bugün

entry'ler (86)

30 lu yaşlarda olup utanmadan sözlük yazarı olmak

şüphesiz gençlerin içler acısı ahvaline içerlememizin, birşeyler öğretmek istememizin de etkisi vardır 30 yaşında internet mecralarında bulunmamızda.

keşke türkiye de olsaydı denen kentler

st petersburg diyeceğim ama istanbul'un hâli ortada. petersburg türkiye'de olsaydı petersburg olmazdı. keza paris de, prag da.

türkiye deki korkusuz gazeteciler

işten atılmış, aç kalmış, suikaste uğramış, bombalanmış, işkencede öldürülmüş, kurşunlanmıştırlar. Bu tarihi bilmeyenler, ya aşırı saf olanlar ya da aklımızla dalga geçenler ancak "Nazlı Ilıcak" adını zikredebilirler bu meseleyle ilgili.

ilk kez içki içeceklere tavsiyeler

Türkçe'de "alkol içmek" deyişi, saf alkol şişesini kafaya dayayıp içmek çağrışımını doğurduğundan, gene türkçede sahip olduğumuz "alkollü bir şeyler içmek" veya "alkol almak" ve hatta "içki içmek" deyişlerinden herhangi birisinin kullanılmasının daha doğru olacağı başlıktır. Zira "ilk kez alkol içeceğe" tavsiyem içmemesi yönünde olacaktır, kör falan olursunuz alimallah.

istanbul da newroz un yasaklanması

Bu olay, milyonlarca mensubu olan bir halka çektirilen acılara, yenen haklara, bayramlarının bile yasaklanmasına değil ama kaldırım taşlarının sökülmesine üzülen Türkiye halkı gerçeğini bir kez daha yüzümüze tokat gibi vurmuştur.

kadın olduğunuzu bilmeyen bir yazarla mesajlaşmak

Daha ilginç bir şeye vesile olmuştur;

(bkz: kendisine bayan diyen kadın)

türk kızlarının zavallı olduğu gerçeği

evet, zavallıdırlar.
büyük çoğunlukla aile içi şiddet ortamına doğarlar. annelerinin yediği dayaklara şahit olurlar. biraz büyüyünce ise kendileri bizzat bu şiddetin hedefi olurlar. gene dayak yemek, hor görülmek üzere başka bir adama devredilirler. bu böyle sürüp gider. daha doğarken din, gelenek, görenek gibi şeylerin ağırlığını sırtında taşırlar.
zavallıdırlar çünkü büyük çoğunluğu sapık ve aciz bir ataerkil "aile reisi" ortamına doğarlar. bu adama "baba" demek ve onu sevmek zorunda kalırlar. sevsinler sizi, türk kadınına zavallı diyip bu şablonu birebir uygulamaya devam eden zavallılar..

baha okar

Baha Okar'a ve Türkiye'ye özgürlük için destek olalım!

http://www.bahaokaraozgurluk.com

jenny von westphalen

karl'dan jenny'ye;

"iki yüzlü ve kötü dünya bütün karakterleri ikiyüzlüce ve kötü algılıyor. bunca karalayıcımdan ve yılan dilli düşmanımdan hangisi beni ikinci sınıf bir tiyatroda birinci aşık rolünü oynamaya içten eğilimli olmakla kınadı!? Oysa gerçek budur. alçakların mizah yeteneği olsaydı "artı değer kuramını" üretim ve değişim ilişkilerini bir tarafa, senin ayaklarına kapanmış beni diğer tarafa resmederlerdi ve şu çelişkiye bakın derlerdi. Ama onlar aptal alçaklardır ve aptal kalacaklardır yüzyıllardan yüzyıllara kendimi yine insan olarak duyuyorum çünkü tutkuluyum. Modern eğitimin ve öğretimin bizi içine karıştırdığı çeşitlilik, nesnel ve öznel bütün etkileri bize ters eleştirten kuşkuculuk bize her şeyi küçük ve önemsiz, sıkıcı ve belirsiz kılmak için yaratılmıştır. Ama aşk, Feuerbach'sal insana, Moleschott'sal madde değişimine, proletaryaya duyulan aşk değil, tersine sevgiliye, özellikle sana duyulan aşk, insanı yeniden insan yapıyor..."

sevgiliyle banyo yapmak

duşa giren sevgililerden bayan olanının memelerinin tertemiz olmasıyla sonuçlanır.

sosyalist hamsiler

(bkz: titrek hamsi örgütü)

ülkücü şehitler

listeyi tek tek inceleyecek vaktimiz yok maalesef, yeri de yok aslında. elbette bu iç çatışma esnasında iki taraftan da insanlar öldüler, üzücü şeyler yaşandı. yalnız yukarıdaki listeye göz gezdirirken gözüme çarpan bir isim var; zülküf isot. 16 mart katliamının bombacısı kendisi, 7 kişiyi öldüren, 41 kişiyi yaralayan eylemin bombacılarından. işin ilginç tarafı "ülkücü şehit" listesinde adı var ama biliyoruz ki kendisi bizzat ülkücü arkadaşı latif aktı tarafından, yaşadığı vicdan azabıyla "öteceği" korkusuyla öldürülmüştür. gerçekten pes doğrusu..

(bkz: 16 mart katliamı)
(bkz: zülküf isot)
(bkz: pes)

genç kızlara bbg tuzağı

mahsur kadınlar türkiye'de;
7 tanesi ekmek peşinde işe giderken "standartlara uymayan" bir serviste, seller içinde; bir diğer grupta televizyona çıkma umuduyla, şöhret olma hayâlleriyle, çakma bbg evinde.
memleketimiz kadınlar için kapkalın duvarlı bir hapishane. artık taassupta sökmüyor yoksulluk karşısında: bir çok evin kadınları da fabrikaların dışa kapalı bölümlerinde veya konfeksiyon atelyelerinde. ancak çocuklara bakmak, ev işleri falan hâlâ onların omuzlarında.
evlerin erkeklerinin aldığı gazetelerde, iştahlarını açan fotoğraflarda boy göstermek uğruna -belki kızları yaşında- bir kesim de kolay yoldan zengin olma peşinde. sürüp sürüştürüp, şuh pozlarla, fotoğraf stüdyolarında, manken ajanslarında.
memleket kapkalın duvarlı bir hapishane. erkekler kahvede erkekçe muhabbette, kadınlar konfeksiyon atelyelerinde-yorgun argın mutfakta-yatakta iştahı kabaran erkeklerini tatmin etmede, kızları ya türbanlar içinde koca beklemede, ya da fotoğraf stüdyolarında, bbg evlerinde.

yurtdışında yaşama hayali kuran kişi

yurtdışında yaşama hayâli kuran kişiye söylüyorum; yurtdışında geçirilen zaman, zaman değildir. eğer bir gün sonunda türkiye'ye döneceksen, hayâlini bile kurma. 3 sene yurtdışında kalmış ve geri dönmüş bir insan olarak bunları yazıyorum; yurtdışında geçirilen 3 senenin ardından ülkeme döndüğümde aslında bu sürenin yaşanmamış bir 3 sene olduğunun farkına vardım. 3 sene boyunca edinilmesi muhtemel bir kısım arkadaşın ve iş hayatında olması muhtemel ilerlemenin yokluğu bir yana, var olan arkadaşlarında yok olduğu bir süreçten bahsediyorum.
aslında yurtdışında geçirilen sürenin epey eğlenceli geçtiği inkâr edilemeyecek bir gerçek. büyük bir aşk acısının ardından, daha iyi para kazanmak, askerlikten yırtmak gibi sebeplerle ülkemin kadim kasvetinden kaçarak gittiğim ülkede toplumsal ve cinsel özgürlük uzun zamandan beri deneyimleniyordu. insanlar boş zamanlarını hayattan keyif alarak geçiriyor, şehirleri panayır yerine çeviriyor, hiç tanımadığın insanlarla tanışmak çok kolay, ayrıca bekâret tabusu elbette yoktu ve yaşıt kadınların çoğu cinsel anlamda tecrübeli ve hayatta çoğunlukla ayakları yere basan güçlü insanlardı. ülkemin kasvetinden çıkan bir kişi için elbette bunun bir "görmemiş esrikliği" ile bezeli mutlu bir sürece kapı açacağı sürpriz olmamalı. parasal olarakta bir sıkıntının yaşanmadığı bir ortamda gayet tabiiki sanal bir mutluluk psikolojisi içindeydim.
gelgelelim döndük kürkçü dükkanına (pek benim elimde olmayan sebeplerle). bahsettiğim gibi sadece 3 sene daha yaşlandığımı hissettim. ülkemin kadim kasveti bütün haşmetiyle yerli yerindeydi ve şahsıma yabancı olmayan yalnızlık fasit çemberi veyahut kısır döngüsü tekrar geri dönüyordu. büyük sınıfsal ve kültürel farklılıklar, gelenek görenek ve tassup baskısı, istanbul'un olanca çirkinliği ve işte maddi sıkıntılar tam karşımda duruyordu. bir çok kişinin bir arada olmak zorunda olduğu göreli özgürlük ve zorunlu sosyallik ortamı olan aile parasına dayalı okulda bitmiş, kendisini herkesin steril ofislere tıkıştırıldığı iş ortamına bırakmıştı. bütün bu sıkıntıları aşacak çareleri bulmanın imkânsızlığı bir yana, yarattığı depresif ruh hâli sebebiyle bunu yapabilecek enerjiyi bulamamakta cabasıdır böyle bir ortamda.
gene parasızlıkla dolu, kazara bulduğun, âşık olduğun kadınla baş başa kalarak sevişecek yer bile bulamadığın üniversite yıllarının kasvetinin tekrardan dirilişidir yani söz konusu olan.
ülkenin toplumsal olarak dönüştürülmesinin büyük zorluğu bir yana, istenilenin de çok fazla bir şey olmadığı belirtilmeli bu noktada: sadece âşık ve mâşuk olan, bilincini özgürleştirmiş ama bunu yaparken düzeysizleştirmemiş bir sevgili, dostlukla ve aşkla oluşturulmuş bir "birim kurtarılmış bölge" ve bu ilişkinin rahatça yaşanabileceği asgari maddi imkânlara sâhip olmak. ayrıca karşılık beklenmeksizin oluşturulmuş dostluklar.
bu yazıyı okuyanların bir kısmı bütün bunları anlayamayacaktır. çünkü onlar ya bu yurdum paradigması içerisinde düşünmekteler veyahut bütün bu kasveti yaşamayacak koşullara sahipler. bizim derdimizse arada kalmaktır. yâni bunları sadece arada kalanlar anlayabilir.

bob dylan

cemiyette dinlemesi epey sıkıntılıdır bob dylan'ı. hiç dinlememiş bir insana bob dylan dinletmek ne zor bir şeydir. azcık açayım sesini diyorum, bob dylan'ın sesi daha fazla çatallaşıyor, daha fazla tuhaflaşıyor, benim kulağımı bile tırmalamaya başlıyor. herkesten daha fazla rahatsız olmaya başlıyorum bu sefer. (ofis ortamı)
heeeey mr tambourine man play a song for me
-abi bu müzik mi?
-müzik abi müzik

o andan itibaren mızıkalar, gitarlar daha bi tırmalamaya başlıyor kulağımı. bob dylan sesini ne zaman yükseltse, ne zaman mızıkasından tiz tiz sesler çıkarsa yapma bob abi diyorum. keyif değil eziyet olmaya başlıyor nerdeyse.. senin de dediğin anlamda bob abi;

heeeey mr tambourine man play a song for me../ i'm not sleepy and there is no place i'm going to.

zamanında beşiktaş'ta bir fırından simit alırken blowing in the wind çalıyordu da nasıl coşmuş, abi sen ne güzel şeyler dinliyosun demiştim. o an adamın kulağını bob dylan tırmalayıvermişti amına koyim kim açmış bunu diyip kapatıvermişti radyoyu.

mesleki ingilizce

iş ingilizcesi denilince genelde alanına göre yeni kelimeler, terimler veyahut hâlihazırda bilinen kelimelerin yeni anlamlara gelmesi akla gelir. ancak dün bir fransız satış müdürüyle toplantıdayken ben başka bir şey düşünüyordum. iş ingilizcesi, işte konuşulan ingilizce, çoğunlukla ingilizce konuşan bir fransızı, hintliyi, çinliyi veyahut rusu anlama yetisidir. öyle "ingilizce konuşmayı biliyorum" demekle bitmez, işte ingilizce kullanılabilmesi için bu yeteneğin de geliştirilmesi gerekmektedir, zira çoğunlukla bu berbat aksanlı ingilizceyi çözme, anlama çabasıdır iş ingilizcesi. bir hintliyle, çinliyle ingilizce konuşmayı başaramadan "ben iş ingilizcesi biliyorum" demeyin kısacası.

sansürsüz

üç haftadır devam etmekte olan evrim konulu programlarla ilgili bir iki bilinmeyen noktaya değinmek istiyorum. öncelikle geçen haftaki "antitez" başlıklı programda, izleyenler hatırlayacaktır, bir protein katlanması geyiği dönmüştü. yiğit bulut kendisine gelen bir e-mail sebebiyle ergi deniz özsoy'a "protein katlanırken nanosaniyede sonsuz ihtimâl oluşuyormuş, bakın bunu itü genetik bölümünden birisi söylüyor, dolayısıyla evrim nasıl tesadüfen olabiliyor, iki meslektaş nasıl farklı görüşleri savunabiliyor" gibi laflar attırmıştı. bu maili daha sonradan öğrendik ki, harun yahya safsatası ve evrim gerçeği kitabına da katkıda bulunmuş, evrimci bir bilimadamının, evrimci argümanı kuvvetlendirmek için yollamış. yiğit bulut'un okuduğunu anlamaktan âciz, maksatlı provokatif tutumunu göstermesi sebebiyle bilgilerinize sunmak istedim.
gelelim ikinci meseleye. yiğit bulut programa çıkan profesörlerin bir bilinçli tasarım örneği olduğu yolunda birşeyler attırdı gene dünkü "sentez" başlıklı programda. yâni buraya gelenleri biz seçtik, bu grubu biz oluşturduk falan dedi. şimdi efendim, bu programın hazırlayıcısının, program editörünün, "türkiye'de evrim teorisine karşı olan akademisyenlerin" kim olduğunu ergi deniz özsoy'a sorduğunu biliyoruz. yâni evrim karşıtı düşünceyi savunacak olan kimlerdir, kimleri çağırabiliriz şeklinde evrimcilere sorulduğunun bizzat şahidiyim -ki gerçekten ciddiye alınmayan kişiler olduğu için bunların kim olduğunu genelde bilmiyoruz-. sansürsüz editörü, yapımcısı işte bu kadar âciz, konudan habersiz kimselerdir efendim. yiğit bulut'un sınırsız cahilane tavrının sürpriz olmadığını görüyoruz böylelikle.
gelelim dünkü anti evrimci konuklara. konuklara "yav gardeşim gozünü seveyim" diye seslenmekte olan, turan güven isimli "profesör"ün atıf yapılan bilimsel yayın sayısı sadece 3'tür efendim. ve bu 3 yayının da kendisi hâriç 4 tane yazarı olduğunu görmekteyiz. bilimsel kimliği yok hükmündedir. "şarap içililiyor" diyerek topkapı sarayını basan güruhun partisinin genel başkan yardımcılığını yapmıştır.
irfan yılmaz, hz adem'in dinozorlar çağında ayakta kalabilmek için 30 m boyunda olması gerektiğini yazdığı bir kitaba almış "bilimadamı" olduğu için tartışmaya fazla gerek bulmuyorum.
adem tatlı, tarikatlerle yakın alakalı, sözde bilimsel savları said nursi laflarıyla bulayan, bu yüzden üniversiteden atılmış bir kişidir.
hepsi 12 eylül sonrası dönemde, profesör ünvanının ideolojik liyakatla insanlara verildiği bir aralık ülkemizde profesör yapılmış kişilerdir.

ideolojik seri eksi oy

ideolojik olarak hoşa gitmeyen bir entry'yi pislemek değildir (ki buna da bir anlam verememekteyim), alçakça bir eylemdir. böyle şeyler yapacak çapta insanların bulunduğu ortamda bulunmak bile can sıkıcıdır. moderatörler gerekeni yapmazsa, şahsımca gereken yapılacaktır.

islamcı şehir efsaneleri

(bkz: ideolojik seri eksi oy)

ideolojik seri eksi oy

ya yazılan bir program vasıtasıyla bir fanatiğin marifetidir veyahut sayıları 7-8 i bulan bir fanatik topluluğun islamcı şehir efsaneleri/#5830162 numaralı entry'mi gördükten sonra başlattığı örgütlü eylemdir. gözlerimin önünde son 5 dakikada gerçekleşen bu tabloya gülmek mi gerekir ağlamak mı? bir insan bu kadar mı âciz, bu kadar mı alçak olur da, fikir beyan ederek karşı çıkmak yerine pis butonuna basmak dışında bir şey yapamamaktadır? moderatörleri göreve çağırıyorum, kimse bu arkadaşlar bulunup sözlükte barındırılmamalıdır. 3-5 dakikada oylanmış olan hepsi eksi son 50 oylama istatistiğim; (son 50 ye bu kadar sığıyor)

turkiye malezya olmasin ukrayna olsun/#5806682
turkiye malezya olmasin ukrayna olsun/#5806682
turkiye malezya olmasin ukrayna olsun/#5806682
turkiye malezya olmasin ukrayna olsun/#5806682
turkiye malezya olmasin ukrayna olsun/#5806682
turkiye malezya olmasin ukrayna olsun/#5806682
turkiye malezya olmasin ukrayna olsun/#5806682
turkiye malezya olmasin ukrayna olsun/#5806682
sanal dunyada bindirilmis kitalar/#5765988
sanal dunyada bindirilmis kitalar/#5765988
sanal dunyada bindirilmis kitalar/#5765988
sanal dunyada bindirilmis kitalar/#5765988
sanal dunyada bindirilmis kitalar/#5765988
sanal dunyada bindirilmis kitalar/#5765988
sanal dunyada bindirilmis kitalar/#5765988
sanal dunyada bindirilmis kitalar/#5765988
morganize isler/#5785323
morganize isler/#5785323
morganize isler/#5785323
morganize isler/#5785323
morganize isler/#5785323
morganize isler/#5785323
morganize isler/#5785323
morganize isler/#5785323
dabbet ul arz geldiğinde bilimin sıçacak olması/#5721594
dabbet ul arz geldiğinde bilimin sıçacak olması/#5721594
dabbet ul arz geldiğinde bilimin sıçacak olması/#5721594
dabbet ul arz geldiğinde bilimin sıçacak olması/#5721594
dabbet ul arz geldiğinde bilimin sıçacak olması/#5721594
dabbet ul arz geldiğinde bilimin sıçacak olması/#5721594
dabbet ul arz geldiğinde bilimin sıçacak olması/#5721594
dabbet ul arz geldiğinde bilimin sıçacak olması/#5721594
uludağ sözlükte kadın olmak istemem/#5761046
uludağ sözlükte kadın olmak istemem/#5761046
uludağ sözlükte kadın olmak istemem/#5761046
uludağ sözlükte kadın olmak istemem/#5761046
uludağ sözlükte kadın olmak istemem/#5761046
uludağ sözlükte kadın olmak istemem/#5761046
uludağ sözlükte kadın olmak istemem/#5761046
uludağ sözlükte kadın olmak istemem/#5761046
islamcı şehir efsaneleri/#5830162
islamcı şehir efsaneleri/#5830162
islamcı şehir efsaneleri/#5830162
islamcı şehir efsaneleri/#5830162
islamcı şehir efsaneleri/#5830162
islamcı şehir efsaneleri/#5830162
islamcı şehir efsaneleri/#5830162
islamcı şehir efsaneleri/#5830162
islamcı şehir efsaneleri/#5830162
islamcı şehir efsaneleri/#5830429