bugün
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı32
- vincenzo montella13
- göbeksiz kadın kalmaması7
- dakika 1 gol 14
- 10 kişilik köy takımına gol atamamak2
- nuh tufanı olayı gerçek midir4
- noldu şimdi2
- barış alper yılmaz8
- göbek eritme taktikleri7
- türkiye a milli futbol takımı5
- kadınların ilgisiz yaşayamaması7
- iyi bir insan olmanın sadece kaybettirmesi5
- fas5
- 19 haziran 2026 recep tayyip erdoğan açıklaması2
- serçelerin artık ortada görünmemesi2
- aynaya bakıp kendine sen çok güzelsin diyen kadın10
- paraguay3
- türkiye8
- risale-i nur5
- kemal kılıçdaroğlu16
- yaşlanınca bana kim bakacak sorunsalı8
- petek dinçöz bam bam3
- ona bir şey söyle18
- 3 tane kedisi olan kızla evlenilir mi sorunsalı18
- her sabah yoga yapan kadınlar2
- balıkesir denince akla ilk gelenler10
- tek dünya devleti2
- en son aldığınız iltifat8
- ruh halini tek cümlede anlatmak9
- ısparta6
- işten istifa edip yeni bir şehre taşınmak7
- çay koymak mı katmak mı8
- teen slasher film klişeleri6
- kendinle sevgili olur muydun sorunsalı23
- 35 yaşından sonra aşık olmanın imkansızlaşması8
- patrona kurulmak3
- cehaletln cazibesi11
- haşemayla site havuzuna alınmayan kadının isyanı6
- öbür sözlükten hep erkek yazar gelmesi7
- uyku ilacı içmeden uyuyamamak10
- arkadaşlar falıma bi bakar mısınız6
- karımla evlendiğime bin pişmanım6
- irmik helvası6
- hoşlanılan erkeğin kel olduğunu açıklaması10
- tomris uyar'ın üç şairi topaca çevirmesi7
- yeni insanlarla tanışmak istememek13
- tbmm de akp tarafından 76 sahte oy kullanılması4
- karısını puanlayıp sosyal medyada paylaşan erkek15
- amfetamin4
- kayahan'ın en güzel şarkısı3
(bkz: yaşamam)
yaşamı değerli kılan tek şey ölümdür, ölüm hazırlığıdır.
bireyin doğum ile ölüm arasındaki zamanıdır.
Garip zaman parçası.
Her sahip olduğumuz şey, biraz daha çalıyor cazibenden.
sanıyoruz ki güzelleşiyorsun, her bastığımız basamakla yukarı çıkıyoruz, aşağı nasıl ineceğimizi düşünmeden.
Mutluluk, aslında çalınmış bir "an" başkasının güzel bir "anından". Farkında mıyız, hayır!
Basamakları çıkarken aklımızda hep bir sonraki basamak, ve o basamağı görmek için yukarı bakmalıyız. Ayaklarımızın altında olanlardan bize ne! Arkamıza da bakmıyoruz, çok yükseldiğimizden, üşüdüğümüzden fark etmezsek öleceğimizi.
Yaşam, yükselmektir işte o garip zaman parçası boyunca süren.
"tecrübe" diyerek masumlaştırdığımız, kanaması geçmeyen yaramızı vurup sırtımıza, irin akıta akıta çıkıyoruz.
Aynaya da bakmıyoruz üstelik, doğru söyleyen (kendi aynamız) düşüncelerimizi birkaç basamak önce kör, sağır ettik. Yalancı aynaların kör ve sağır kahkahalarına "mutluluk" dedik.
Sonra baş aşağı düşmeye başladık biz, "işte bitti basamaklar yukarı doğru son hızla uçuyoruz!"
düşüyoruz aslında farkında değiliz...
Her sahip olduğumuz şey, biraz daha çalıyor cazibenden.
sanıyoruz ki güzelleşiyorsun, her bastığımız basamakla yukarı çıkıyoruz, aşağı nasıl ineceğimizi düşünmeden.
Mutluluk, aslında çalınmış bir "an" başkasının güzel bir "anından". Farkında mıyız, hayır!
Basamakları çıkarken aklımızda hep bir sonraki basamak, ve o basamağı görmek için yukarı bakmalıyız. Ayaklarımızın altında olanlardan bize ne! Arkamıza da bakmıyoruz, çok yükseldiğimizden, üşüdüğümüzden fark etmezsek öleceğimizi.
Yaşam, yükselmektir işte o garip zaman parçası boyunca süren.
"tecrübe" diyerek masumlaştırdığımız, kanaması geçmeyen yaramızı vurup sırtımıza, irin akıta akıta çıkıyoruz.
Aynaya da bakmıyoruz üstelik, doğru söyleyen (kendi aynamız) düşüncelerimizi birkaç basamak önce kör, sağır ettik. Yalancı aynaların kör ve sağır kahkahalarına "mutluluk" dedik.
Sonra baş aşağı düşmeye başladık biz, "işte bitti basamaklar yukarı doğru son hızla uçuyoruz!"
düşüyoruz aslında farkında değiliz...
her canlının en temel hakkı.
insan denen varlığın dişi olanların edep yerlerinin ıslanmasıdır. Neden bu kadar uzattım derseniz: çaylaklıktan.
yaşam
doğmakla ölmek dersek yaşama ayıp etmezmiyiz onca yaşanmişlıklara?
gözlerini kamaştırarak batmadıysa güneş okyanusa...
ayırt edemiyorsan okyanusla denizin sesini...
serin nefesinde okyanusun, yakamoz izlemediysen...
herkes doğar ve ölür ama nasip olmaz herkese yaşamak...
doğmakla ölmek dersek yaşama ayıp etmezmiyiz onca yaşanmişlıklara?
gözlerini kamaştırarak batmadıysa güneş okyanusa...
ayırt edemiyorsan okyanusla denizin sesini...
serin nefesinde okyanusun, yakamoz izlemediysen...
herkes doğar ve ölür ama nasip olmaz herkese yaşamak...
hiç bir zaman gitmeyi istemeyiz yaşamdan, cennet vaad edilse de bırakmayız yaşamı. Bu kadar önemli görünürken aslında yaşam için bir çaba içerisinde olmamak ne garip değil mi?işte yaşam budur.
bir alfabeye benzer, bu alfabede ister ünlü ol, ister ünsüz; yeterki "karaktersiz" olma!
"kişi sadece kendi yaşamını yaşayabilir." *
"yaşam tükenmiyor."
"yaşamı ölümüne seviyorum."
yaşam başlı başına tanrısal bir egoizm imzasıdır. Mutlu olmanın tek yolu kandinizi ve insanlığı fazla ciddiye almamanızdan geçer.
her saniyesinin değerinin bilinmesi gereken kavram. ufakken hep kafama takılırdı yaşamım sonra erince yani ölünce ne olucak diye. hatta ağlayıp annemi uyandırırdım. bana dinden bahsederdi. cennetten bahseder hayalimdeki cenneti düşünürken uyumamı sağlardı. ama bu benim sorunumu çözmezdi hiçbir zaman.
ölümü düşünmek hiç istemedim, istemedim, istemedim. ama bir yere kadar... telefonlar, bilgisayarlar, ışıklar kapandığında karanlıkla başbaşa kalmıştık. düşünmeme sebep oldu tekrardan yaşamı, ölümü. biliyordum kalbim durduktan sonra herşeyin biteceğini. sonsuz bir karanlık. ne aile, ne arkadaş, ne nefes, ne hayal... hiçbiri olmayacak. karanlık beni daha da derinlere itiyordu belki çoğu insanın düşünemediği, düşünmek istemediği, düşünemediği sonsuz aklımı kurcalıyordu. geçen yaz tamamını okuduğum kutsal kitabın meali de beni doyuramamıştı bu konuda...
ağlamadım bu sefer. zaten ağlasamda annemi uyandıramazdım. sabah erken kalkabilmem için uyumam gerekiyordu. bu sefer kendim düşündüm cenneti. iyi işler yapmam gerektiğini, zamanımı iyi harcamam gerektiğini düşünürken sabah alarmım çaldı. yeni bir gün.
ölümü düşünmek hiç istemedim, istemedim, istemedim. ama bir yere kadar... telefonlar, bilgisayarlar, ışıklar kapandığında karanlıkla başbaşa kalmıştık. düşünmeme sebep oldu tekrardan yaşamı, ölümü. biliyordum kalbim durduktan sonra herşeyin biteceğini. sonsuz bir karanlık. ne aile, ne arkadaş, ne nefes, ne hayal... hiçbiri olmayacak. karanlık beni daha da derinlere itiyordu belki çoğu insanın düşünemediği, düşünmek istemediği, düşünemediği sonsuz aklımı kurcalıyordu. geçen yaz tamamını okuduğum kutsal kitabın meali de beni doyuramamıştı bu konuda...
ağlamadım bu sefer. zaten ağlasamda annemi uyandıramazdım. sabah erken kalkabilmem için uyumam gerekiyordu. bu sefer kendim düşündüm cenneti. iyi işler yapmam gerektiğini, zamanımı iyi harcamam gerektiğini düşünürken sabah alarmım çaldı. yeni bir gün.
Kaotik olan.
bizim için mecburdur. dilediğimiz tek şey bu dünyaya yemek, ve olabildiğince uzun yaşamak için geldiğimizdir.
bizim için mecburdur. dilediğimiz tek şey bu dünyaya yemek, ve olabildiğince uzun yaşamak için geldiğimizdir.
Yaşam, yaşamla ilgili planlar yaparken başa gelenlerden ibarettir.
manevi veya soyut bir şey değildir. kuralları olan somut bir kavramdır. bu kuralları yerine getiren organik maddelere yaşıyor denilmektedir. nedir bu kurallar ? öncelikle madde dna veya rna ya sahip olmalıdır. ayrıca kendi içerisinde kararlılığını koruyan bir sisteme sahip olmalıdır ama aynı zamanda dışarıda ki uyaranlarla ilişki içinde olmalıdır ,hareket edebilmelidir ve kendini çoğaltabilmelidir. bu basit şartların sağlandığı her yapıya yaşıyor denir. örneğin virüsler sadece protein bir kılıf ve içinde dna veya rna'sıyla canlı ile cansızlık arası geçişi temsil eder. bir virüs canlı ortamda canlı özellikleri gösterebilirken cansız ortamda kristal (cansız) halindedir .
canlılığı oluşturan maddeler basittir ve tüm canlılarda ortaktır. dna artık günümüzde yapay olarak üretilebilmektedir.
çoğu insan canlılardaki kompleks yapıları görüp bu kompleksliğin nasıl olurda kendiliğinden aniden geliştiğine hayret etmektedir. oysa bu hatalı bir düşüncedir. yıllar süren evrimsel süreç bugünkü yüksek organizmaların oluşumunu sağlamıştır. aniden ortaya çıkmış değiliz.
virüs gibi en basit canlıları gözlemleyen bir insan canlılığın aslında o kadar da karmaşık olmayan bir sistem olduğunu anlar . Ölüm ise herhangi bir sebepten dolayı bu sartlardan birinin veya birkaçının yerine getirebilme yetisinin kaybolmasıdır.
canlılığı oluşturan maddeler basittir ve tüm canlılarda ortaktır. dna artık günümüzde yapay olarak üretilebilmektedir.
çoğu insan canlılardaki kompleks yapıları görüp bu kompleksliğin nasıl olurda kendiliğinden aniden geliştiğine hayret etmektedir. oysa bu hatalı bir düşüncedir. yıllar süren evrimsel süreç bugünkü yüksek organizmaların oluşumunu sağlamıştır. aniden ortaya çıkmış değiliz.
virüs gibi en basit canlıları gözlemleyen bir insan canlılığın aslında o kadar da karmaşık olmayan bir sistem olduğunu anlar . Ölüm ise herhangi bir sebepten dolayı bu sartlardan birinin veya birkaçının yerine getirebilme yetisinin kaybolmasıdır.
Yaşamı görmek için ayna tutarız ağzımıza.Yaşamı göremesek bile, yaşadığımızı biliriz ayna buharlanınca...
En farkına varılmayan nimettir.
sürekli akan bir nehir, sürekli birilerini alır ve bırakır yenilerini alır.
budur: http://bit.ly/JFzcsT
yaşamın anlamsızlaştığı, yapacak birşeyin kalmamış olabileceğinin göstergesidir. belki de hiç birşeyin yaşanamamasıdır. yaşam çogu kez de gecenin hiç bitmemesi güneşin doğmamasını istemektir. gecenin karanlığı siyah bir perdedir tüm yaşananları ve yaşanamayanları kaplayan... umutların, umutuszlukların, mutsuzlukların yaşamıdır. yaşam gecenin karanlığıdır. zamanın geriye dönmesini istemek, yaptıklarından pişman olduğunu en acımasızca hissettigin zamandır....ya da bir başkası için yaşamak; onun yaptıklarını, yapamadıklarını hissedebilmektir. gerçek olandır başkaları için yaşamak yaşadıklarını kontrol etmek, zamanla kendi duygularını anlayamamak, duygularını önemsememektir. tüm gün boyunca yaşananları unutmak için uyumak uyandığında herşeyi tüm ayrıntılarıyla hatırlamak, unutmadığının farkına varınca da saatlerce ağlamaktır. yaşam bir çocuğun gülüşünde ve umutlarında gizlidir büyüdükçe uzaklaşmak, uzaklaştıkça büyümektir. uzun bir yolculuktur mola yerlerini bilmeden çıkılan aslında gidilecek yeri de çogu zaman bilmemektir. kopan bir fırtınada alabildiğince uzağa savrulmaktır. otobüsün gelmesini beklemek ya da bir dakika ile otobüse yetişememek ve otobüsün ardından savrulan küfürlerle şansızlığının farkına varabilmektir. herşeyin durmadan yenilenmesi, doğanın ölmek, gelenin gitmek zorunda olmasıdır. yaşam gecenin karanlığında yaşadığın ne varsa tümüyle kabullenebilmektir.
bir yerlerde bıraktım onu.belki bir uçurum kenarında, belki dipsiz bir kuyuda belki de gördüğüm güzel bir rüyada...
bir yerlerde bıraktım onu.belki bir uçurum kenarında, belki dipsiz bir kuyuda belki de gördüğüm güzel bir rüyada...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar