devletcilik 


/ 2
kapat
  1. Bizim izlemeyi uygun gördüğümüz devletçilik prensibi bütün üretim ve dağıtım araçlarını fertlerden alarak milleti büsbütün başka esaslar içinde düzenlemek amacını güden, özel ve kişisel ekonomik teşebbüsü ve faaliyete meydan bırakmayan sosyalizm prensiplerine dayalı kollektivizim, kominizim gibi bir sistem değildir. Özet olarak bizim güttüğümüz "devletçilik" ferdi çalışma ve faaliyeti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha, memleketi bayındırlığa eriştirmek için, milletin genel ve yüksek menfaatlerinin gerektirdiği işlerde özellikle ekonomik alanda, devleti fiilen ilgilendirmektir.

    Devletin siyasal ve düşünsel hususlarda olduğu gibi bazı iktisadi işlerde de düzenleyici rolü prensip olarak kabul edilmelidir. Buradaki güçlük; devlet ile ferdin karşılıklı faaliyet sınırını çizmek ve dayanacağı kuralları tespit etmek, diğer yandan da vatandaşın ferdi teşebbüs ve faaliyet özgürlüğünü kısıtlamamak, devleti yönetmekle yetkili kılınanların düşünüp tayin etmesi gereken bir meseledir.

    Prensip olarak devlet, ferdin yerine geçmemelidir. Fakat, ferdin gelişmesi için genel şartları göz önünde bulundurmalıdır. Bir de ferdin kişisel faaliyeti, ekonomik gelişmenin esas kaynağı olarak kalmalıdır. Fertlerin gelişmesine engel olmamak, onların her bakımdan olduğu gibi özellikle ekonomik alandaki özgürlük ve teşebbüsleri önünde, devletin kendi faaliyeti ile bir engel vücuda getirmemesi, demokrasi prensiplerinin önemli esaslarıdır. O halde diyebiliriz ki, ferdi teşebbüs gelişmesinin bir engel karşısında kalmaya başladığı nokta, devlet faaliyetinin sınırını teşkil eder. Bu bakımdan genellikle belli zaman ve alanda sürekli bir özel nitelik gösteren ekonomik bir işi, devlet üzerine alabilir. (Afet inan - M. Kemal Atatürk'ten Yazdıklarım. sh 6,67)

    kaynak : http://www.sevgi.k12.tr/images/ataturk/ilkeler.html
    #487103 (arude50, 02.08.2006 03:24)
  2. 29 bunalımından ticaret burjuvazisinin ağır darbe almasını müteakip 1930'larda sanayi burjuvazisinin teşviki de dahil olmak üzere bir zorunluluk olarak şekillenmiştir. kemalist söylemin geleneksel refleksidir; efenim 1923'te izmir iktisat kongresi'nde alınan kararlar vardır zaten bunla ilgili, diye. o zaman ulus devlet olma gayesindeki pre-kapitalist bir devlet için devletçiliğin kaçınılmazlığını bugünkü cumhuriyet nostaljisine kurban etmeyeceksin; ah efenim nerde o devletçi yıllar, keşke herkes devletçi olsa! diye dövünüp durursun o zaman.

    kemalizmin dogmatik bir aidiyete dönüşmesi tarihinde sahip olduğu devrimci özü yitirmesine, velhasıl statükoculuğa savrulmasına neden oldu. tarihi aşınmış reflekslerle keyfekeder okumak da sanırım mirasa ihanettir.
    #487169 (zibende, 02.08.2006 03:52 ~ 19:25)
  3. sadece iktisadi değil ayrıca siyasal ve kültürel boyutları da olan 6 kemalist ilkeden biri. kemalist ideoloji iktisadi, kültürel ve siyasal yönleriyle bir bütün olarak batı medeniyetini (muasır medeniyet seviyesi) devlet eliyle gerçekleştirmeye çalışmıştır. bu çerçevede devlet hem iktisadi kalkınmayı sağlayacak, hem türk halkına batı normlarına uygun bir kültür verilmesi görevini üstlenecek, hem de siyasi ve fikri yol göstericilik görevini üstlenecektir.

    bu açıdan kemalist ideolojinin en önemli ve bugün bile üstünde durulması gereken ilkelerinin başında gelir.
    #487269 (mmtyvs, 02.08.2006 08:43)
  4. mustafa kemal atatürk'ün ekonomik ve teknolojik alanlardaki, özel sektörün yetişemediği sektörlere devlet olarak el atmaya çalışılan modernizasyonu hedefleyen bir ilkedir. ama maalesef anlamını büyük ölçüde yitirmiştir.
    #657785 (krmyrdsn, 22.09.2006 22:13)
  5. yüce atatürk'ün ilkelerinden en rahat saldırılanıdır. sosyal eşitlik duyarlılığı da oldukça yüksek olan çok değerli bir ilkedir. liberalizm denen iğrenç zehrin güzelim panzehiridir.
    #890718 (real betis, 21.11.2006 19:02)
  6. devlet ticareti ile uğraşma durumu;

    cümle içinde kullanalım: "benim amcam devletçi."

    edit: olmamış. "benim amcam devletçilik yapıyor."
    #1098889 (thedewil, 03.01.2007 15:10 ~ 15:11)
  7. en geniş almalıyla devletin ülkenin ekonomik yaşamına yön vermesidir. devlet bu politikasıyla genelikle temel sanayi dallarını kamulaştırarak ya da kurarak gerçekleştirir. devlet yatırımlarını, öncelikle özel girişimcilerin yeterli sermayeye sahip olmadıkları ya da yeteri kadar kâr görmedikleri için yatırım yapmadıkları alanlara yönelir. ayrıca bu politika içinde devlet gerek gördüğünde özel girişimcilerce gerçekleştirilen yatırımları da deneteleyebilir.

    türkiye'de devletçilik uygulamaları 1932 yılında başlamıştır. devletçilik politikası 1937'de anayasal değikişlik ile anayasa maddesi haline getirilerek türkiye cumhuriyeti'nin temel ekonomik ilkesi olmuştur.
    #1105402 (adini unutan adam, 04.01.2007 18:23)
  8. devletçiliğin türkiye cumhuriyeti ndeki gelişimi, özellikle 60 sonrası dönemde, tarihsel açıdan ciddi saptırmalarla açıklanmaya çalışılmış ve bugün de hakim görüş olarak "kemalizm"e yaftalanmıştır.
    türk modernleşmesinin osmanlı dan cumhuriyet in ilk yıllarına kadar uğraşıp da başaramadığı o meşhur "milli burjuvazi yaratma" planı, atatürk ün kafasını da yıllarca meşgul etmiş bir konudur. zira atatürk ün gayette liberal olan düşüncelerinin bir uzantısı olarak aradığı ekonomik model de, yine batı tarzı model, yani serbest piyasa ekonomisi, en nihayetinde kapitalizmdir. 60 dönemi aydınlarının içine düştükleri sosyalist-kemalist karmaşasından çıkan sonuç bunun yadsınmasıdır (politzer in, entelektüel birikimde bulunması zor işçiler için verdiği derslerden toparlanan "felsefenin başlangıç ve temel ilkeleri"nden referans alan tartışmalarda bulunan bir "entelektüel" güruhunun, mustafa kemal i modernleşme sürecindeki yerine doğru bir şekilde koyması da elbette beklenemezdi). sanki mustafa kemal in yıllardır beklediği ve devriminin özü olan, bir liberal düzenin oluşması değilmiş gibi, devletçiliğine sosyalist bir anlam yükleme telaşı, en nihayetinde "karma ekonomi sistemi" adı altında, aslında geçiş süreci olmanın dışında bir özelliği olmadığı halde, kapitalist ve sosyalist sistemin dışında ve yanında üçüncü bir yol olarak sunulan hilkat garibesi bir (uyduruk) sistemin kurgulanmasına sebep olmuş, atatürk dönemi politikalarının yönü konusunda tarihi bir yanılgıya yol açmıştır (sanırım bundaki en büyük pay, burjuva-liberal devrimlerin, kendilerinden önceki yapılardan daha ileri bir gelişmişlik aşamasını temsil ettiklerinin biliniyor olmasına karşın, bütün dünyada solun heyecan içerisinde olduğu bir döneme (60-70 ler) paralel olarak, türkiye de akademisyen solun (ki 61 anayasası nı hazırladıkları düşünülürse görüşlerinin hakim-görüş kabul edilmesi gerekir), sosyalizmi ancak ve ancak kemalizm le uyuşturulabildiği ölçüde meşru kabul eden çabası, sosyalizmin, sosyalist devrimci görüşünü de kemalizm le uyuşturabilmek için atatürk ün liberal amaçlı politikalarını da bu kalıba sokmanın bir gereği olarak atatürk ün liberal devrimini yadsıma davranışıdır).
    oysa ki, atatürk dönemi salt türkiye yi değil, dünyayı görecek bir açıdan incelenirse şu görülecektir: dünya ekonomisi ne zaman ki bir bunalıma girmiş ve çok köklü değişikliklere gitmeye başlamış (the end of laissez faire, john maynard keynes - bununla birlikte bu değişimin neden olduğu yeni toplumsal kabulün, yeni meşruluğun, ilerleyen dönemde yeni bir krize girdiğini ileri süren jurgen habermas ın "geç dönem kapitalizm krizi" incelenirse bu değişimin öyle çok da basit bir değişim olmadığı, sık sık değişmeyen "meşruluk" un bu ekonomik bunalımla nasıl değişebildiği de anlaşılmış olur kanısındayım), o zaman türkiye de köklü değişikliklere gitmeye başlamıştır. artık batı da, kapitalizmin düsturu olan devlet in ekonomiden el etek çekmesi durumu bir hayli değişmiş, keynes in önerisi ile para politikaları aracılığıyla devlet biraz daha kendini göstermiş, en nihayetinde, işçi sınıfının zorlaması, burjuvazinin frenlemesi sonucu ulaşılan hegemonya, sosyal devlet kavramına kadar gitmiştir.
    bütün bunlar (henüz sosyal devlet e kadar gidilmediyse de) türkiye nin gözleri önünde olmaktadır. batı nın ihtişamlı kapitalizminin bütün kurallarının değişmeye başladığı bu yıllar, henüz bu kuralların nasıl şekilleneceğinin öngürülemediği yıllardır. ekonomi tasarımları allak bullak olmuştur. bütün bu yaşananlar aynı zamanda şu gerçeği de türkiye ye fısıldamaktadır: "artık bildiğimiz bütün yöntemler geçersizdir, sen de başının çaresine bak". bu karmaşa da türkiye de yöntemi değiştirmeyi, yıllardır umutla beklediği "milli burjuvazi yaratma" hayalini terk etmese de, bu duruma müdahale etmeyi kararlaştırmıştır. bu müdahale öncelikle devlet eliyle sermaye oluşturmak, büyümeyi devlet eliyle sağlamak; dünyanın bu zorlu yıllarında biraz olsun ekmek yiyebilmek için üretimi artırmak amaçlarıyla, devletin mülkiyetinde sanayilerin kurulmasıdır. bu konuda da en büyük örnek elbette sovyetler birliği olacaktır. zira stalin yönetimi hızlı bir sanayileşme -sosyalizmin gereği olarak elbetteki devlet mülkiyetinde- ile dönemin en hızlı büyüyen ekonomilerinden ikincisi olmuştur (ilki abd) ve bu durumuyla, yöntem açısından kafa karışıklığının yaşandığı bir ülke için en dikkat çekici örnek olması kaçınılmazdır.
    türkiye kamu mülkiyetindeki sanayileşme atılımı ile dönemin en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri olmayı başarmıştır. dünyanın içinde bulunduğu bu karmaşada bu ciddi bir başarıdır. bununla birlikte, hala büyük bir umutla milli burjuvazi beklenmektedir. onlar için de kolaylaştırıcı yasalar çıkarılmakta, kendilerine göz kırpılmaktadır. meşhur yerli malı kullanma çağrısının büyük nedenlerinden biri de budur. batı burjuvazisine akan paranın, gelişmesi beklenen türk burjuvasına akması ve onların sermayesinin büyütülmesi planlanmaktadır.
    bu yıllarda mevcut ekonominin dış görünüşü karma olsa bile, aslında çok büyük ölçüde devlet ağırlıklı bir ekonomidir. başta da belirtildiği gibi amaç liberalizmdir, ancak dünyanın içinde bulunduğu karmaşada, yöntemler güvenilirliğini yitirmiş, buna ulaşmak isteyen devlet kendi yöntemini kendi bulmak zorunda kalmıştır. türkiye nin devletçiliği bir şekilde başlamıştır ancak bu yöntemin sonuçları, yani amaca uygunluğu çok ta iyi kestirilememektedir. yapılan sadece bir kaosu atlatmak, kafalarda kesin bir yöntem oluşana kadar, yararlı olabilecek bir geçiş dönemi oluşturmaktır.
    ilerleyen dönemde ortaya atılan "karma ekonomi modeli", (türkiye açısından yararlı olmuş olsa da, en nihayetinde) bu kafa karışıklığı dönemini yüceltmek ve sistemleştirmek isteğinin başarısız bir sonucudur.
    #1362377 (suzergecer, 01.03.2007 18:49 ~ 18:52)
  9. öss testlerinde anahtar kelimeleri 'ekonomi/ticaret' olarak verilen altı okun yalnızca bir tanesi.
    #1362385 (fayaka, 01.03.2007 18:52)
  10. Ozel sektorun yetersiz kaldigi yerde yatirimlarin bizzat devlet tarafindan yapilmasini ongoren ekonomik ilkedir. Ozel tesebbusu reddetmez.
    Turkiye cumhuriyeti'nin ilanindan sonra; halkin elinde yeterli sermaye olmamasi, ozel isletmelerin ulke ihtiyacini karsilayamamasi, girisimci sinifinin yetersizligi, teknik eleman sikintisi gibi sebeplerden dolayi devletci ekonomik sistem uygulanmaya baslandi.
    #1861784 (RaDaMeNT, 04.07.2007 11:20)
  11. Devleti tüm toplumsal görevlerin özellikle de ekonomik ve kültürel yaşamın düzenleyicisi olarak gören anlayış.
    #1908995 (rectoa, 11.07.2007 14:58)
  12. Bir ulusun yönetimsel ve ekonomik işlevlerinin devletçe birleşik bir yönetim altında bütünleştirilmesi siyasası ve öğretisi.
    Genellikle devleti töre, kültür, hukuk vb. nin kaynak ve taşıyıcısı olarak görme eğilimi.
    #1909413 (mikail, 11.07.2007 15:51)
  13. 10 mayıs 1931 de chp parti programına ve 5 şubat 1937 de anayasaya giren altıncı ok.
    #1966713 (stewie griffin, 19.07.2007 14:56)
  14. *3. özel sektörün* henüz oluşmadığı bir devletin en mantıklı planı olduğu gibi günümüzde, bu durum çoktan aşıldığında, devleti geriye götürmekten ve çoktan yıkılmış, yanlış ve kör bir sistemin kalıntılarını yaşatmaktan başka bir işe yaramaz.

    atatürk'ün inkılapçılık ilkesi de tam olarak bu amaca yöneliktir ve farklı şartlarda en iyi değişikliği yapmayı gerektirir.

    hem sol hem de sağ görüşün temsilcisi olduğunu söyleyen iki lider de bunu anlayamamıştır ki, türkiye'yi 77 yıl öncesine götürmeye çalışmaktadırlar. ayrıca bir tarafın yaptığı onca propoganda milleti, olmayan tehlikeyle kandırıp, öcü diye korkutmuş ve hileli gösterilerde, rakamları atıp tutmuştur.
    (bkz: biz de abattık ama çikolatasını abarttık) sonra kekini kabarttık... *
    #2208891 (fatality of fantasy, 27.08.2007 15:12 ~ 15:15)
  15. ekonomik hayatı delete devretmesine rağmen özel girişimciliğe izin veren iledir. amaç; hızlı bir sanayileşme gerçekleştirmektir. bu ilke, teşviki sanayi kanunu'nun amacına ulaşamaması neticesinde uygulamaya konmuştur. madencilik, sanayi alanındaki çalışmalar hep bu ilke doğrultusunda yapılan yeniliklerdir.
    #2342974 (aura, 19.09.2007 19:38)
  16. 29 dünya krizinin yarattığı tahribatlara karşı önlem olarak öne sürülmüş olan ilke. batıda keynesyen modele benzemekle beraber aslında bu kadar basit değildir. daha çok devlet kapitalizmi ile burun burunadır.
    #2343035 (kisil, 19.09.2007 19:49)
  17. atatürk'ün söylevlerinden, konuşmalarından, önerilerinden çıkarılan kesin yargılara göre, ulusun kalkınması, ülkenin bayındır duruma getirilmesi devletin işidir. özel kuruluşlar, tarih boyunca örnekleri görüldüğü gibi, birer kazanç kuruluşudur. az yatırımla çok kazanma olanakları neredeyse, özel işletme araya girer. oysa devletin amacı genel anlamda salt kazanç, salt çıkar değildir.
    #2343093 (annabell lee, 19.09.2007 20:03)
  18. devletçilik, bütün vatandaşların kalkınması anlamında, toplumsal bir uygulama yöntemidir. devletçilikte bireysel değil toplumsal ilerleme söz konusudur. devletin görevi tüm yurttaşların esenliği, mutluluğudur, belli ayrıcalık taşıyan bireylerin değil...
    #2343116 (annabell lee, 19.09.2007 20:08)
  19. devletçilik, ulusal yönetimin devletle birleşmesidir.
    ulusal yönetim, ulusun istencine dayanan, bütün toplumsal kurumlarda ulus çıkarını, esenliğini amaçlayan, hukukun üstünlüğünden esinlenen bir uygulama biçimidir. bu uygulama biçiminin ulus adına üstendiği görevler bütününe de devletçilik denir.
    #2343138 (annabell lee, 19.09.2007 20:12)
  20. zannedildiği gibi devletin kazanmasına değil, kapsamlı düşünüldüğünde kaybetmesine yol açan düşüncedir. şöyle ki;

    çoğu devlet kuruluşu zarar eder. çünkü işin içinde para kaybetme riski, para kazanma hırsı ve rekabet durumu bulunmayan ticari işletmeler gelişmezler. tekel gibi yaygın bir devlet kurumu bile her yılı yüzde 30'a yakın zararla kapatır. limanlar ve şeker fabrikaları da böyledir.

    işin içinde para kaybetme riski olmadığı için halka yeterli hizmet veremezler. sonsuz bir kaynağa sahip oldukları için karşısında rekabet edebilmek imkansızdır. bu yönüyle sektörün çoğulcu gelişmesinin önüne geçerler. çoğulcu gelişmenin önüne geçmesiyle de halk hizmet yönünden zarar eder. kurum devletin olduğu için şikayet etsen bile, kimi kime şikayet ediyorsun gibi bir durum ortaya çıkar.

    halbuki özelleştiğinde durum böyle değildir. bi defa en başta özelleştirilirken kurum zarar ediyor olsa bile para alınır. bir süre sonra bu kurumların kar eder hale gelmesi de devletçi mantığın ne kadar zararlı olduğunun göstergesidir. bununla birlikte artık para kazanma ve kaybetme durumları geçerli olduğu için ve doğacak olan rekabet ortamında bir veya bir kaç kurum daha bu sektöre gireceği için her kurum daha iyi hizmet vermek durumunda kalacaktır. bundan da en çok halk hizmet yönünden karlı çıkar.

    devlet, vergi alırken karlı çıkar.

    daha çok işletme daha çok işçi demektir. işçilik azalır.

    daha çok işletme daha çok sanayi ve gelişim demektir. zaten modern sosyolojinin yapı taşı sanayileşmedir. sanayi varsa; herşey vardır. yoksa hiçbirşey yoktur.

    peki tüm bunlara rağmen atatürk neden devletçiydi?

    bi defa atatürk yaptı diye doğrudur gibi bir durum zaten çağdaş bir insan için geçerli değildir. ancak atatürk doğru birşey yapmıştır. neden? nedeni şu, o zamanın türkiyesinde geniş sermaye sahipleri yoktu. sermaye sadece osmanlı'dan kalan altınlar ve sscb-usa ikilisinden gelen cömert yardımlardan oluşuyordu ve sadece devletin elindeydi. başka kimse de zırnık yoktu. bu yüzden ticaretin gelişmesi için atılımları sadece devlet yapabilecekti, öyle de oldu.

    ki gerçek tarihi incelersiniz atatürkün böyle bir ilkesi olmadığını, yabancı sermayeye ve özelleştirmelere iyi gözle baktığını görebiliriz.

    bugün devletçilik, türkiye sermayesinin yetmeyeceği teknolojileri türkiye'ye getirirken yine kullanılabilir. ama anlayış aynı olmalıdır; yap işlet devret.

    sermayeden korkmak gereksizdir.
    #2639174 (parsomen, 28.11.2007 12:07)
  21. atatürk ilkelerinin bir tanesi.
    #4260701 (Bana Felsefe Yapma Ne Olur, 21.11.2008 16:22)
  22. ak partı'nın varoluş amacını ortadan kaldıracak ve chplıleştırecek en tehlıkelı yaklaşımlardan bırı. *
    #4260704 (stratosfer, 21.11.2008 16:23 ~ 16:24)
  23. (bkz: yabancılara satılan yüzlerce kurumumuz)
    #4260711 (yoga yapan mistiq kedi, 21.11.2008 16:24)
  24. sıradan bir fizikçi için su 100 derecede kaynar. peki, bu fizikçi inançlı olursa suyu 35 derecede kayanatabilir mi? tabii ki hayır! suyun 100 derecede kaynadığını kabul etmek zorundadır. su işimize gelen sıcaklıkta kaynamaz!

    işte tam bu yüzden toplumu işimize geldiği gibi değiştiremeyiz. canımız öyle istiyor, biz öyle tercih ettik diye devletçilik olmaz!

    "biz iktidara gelince yoksulların partisi olacağımızdan devletçilik tıkır tıkır işleyecek." diyenlere işte bu yüzden "suyu inancınız tam diye 35 derecede kaynatamazsınız" denebilir. aynı sebepten "ekonomik sistemler, onu yönetenlerin ideolojisinden sandığınız kadar etkilenmez" diyorum. biraz dikkatlı bakarsanız, tüm devletçilik denemelerinin sonuçları birbirine benzer. devletçi ekonomide yolsuzluk olur, istihdam artar, büyük sanayi hamleleri olur, özel mallar kıtlaşır, ekonomi hantallaşır. aksini iddia edenler var ise örnek göstermelidir. demelidirler ki "bilmem nerde devletcilik sayesinde özel mallar bollaşmıştır... bilmem nerde devlet istihdamı düşürmüştür" gibi... bu kadar deneyimden sonra kabullenmek gerekir devletçilik kapasitesi belli bir anlayıştır.
    #4417685 (neandertal, 26.12.2008 02:35)
  25. atatürk ten nefret ettiğini söyleyen bazı cahil insanları yanlışlıktan çeviren soru cümlesinin özünü oluşturan felsefe.

    - atatürkten neden nefret ediyorsun?
    - adam laiklik getirmiş, laiklik bi kere islama ters bizim özümüze ters yani.
    - tamam seninle laiklik hakkında tartışmayacağım çünkü fikrini değiştiremeyeceğimi biliyorum inançlar kolay kolay değişmez. Peki bir şey sorabilir miyim?
    - tabi buyur.
    - devletçilik nedir?
    - ne ilgisi var şimdi devletçilikle laikliğin?
    - sen söyle nedir?
    - yaa işte devletini sevmek devletine bağlı olmak demek ya da öyle bir şey.
    - Hayır değil. tanımadığın bir insandan nefret edemezsin!

    (bkz: Tanımadığı insandan nefret eden kişi)
    #5310599 (smew, 01.06.2009 15:20)
/ 2
Copyright © 2009 - uludağ sözlük

devletcilik başlığındaki tanımlamalar uludağ sözlük yazarları tarafından yapılmıştır. devletcilik ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu devletcilik nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur. in this page you can find information about devletcilik. Copyrights of the articles are belong to their authors.