1. 1.
    stephen crane'in 1895 tarihli enfes romanıdır. amerikan edebiyatının en büyük yapıtlarından biri olark kabul edilir.

    amerikan iç savaşı'nda kuzey ordusuna gönüllü olarak katılan 18 yaşındaki henry fleming isimli askerin gözünden savaşı anlatır. savaştaki sıradan bir askerin, muharebe esnasında korkaklık ve cesaret çizgisi üzerinde bir uçtan diğerine nasıl aniden geçtiğini mükemmel bir dille betimler. bazı tasvirleri vardır, sizi öyle bir vurur ki, aynı paragrafı tekrar tekrar okumaktan başka bir şey yapamaz hale gelirsiniz.

    mesela şu bölüm onlardan biridir:

    "Once the line encountered the body of a dead soldier. He lay upon his back staring at the sky. He was dressed in an awkward suit of yellowish brown. The youth could see that the soles of his shoes had been worn to the thinness of writing paper, and from a great rent in one the dead foot projected piteously. And it was as if fate had betrayed the soldier. In death it exposed to his enemies that poverty which in life he had perhaps concealed from his friends."

    manası(stephen crane'in mükemmel ingilizce hakimiyetiyle ortaya çıkan orijinalinin etkisi, doğal olarak şahsımın türkçe tercümesiyle azalıyor. mazur görünüz.):

    "bir keresinde, muharebe hattı(henry'nin dahil olduğu muharebe hattı) ölü bir askerin cesediyle karşılaştı. sırtüstü yatmış, gökyüzüne bakıyordu. üzerinde; biçimsiz, sarıya çalan kahverengi bir kıyafet vardı. genç adam(henry), askerin ayakkabılarının tabanının aşınarak neredeyse kağıt gibi incelmiş olduğunu ve bir ayağında acıklı bir görüntü sunan bir yırtık açılmış olduğunu gördü. kader sanki bu askere ihanet etmiş gibiydi. Belki hayattayken kendi arkadaşlarından bile sakladığı fakirliğini, öldüğünde düşmanlarının gözleri önüne sermişti."

    savaş alanı ve savaşın kendisi, kitap boyunca bu tip şahane betimlemeler eşliğinde resmetmiş stephen crane. kendisi savaştan sonra doğmuş olmasına rağmen, savaş hakkında sanki birinci ağızdan bilgi verir gibi bu denli canlı tasvirler yapabilmesi tek kelimeyle inanılmazdır.

    kitabın türkçe baskısı maalesef yok. 1960'larda çevrilmiş bildiğim kadarıyla türkçe'ye. ama o baskı da hiç bir yerde bulunmuyor. yine de wordsworth classics serisinden çıkan versiyonu gayet iyi. hem romandan önce güzel bir sunuş içeriyor, hem de hikayenin devamı niteliğindeki the veteran isimli kısa hikaye de kitaba dahil edilmiş.
    2 ... david brent