bugün

kitapta, gönlü geniş ve ruhu gezgin sufi meşreplilerin kırk kuralı şeklinde anılır.
--spoiler--
verdim ona canımı gitti telal ,verdim ona canımı gitti.

--spoiler--
1- fight club hakkında konuşmayacaksın
(bkz: serbest çağrışım)
--spoiler--
Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk konusunda dil zaten hükmünü yitirir. Âşık dilsiz olur.
--spoiler--
dokuzuncu kural: sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. sabır nedir?
dikene bakıp gülü , geceye bakıp gündüzü tahayyül (hayal) edebilmektir. ALLAH aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer , hazmeder. ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.
sekizinci kural: başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. bütün kapılar kapansa bile , sonunda o sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. sen şu anda göremesen de , dar geçitlerin ardında nice cennet bahçeleri var. şükret! istediğini elde edince şükretmek kolaydır. sufi , dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.
kural 14:
Hakkın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın.
Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme.
Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

işte budur üstat dedirtmiştir.
--spoiler--
kural 33: bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen hiç ol. menzilin yokluk olsun. insanın çömlekten farkı olmamalı. nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.
--spoiler--
KURAL 25: Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama ikisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak cenneteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak, nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.
birinci kural : şems hakkında konuşmamaktır.
ikinci kural : şems hakkında konuşmamaktır.
Elif Şafak'ın kendi uydurduğu kurallardır sanırım kitabın sonundaki röportajında bahsetmektedir.