1. 1.
    --spoiler--
    -her şeyim yanımda dilek. bir gün gelip beni alıcak ve buradan gidicez.
    + ...
    --spoiler--


    *.*.*
    Hergün.
    Allah ın her günü o ağır çantasını yanında getirip götürürdü.
    ilk günlerde dikkatimi çekmeyen bu durum sonrasında odak noktam olmuştu resmen.
    Yürürken Cılız bedeninin sallanmasına sebep olan bu valizimsi çanta her gün dikkatimi çeker; ancak dilimin ucuna gelip soruya dönüşemezdi.
    Ona soru sormak bir tarafa dursun selam vermek bile imkansızdı sanki.
    imkansızdı çünkü verilen selam yüzünün duvarlarına değmeden geri dönüyordu.
    Ulaşmıyordu ona. Alınmıyordu çünkü..
    *.*.*

    Sabahları herkesten önce iş yerinde olmak(işyerine uzak olan evim ve bir sonraki otobüse binersem yarım saat işe kalmak yerine bir öncekine binip yarım saat erken gelmek sıkıntısı) tı bu duruma bu kadar dikkat kesilmeme sebep.
    Varır varmaz masamı siler, çiçeklerimi sular ufak ufak kahvaltımı yapardım. işyerinde en yeni personel olmam erken gelişlerimle beraber çok çabuk tanınmama sebep oldu kurumda. Herkese ilk günaydını ben söylerdim çünkü. bu durum hoşuma gidiyordu. insanların güne nasıl başladıklarını izlemek güzel zannımca..

    Yine Bir gün; her zaman ki gibi usulca yerleri silen, işi bitince başka bir kovadaki suyun içindeki bezi iyice sıkıp masaları silmeye başlayan hizmetli abla, odada yokmuşum gibi davranıyordu. o da işe yani başlamıştıanladığım kadarıyla. yeni işe başlayan bir personel havasıyla işine temiz ve titiz yapıyordu. ancak diğer ablalar gibi gün boyu değil, ,işini bitirip gidiyordu. Çaktırmadan izlemeye başladım. Camdan gelişini izlerken elinde çantasıyla sürekli bir acelesi varmış gibi davranan bu kadın, aynı odada bulunuyorken nasıl bu kadar var ama yok olabiliyordu..

    Masamı kendim silme alışkanlığımı bildiği için masamı es geçmek üzere önümden süzüldü. Haftanın çok sabahı yaşanan bu durum (bölüm şefi) ayşe hanım'nın ''sessiz sakin biri, pek konuşmaz, işini yapar gider, pek tanıdığım söylenemez'' cümleleriyle daha bir merak uyandırdı bende.
    Ondaki bu sessizliği bozmayı istiyordum içten içe. içindekileri bilmek, anlatmak istediklerini anlamak, anlamaya çalışmak.. ama birkaç kez cevapsız kalan 'nasılsın abla' gibi sorularıma karşılık yaşadığım çekingenlik. Can sıkıcıydı. ama o gün konuşma zamanı gelmişti artık. belki de o benden çekindiğinden böyleydi. sabahları iki lafın belini kırardık beraberce. fena mı olurdu.
    +günaydın! dedim coşkulu bir sesle bir anda.
    Duymaması imkansızdı ve meraklı gözlerle ona olan bakışımdan kaçamazdı artık.
    Bişeyler mırıldanıyordu sanki. Bana günaydın mı demişti acaba? Yok, hayır. Kesinlikle benimle konuşmuyordu. Yerimden kalktım. Sildiği masanın Evraklarını karıştırmadan toparlamaya çalışırken kafasını kaldırıp bana baktı.
    ilk defa mı göz göze gelmiştik yaklaşık bir buçuk aydır.
    +nasılsın ablacım dedim. Gülümseyerek.
    Bir an sessizlik oldu..
    -bişey mi istediniz ben duymadım sizi dedi
    +yok hayır. Bişey istemedim. Sadece seninle konuşmak istedim. Çok sessizsin, merak ettim nasılsın diye.
    -ben işimi bitirip gideceğim. derken elindeki evrakları masaya yerleştirdi. Bezini aldı ve arkası döndü.
    Kala kaldım..
    Gidişini izlerken aklımda gözlerindeki buğu takılı kaldı. Ama nasılsın sorusuna vermediği cevap aklımda yankılandı. iyiyim demek bu kadar mı zordu. Ya da beni duyduğunu, bir soru sorduğumu; karşılık vermese bile belli etmek, zor olmamalıydı.

    Onun kapıdan çıkışıyla ayşe hanım içeri girdi ''günaydın'' diye inleyen tiz sesiyle.
    Farkında olmadan Düşük enerjiyle verdiğim cevap dikkatini çekmiş olacak ki
    -bi sorun mu var dedi.
    +Yok hayır dedim.
    Kapıdan çıkan ablaya baktı ve tekrar bana döndü.
    -Emin misin dedi.
    +Evet, dedim masama geçerken.
    +Ama aklıma takılan bişey var abla dedim o masasına yerleşirken. Bu ablanın bi sıkıntı mı var?
    -kimin dedi anlamaış gibi. sonrada aklına gelmiş bişey gibi. hıı onun mu? inan kimse pek bilmiyor. Dedi. Çok da umursamayan bir ses tonuyla. Kurumun doktoru aracılığıyla burada. Sabahları geliyor, temizliği yapıyor ve gidiyor. Değişik biri.
    (aklımda sormayı planladığım ama nasıl soracağımı bilemediğim sorumu cevapladı farkında olmadan) her gün bavuluyla gelir gider ruh gibi. Yüzünde ona acıyan ama çok da umursamayan bir ifade vardır.
    Anladım anlamıyla kafamı salladım ama uzun süre düşüncelerle boğuştum.

    Günlerce gelişini gidişini izledim. Onun sessizliğine sessizlikle eşlik ettim. Konuşmak yerine sustum sabahları. Sadece yılmadan 'günaydın' dedim her sabah cevap gelmemesine rağmen. Ama gözlerimi diktim. Onu izlediğimi anlayacak korkusu yaşamıyordum çünkü onu izlediğimi bilsin anlasın hissetsin istiyordum. Ama hayır. O oda da tek başınaydı. Bense varlığından habersiz olunan bir hayalet gibiydim.. aslında ordaydım ama görülmüyordum odadaki tarfından. Mırıltılarıyla yerleri ve masaları siler ve bir ruh gibi süzülüp giderdi.

    Bir gün tam onun geliş saatinde, aynı anda kapıdan girmeyi planladım. Otobüsten inince bekledim biraz durakta. derken yürümeye başladım kuruma doğru tam onun geliş saati dakikalarında.

    Yine acelesi varmış gibi yürüyor, çantasını bir o eline alıyordu bir bu eline. Beni yine görmedi.. diğer insanları görmemesi gibi. Adımlarımı hızlandırdım bende.
    Beni fark etti ki yürümesi durdu. Ama hayır bana bakmıyordu. Elimdeki çantama bakıyordu. Boyutları onunki kadar olan ve içi tıka basa dolu olan çantama.
    Ve işte. ikinci kez göz göze geldik. Haftalar sonra ikinci kez.
    Bir huzur vardı gözlerinde. ama huzursuzdu sanki bakışları. şefkat vardı. Anne şefkati gibi. Ama hırçındı da. buruktu. Buğuluydu. Göz halkalarının hapsinde. Ama özgürlüğü bekleyen beyaz güvercinleri anımsatan..

    -bir yere mi gidiyorsun dedi.
    Şaşırdım. Böyle bir soru soracağı planlarımın arasında yoktu. Sahi; ben ne planlamıştım. Ne yapmaya çalışmıştım. Aklım sıfırlandı bir an.
    Gözlerini tekrar çantama devirdiğinde;
    +e.. evet dedim. istek dışı Kekeleyerek. sesimi düzelttim sonra; Mesai bitiminde memlekete gidicem. Annemleri özledim çok . doğruyu mu söylüyordum. Bilmiyordum. Annemleri özlediğim aşikardı. Ama memlekete gitme planımdan benimde o an haberim olmuştu.
    Gözleri büyüdü. Sonra tekrar yürümeye başladı. Normalden daha ağır adımlarla. Çantasının ağzı yarım açıktı. Ve merakım o yarım açık fermuardan içeri giriyordu. Ne vardı o çantada?
    Bir insanın özel eşyalarına duyduğum bu merak beni kendimden utandırmıştı. Ama ilkti bu. Ne de garip bir meraktı..

    Kurumun kapısında Beraber girdik içeri.. başka tek bir kelime etmeden. O masaları silerken ben de çiçeklerimin kuruyan yapraklarını temizleyip topraklarıyla oynadım. Uzun zamandan sonra ilk kez mırıldanarak masa silişini izlemedim. Acaba ne konuşuyor kendi kendine diye dikkat kesilmedim dudaklarına. Göz göze gelmek için dikmedim gözlerimi ..
    Hatta ilk kez; istediği olmuştu; o yokmuş gibiydi sahiden de. Benim, kendimi hayalet gibi hissedişim son bulmuştu. Yalnızdım sanki odada. Napmıştım ben.. neden yapmıştım bunu.. izin alıp ilk otobüsle memlekete gitmeyi düşündüm o an. Hiç olmazsa yalan söylememiş olurdum. Kendime olan utancım ve kızgınlığım biterdi belki.. derken elinde bezle yanımda belirdi.. ürktüm bir an.
    -sileyim dedi çiçeği göstererek.
    Toprakları saksının kenarlarına dökmüştüm farkında olmadan.
    Usulca sildi, yanında dökmek için hazır ettiğim bir bardak suyu döktü çiçeğe..
    Yüzüne baktığımda göz çevresindeki halkalar beni içine çekti resmen. Oldukça yorgun ve bitkin görünüyordu..
    Çiçek sulaması bittiğinde eşyalarını toplayıp çıkarken ayşe hanım girdi içeri. Yanıma geldi direkt masasına geçmeden.
    -Öğrendim dedi. Neyi abla dedim kapıdan çıkan cılız bedeni işaret etti. Kalbim hızlıca atmaya başladı. isterdim ki hikayesini onun ağzından dinliyim. Ama olmadı. Merakıma yenik düştüm.
    +Nedir dedim düşük sesimle.

    Derin bir nefes aldı. Yüzü gölgelendi. Anlaşılan durum fenaydı..
    -Kanser hastası olduktan sonra yatalak olunca eşi bırakıp gitmiş zavallıcağızı.. Yaşadığı harabe bir evde yapayalnız kalmış . ölüm döşeği dedikleri bu olsa gerek. Hem hastalık hem yalnızlık.. kurumun doktoru tedavisinde bizzat destek olmuş. Daha düzgün bir eve yerleştirmiş kalması için. iyi olmaya başladığı zaman O da karşılık olarak temizliğe gelmeyi teklif etmiş.. haftada üç güne anlaşmışlar ama her sabah geliyormuş borçlu kalmamak için.

    Gözlerim doldu. O ise yeni öğrendiği bilgileri sözüm ona ballandırarak anlatmanın zevkini yaşıyordu.

    -Dün doktorun yanına gittim, hazır gitmişken de dertleştik biraz..

    ayaklarımın feri çekilmeye başladı.. sadece soru dolu gözlerle +kocası? Diyebildim.
    -ah o kocası yok mu! çalışmaya gidiyorum diyerek gitmiş. Para kazanıp gelip seni tedavi ettirmek için istanbula götüreceğim diyerek. Gidiş o gidiş. Kim bilir ne alemlerdedir. ah bu erkekler yok mu ! hepsi aynı !
    Tutamadım kendimi. Ağlamaya başladım. ben ne yapmıştım bugün öyle! ne aptalım!

    O gün ruh gibi dolaşmaya başladım tıpkı onun gibi.. sürekli aklımdaydı..

    Gece boyu uyanışlarımda gözleri halka halka gözümün önüne geliyordu. Eşine kızışlarım uykularımı kaçırıyordu. Annemi aramak istedim. Gecenin o saatinde endişelendirmemek adına vazgeçtim.
    Bir şeyler yapmalıydım.. yoksa kafayı yiyecektim.
    Ayşe ablayı aradım. Anlaşılan daha uyumamıştı ki hemen açtı telefonu.
    +Nasılsın diye sordum, ama öylesine sorduğumu anlamış olacak ki -hayırdır dedi.
    +Abla kocası neredeymiş dedim
    -Ayyy inanmıyorum dileek! bunun için mi aradın dedi. şaşırmış gibi. Gülecek gibi ama kendini sıkmış gibi. inan bilmiyorum canım, kimsenin bildiğini de sanmıyorum. Düpe düz bırakıp kaçmış işte. Dedi.
    +Anladım abla. Belki de gerçektir. Çalışıp para kazanmaya gitmiştir.
    -Ayy ne safsın kızım ya. Demesini bekledim. Ama sessiz kaldı. Susuşuyla ifade etti belkide.
    +Neyse, iyi geceler deyip kapattım..

    koca gece her uykuya dalışımda boşluğa düşüşlerimle uyandım.
    Sabah parça parça hatırladığım bir rüya aklımda takalıydı.. işe giderken yol boyu aklımı kurcalayan bir rüya;
    Gözlerimi açtığımda bir kutunun içindeyim.. çırpınıyorum.. kutu değil bu. Nerden anladığımı anlamadığım bir şekilde bir çantanın içinde olduğumu anlıyorum. Evet evet. Bir çantanın içindeyim. Ben çırpındığım için mi sallanıyor yoksa taşındığı için mi sarsılıyordum? Emin değilim.. nereye götürüldüğümün merakı içinde ani bir şekilde çantanın bir boşluğa fırlatılmasıyla yine uyanıyorum..


    iş yerine varana kadar zihnimi alt üst eden bu rüyayı birine anlatsam, mesela ayşe ablaya; iyice kafayı yediğimi mi düşünürdü?
    odaya girdiğinde beni odada görünce çok şaşırdı.
    Direkt masamın yanına geldi. Gözlerimden mi anladı artık onunla ilgili bişeyler bildiğimi? Gözlerimde oluşan uykusuzluk halkalarımı ele vermişti aklımdakileri..

    -Gitmemişsin dedi.
    şaşırdım.
    -Özlemedin mi anneni yoksa.
    Şaşkınlığı mı gizledim. Ne demek istediğini anlamadım önce. Doğru ya! Memlekete gidiceğimi söylemiştim.
    +Olur mu hiç. Çok özledim ama işlerimi ayarlayamadım. Haftaya giderim inşallah dedim.
    Gözleri ışıl ışıl oldu.
    -Git dedi. Git mutlaka. Bekletme dedi.. Gitmek güzel, ama beklemek güzel değil dedi.
    Ne diyordu. Anlayamıyordum.
    Peki sen nereye gidiceksin? Neden gitmiyorsun? Neden gidecekmiş gibi sürekli çantan yanında ama sen hala burdasın? Diye sormayı istedim deli gibi. Ne demem gerektiğini düşünürken o cevabını dahi beklemeden arkasını döndü, işine devam etmek için. Zaten bende ne cevap vereceğimi bilememiştim.

    Sonra kısık kısık ''beklemek güzel değil, beklemek güzel değil, beklemek güzel değil'' diye diye masaları silmeye başladı. Ve işte, artık ne diye mırıldanarak masaları sildiğini anlayabiliyordum. istem dışı ağlamaya başladım. Onu izleyerek. Nasıl olsa beni görmüyordu.. ona baktığımı bilmiyordu. Sadece mırıldanıyor ve masaları siliyordu. Borcunu ödüyordu kendince..

    işi bitmiş, toplanmıştı. Birazdan dış kapıdan çıkıp sallana sallana gidecekti. Bende onu camdan izleyecektim her zaman ki gibi. Gidişini izlerken, çantasına ilişecek gözüm.. bedenine ağırlık olan ancak bedeninden bir parça gibi taşıdığı çanta.

    Adım adım uzaklaşırken eşini düşündüm. Neden gelmiyordu hala. Gelmeliydi. Mutlaka gelmeliydi. Ona ulaşmalıydım. Bir şekilde.. derken; Bir anda kapıdan çıkıp gözden kaybolmak yerine kapının yanındaki banka oturdu.. elini kalbini koydu.. korktum. Hemen koşarak yanına çıkmak için arkamı döndüğümde saksı çiçeğim yere düştü. Saksısının kırıldığı çıkan sesten belliydi. Ancak dönüp bakmadım bile.
    Ayşe hanım ,
    -ne oldu dedi.
    +Geliyorum hemen dedim..

    Koşarak yanına gittim. Önünde diz çöktüm..

    Sağ eli kalbindeyken sol eli hala çantasını tutuyordu.

    +iyi misin abla dedim endişeli endişeli. Terlemişti.
    -iyiyim dedi.
    Evet!
    Bana cevap vermişti biraz önce. O andan sonra göz göze konuşmaya başladık sanki. Ya bana gözleriyle yaşadığı onca şeyi anlatıyordu, ya da aklım bana oyun oynuyordu; Ayşe hanımın anlattıkları aklımdan bir bir geçiyordu.. çantayı tutan elini tuttum ve sıktım iyice.

    +Bir yere mi gidiceksin, ben götüreyim istersen. dedim.
    -Hayır, ben bekliyorum dedi buruk bir sesle.
    +Ne için dedim..
    -Gitmek için...
    Yutkundum, boğazımdaki boğan düğüm beni öldürmeden yutmalıydım.
    -Beklemek hiç güzel değil dedi.. halbuki ben hazırım dedi..

    Çantasını işaret etti..

    -her şeyim yanımda dilek. bir gün gelip beni alıcak ve buradan gidicez.
    +...
    7 ... sen nasil istersen