1. 1.
    imkansız bir aşk in birbirine zıt aşıkların
    hikayesi: yusuf ile leman.
    sessizliğin sesini donuk, bomboş bakışlarla,
    uzaklara bakarak, dinliyordu. güneşin
    masum
    ışıkları, nice yıllara, aşklara, şahitlik etmiş
    çınar
    ağacının yapraklarının arasından süzülerek
    oturduğu banka vuruyordu. kuş cıvıltıları
    öyle
    ahenkli geliyordu ki, sonsuza dek
    dinlenebilir
    gibi, etrafında oynayan çocukların sesleri,
    mutluluk kahkahaları vardı ama o bunların
    hiç
    birinin farkında değildi ta ki arkasından bir
    ses:
    -pardon oturabilir miyim? diyen e dek.
    sesi duyunca irkildi
    -a tabi buyurun.
    ürkmüştü o kadar ürkmüştü ki az önce
    konuştuğu kızın kim olduğunu ve
    güzelliğinin
    farkına varamamıştı.
    halbuki leman bembeyaz bir tene sahipti,
    simsiyah ve uzun saçları rüzgarla adeta
    dans
    ediyordu, o gözleri o zeytin gözleri bakanı
    yakıyordu. lemanı tanıyamamıştı ama leman
    onu tanımıştı ilk gördüğünde aslında bu
    parka geldiğinde onu göreceğini tahmin
    etmişti. sırtı dönüktü yusuf'un ama çökmüş
    omuzları, dağınık saçları, bir iki beden
    büyük
    gömleği ele vermişti onu.
    leman dönüp sesi titreyerek:
    -tanımadın değil mi? beni.
    yusuf birden irkildi şimdi tanımıştı yavaşça
    soluna dönüp sessizliğini hiç
    susmayacakmış
    gibi bozdu:
    -neden geldin? , neden buradasın? , tekrar
    beni unutulmaya mahkum, bir eşya gibi
    bırakıp gitmek için mi? neden leman
    neden? .
    eğer sana olan sevgimden cesaret bulup
    geldiysen hiç durma geri dön bir dakika
    bile
    durma yok artık o eski yusuf yok.
    leman donuk bakışlarla yusuf a bakmaya
    devam ediyordu duyduklarına inanamadı.
    -sus seni sevmiyorum deme ölürüm,
    biterim,
    kendi kıyamet sûr umu sen üfleme yusuf
    sen
    olmaz... sensiz yaşayamam ben.
    yusuf acırcasına baktı lemana
    -sana seni seviyorum dedim leman çok kez
    dedim. benim sana olan sevgim, tanrının
    kuluna olan sevgisinden daha fazlaydı, sen
    omzumda uyurken ben senin başın
    kayarda
    düşersin diye tüm gece boyunca
    uyumazdım,
    senin gözüne çöp kaçar gözün yaşlanırdı
    ben
    dayanamaz sana ağlardım, ben her
    dakikamı
    seninle yaşarken sen ne yaptın bırakıp
    gittin
    öylece hiçbir şey demeden.
    lemanın gözleri dolmuştu ama yusuf onun
    canını daha çok yakmak istiyordu zaten
    yapabilse yapacaktı ama yapamıyordu
    içinde
    bir yerlerde onu durduran bir şeyler vardı.
    leman bir anlık oluşan sessizliği bozdu ve
    cümlelerine hıçkıra hıçkıra başladı:
    -haklısın belki haketmedim senin sevgini
    senin sevginle yaşamayı, senin sevginle
    ölmeyi
    ama seni bırakıp gitmedim gitmek
    zorundaydım ne olur anla beni ve neden
    diye
    sorma ne olur.
    yusufun içini birden bir kurt kemirmeye
    başladı acaba neden gitmişti ama bunu
    sormamak için kendini zorluyordu eğer
    sorarsa sonu gelmeyen cevaplar ve yeni
    sorular ortaya çıkacaktı en iyisi sormamaktı
    kendisiyle konuşmayı bırakıp kendisinden
    cevap bekleyen leman a döndü
    -sana soracak hiçbir şeyim yok çünkü
    hiçbir
    şeyimsin senin gittiğin o gün benim isamın
    doğduğu gündü o günden sonra hiçbir şey
    eskisi gibi olmadı olmayacak da.
    bunu söyleyip bank tan kalktı tam o sırada
    leman kolunu tuttu
    -dur gitme, eğere gideceksen bana bir
    adres
    bir telefon numarası ver.
    yusuf un umurunda değildi kolunu çekip
    uzaklaşmaya başladı dönüp
    -arayan bulur leman bunu unutma dedi.
    leman yıkılmıştı kalktığı yere oturdu.
    ağlıyordu yusuf için ilk defa gözyaşı
    döküyordu bunu şu an fark etmiş olması
    ne
    kadar acı bir durumdu yusuf un sevgisini
    yeniden kazanmak onun sevgisi karşılık
    vermek için elinden geleni yapmaya hazırdı
    ve
    ilk olarak yusuf un nerede yaşadığını
    öğrenecekti onu takip etmek için yola
    koyuldu.
    ... cumali firat