bekir coskun 


/ 12
kapat
  1. tayyip yalakalığı yapan bir grubun gazetesinde her seye ragmen ayakta kalmaya calısan ülkenin ne boktan bi durumda oldugunu bize nelerin yavastan dikte edilmeye calısıldıgını daha kimse yazmamısken yazan kalemiyle savasan doga ve insan sevgisi üst düzey örnek şahıs.
    (mamafih, 18.01.2006 03:41)
  2. köşesinin isminin 10.köy olması zaten kendini anlatıyor.
    (selmagezinir, 18.01.2006 03:44)
  3. aydınlamacı yönü kuvvetli olan; laik, çağdaş, atatürk'çü ve tabii ki hayvan hakları savunucusu yazar...
    recep tayyip erdogan'ı en harbi şekilde eleştiren, basındaki beş kalemden biri...
    peltek olması hasabıyle, televizyonlarda pek gözükmez... iyi ki de gözükmez yoksa çokça yıpratılırdı....*
    (ferrole, 18.01.2006 14:37)
  4. Şimdi bu ibadet mi?

    BAYRAMIN ilk gününden bu yana kendi kendime sansür uyguluyorum.

    Kurban kesen okurlarımı üzmemek, inançlı insanların keyfini kaçırmamak için... Televizyon haberlerine bakmıyorum, gözlerimi kapatıyorum, kulaklarımı tıkıyorum...

    Doğrusunu isterseniz artık dayanamadım...

    Hürriyet'teki o fotoğrafları görüp, akşam televizyonlarda o akıl almaz vahşeti izledikten sonra işte soruyorum:

    Şimdi bu ibadet mi?..

    Bir ineği ayaklarından elektrik direğine bağlamak ve bayılsın diye üç-beş kişiyle yanaşıp kafasına sopalarla vurmak "ibadet" mi?..

    Bir kenti pisliğe, etrafa saçılmış iç organlara, kana bulamak...

    Derelerden kan akıtmak "ibadet" midir?..

    Bir dananın kafasına hava alamasın da düşsün diye naylon torba geçirmek ve tekmelerle havasız kalmış karnına vurmak nasıl "ibadet" olabilir?..

    ilkellik, vahşet, merhametsizlik, cana saygısızlık, dehşet, işkence "ibadet" sayılabilir mi?..

    *

    Yabancı televizyonlar tüm bu ilkelliği dünyaya gösterdiler, kimisi "Çocukları ekrandan uzaklaştırın" anonsu yaparak...

    Bu bizim aklı başında insanlarımızın, bilinçli din adamlarımızın ve eğitimcilerimizin "Kurban keserken çocuklara göstermeyin" uyarılarının aynısı.

    O zaman sormaz mısınız; bir "ibadet" nasıl çocuklardan gizli yapılır.

    Bir "ibadet" çocukların ruh sağlığını bozabilir mi?..

    Çocukların görmemeleri gereken eylemlerinizin bir listesini yapın isterseniz. O listenin içine koyacağınız bir "ibadet" nasıl duracak, bakar mısınız?..

    *

    Peki ne yapacağız?

    Ben de o kaypak politikacılar gibi eş-dost karşısında "Bu ne rezalet" deyip, kamera karşısına geçince "Efendim milletimizin ibadet hakkı..." diye ikiyüzlü mü davranmalıyım?..

    Bu vahşeti sergileyip hem insanların bayramını zehir eden, hem ülkemizi dünyaya rezil eden, hem Müslümanlığı karalayan bu ilkelliğe kimse ses çıkartmayacak mı?..

    Bu böyle sürüp gidecek mi?..

    Siz bilirsiniz...

    O zaman toplumumuzda sürüp giden ve insanın insana reva gördüğü merhametsizliğe, acımasızlığa, haksızlığa, dehşete, cinayetlere, her gün bir yenisine tanık olduğumuz vahşete, durmadan akan insan kanına katlanmalısınız.

    Çünkü tüm bunlar bir başka yerde "ibadet" adına yapılıyorsa...

    Hoş karşılanıyorsa...

    Bunları yapanlar sevap işlemiş sayılıyorlarsa...

    Ve çocuklar bunları göre göre büyüyorlarsa...

    Yapacak bir şey yok...
    (ferrole, 18.01.2006 15:21 ~ 02.03.2006 17:52)
  5. emin colasan'ın bekir coşkun hakkında yazdıkları için...

    Ona ;Sohbetçi Bekir Paşa; diye takılırım. Eğer Osmanlı döneminde Paşa olsaydı, odasındaki ünlü sohbetleri nedeniyle mutlaka bu isimle tarihe geçerdi.

    Gençlik yıllarında, üniversite okurken Ankara gazinolarında kanun, ud, bağlama, keman çaldı. Zeki Müren'e bile birkaç kez kanunu ile eşlik etti. Sonra gazeteci oldu.

    Urfa'dan çıkıp kaptan ehliyeti alan ilk kişi Bekir! Kaptanlığı Ankara'da -karada- öğrendi, Ayvalık'ta tekne alıp kullanmaya başladı. Bekir tekneye bindiğinde Ayvalık'ta ve Yunanistan'ın Midilli adasında sirenler çalıyor. Kurtarma botları denize açılıyor, diğer tekneler sahile dönüyor. Urfalı Bekir kaptanın teknesiyle denize çıkması, acemi sürücünün kamyonla şehir trafiğine çıkıp çılgınca gazlaması gibi oluyor!

    Teknesiyle iki kez karaya, birkaç kez başka teknelere çarptı, yaralılar hastanelerde tedavi gördü.

    Trap-skit atıcısı, iyi bir silahşör! Atıcılık dalında müsabakalara katıldı. Görenlerin yalancısıyım, bir yarışmada hedef şaşırıp yanlışlıkla hakemleri ve seyircileri vurunca lisansı iptal edildi.

    Pako'nun babası aynı zamanda marangoz. Evdeki tezgahında marangozluk yapar. Fakat küçük bir kusuru, kullanacağı tahtaları evin dolaplarından koparır. Geçenlerde kitaplığı söküp Pako'ya yeni bir kulübe yaptı. Resim çerçevesi yaparken iki tahtasının eksik olduğunu gördü, yerdeki parkeleri söktü ve akşam karısından zılgıt yedi.

    Okuyucular bunları doğal olarak bilmez ama ben bilirim. Ertesi gün bana anlatır.

    Ben Pako ile hiç tanışmadım. Onu hem kendisinin, hem de Bekir'in yazılarından bilirim. Türk basınının ;insan olmayan; ilk yazarıdır!

    Ben Bekir'in yazılarını okurum, içindeki muhteşem mizahı içime sindire sindire bazen gülerim, bazen düşünürüm. Doğrusunu isterseniz, Bekir, Pako'dan daha iyi bir yazardır. Buna karşın sadece pazar günleri yazan Pako için gelen telefon, faks, mektup sayısı, Bekir'e gelenlerden çok daha fazladır.

    Bekir, bu yüzden Pako'yu hafiften kıskanır ama belli etmez.

    *

    Ona hep ısrar etmişimdir: ;Yaşam öykünü kitap yap. Urfalı Bekir'i, en baştan bu yana yaşadıklarını, nereden nereye nasıl geldiğini anlat; O inanılmaz mizah anlayışıyla ortaya tadına doyulmaz bir kitap çıkacaktır ama gerçek bir tembeldir, yapmaz!

    Bizim meslekte kıskançlık, olumsuz rekabet ve hatta düşmanlık yoğundur. Gerçek dostluğu ender yakalarsınız. Bırakın gazeteciliği, yazarlığı falan bir yana, Bekir benim için gerçek bir dosttur...

    Ve aynı zamanda doğanın, çevrenin, hayvanların da en büyük dostu, bu kavramları Türk basınına taşıyan ve kamuoyuna tanıtan ilk gazetecidir.

    Aramızda kalsın, biraz da yağcılığı vardır! Kendisi hakkında bu yazıyı benim yazacağımı öğrendiği günden beri etrafımda dolaşıyor, çaylar ısmarlıyor, ;En büyük Emin Çölaşan; diye notlar gönderiyor ve iyi şeyler yazmam karşılığında muhteşem vaatlerde bulunuyor!
    (ferrole, 18.01.2006 15:23 ~ 15:31)
  6. Ankara'da Yüksek Gazetecilik Okulu'ndan mezun olduktan sonra 1974'te foto muhabiri olarak işe başladı. Daha sonra polis muhabirliği, parlamento muhabirliği yaptı.
    1978'de Günaydın gazetesine geçti. Köşesinin adı Dokuzuncu Köy'dü. 1987'de sabah gazetesinde onuncu koy başlıklı köşesini yazmaya başladı.
    Köşe yazılarını halen hurriyet gazetesinde aynı isimle sürdürmektedir.
    (ferrole, 13.02.2006 17:44 ~ 15.02.2006 15:09)
  7. cukurova universitesi nin bazı fakültelerinde turkce, turk dili,yazili anlatim, sozlu anlatim vs. derslere giren şahane bir insan.
    (kemalettin şentürk, 02.03.2006 21:31 ~ 30.08.2007 15:28)
  8. ankara universitesi siyasal bilgiler fakultesi * ögrencilerinin oylarıyla 'kariyerinin zirvesidekiler' ödülüne deger bulunan hurriyet gazetesi yazarı..
    (ozsaycan, 10.05.2006 17:43 ~ 25.10.2006 19:17)
  9. bir sabah uyanip ak partiyi hatta bütün islamci kesimi türkiyeden göcüp gitmis bir durumda gördügünde kösesindeki boslugu nasil dolduracagini merak ettigim abozade.
    (ciwan, 21.07.2006 01:25)
  10. e-posta aracılığıyla Yollamış olduğum denememe, 'çok beğendim ve kıskandım' şeklinde yanıt atarak, beni dünyanın en mutlu insanlarından biri yapan değerli yazar.
    (Sulh, 28.07.2006 18:47)
  11. hürriyet gazetesinin tek başına okunma sebebi yazarı. doğru bildiğini çekinmeden söyleyen (gazetenin genel yayın anlayışının tam tersi bile olsa) düşüncelerinde sapma olmayan, söylediklerinin sonuna kadar arkasında duran, asla kıvırmayan köşe yazarı.
    (bkz: adam gibi adam)
    (fowler, 29.08.2006 02:28)
  12. onuncu köy köşesiyle tek başına hürriyet gazetesi okuma sebebi olabilecek kelimeleri çok iyi kullanan kimseye yaltaklanmadan adam gibi yazan aşmış yazar.
    (purplegoddess, 09.09.2006 19:32)
  13. yalakalıktan uzak,köşe yazarlığını hakkını vererek yapan,yazılarını insanın aklında kalıcı bir uslüpla yazan ve Emin Çölaşan'dan sonra dürüstlüğüne inanılan yegane yazarlardan birisidir.
    (BlindGuardian, 09.09.2006 20:42)
  14. pazar günleri hayvan hakları adına yazılar yazan o günler dışında iktidarın rezilliklerinin üstüne giden kaliteli idealist aydın yazar. üzücü ama aynı zamanda bir kekeme olan bir yazardır
    (krmyrdsn, 24.09.2006 13:50)
  15. bütün meseleleri din menşeli kavramlar marifetiyle izah etmeyi başaran süper adam.

    israil'in lubnan saldırısında bile ortadoğulular'ı "heee, seçin siz seyhleri mollaları başınıza; olacağı bu!" diyerek itham etmiştir.

    sular akmıyorsa, akp'li belediye başkanını yaftalar.
    sular akmıyorsa, chp'li belediye başkanı arkadaşının mazeretlerini bildirir.

    hiçbir zaman kendisinde ya da fikirlerinde bir eksiklik/yamukluk görmez; her daim "baskalari" hatalıdır; bu nedenle de yazıları genellikle "siz bilirsiniz", "sizin yüzünüzden" gibi kalıplarla bezelidir.

    zannımca fırsatı olsa, elinde kırmızı boyalı fırçayla sokağa çıkıp keyfince kapılara çarpı işareti koyacak, sonra da bu "işaretli" kapının ardındaki insanları ülkeden ihraç edecektir. zira yazılarından anladığımız kadarıyla, memleketin daha yaşanılabilir olması için kendi gibi düşünen biricik azınlık dışında kimsenin olmaması gerekir.

    üslubu "ironik" ya da "lirik" gibi isimlerle anılsa da, medya aleminin en saldırgan kalemini elinde tutmaktadır.
    (nuh tufan, 25.10.2006 04:39)
  16. aşğıdaki yazısıyla bazı beyinleri tokatlayan üstad...

    içki değmemiş bardaklar...

    Ben "içki değmemiş bardak" ilk kez duyuyorum.

    suudi arabistan'ın önemli devlet adamı Şeyh, kızının istanbul'daki düğünü için "içki değmemi" otuz bin altın işlemeli bardak siparişi verince duydum.
    Gözüm bizim evdeki "içki değmiş" bardaklara takılıyor.

    Cehennemde cayır cayır yanasıcalar rafta sıra sıra duruyorlar. Sık sık devirdiğim için içki değmişliğinden şüphelendiğim sarhoş sürahinin önünde...

    Hatırlıyorsunuzdur' AKP iktidara geldiği günlerde bazı milletvekilleri Meclis'teki su bardaklarını görünce "Bunlar rakı bardağına benziyor" diyerek geri göndermişlerdi, rakı bardağına benzemeyen bardaklar alınmıştı.

    Aynı kafa bir yerde kesişiyor.

    CHP'liler ise Su içince niye sarhoş olduklarını anlamışlardı.

    "içki değmemiş bardak" yanında, üç bin sarhoş oturmamış sandalye de sipariş verebilirdi Şeyh.

    Üzerine içki konulmamış bin masa...

    içinden sarhoş geçmemiş otuz otel kapısı...

    Ne bileyim ben?..

    *

    Şeyh dünyanın en büyük yatlarından birisi ile istanbul!a geldi, konuklarını 17 özel jet taşıdı.

    Yüz limuzin hizmet veriyor.

    Düğün için Çırağan Sarayı'nın bahçesine 40 palmiye ağacı ile 100 çam özel yerlere dikildi.
    Ve Paşabahçe'ye otuz bin 'içki değmemiş' altın işlemeli bardak yaptırıldı.

    *

    Nasıl olsa ABD askerlerinin postalları değdiğinden bu yana, dünya petrol gelirinin büyük bölümü Suudi Arabistan şeyhlerinin cebine daha emin akmaya devam ediyor.

    Kutsal topraklar ecnebi ordularının işgalinde.

    Halkın yoksulluğu yetmiyormuş gibi, başlarına kaç senedir bomba yağıyor. Kolu ve bacakları kopmuş çocuk sayısı binlerce.

    Babaları-anneleri öldürülmüş kara gözlü çocukları artık yetimhaneler almıyor.

    ABD-ingiltere ve diğerleri Suudi Arabistan ile işbirliği yaparak petrolü Batı'ya taşıyorlar.

    Tüm bu evrensel gasp ve cinayetler Müslüman eli değmeden elbette olmuyor.

    *

    Ben "içki değmemiş bardak" ilk kez duyuyorum.

    Ve dünden bu yana, Müslüman toplumların akıl değmemiş kafaları yüzünden neler çektiklerini düşünüyorum.

    *
    (ferrole, 25.10.2006 11:33 ~ 11:35)
  17. her okudugumda yarılırım ammavelakin biz de bi ÇÜK olamadık ya ona da yanarım

    --spoiler--
    "çük olmak"

    HÜRRiYET'te "Bakanı çıldırtan VIP yolcusu"; haberini okuyunca dalıp gitmişim.

    Haberde; Bakan Çiçek, bir banka hortumcusunu ayrıcalıklı " VIP Salonu"nda görünce isyan ediyor:

    " ... Bu adamın batırdığı paranın bedelini hepimiz ödüyoruz. Oradaki insanlar (polisler, kamu görevlileri) bu adamın yakasına yapışacaklarına hizmet ediyorlar. Cumhuriyet Başsavcısı gelse oraya giremez, bu giriyor, keyfi yerinde. Ayağındaki ayakkabı fiyatına iki aylığına evrak memuru çalıştırıyorum..."

    *

    Biliyorsunuz; VIP'in (Very Important Person) Türkçe karşılığı aşağı yukarı " Çok Ünlü Kişi " yani kısaltılmışı " ÇÜK" tür.

    Bunlar çok ünlü kişi (ÇÜK) oldukları için, bizlerle aynı yerden uçağa binip inmezler. Ayrı ve ikramı bol bir salonda ağırlanır, özel araçlarla uçağa götürülüp getirilirler.

    Ben ta uzaktan görünce onların " ÇÜK " olduğunu anlarım.

    Zaten arada bir oturup " Bir ÇÜK olamadık " diye yazılar yazmam bu yüzdendir.

    *

    Muhtemelen bakan ilk kez görüyor.

    Dediklerinin tümü doğru ve haklı. Ülkemize hizmet etmekte olan, saygın, önemli nice kişiler o olanaklardan yararlanamazlar.

    Kimse onları çok önemli kişi (ÇÜK) saymaz.

    Ama gördüğünüz gibi bir banka hortumcusu (ÇÜK) olabiliyor.

    Zaten onlar yürüyüşlerinden bellidir. Nitekim oralarda karşılaştığımızda ben sorarım:

    " Beyefendi siz herhalde ÇÜK'sünüz, ÇÜK'ler tarafına geçmeniz lazım... "

    "Evet, ÇÜK oluyoruz..."

    Kimi zaman onlar da sormaz değil:
    " Ya siz?... "

    " Biz ÇÜK olamadık... "

    *

    Uçaklarda da " ÇÜK " ler ayrı bir bölümde otururlar, orası perde ile " ÇÜK " olmayan yolculardan ayrılmıştır.

    Ama herkes " ÇÜK " lerin orada, perdenin arkasında ve sırayla öyle kasılmış oturduklarını bilir.

    Bir sistemin, bir düzenin aynası gibidir orası. Bir kısa yolculukta, bu ülkenin gerçek yapısını orada görebilirsiniz.

    Ayrıcalıklı " ÇÜK " ler...

    Ve çalışıp çabalayıp onların faturasını ödeyen, ama ayrıcalıksız, " ÇÜK " olmayan sıradan insanlar...

    --spoiler--

    Bekir Coşkun
    Hurriyet- 11 Kasım 2003
    (rommel, 25.10.2006 11:52 ~ 18.03.2008 00:27)
  18. 27 ekim 2006 tarihli yazısından;

    "
    [...]
    "Manyak makinesi" burada durmaz:

    Halkın eğitiminden sorumlu televizyonlar, eli tabancalı diziler sunar çocuklara.

    Dizilerin kahramanları kurşun sıktıkça, kan akıttıkça, insan öldürdükçe kahramanlaşırlar.

    insan öldürmenin yüzlerce çeşidini öğretir filmler.

    işkence yöntemleri, göz oyma şekilleri, bıçaklamanın binbir türü, insan boğmanın incelikleri...

    "Manyak makinesi" gerçek hayatta da boş durmaz:

    Eşkıyaya yakılmış türkülerle büyüyen babaların çocukları, kapısında esrar satılan okulların önünde, sustalı bıçaklarını sallaya sallaya "itibarlı" olmayı öğrenirler.

    Katili "kahramandır" bu memleketin.

    Çetecisi "vatansever" oluverir.

    Kanunları en çok çiğneyenleri, mafya bozuntularını, kent eşkıyalarını "efsane" yapmadınız mı?..
    "

    tenkit ettiği, "eli tabancali diziler" dediği, malumunuz, kurtlar vadisi oluyor efendim. ben sormaktan usanmadım, bekir coskun ve muadilleri de cevaplamaya hiçbir zaman yanaşmadı:

    1] o diziyi yayınlayan, filmine sponsor olan, gazetende çarşaf çarşaf reklam eden, sana da maaşını veren aynı patron değil miydi?
    2] ateş topunu babam mı gönderdi?

    --0--

    üzücüdür ki, (#779587) numaralı entry ile polemik konusu olmuş bu yazdıklarım.
    1] nuh tufan, "Yazarlar çalıştığı gazetenin patronunun dalkavuğu olmalıdır, patron ne derse, neyi uygun görürse onu söylemeledir. Doğru olan budur, bunu yapmamak olumsuz eleştirileek bir hareketdir." gibi bir şey kastetmemiştir. aksine, bekir coskun'un samimiyetini sorgulamış, eğer bekir coskun patronunun dalkavuğu değilse, patronunun uygun gördüklerinden gayrısını yazabilen bir adamsa; kurtlar vadisi gibi bir dizi hakkında önce "öyle bir dizi bizim kanallarımızda yayınlanmadığı için çok mutluyum" dedikten sonra rekor transfer ücretiyle diziyi kanal d için satın alan, hurriyet'te, milliyet'te, radikal'de, gozcu'de sayfa sayfa reklamını yapan, dizinin bir sinema filmi yapılmasına bizatihi sponsor olan kendi patronu aydin dogan'ı da eleştirmesi gerektiğini belirtmiştir. bekir coskun gerçekten sivri dilliyse, gerçekten kıvrak bir kaleme sahipse, buyursun bu "manyak makinesi"nin çalışmasına teknik-maddi-manevi destek sağlayan aydin dogan'ı tenkit etsin de görelim.

    2] bu yazdıklarımdan kurtlar vadisi'ne ya da polat'a özendiğim anlamı çıkıyorsa, iki gün sonra cnbc-e'yi ve dizilerini tenkit ettiğimde de smallville'e ve lex luther'a özendiğim sonucu çıkarılacak demektir.

    3] son 25 yılda hiçbir gün "dolu" bir insan olduğumu iddia etmedim.

    [sadece "o diziyi yayınlayan, filmine sponsor olan, gazetende çarşaf çarşaf reklam eden, sana da maaşını veren aynı patron değil miydi?" gibi bir cümle için bu kadar tafsilat gerekeceğini hiç tahmin etmezdim.]
    (nuh tufan, 27.10.2006 03:00 ~ 31.10.2006 14:57)
  19. yazılarını zevkle okuduğum, kelimeleri kullanmasındaki ustalığa hayran olduğum, sanliurfa'lı köşe yazarı.
    (kasimpasa canavari, 27.10.2006 10:21)
  20. bugunku yazısı ile bir kere daha takdir ettigim yazardır.soyle ki bayramda yedi kisinin canını alan manyaklar icin manyak makinalarına gayet guzel gondermeler yapmıs, bence asıl sorumlu olan kisilere yuklenmistir. *

    http://www.hurriyet.com.t...lar/5324956.asp?yazarid=2
    (kabaktadi, 27.10.2006 11:29)
  21. dünkü makalesi ise ayrı bir güzeldir...
    http://hurarsiv.hurriyet....8106&tarih=2006-10-26
    (mejo, 27.10.2006 11:57)
  22. (#779587)
    (baybars, 27.10.2006 12:17)
  23. "bir cümlelik paragraf" akımının önde gideni, her "cümleden sonra 'enter'a basma" fenomeninin bayrak tutanıdır.
    (nuh tufan, 31.10.2006 14:35)
  24. (#796900)
    (nuh tufan, 31.10.2006 23:12)
  25. az cümleyle çok şey anlatma sanatı demek bekir coşkun, her sabah keyifle okuyacağınız bir yazının garanti olması demek... bekir coşkun zaman zaman tebessüm, zaman zaman şok, zaman zaman acı demek. bekir coşkun demek, o ufacık yere, dünyaları sığdırmak demek.
    edit: kötüleyin, kötüleyin...demişlerdir zaten, doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar diye, onuncu köy işte.
    (kIran kIrana, 31.10.2006 23:20 ~ 01.11.2006 02:13)
/ 12
© 2008 - uludağ sözlük

bekir coskun başlığındaki yazılar uludağ sözlük yazarları tarafından yazılmıştır. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur. yukarıda yazanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir.

» mustafa ekmekci » seri eksi oy veren ibnenin evladi » abaka han » acilin ben muhendisim » wah wah pedali » altinordu » beyaz kulotlu corap » vakit gazetesinin insanlari dinden sogutmasi » valencia » death announcements and funerals » queen » nail biting » servet cetin vs cristiano ronaldo » franky facer » hagi galatasaray teknik direktoru olsun kampanyasi » calik a kredi vermeyenlerin tasfiye edilmesi » anadolu ray » akla gelebilecek basit utopyalar » laik oldugunu ispatlayamayan herkes irticacidir » sevisme bitirici diyaloglar » celebrity olamazsam sozluk yazarligini birakirim » tadim pizza » el opmeye giden gotik hatun » yaran tespitler » kavak » bir faunanin ogleden sonrasi » icime dert oldu bakla yememen » it s not true » csc » bulent emin yarar » op beni yoksa olecegim » parantez » ikinci abbas » uscs » baskasi bakmasin diye cirkin sevgili edinmek » carnot cycle » daha cok vaktin var » gostermis oldugunuz anlayisa tesekkur ederiz » ayrilip ayrilip birlesen sevgililer » yalan » oss 2008 » dramaturji » mtv icon » icimizdeki seri eksi oy veren ibne » nicola abbagnano » zall » insanlari dinledikleri muzige gore siniflandirmak » ayna » entrylere yorum yapilabilmesi hayaliyle yasamak » pierre joseph proudhon a b c d e f g h i j k l m n o p q r s t u v w x y z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 » sitemap » kısa