1. 1.
    yıllardır görüşmediğin bir arkadaşınla özlem gidermek gibi ama sımsıkı sarılamamak ve hiç birşey olmamış gibi yapmaya çalışmak insanı bir ambele ediyor.

    6 yıl önce falandı sevgili olarak en son konuşmamız. Aynı lisede olduğumuz için sık sık birbirimizi gördüğümüz oluyordu ama ayrıldıktan sonra hiç konuşmadık. Hatta birbirimizden kaçarak geçirmiştik lisedeki son yılımızı. ardından üniversite falan derken epey olmuştu görüşmeyeli. Çok kızmıştım ona, aldatmıştı yalvar yakar tekrar aklıma girdikten sonra bile aldatmıştı. Facebook'tan ekledi, konuştuk bir kaç ay önce. kafamda görüşmek yoktu ama istanbul'a gelirsen ara demişti kırmak istemedim aradım. 'görüşelim' dedi 'iyi dedim görüşelim'.

    akşam üzeri beşiktaş'ta bahçeşehir üniversitesinin oradaki büfede buluşmak üzere sözleştik. bildiğim nadir yerlerdendi. uzaktan görür gibi oldum, boyu uzamıştı. önceden güzeldi, şimdi hem güzel hem seksiydi lan resmen. saçlarını kısa kestirmişti, fönlüydü altında sarı bir etek vardı bacakları mükemmel ötesiydi izlerken mala bağladım. türk kızı olarak bıraktığım sevgili, ingiliz kraliyet ailesinin en asil torunu olarak geliyordu üstüme üstüme. korkmuştum daha çok hippi tarzı bekliyordum ya da tiki. çok değişmişti lan! afalladım o an. ben nasılım ki dedim. sonra bunu demek çok geç olduğunu anladım. o an düşünmeye başladım 'sarılsam mı?' 'öpsem mi?' 'elini mi sıksam sadece?' ya o el uzatırsa ben öpmeye yeltenirsem? mal gibi olurum. of amına koyuum senin vecihi diye mırıldanırken kendime. artık burnunum ucundaydı, boynunu sağa doğru eğip gözlerimin içine baktı ve ilk cümlesini söyledi;

    - tatlım kilo almışsın.
    + aaaa sende bir hayli çirkinleşmişsin.
    - ıyy sakalların siyah olmuş! ben bıraktığımda sapsarışındın sen.
    + sivilcelerin çok bariz ve büyük kızım. şimdi toz ol!

    diyecek bir şey bulamayınca gülmeye başladık. 'gel buraya' dedi sarıldı. bu konularda çekingen olduğumu tahmin etti diye düşündüm. zaten marjinal bir çift olduğumuz aşikardı da, ilk cümlesinin kilo almışsın olması çok canımı sıkmıştı. üstelik son zamanlardaki en zayıf halime denk gelmişti yani o günden 5 ay önce görse kafama sıkardı heralde. kilo almışsın lafına birden cevap vermem beni de şaşırtmıştı. özlemişim len işte. sanki yıllardır görüşmediğim kankam gibiydi o an. sadece o an ama. lafladık biraz. en son karnımız acıktı biraz biraz;

    - ne yesek ki?
    + bilmem, sen bilirsin.
    - hayır sen misafirsin, sen söyle.
    + gerçekten farketmez yani yemek sonuçta.
    - bir düşün en azından. senin 'farketmez' lafına gıcığım.
    + niye çok mu kullanıyorum?
    - hep kullanıyorsun.
    + tamam be. ev yemeği tercihim. burger, pizza pizza falan yaramıyor bana.
    - hala aynısın. salça ekmek yapasım geldi şuan. hehe.

    salça ekmek bizim über fakir yemeğimizdi. okuldan kaçtıktan sonra toplandığımız bir ev vardı arkadaşımın. hep oraya giderdik genelde kalabalık olurduk. okuldan bir kaç arkadaş, kuzenim ve arkadaşları derken kalabalıktık hep aslında ya. paramız varsa içerdik yoksa oyun oynardık batak,101,poker. karnımız acıktığında ekmek alacak kadar bile paramız olmadığında, dünden kalan bayat ekmekleri keserdi o, bende salça su karışımı bir sos yapardım. ekmek banıp yerdik, genelde kendimizi gerizekalı bir çift gibi hissederdik ama eğlenceliydi. söylediğinde hatırladım bunları. salça ekmek esprisini ilk anda anlayamamıştım. düşünme payım hayal kırıklığına yaratmıştı onu, farkettim, üzüldüm. toparlamak için lafa girdim tekrar;

    + varya yıl oldu yapmadım salça ekmek.
    - zengin kızlar buldun benden sonra tabi.

    bu tribe anlam veremedim, hiç bir zamanda veremeyeceğim. Sanki hayatta bir insan bir kere sevgilin oldu mu, bir ömür sevgilin olacakmış gibi hissettirir. Yani ayrılsan bile yine laf sokar, yine kıskanır, merak eder, yeni sevgilisi kim diye bakar. kız milleti işte...

    + yok lan. ben paralandım biraz.
    - tabi tabi.
    + salça ekmek konusunda ciddi misin sen?
    - evet! hatta bize gidebiliriz yani. dışarda salça ekmek diye bir şey yok. hehe. (içimdeki ses 'ev derken?' dedi o an)
    + ev arkadaşın varsa şimdi rahatsız olmasın.
    - tek kalıyorum tatlım. (pişkin bir bakış)
    + vay. bir de fakir edebiyatı yapıyorsun hala. tamam gidelim madem.
    - salça yoktur belki tatlım ama, hep dışardan söylüyorum da ben.
    + ha ha ve ha.

    bir yandan muhabbet ederken, eve taksiyle gideriz diye düşündüğümden taksi durağına doğru yöneldim.

    - nereye? daha önce seni eve attığımı hatırlamıyorum hehe.
    + üst komşunla düzenli öpüşüyordum. zilde adını gördüm oradan biliyorum evini.
    - bence herkesin düzenli öpüştüğü bir ilişkisi olmalı.
    + bu arada amacım taksiciyle kelam etmekti.
    - taksi mi? hava soğuk olabilir ama sahilden yürümek daha mantıklı değil mi? hem yakın zaten.
    + peki.
    - taksi olayına şaşırdım. lisede servisi ekip okula yürürdün sen.
    + büyükşehir bozdu beni kızım. o eski halimden eser yok şimdi.
    - taksici abi!
    + taksi yok diyordun hani?
    - lan buz gibi hava. götüm dondu.
    + haha. seni niye sevdiğimi hatırladım şuan.
    - ben seni niye sevdim? niye hatırlayamıyorum?

    güle oynaya bindik taksiye.evi harbiden yakınmış, yürüyerek daha kısa sürecek bir yolculuk geçirdik. Takside konuşamama tribine giren bir adam olduğumdan yol boyu dinledim. Sadece dinledim, onayladım, güldüm. Konu taksicinin ilgisini çekse konuya gireceğini bildiğimden, ve cesaret alması için erkeğin konuşmasını beklediğinden hiç gıkım çıkmadı yol boyu. taksicilerin gereksiz samimiyetine ihtiyacım yoktu o an. sonunda vardık eve. salça ekmek faslı çok eğlenceliydi, sanki yıllardır içime atmışım gibi eğlendim hatta şımardım. şımarıp, ağzıma sığmayacağını bildiğim ekmeği yemeye çalışıp sakalımı salçaya bile buladım. güldük. saçma sapan herşeye güldük.

    - scrabble mi oynasak?
    + oha. var mı da sende?
    - var.
    (biraz düşündükten sonra)
    - sana aldığım scrabble'i kaybetmediğini söyle.
    + kaybetmedim.
    - çöpe attın?
    + çöpe de atmadım. duruyor. niye üstüme geliyorsun bazı bazı?
    - aman ne biliim. benim için önemliydi de.

    scrabble; kelime oyunu işte şu her harfin puanı olanından falan. ay dönümü hediyesi tarzı bir geyikle almıştı. çok mutlu olmuştum, akıllıca bir seçimdi. her oyunda fark koymasam daha iyi olabilirdi, belli bir süre sonra kendi aldığı hediyeden nefret etmeye başladığını farkettim, ben bir bokum. olaya atraksiyon katmak için genelde küfür yazmaya çalışırdım. bok, çük, mal şeklinde. baya gülerdik. en mutlu olduğum zaman üstten alta amcık, sağdan sola yarak yazmayı başardığım zamandı. çok saçma geliyor şuan ama o zamanlar için dünyaya bedeldi.

    oynamaya başladık yine scrabble, oyun boyunca da görüşmediğimiz zamanlarda neler olduğunu özet geçmeye çalışıyordu, o da bende. daha çok o ama. eski sevgililer dışında her şeyi konuşmuştuk. okul, aile, istanbul, iş hayatı hepsini özet geçmişti. ekonomi bölümüyle ilgili baya bilgi sahibi olmuştum. iyi ki tm'ye geçmişsin lan baya şey kattın bana diyecektim, ciddiyet dağılmasın diye bozmadım. staj için başladığı yerde maaşlı çalıştığını, bu sene mezun olup işe başlayacağını anlattı detaylı bir şekilde. iş hayatının sıkıntıları falan... özellikle ailesini çok anlattı. babası orospu çocuğunun tekiydi. ailesini terkedip bir başka kadınla almanya'ya gitmişti. son olayları anlattı. babasını işten çıkartmışlar, türkiye'ye dönmüş, kızım seni seviyorum diyip ağlamış vs vs. üzüldüm. ama olayları anlatırken ki o nefret dolu bakışlarından anladım ki, küçük bir kız, çocukken birini suçlamışsan bunun affı olmuyor. özellikle babasını, sanırım yalnızlık hissi veriyor ve hiç geçmiyor. anlatmaya devam ediyordu biraz hüzünlenmişti ama babası ayaklarına kapansa affetmeyeceğinden emindim. sonuç olarak 6 yılı özetledi oyun boyunca. oyun bir saat falan sürmüştü. dinledim deliler gibi. o benim anlatmamı istemişti ama ne biliyim içimden gelmedi pek. genelde dinlemeyi tercih ettim. babasını anlattığı bölümden sonra bir gözleri doldu;

    - sana çok teşekkür ederim. çok haksızlık ettim sana ama hep yanımdaydın bana destek oldun lise yıllarımda.
    + bir şey değil. (bu cümle hayatımda kurduğum en saçma cümleydi. gözü yaşlı bir şekilde bu cümleyi kuran bir eski sevgiliye söylenmemesi gereken bir cümleydi ama ne deseydim ki)
    - salak. böyle duygusal anlarda hala kitleniyorsun.
    + yok be. (yok be ne lan? yok beeeee şeklinde düşünün bir de.)

    o an böyle bir garip olmuştum. çünkü yiyecek gibi bakıyordu. aslında bulaşıkları da yıkadıktan sonra evde geçirdiğimiz her dakika rahatsız etmeye başlamıştı beni. daha önce cinsel anlamda bir şeyler yaşadığın bir insanla arkadaş gibi kakara kikiri yapmak zordur hele hele eski sevgili ağlarken her şey daha zordur. iki taraftan birisi bir an öpmeye yeltense, geçmişteki rahatlık ve cinsel manadaki sınırın belli olmasından dolayı level 10'a kadar yol alabileceğimizi düşünmüştüm. level 10: son raddedir. Bir an bunları düşündüğümü farkedince irkildim. bir şeyi düşünmemeye çalışmakta düşünmek olduğundan ve güzel arkadaşlığımızı bok etmemek adına dışarı çıkmayı teklif ettim. içelim, sıçalım tabiatımızda olan şeyleri yapalım şeklinde...

    + bir şey diim mi?
    - de, de, de, de, de, de. (bu salak hareket 16 yaşında komik olduğumu düşündüğüm zamanlar yaptığım bir hareketti. 'de' lafı belli bir süre sonra dede lafına dönüyor ardından karşı tarafın elini öpüyorsun. Aynı şekilde de de de de derken elimi öptü. komik değildi ama güldürecek kadar salakçaydı o duygusala bağladığı havayı dağıtmak için yapmıştı tabikisi)
    + dışarı çıkalım. beyoğlu falan? içelim mesela?
    - tekila bira! (tekila - bira bizim bir klasiğimizdi. bir gün zengin olursak diye hayal kurduğumuz lise yaşlarında 10 bira 1 tekila alıp karıştıra karıştıra içmeyi hayal ederdik)
    + mantıklı ve makul. buyrunuz çıkalım efenim.
    - tabi efenim. yüksek müsadenizle üstümü giyinmek için odama gideceğim.
    + müsade sizin.

    bu resmi konuşma geyiği de bizim geyiğimizdi. bunu sık sıkı yapardık hatta abartırdık. bir keresinde çarşıda buluşacağımız zaman, çaktırmadan yanına gidip resmi konuşmaya başlamıştım. hemen yanında da bir başkasını bekleyen bir adam vardı, bir yandan birini bekliyor bir yandan kız arkadaşımın götünü gözlüyordu 'götü yerinde mi diye bakıyordur diye düşünüp hep kendimi rahatlatmışımdır hehe. neyse yanına gittim ve;

    - merhaba bayan.
    + pardon. kimsiniz?
    - sizi seven bir adam ben.
    + lütfen gider misiniz?
    - eğer öyle istiyorsanız giderim.
    + durun gitmeyin kalabilirsiniz. cesaretinizden dolayı kutluyorum sizi.
    - şey. öpebilir miyim?
    + tabi ki. dudak mı gıdık mı?
    - gıdıktır tercihim.
    + buyrunuz, sizindir.

    bu konuşmalar olurken yandaki adamın mala bağlayışını hatırlıyorum hala. adam resmen mal olmuştu. o kadar iyi rol yapardık ki bazen ben bile şaşırırdım ne oluyor diye ama bu oscarlıktı. en son boynundan öperken, adamın bana hayran hayran bakışını hatırlıyorum. muhtemelen kafasından 'adam 1 dakikada kızı tavladı' düşüncesiyle yüzleşiyordu. yüzündeki acıdan her şey anlaşılıyordu.

    daha sonra bunu sık sık yapmaya başlamıştık. otobüste fordlarken tanışmış gibi bile yaptığımız olmuştu hahaha şuan bile sesli güldürdü. onu anlatmayım, betimleyemem çünkü. her buluşmaya bilerek geç giderdim, hala aynısını yapıyorum; karşı tarafın sabrını ölçmek hep hoşuma gitmiştir. çok geç kalmadığım zamanlar eğer ağzıma sıçacak kadar kızmamışsa resmi konuşmayı yapardık yine. bir arka masada olayı görenlerin hayrete düşmesi hala gözümün önünde. 'ÇOCUK daha demin geldi. tanıştı gızla, şimdi öpüşüyor lan vay amına koyuuuum hacı' hahaha)

    tam hayat felfesine uygun, böyle entel dantel adamların lezbiyenlerin olduğu bir bara gittik. gay yoktu ama epey bir lezbiyen vardı. arkada raggy çalıyordu. etrafta abidik gubidik tahtadan oyma şeyler. şeyler diyorum çünkü bir adları olduğuna inanmıyorum. ama genel olarak ilginç bir ortamdı. belli müşterileri olduğu belliydi. herkes herkesi daha önce görmüş gibi bakıyordu etrafa ve rahattı herkes. garipsemedim ama daha lüks bir yer beklemiştim açıkcası.

    - beğendin mi?
    + birası güzelmiş hehe.
    - bira değil. mekanı?
    + iyi yani.
    - nedjima gibi dimi?
    + aaa evet andırıyor.

    sonra içtik. içtik. içtik. çok içtik ama, durmamız lazımdı. bir an paramın yetmeyeceğini düşünüp irkildim masada, saate baktım 12'yi geçiyordu. evde lafa dalmıştık, vapur, otobüs saatlerini bilmesemde gideceğim yere gidemeyeceğimi farkedip kendime kızdım. sanki evinde kalmak istiyormuşum gibi hissedecek olması acayip rahatsız etmişti. mekanda daralttı iyice, bir an kalkmak istedim;

    + kalkalım mı?
    - zengin kalkışı mı olsun?
    + haha. öyle olsun.
    - niye zengin kalkışı diyorlar ki? sen biliyorsundur kesin.
    + ya şimdi fakirler müsade ister, ne biliim utanır sıkılır lafı uzatırlar. fakirler işte. ama zenginler asildir, gidiyorum der gider.
    - hahaha. sen ciddi misin?
    + sence? (alkolünde etkisiyle 5 dakka falan güldük heralde)

    malum evine gitmek zorunda kaldım. ama bir afallama vardı bende. alkol hafif çarpmıştı, bir de çok üşümüştüm eve girer girmez direk kanepeye yumuldum. zaten dış kapıdan girince salon vardı koskoca ardından sağ tarafta bir oda bitişiğinde de banyo. direk odasına gitti. o an şunu düşündüm; kesin uyuyakalacak, bende burada dımdızlak yorgan yok yastık yok kıvrılacağım. 'vay arkadaş' derken salona girdi. bir an toparlanma ihtiyacı hissettim. direk konuya girdi;

    - sana bir sürprizim var. (o an nedense çırılçıplak düşünmüştüm onu. çok utandım sonra, nabıyorum len ben dedim kendime geldim.)
    + neymiş sürpriz?
    - daha tam hazır değil gözünü kapat sen ben aç diyince açarsın. (kesin dedim ya kesin soyunacak sonra göğüslerini gösterecek 'bak büyümüş mü' diye hehehe)
    + göz kapatmasam da arkamı dönsem.
    - tamam o da olur.
    + hatta yüzüstü yatsam şu kanepeye. asla görmem senin ne yaptığını.
    - uyuyakalma!

    ufak bir koşuşturmaca oldu. zaten göt kadar evde bir banyoya bir odasına gidip geldi, bende anlam veremedim. sonra odasından gelen sesiyle irkildim biraz daha bekletse uyuyakalacaktım;

    - gel içeri.
    + içeri geleyim? gözüm açık mı kapalı mı? hehe
    - farketmez. açık olsun ya her türlü şaşıracaksın. (kesin çıplak, yüzde yüz bu alkolun etkisi değil dedi beyin)

    içeri girdiğimde etrafı mum ışıklarıyla donatılmış kova gördüm. yanında da tabanı kesilmeye hazır 2,5 litrelik coca-cola şişesi, bıçak ve alüminyum folyo. yemin ediyorum; çıplak olmasından 10 kat sevindim sonra gülerek;

    + çok romantiksin.
    - şurada bir yerde gül olacaktı ya. haha.
    + geleceğimi biliyor muydun?
    - yok kavanozda hep acil durum için saklarım biraz biraz. sen sevinmedin?
    + yok sevindim yani iyi bence. (o an asla sevişmememiz gerektiği anladım, bu saate kadar vermediysem bu saatten sonra da vermemeliydim. veren taraf ben gibi hissettiğimden dolayı vermek diyorum hala haha. Eğer ot içtikten sonra bir şeyler olursa kendimi kötü hissedeceğim için kafamda kurdum herşeyi.)

    ardından takılmaya başladık. kafam iyice ağırlaşmıştı, onunda. aynı şekilde konuşuyor, gülüyor, anlatıyorduk bir şeyler ama bir yandan odasını inceliyordum, benim evde tuvalette yerde duvarda her yerde sevişen kadın erkek posteri onda da vardı. tebessüm ettim. bir kaç saat sonra malum çikolataya susamış hale gelmiştim, farketti. bir dakika geliyorum dedi mutfağa doğru gitti. iyi ki evi küçüktü, daha önce hiç gelmediğim bir evde eski kız arkadaşımın odasındaa yalnız kalmak çok rahatsız etmişti nedensiz yere.

    - geldim.
    + neyle geldin?
    - metro! en sevdiğinden hemde büyük boy.
    + oha bu yeni çıkmış ellam. (yeni çıktığını biliyordum ama mutlu olması için daha çok şaşırmış hissi verdim, mallık. çikolatayı yemeye başladım. yanıma oturup beni izlerken birden kahkahalar atmaya başladı. noldu diye soracak gibi oldum sonra vazgeçtim, metro yerken konuşmak bir erkeği ancak çirkin gösterirdi, başka işe yaramazdı. haha. karamelin erimesini, çikolatanın bitmesini bekledim. hala gülüyordu. metro bitince ona doğru döndüm)
    + çok mu komik yiyorum? bir insan evladı ne kadar komik çikolata yiyebilir?
    - çikolata değil olay. dedi kahkahalar atarak bir kaç dakika bekledim gülmesinin geçmesini ardından sordum;
    + olay nedir? ilkokul hocası tribine girdim. komik bir şey varsa söyle bizde gülelim! hahaha.
    - iniltin var ya senin.
    + ne iniltisi?
    - inilti işte be. takıldıktan sonra çikolata yerken, bir kaç gün birlikte kalmış olsakta sen gece uyurken, mutlu bir haber aldığında düşünürken falan inilti çıkıyor ya senden.
    + benden inilti mi çıkıyor?
    - evet. böyle içten bir ses geliyor.
    + yok ya öyle bir şey.
    - ya kızacaksın da bir şey diyeceğim.
    + de de de de de de de de de. (elini öptüm hıyar gibi)
    - sen şey olurken de oluyor.
    + şey olmak?
    - utandım söylemeye.
    + haaaaaa. (ilk başta normal bir ha tepkisi verdim sonra birden ha siktire döndü herşey)
    - hep mi oluyor?
    + hep gibi yani. içinden böyle ses geliyor.
    - çok kafam karıştı yemin ediyorum aklımı bulandırdın.
    + ya bu senin 86 gibi bir şey.
    - 86? sen biliyor muydun? niye söylemedin?
    + niye söyleyim ki söylersem büyüsü kaçardı. hem sen farkında mıydın?
    - yok eski kız arkadaşım söyledi. ben de hak verdim. hep 86 diyorum bir şeyi abartırken.
    + eski kız arkadaş? iniltiyi bilememiş heralde?
    - iniltiyi bilemedi evet ama inilti olayı da doğru lan. hakkaten doğru düşündüm şimdi.
    + çocuk! seni benden iyi kimse tanıyamaz.
    - peki. kızma reyis. haha.

    saçma sapan muhabbetlerimiz devam etti. beni bu kadar iyi tanımasına çok şaşırmıştım, ciddi anlamda şaşırmıştım hatta şok olmuştum. bir ara tuvalete gitti. bende kovanın arkasında ki masa lambasına kilitlendim. lamba böyle saatli falan acayip bir şeydi, çok şirindi ama siyah-beyazdı renkleri, en son fenerbahçeli diye hatırlıyordum acaba yanlış mı hatırlıyorum dedim kendime. gelir gelmez konuya girdim;

    + bir şey dicem.
    - hep bir şey diyorsun zaten.
    + ama bu ciddi.
    - haha. ne kadar ciddi.
    + sen fenerbahçeli değil misin artık?
    - ne alakası var aşkım. (burada bir error vermişti. farkında olmadan aşkım demişti, cidden farkında değildi işin iyi yanı 'aşkım' dediğini farketmedi ve bende bozmadım)
    + masa lambası siyah beyaz olunca şey ettim.
    - yok ya çok güzeldi aldım bende.

    o an kafamda bir ışık yandı. yanlış hatırlamıyorsam bu diyaloğun aynısını eski kız arkadaşımla yaşamıştım. o an kafamda iyi olunca fena tribe girdim. acaba benimde böyle bir durumum oldu mu? yoksa olmadı mı şeklinde düşünürken...

    muhabbet bir şekilde istemesekte, yaşanmışlıklara doğru gitmişti. o biraz anlattı ben biraz anlattım. çok içimde kalmış olacak ki sormak zorunda hissettim kendimi;

    - niye aldattın beni? yani niye?
    + bir nedeni yok. bende çok düşündüm.
    - ama olmalı. hani seviyordun, aşıktın. neyi yanlış yaptım? meraktan soruyorum.
    + böyle konuşma. bir şeyi yanlış yaptığın falan yoktu. benim şımarıklığım.
    - piçlik olsun diye?
    + piç olduğumdan da olabilir.
    - öyle demek istemedim.
    + ama öyle! (kafasının da iyiliğiyle birden agresifleşmişti. bende aldım ayarı haliyle)
    - !?
    + cidden öyle. ben çok düşündüm, beni en yakın arkadaşınla doğum günümde odada yakaladın sen. tepkini hatırlıyor musun?
    - tam değil ama kızmadım yani.
    + evet! zerre kızmadın hatta normalmiş gibi davrandın.
    - iyi de konu bana nasıl geldi? ne yapsaydım 16 yaşımda katil olsam iyi miydi? (sinirlenmiştim)
    + bu kadar kontrolcü, bu kadar sakin olmamalısın. çok mantıklı her hareketin, yaptığın her şey doğru. verdiğin kararlar doğru, arkadaşların doğru senin yaptıkların doğruydu hep. biz hep birlikteydik senin derslerin iyiydi ama ben fizikten kimyadan kalıp tm'ye geçmek zorunda kaldım. belli bir süre sonra ben senin yanında kendimi bok gibi hissetmeye başladım. sanki ben kötü sen iyiymişsin gibi, şuan sahip olduğum çoğu arkadaşımla bile sen tanıştırdın beni ki hala görüşüyoruz. en samimileri olmasa da en vefalısı onlar, senin sayende. annemle aram senin sayende düzelmişti. oturup her şey iyi güzel demek yerine rahatsız oldum.
    - benden rahatsız oldun?
    + evet oldum. kıskanmamandan, ilgilenmemenden de çok rahatsızdım zaten. hele müzik. şehir dışına gidiyordun, saçma sapan kızlar ekliyordu msn'den, devamlı artan arkadaş çevren.
    - sen bildiğin çekememişsin beni. (harbi sinirlenmiştim)
    + hayır yani belki. ama bana olan ilgin devamlı azalıyordu. beni ciddiye alman için 'ayrılalım' demem gerekiyordu yada sana kızmam gerekiyordu artık.
    - ben bu her olduğunda çok üzülüyordum.
    + biliyorum biliyorum ama işte çocuklukta vardı o zaman. ben böyle olsun istemezdim.
    - bana güvenmiyor muydun?
    + beni aldatacağını hiç düşünmedim, yemin ederim. o konuda da mükemmeldin, kızları nasıl etrafından uzaklaştırdığını görüyordum zaten. gerçekten hiç şüphelenmedim.
    - bende güvenmek isterdim ha, şüphelenmemek falan. bu duyguyu hiç yaşamayacağım heralde.
    + özür dilerim gerçekten. kaç sene geçmiş olsa da özür dilerim. hak etmedin.
    (o özür diledikçe acayip bir tribe girdim ve saçmalamaya başladım)
    - özür bir kere dilenir. ikincisini nasıl açıklayacaksın? hatırlıyor musun mesajlarını yakalamıştım. bu kim diye sormuştum 'kuzenim aşkım' demiştin. sence ben salak mıyım? sence ben inandım mı? sence ben mal mıyım? niye aptal yerine koyarsınız ki beni?
    + biliyorum.
    - ben açıklamana izin verdim çünkü pişman olursun, hevestir saçma sapan bir hevestir dedim. çocuğu da bulamayınca internetten falan bulmuştur dedim. siktir eder benim anladığımı anlayınca dedim. yok amına koyuum, bir de değil ha iki bir de. özür diliyormuş, sikilmiş götün davası oldu seninki.
    + yeter!

    gözleri dolmuş bir şekilde bana bakıyordu. bir an ne yaptığıma anlam veremedim sanki 6 sene geriyi gidip o günleri yaşıyorduk. onu üzdüğümü farkettim, yine içim bir acayip oldu. mutlu olması için 'tamam affettim' diyecek gibi oldum. saçma olurdu hiç birşeyi affettiğim falan yok. ortada affedilecek bir şey yok amına koyuum. bende susmayı tercih ettim. en zor başardığım şeydi. kafamı da duvara dayadım. 'en iyisi susmak' dedim.

    birden uyandım. sarılarak uyumuştuk hemde salonda. salona ne ara geldik hatırlamıyordum. birden aramızda bir şeyler olup olmadığını düşündüm; hatırlamayacak kadar göt olmamıştım. olmamıştı bir şeyler ama yanımda olmasına anlam veremedim, bir yandan kendime kızmaya başladım bok vardı da içtin, yok de, olmaz de uykum var de taa amına koyayım senin ben wecihii. sonra bozmayım artık dedim uyudum tekrar. sabah yüzüme üfleyerek uyandırdı beni. sapık olduğunu biliyordum ama bu çağdışı bir yöntemdi. yüzümün kaşıntıdığını sanarak uyandım, gözümün açtığımda en mal haliyle bana bakıyordu.

    - kahvaltı hazır.
    + sen var ya boksun. sabah sabah.
    - öperek uyandıramıyoruz maalesef bayım.
    + üfleyerekte uyandırmasan iyiydi. deminden beri yüzümde böcek yürüyor sanıyorum.
    - kahvaltı hazır kısmını duymadın heralde?
    - sen var ya mükemmelsin. sabah sabah.
    - öhöm öhöm. öyleyimdir. hehe.
    + sigara içsem?
    - kahve yapayım o zaman.
    + olur.

    gereğinden fazla iyiydi hatta aşırı iyiydi. içimden geçen ses 'kesin seviştin dün amk. hatta baksana unuttuysan bile hatırla diye hayatının en iyi gününü yaşatacak. kahvaltı lan, sigara dedim hemen kahve dedi. noluyor lan? sormam lazım, sorayım yani ama hatırlamıyor gibi değil.'

    - suyu koydum. zaten 3'ü 1 arada var olur hemen.
    + ya otursana şöyle. sigara iç.
    - ne isticen? söyle hadi. haha. (bir insanın seni çok iyi tanıması aslında iyi bir şey değil arkadaşım)
    + ne alaka ya? birşey istemeyeceğim.
    - halimi hatırımı soracaksın yani. haha.
    + yok yok. ben dün uyandım da sen ne güzel uyuyordun öyle ya.
    - sen dün uyandın mı? (error vermişti, gözlerinden anladım. sanırım sinsice yanıma sızmıştı. ama sevişmediğimizden de emindim artık)
    + uyandım bir ara da hayal meyal hatırlıyorum.
    - dün sen uyuyakaldın gibi bir şey oldu. benim yatağa sığman zor olur diye burayı hazırladım hemen, sende tam uyumamıştın da, kafan baya iyiydi. içeri geldin işte sonra uyudun.
    + bu kısma kadar normal. senin ne işin vardı yanmda hadi söyle hadi. dayanamadım bana. sarılmak istedin bana.
    - götünü kaldırmayacağım canım benim.
    + itiraf et hadi.
    - ediyorum; gördüğün üzere salonun kapısı yok.
    + eee?
    - kapı açık uyuyamadığın için yanında uyudum ana kuzusu. gece uyanıp rahatsız olursun yanıma da gelemezsin diye düşündüm. (o an şok olmuştum. kapı açık uyuyamama gibi bir problemim vardı küçüklükten beri. bunu gerçekten düşünmesi bile yeterken, uygulaması hakkatli şok olmuştum hatta bilmesine bile şok olmuştum.)
    + sen ciddi misin?
    - evet.
    + teşekkür ederim, bence süper bir davranış şuan sana binlerce lira borcum var gibi hissediyorum. haha.
    - saçmalama şapsal! sen zamanında borç vermiştin bana, ben geri ödüyorum. öyle düşün hehe...

    mis gibi bir kahvaltı yaptık. çay falan bile vardı lan. gidip bir ton alışveriş yapmıştı. çok mutlu oldum o an. düşündüm şöyle bir; yıllardır kimse bana kahvaltı hazırlamamıştı böylesine. annem bile hazırlamadı lan kaç yıldır. çok mutluydum. hatta bir ara kalktım yanına gittim, aptal bir şekilde kulağına: 'dünya'ya bir daha gelsem yine seni seçerdim pikaçhu' dedim ve yerime oturdum. gülmedi. bu sefer güldürmemişti ama umrumda değildi. kahvaltı bedava, ot bedava, ev bedava hahaha şaka lan. sonra veda vakti geldi haliyle. kahvaltı bittikten sonra evde durmamın bir mantığı olmadığını anladım. yeterliydi, bundan fazlası zarardı. birer sigara içtik, ardından birer daha içtik sonra birer daha. ne benim gidesim vardı, ne de onun git diyeceği. o demeden ben gideyim lan dedim kendime. zengin kalkışı yaptım hatta gülüp eğlenirken, ben artık gideyim diye dikildim. zaten pantolonla falan uyumuştum bir de gece terlersin, anlayacağın leş gibiydim. kapıya kadar geldi, o romantik komedi filmlerinde hani kadın erkeğin gömleğini giyer, kapıya sarılarak öpücük atar ya; öyle bir görüntü yoktu amk. üstünde ayıcıklı pijaması, kapı kolunu alacaklı gibi tutan eski sevgili vardı karşımda. ama mutluydum ve bana yetiyordu. tertemiz vedalaşıp gidecektim ki;

    - öpebilir miyim? dedi. (öpebilir miyim? benim şimdiye kadar sevdiğim tüm kızları öpmeden önce sorduğum soruydu. çok romantik değil mi? Ben gay değilim. yani şimdiye kadar sevdiğim kız sayısı 3'e tekabül ediyor. 3'te 2'sine öpebilir miyim dedim. neyse işte)
    + haha. gıdık mı? yanak mı?
    - ilk sen nereden öptüysen? (amk ilk nasıl öpüştük hatırlayamadım. mal olmuştum resmen. yani yanaktan bir tanecik mi öptüm, yoksa boyundan mı ısırık tarzı bir şey miydi? hiç kafamda yoktu)
    + tamam öyle olsun. (baktım bilmiyorum dedim ki nolacaksa olsun vecihi, kendi bırak ona o hatırlıyordur kesin)

    birden öpüşmeye başladık. hiç gereği yoktu. harbiden hiç gereği yoktu. güzelim günü bok etmişti haberi yoktu. geride çekilmedim, üstelik kapının önüydü dış kapının önü lan. dışardan biri görse 'bunlar sevişmiş doyamamış' diyecek kadar deli öpüyordu. kendimi geriye çektim.

    + ben ilk seferde bu kadar uzun tutmamıştım?
    - 15 mayıs 2005 athena konseri.
    + 15 mayıs mı?
    - neyine şaşırdın ki?
    + ironik bence.
    - nesi ironik, ne alaka?
    + 2 tane beş var.
    - vecihi iyi misin?
    + iyiyim iyiyim öptün ya mala bağladım. gerçekten çok teşekkür ederim süper bir gün geçirdim.
    - bende. iyi ki aradın.

    mal mal bakıştık, yani ayakkabılarımı giymiştim artık dönüp gitmem gerekiyordu. ama sanki bir şey daha diyecek diye hissettim yada eksik kaldı gibi geldi. tam ben giderken arkamdan seslendi;

    - mutlu olmanı istiyorum. hem de çok mutlu olmanı.
    + bende mutlu olmak istiyorum ya bana nasip değil heralde. hehehe.
    - öküz. benim gözüm dolacaktı burada sen yine şebekliğe vur.
    + bende istiyorum gülüm. ama bizden geçti, buna üzgünüm biraz. seni görünce çok şaşırdım. gerçekten acayip güzel olmuşsun lan, taş gibi olmuşsun her anlamda. ne biliyim iyisin yani. ben eskisi gibi değilim, eskiden daha hayat doluydum daha bakımlıydım daha mutluydum bunlara bile bozuldum birazcık. aman neyse saçmaladım.
    - sen eskisinden daha iyisin bence, daha olgun duruyorsun. kirli sakal yakışmış.
    + hehe. ben gideyim artık.
    - git tabi. şeyyy ankara'ya gidince arar mısın?
    + niye?
    - meraktan.
    + aramam, aramayım. ama ankara'ya gelirsen ara.
    - tamam.

    merdivenlere doğru yol almıştım. birden apartmanın 6. katında olduğum ve asansörle inmemin daha mantıklı olduğu geldi aklıma. ama kızcağız kapıyı daha kapatmamıştı, geri çıkıp asansörle ineyim dedim desem saçma olurdu. hiç bozmayım dedim. 6 katı yürüyerek indim. hiç bilmediğim bir sokakta mal gibi kalakaldım. bir 20 lira ayırmıştım her ihtimale karşı, atladım taksiye bildiğim bir yere bıraktı beni. hava yine soğuktu, olmayacak kadar soğuktu! istanbul bu kadar soğuk olmamalıydı. oturdum banka yaktım bir sigara...

    bu olay bir çok şeyi anlamamı sağladı aslında, öncelikle beni çok iyi tanıyan bir sevgiliye sahipmişim zamanında. onca zaman takıldık, eğlendik, dertleştik ama hiç farketmemişim çünkü beni sevip - sevmediğine kilitlenip kalmıştım, kafamda hep kuruntular şüpheler yüzünden onu gözlemleyememişim bile, yazık bana.

    bir de insanın ilişkisi bitince üzüldüğü şeyin; aşktan öte kendine yakın birini kaybetmenin verdiği acı olduğunu anladım yani sadece sevgilini değil en yakın arkadaşını da kaybetmiş oluyorsun bazen. yani 1 günde o kadar şey konuşabileceğim başka insan olduğunu sanmıyorum. varsa yine başka bir eski sevgilidir, bir arkadaşım değildir, annem babam değildir. bu yüzden çok radikal bir karar aldım; sevgilimle ayrılırsak üzülmeyeceğim. hahaha yenisini bulursun zamanla eskisini aratmaz.

    bir başka öğrendiğim şeyse; güven hissinin zamanla telafi edilemeyeceğiydi. yaptığı herşeyin farkındaydı, büyümüştü, hatta dünya güzeli olmuştu. ben tam giderken beni deli gibi öperken bile aklımdan geçen şey 'sevgilisi var mıdır şuan? yada görüştüğü biri? kesin vardır. bugün yalnız kaldı, bende aradım buluştuk' oldu. bu çok acı bir şey. kendime de kızdım bunları düşünürken ama işte geçmişi hep taşır insan.

    sonuç kısmı yok aslında, bildiğim şeyleri tekrar ettim ama artık kafam çok daha rahat. mutluyum bir kere, 6 yıl önce ayrıldığım sevgilimin hala benimle ilgili hayaller, güzel hisler taşıyor olması çok mutlu etti ama ötesine geçemedi. bende ne var diye düşündüm sigaramı içerken soğukta, bende bir sik yok arkadaş. içimi boşaltmışlar. gelen vurmuş, giden vurmuş. peki umrumda mı? değil. en son 1,5 yıllık bir ilişkim vardı onu da bok ettim bir şekilde amı götü dağıttık, görsem boğarım onu o derece kızgınım. eee 5 aydır da tık yok bende, nasıl olacak bilmiyorum da o kadar bunalmışım ki; insan yalnızlığı özler mi lan?

    biraz daha zaman geçsin, kafam iyice boşalsın. kendimi yeni birine hazır hissedeyim, o gün gelsin yahu yakında. ve o gün geldiğinde bir gün hakettiğim bir sevgilim olacak inanıyorum, valla. aldatmayacak, çok sevmese de olur lan ben seviyim yeter. heyt be. yine hayaller kuruyorum bunları yazarken, hayata dönmek güzel şey. mutlu olmak güzel şey.

    ama bende kendi kova yapıp yazmasam iyiydi. 5 saattir yazı yazmaya çalışıyorum. okuduğunuz için teşekkür ederim efenim. ahan da günün anlam ve önemini anlatan şarkı ve klip. tıklayınız;

    http://www.youtube.com/wa...rAUwZSQ&feature=share+
    48 -2 ... wecihii
  2. 2.
    http://bilemiyorumaltan.b...ulmayacak-misafirlik.html
    2 ... achilles
  3. 3.
    görüşmeden sonra günlerce rüyanda onu göreceğin hadisedir.

    en azından bende öyle oldu, olmakta.
    4 ... zar adam
  4. 4.
    hayatını düzene soktuktan sonra meydana gelen hadisedir. bazen çok uzun süre kendini toplayamadığın gibi farkına varmadan etrafındakilerin de azına sıçarsın.
    (bkz: görmezden gelmek)
    1 ... k0rkuluk
  5. 5.
    hiç bi haltın değişmediğini görmek . sanki şeytan tüyü var kendisinide.
    ... riodakiheykel
  6. 6.
    Götünüz tehlike altına girer.

    Ay iyi ki ekledik mk:

    uzun zaman sonra eski sevgiliyle görüşmek
    (bkz: uff snn be slk)
    2 -5 ... ups boobss
  7. 7.
    Kız bu şey değil mi ? '' seni özledim ama söylemeye dilim varmıyor.'' Allah uzak eylesin böyle olaylardan bizi.
    ... fakeyimben