar zeus taraf tutmayı yasaklasa da, hera, ares, athena, hephaistos yunanların, afrodit, apollon ve bacısı artemis ise truva'nın yanında yer alırlar.

    yunanlar son derece güçlü olmalarına rağmen truva'yı bir türlü yenemez.
    yenemez çünkü afrodit sürekli zeus'u sıkıştırır ve athena, hera ve ares'in yunanlara yardım etmemesini söyler. söylemek ne kelime, zeus'u tehdit eder.

    dedik ya, zeus'un her zaman afrodit'ten bir çekincesi vardır.
    bu da afrodit'in varoluşunda gizlidir.

    olympos'tan çok çok daha önce en büyük tanrısal varlık uranüs'ün oğlu kronos babasının testislerini keserek öldürür.
    kronos'un 3 oğlu olur.
    zeus, poseidon ve hades.
    lakin sonradan bir kız getirirler olympos'a.
    bu kız, zeus'un dedesi uranüs'ün testislerinin kesilmesinin ardından denize akan sıvıdan oluşan ve denizin köpükleri ile kıbrıs kıyılarında doğan afrodit'tir.

    yani olympos hiyerarşisine göre afrodit aslında zeus'tan daha üst mertebededir.
    işte bu yüzden zeus ve poseidon her daim afrodit'ten çekinmiş ve onun bir dediğini iki etmemeye çalışmış hep baş tacı etmişlerdir.
    işte bu hiyerarşik durumu ve kötülük beslemeyen bir tanrıça olması afrodit'i -ki romalılar da venüs der- ege'nin her iki yakasında ve adalarda, ama en çok da anadolu'da en sevilen tanrıça yapmıştır.

    eeee uranüs'ün kızı bu. kontrolsüz güç, ne olacağı belli değil tabi...bu yüzden bana göre en güçlü tanrı/tanrıça afrodit'tir.

    anadolu'da adına en çok kent kurulmuş tanrıça afrodit'tir. ve bunların en önemlisi de aydın-karacasu'da dimdik ayakta olan afrodisias'tır...
    (bkz: afrodisias/#40129323)
    9 3 ...