bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. 1.
    tenor faulkner'den dörtlemeli bir arya. dörtlemenin kısımları yılların günlerine ayrılır, sırasıyla benjy, quantin, jasonve faulkner tarafından seslendirilmiştir. türkçe karşılığını ingilizce bilenler çözer demeyeceğim türkçe ingilizceye mahkum olmasın diye yazacağım: ses ve öfke. (bkz: william faulkner)
    2 ... zinani
  2. 2.
    *
    ---spoiler---

    Yüzyılın klasikleri arasına girmiş bir roman. Ses ve Öfke. William Faulkner'ın, kendine özgü yoğun dili ve kurgusuyla, yaşananları, düşünülenleri, yayılan ya da sıkışan duyguları tüm bir atmosfer içinde vermekteki ustalığını doyasıya gösteren bir roman.

    Ses ve Öfke'de, ABD'nin güneyinde yaşayan Compson ailesinin dağılışı farklı bilinçlerle izleniyor. Zihinsel engelli oğul Benjy'nin, suçluluk ve onur duygularıyla azap çeken ağabeyi Quentin'in, sert, mantıklı ve kurnaz diğer erkek kardeş Jason'ın anlatımlarıyla ailede yaşananlar yavaş yavaş açığa çıkıyor. Kız kardeş Candace'ten Jason'ın vasiliğini aldığı yeğeni Quentin'e, zenci hizmetçi Dilsey'den torunu Luster'a pek çok karakterin sahiciliği ve olayların evrensel trajedisi, Faulkner'ın diliyle bir cam kırığı kadar keskin, bir öfke anı kadar yüksek sesli.

    ---spoiler--- http://www.kitapalemi.com...tap/56107/ses-ve-ofke.htm

    nobel edebiyat ödüllü yazar william faulkner'ın Flags in the dust isimli romanından sonra kaleme aldığı orginal ismi The Sound and The Fury olan ve kendi içinde mitleştirdiği Compson ailesi aracılığıyla toplumdaki çöküşü yansıtan klasikleşmiş bir kritisizm abidesi amerikan romanı.

    yazarın diğer eserleri için;

    (bkz: Döşeğimde Ölürken) * (bkz: As I lay dying) *

    (bkz: Ağustos Işığı) * (bkz: Light in August)
    3 ... meo
  3. 3.
    çok zor be arkadaş. faulkner bu, romanı the sound and the fury. türkçesi ses ve öfke. zor olan, romanı özetle verebilmek. beyin lopunda sakladığın bir hikayeyi piyasaya sürülecek bir metaya dönüştürmek nasılsa öyle. vatana millete hayırlı bir iş yapmaya çalışıyoruz.

    faulkner'ın sartoris'e kadar yazdığı romanlarda modern roman doğmamıştı; en azından onun kaleminden. klasik roman kalıbı olduğu gibi devam ediyordu. faulkner, muhtemelen para kazanamayınca, yazdığı roman ve hikayeler beklenilen tepkiyi görmeyince hafif kafayı sıyırmıştı. yaşadığı missisippi eyaletinden çıkamıyor, olduğu yerde sayıyordu. üniversite öğrenimini ilginç bulmuyorsa demek ki kendine aşırı güven sahibiydi. peki, güveni, sadece, çemberin içinde dönüp aynadaki görüntüsüne kılıç sallamaksa ne elde edebilir ki ?

    karar vermiş, gitmiş the sound and the fury'i yazmış, 35 yaşındaki, beyinsel özürlü, genç kız hayranı, kasımpatı çiçeklerine sevdalı, şömine ateşine bakmaktan hoşlanan benjy'nin kafa anlatıcısı olduğu romanı.

    romanda, aile reisi ölüp gitmiş compson ailesinin çöküşü veriliyor. ilk bakışta romanın, thomas mann'ın buddenbrooks ailesi romanına benzediği düşünülebilir. yanlış anlaşılmasın; thomas'tan öncedir william faulkner. faulkner'ın thomas mann'dan metin hırsızlığı yaptığını söylemek yanlış olur. demeye çalıştığım, okuyucu açısından bir izlek sağlanabilir. bileniniz var mı bilmem ama bilenlere açıklamam gereksiz, sadece laf olsun diye konuşuyorum; buddenbrooks, çöken bir ailenin 3 kuşağını anlatıyor. hani cevdet bey ve oğulları var ya orhan pamuk'un yazdığı ilk roman,
    - hani romanın buddenbrooks ailesinden çalıntı olduğu söyleniyordu - , işte bu üç romanın ortaklığı, sıcak suyun içine atılan küp şeker gibi çözülen ailelerin zaman içindeki dönüşümü.

    hee, diyeceksiniz faulkner'ı faulkner yapan bu mu? değil tabi. ben faulkner'a baktığım zaman sizlerle hem fikir olsaydım, aklınızdan geçenleri aynen onaylasaydım bu kadar zahmete gireceğime gider televizyon seyrederdim.

    dedim ya, benjy var anlatıcı, özürlü bir çocuk. tek bir günü 7 nisan 1928 i anlatıyor üzerine vazife bölümde. bir takım sesler duyuyor, seslere karşılık veriyor. ama konuşamıyor. yapabildiği tek şey hantal vücudunu oynatmak ve ağzında salya toplamak.

    sonra bunun abisi var quentin. 1910 yılını, haziran'ın 2. gününü anlatıyor. ailece deli bunlar. quentin çok zeki bir çocuk, tam bir beyefendi, oxford'ta okuyor. benjy oturdukları evi, abisi jason'ın kötü muamelesini, kız kardeşinin orosbuluklarını, annesinin onca çileden yorgun düşmüş bedenini gözler önüne seriyor. benjy sürekli geçmişe dönük - bildiğiniz flashback - bugünü değil ilk gençlik yıllarını, en azından 15 sene öncesini düşünüyor. abisi quentin ise, bugünün adamı, okuldan eve, evden okula gittiği normak bir günün panoramasını takipte. bu mülayimin hikayesi 18 sene sonra veriliyor diye şaşırmayın. benjy 18 sene sonraya önceden gidiyor, abisi quentin'in ölümünü 18 sene sonrasında ya da 18 sene öncesinde veriyor.

    pardon ama basit bir roman değil bu. enis batur, oğuz atay'ın tutunamayanlar'ına, bir de yıldız ecevit ( yıldız ecevit, rahmeti bol olsun, berna moran ve mina urgan tadındadır, şu an bilgi üniversitesi karşılaştırmalı edebiyat bölümünde profesör olarak görev yapan edebiyat araştırmacısıdır ) , orhan pamuk'un yeni hayat'ına "orhan pamuk'u okumak" adındaki inceleme kitabında sonsöz yazdı. hangisi basit bir dille ifade edildi ki ? bu da öyle. örneğin yine 18 sene sonrasına benjy'nin konuşmasından bir kaç gün sonrasına gidiyorum ben. bu sefer jason konuşuyor. onun da derdi para pul. kız kardeşinin yediği naneleri bir türlü unutamamış. kız kardeşinin peydahladığı yeğeni quentin - dikkat edin bu quentin kardeş quentin değil. kardeş quentin intihar edince - hadi intihar sebebini de vereyim: zaten başka bir yerde bunu belirtmiştim: oxford'ta okumayı gururuna yediremiyor, diğer kardeşlerine haksızlık ettiğini düşünüyor- onun anısı piç yeğende yaşıyor. jason, kardeşi orosbu olunca, evi terk edip reklam yıldızı olunca yeğeni de aynı annesi gibi olmasın diye onu himayesi altına alıyor fakat yeğeninin büyükannesi, yani öz annesi, bayan compson - ne hikmet yarabbi! bayan compson bir türlü ölmez, herşeye tanıklık eden odur - çocuğu himayesinde tutuyor, çocuğu jason'a yedirmiyor.

    son bölümde sahneye faulkner çıkıyor. bilinçakışı denen yöntemi bırakıyor, klasik anlatıcıya geçiyor. bunda ki amaç anlatıcıya 4 türlü okuma sunmak ve 3 türlü alternatif okumaya objektif bir yorum getirmektir.

    modern roman genelde pek bir şey anlatmadığı için romanın sonunu vermek lüzumsuz. bu çağdaş roman, faulkner'ı james joyce, marcel proust düzeyinde tutan, garip anlatıma sahip hikayesiyle daha uzun bir süre değişik okumalara açık bir metin olarak kalacak bu roman, geleneksel hikayenin gidişatını farklı bir üslupla yorumlaması açısından dikkatlerinize değerdir. daha çok konuşmanın da gereğini kitabı elinize alıp okuyarak devam ettirebiliriz.
    4 ... zinani
  4. 4.
    " ...ölü kokuyu alıncaya kadar salıncağı düşünmemeye çalışacaklarına. yalnız ağaç kümelerini imgelemekle fısıltıları gizli iç çekişleri işitebilirim yaban gizlenmemiş etin altındaki kızgın kanın atışını koklayabilirim sanıyordum ipini koparmış suya koşan bir çift domuza benzeyen kıpkırmızı göz kapaklarına bakarak ve o uyanık bulunmalıyız ve kötülüğün yapıldığını görmeliyiz az süre için ve her zaman değil ve ben cesur bir adam için bu kadar bile uzamamalı ve sen buna cesaret mi diyorsun ve ben evet bayım siz demiyor musunuz ve o herkes kendi erdemlerini istediği gibi seçer senin bunu atılganlık sanıp sanmaman işlemin kendisinden herhangi bir işlemden de daha önemli o zaman samimi değilsin demektir ve ben benim ciddi olduğuma inanıyor musun ve o sanırım ki bende bir heyecan yaratacak bir neden göstermeyecek kadar ağırbaşlısın bana yasak olanla yatma eylemini işlediğini anlatmaya zorunlu değilsin yoksa ve ben yalan söylemiyordum yalan söylemiyordum ve o sen doğal insan deliliklerinden küçük bir parçasını bir dram halinde yüceltmek ve bundan okuyup üfleyip kurtulacak yerde onun yerine gerçeği koymak istiyorsun " gibi ilginç paragraf cümlelerine sahip complex eser.

    (bkz: brainstorm)
    (bkz: stream of consciousness)
    1 ... zinani
  5. 5.
    the sound and the fury, temel olarak dört bölümden oluşur; bu dört bölümün ardından, ek: william faulkner, isimli bir epilog yer alır.
    kitabı, faulkner 1929'da yayımlamıştır, türkçesi ise, 1965 yılında rasih güran tarafından çevrilmiştir. kitap, gün itibarıyla yky tarafından basılmaktadır.
    romanda, compson ailesinin dağılış öyküsü anlatılmaktadır. ensest ilişki, kölelik, hırsızlık, yalan ve hastalıklar, romanın öyküsünü bütünlüyor, zaten romanın edebiyat tarihinde önemli bir yere sahip olmasının nedeni, konusunun özgünlüğü değil, anlatım biçimi.
    the sound and the fury, edebiyat tarihi içinde zor okunan romanlar kategorisinde yer alıyor.
    kitabın zorluğu, faulkner'in tercih ettiği anlatım biçiminden kaynaklanıyor.
    kitabın ilk bölümü, "7 nisan 1928" adını taşır. bu başlık, tarih taşıyan diğer üç başlıkta da olacağı gibi, kronolojik bir anlatım beklentisi yaratır. ancak, son iki bölüm dışında bu beklentimiz boşa çıkar.
    ilk bölüm, compson ailesinin zeka özürlü oğulları, benjy'nin bakış açısıyla ve bilinçakışı tekniğiyle anlatılmaktadır. bu bölüm, faulkner tarafından, o zamana kadarki roman sanatına atılmış bir tokat gibidir.
    bölümde, benjy'nin tüm algılayış biçimlerini okuruz. zaman kaymaları, geçmişte ve o günde gerçekleşen olayların birbirine karışması, kişilere ait öznel algılayışlar bu bölümün tam anlamıyla anlaşılmasını olanaksız kılmaktadır.
    önerim, bu bölümü fazla kasmadan atlatmaktır. verilen ipuçları, roman kişilerine dair verilen bilgi kırıntıları sonraki bölümlerde toparlanıyor çünkü.
    ikinci bölüm, harvard üniversitesinde okuyan quentin'in anlatısından oluşuyor. bölüm adı: 2 haziran 1910; tahmin edileceği gibi bu bölümün anlatısı da kronolojik bir çizgide ilerlemiyor. bölümde, harvard'da okuyabilmesi için ailesi tarafından büyükçe bir arazi satışının olduğunu, quentin ile ablası caddy arasındaki ilişkiyi ve daha yüzlerce ayrıntıyı öğreniriz.
    bu bölüm de (ilk bölüm kadar olmasa da) romanın zorlu bölümlerinden birini oluşturur.
    sonraki bölüm, "6 nisan 1928" adını taşır.
    kendini bu bölüme atmış bir okur, artık rahatlayabilir. çünkü, artık, anlatı, klasik bir anlatı biçimine döner.
    romanın, üçüncü bölümünün anlatıcısı jason'dır. jason, ailenin, mantıklı ve hırslı tarafını temsil eder. anlatı da bu nedenle olsa gerek, düz bir çizgiye çekilir. ancak, jason'ın yaşamında pek çok karanlık nıkta vardır ve bu bölüm, bu karanlık noktalara dair önemli ipuçlarını bize verir.
    romanın, tarih taşıyan son bölümünün adı, 8 nisan 1928'dir. anlatı artık, düz bir çizgiye oturur ve birinci tekil şahıstan seslenen "ben" yerini, "tanrı bakışı" anlatı biçimine bırakır.
    bu bölüm artık tüm düğümlerin çözüldüğü ve romanın sonlandığı bölümdür.
    ancak, klasik roman okuyucusuna, burada, geleneksel anlamda bir son bulunmadığını hatırlatmak isterim.

    faulkner'in yazdığı ek'e geçmeden, romanın tüm kişilerini birbirine bağlayan bir figürden bahsetmekte yarar var. bu kişi, kız kardeş, (candace)caddy'dir. romandaki tüm kişilerin yolları, artık evi terk etmiş olsa da bir şekilde bu kardeşle kesişir.
    caddy'nin kızı quentin ve anne aile tablosunu tamamlarlar.
    burada, emektar hizmetçiler (köleler), dilsey ve luster'da önemli figürlerdir.
    romanın son bölümü olan ek'de faulkner, compson ailesinin soy ağacı, romanda anlatılan üyeleri ve diğerleri hakkında tamamlayıcı notlar sunar.
    2 ... yage1497
  6. 6.
    not:aşağıdaki girdi/entry fena halde spoiler içerir.

    yukarıdaki girdilerde olduğu gibi defalarca söylenmesine rağmen ben de söyliyeyim; 4 bölümden oluşan bir roman olmakla birlikte, 4.bölüm klasik romanlardaki alışılmış tarzda anlatılır. bunun dışındaki ilk üç bölüm "unreliable narrator" tarzını yansıtır. bu tarzın getirilerinden dolayı ilk bölümün sonunda ki bu bölüm tamamı ile benjy(daha sonraki ismi maury) nin bakış açısını yansıtır.

    zihinsel özürlü bir roman karakterinin bakış açısını yansıtmasından dolayı belki de biz tam anlamı ile benjy'nin "castration" yani hadım edilme vakasını tam olarak anlayamayız. romanın ilk bölümünün sonunda okullu bir kıza saldırır ve daha sonra romandaki zaman ikinci bölüm ile 18 yıl öncesine gider. bu sefer hikaye abi quentin'in hikayesidir. kızkardeşi temelli bir suçluluk duygusu ve bununla birlikte ailede benjy'nin topraklarını satılması temelli bir suçluluktur. ama hissettiği temel suçluluk caddy'nin yaşadıkları dolayısıyladır.

    Caddy, dalton ames isimli bir adam ile ilişkiye girer ve gayrimeşru bir çocuk dünyaya getirir. bu suçu örtmek ve kızkardeşini temize çıkarmtk amacıyla babasına quentin kızkardeşi ile ensest ilişkiye girdiği yalanını söyler.(babasının buna cevabı kızlığın bir anlamı olmadığıdır) bu anlatılanların hepsi geriye dönük olarak(flashback) italik harfler ile gösterilmiştir. fakat bu "unreliable narrator" her seferinde italik yazılarda geçmişe dönük bir tahattür vakasını anlatmaz. bu nedenle zor okunan romandır ve dikkati de oldukça dağıtır.

    yeniden benjy'e dönmek gerekirse benjy diğerleri arasında altıncı hisse sahip olan karakterdir ve bana sorarsanız(aslında faulkner'a göre Caddy gerçek kahramandır) benjy en dikkat çekici karakterdir. bu altıncı his özelliği ise benjy'nin Caddy ile düşündükleri ve verdikleri tepki ile ortaya çıkar. evin büyükannesinin cenazesi dolayısı ile çocuklar ve benjy bir odaya kapatılır olayları görebilmek için ağaca çıkan caddy'nin iç çamaşırına bulaşan çamur üç ayrı karakter tarafından farklı yorumlanır.(jason, quentin ve benjy tarafından) belki de ilerki dönemlerde onun gayrimeşru ilişki yaşayacağı ve bir "ortamalı" olacaüı gerçeğinin sembolik ifadesi gibidir.

    dikkat çekeceğim son nokta ise çeviri konusunda yaşanan sorunlar. "caddy" ismi ile "caddie"(golf takımlarını taşıyan yardımcı anlamında) ismi arasındaki bağlantı olacak. quentin'in harward'da okuma masraflarını karşılamak amacıyla benjy'nin toprakları satılır ve satıldığı yerde de bir golf sahası yapılır. luster ile benjy'nin buldukları golf topu bu anlamda gayet aydınlatıcıdır. bu golf sahasındaki "caddie"(golf takımlarını taşıyan yardımcı) seslenilmesi benjy'nin caddy konusundaki hatırlamalarını yeniden ortaya çıkarır bir bilinç akımı vasıtasıyla.

    farkındalığı canlı tutmak zor olsa da anlaşıldığında oldukça zevk alınıp okunacak bir kitaptır. ama kafayı sağlam tutmak şartıyla.
    3 ... calderon de la barca
  7. 7.
    william faulkner ' in bir kitabıdır. Dört bölümden oluşur. ilk bölüm Benjy Compson adında zihinsel engelli bir kişi tarafından anlatılır. ikinci bölümü Benjy ' nin kardeşi Qentin ' in intihar edeceği gün aklından geçenler oluşturur. Üçüncü bölüm diğer kardeş Jason tarafından , dördüncü bölüm ise tüm hikayeyi bilen kişi tarafından aktarılır...
    2 ... mavi haziran
  8. 8.
    orjinal ismi the sound and the furygenel olan, nobel edebiyat ödüllü yazar william faulkner'in yazdığı, konu itibariyle sondan başa doğru ilerlediği söylenilebilen roman.
    ... nunu
  9. 9.
    kitabı okumaya başladığımda dilin ve anlatımın lezzetini almaya başladım ama kkonuya kurguya veya olaya dair pek bir şey oluşmadı kafamda, benjy vardı muhtemelen ya çok küçük ya da gerizekalıydı, onun gözündendi anlatılanlar, sonra...
    sonra ikinci bölüm başlar, onsekiz yıl öncesi, ama bu quentin, ilk bölümde de var bir quentin. herşey karışıyor.
    üçüncü bölüm. sonra final.
    okuması, cümle yapıları ve çocuksu ifade tavrı, yani nasıl denir, kesin net ama eğreti ifadeler, devrik cümleler, uzun cümleler, bu arada belirtmek gerek, çeviri muhteşem, bu açıdan fevkalade lezzet bırakan bir kitap, ama olaylar parça parça anlam ifade ediyor, yani biliyorsunuz ki cady, nasıl birisiymiş. bir para geliyor, bir para bırakıyor, bir intihar var, hepsi aklınızda ama sadece durum anlatımı yapıldığı yani aslında sadece karakterlerin ağzından an be an anlatım yapıldığı, olaylar hikaye edilmediği için boşluklar var kafada, bu kafayla dördüncü bölüme girince. roman tamamen anlaşılmakla kalmıyor, hayran da bırakıyor. bir de dikkate değer; romanın yazıldığı dönemi düşünün, modern roman diye bir şey var mı? hikaye kadar anlatım biçimini önemseyen modern roman.
    ikinci okumada da çok keyif veren, hakiki bir edebiyat eseridir hasılı...
    1 ... basroldeki figuran
  10. 10.
    dört bölümden oluşan kitabın ilk bölümünü yazar çocukken, ikinci bölümü genç iken üçüncü ve son bölümü de artık ustalık döneminde yazmış sanırım. ama abicim insan bir düzenler kitabı, olduğu gibi yayınlamaz. üstüne birde ek yazmış. yazar bizle kafa yapmış dosyaları olduğu gibi basmış sanırım.
    ha roman güzel mi? güzel. edebi cümleler var ve haz alınıyor. fakat ilk iki bölümü okuyana kadar televizyonda saçı başı dağılmış çizgi film karakterlerinden daha beter hale döndüm. çekyatta baş üstü yattığım oldu. ama var ya jason adamsın. çıkıp güzelce anlatmışsın.
    1 ... tuykalem