bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. .
    Türk demokrasisi ne yazık ki hâlâ daha ucuz roman özellikleri gösteriyor.Bu demokraside sıradan insanların sorunlarının, hayatlarının hiç fazla önemi olmadı. Bu insanlar sadece seçim olduğunda hatırlanıyor, seçim bitince yine aynı unutma düzenine geçiliyor.

    Türk demokrasisi, bu açıdan vurdulu kırdılı başrol oyuncusunun kahramanlığını vurgulamak için hayatı fazla anlatılmadan feda ediliveren, sıradan insanlardan oluşan ucuz romanlara veya filmlere benziyor

    Dünya edebiyatının parçası olabilmiş romanlarda, romanın başaktörünün hayatının yanı sıra romanın akışı açısından ikinci, üçüncü ve dördüncü önemde olan şahsiyetlerin de hayatı detaylı bir şekilde anlatılır.

    Klasik roman dilinin film dilinden farklı olmasının nedeni de bu olabilir.

    Filmlerde ve ucuz romanda (pulp fiction) ikinci ve üçüncü dereceden önemi olan insanlar sadece başaktörün hayatının önemini vurgulamak için var olur. Onların da bir hayatı olduğu unutulur genelde.

    Onlar sadece başaktörün kavgaları için ya ölürler ya da onun hayatta kalmasını sağlarlar, işleri bittiği anda ise unutulurlar.

    Gerçi film dilinde son yıllarda devrim niteliğinde değişiklik yapılmaya çalışılıyor. Örneğin Crash, Amaros Perosta olduğu gibi, filmlerin başrol oyuncusu neredeyse yok klasik anlatımda ikinci, üçüncü düzeyde alınan kişilerin yaşadıkları artık detaylı işleniyor ve tüm film bir dizi önemsiz insanın hayatlarının anlatımından oluşuyor.

    Bu, bence film dilinin klasik roman dilini yakalama çabası olarak da nitelendirilebilir.

    Türk demokrasisi ne yazık ki hâlâ daha ucuz roman özellikleri gösteriyor.

    Bu demokraside sıradan insanların sorunlarının, hayatlarının hiç fazla önemi olmadı. Bu insanlar sadece seçim olduğunda hatırlanıyor, seçim bitince yine aynı unutma düzenine geçiliyor.

    Türk demokrasisi, bu açıdan vurdulu kırdılı başrol oyuncusunun kahramanlığını vurgulamak için hayatı fazla anlatılmadan feda ediliveren, sıradan insanlardan oluşan ucuz romanlara veya filmlere benziyor.

    Demokrasimizi klasik romanların düzeyine getirmeden, siyasetin sıradan insanların hayatını düzeltmek için yapılması gerektiğini öğrenmeden ne yazık ki demokrasinin bilmem kaç yılda bir oy vermekten ibaret olduğu sanılır.

    Resmi bayramlarda stadyumlarda gösteri yapılır. Örneğin; açık tribün tarafına elinde pankartlar olan binlerce insan oturtulur. Bunlara işaret verildiğinde hepsi önceden sıralanmış pankartları kaldırmaya başlarlar.

    Kapalı tribünde yani devlet yetkililerinin oturduğu bölümdeki insanlar o binlerce insanın ha bire oluşturup durdukları resmi görürler ama karşı taraftaki insanlar kendi kaldırdıkları pankartla ortaya çıkan büyük resmin ne olduğunu tam bilmezler ve bilmeleri de gerekmez.

    Bu, bugünkü oy verme işlemini anlatmak için iyi bir analojidir.

    Bugün birçok insan, demokrasimiz ucuz roman sınırlarını bir türlü aşamadığı için büyük resmi görmeden oylarını kullanacak.

    Aşiret, cemaat, ideoloji bağlantıları devreye girecek ve ötekine kızgınlıklar belirleyecek oyların yönünü.

    Bu durumu aşmak 21’inci yüzyılda Türkiye’nin en önemli meselesidir. Aşmanın yolu da bellidir. ilk adım, demokrasinin tanımını tekrar yapıp sıradan insanların hayatlarıyla bağlantılı hale getirmektir.

    Bu başarıldığı takdirde yani sesi çıkmayanların sesi duyulmaya başladığında, Türkiye ucuz roman tadında olmaktan klasik roman kıvamına geldiğinde gerisi otomatik gelir. Birçok çözülmez sanılan sorun kendiliğinden çözülür.

    Yeni TBMM döneminde bizim en büyük beklentimiz, demokrasimizin daha da çağdaşlaşmasıdır.

    Serdar TURGUT
    ... mulayim
kapat