1. 257.
    ne olurdu, aramızdaki her şeyi konuşmuş olsaydık.
    6 ... vakur bir serenat
  2. 256.
    fakat allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım. öyle budalaca bir özleme kapılıyor. bir yandan da hiç konuşmak istemiyor, tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. fakat benim de sevmeye hakkım yok mu albayım? yok. peki albayım. ben de susarım o zaman. gecekondumda oturur anlaşılmayı beklerim. fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? sorarım size nasıl, kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan. bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. küçük oyunlar istemiyorum albayım.

    kelimeler, kelimeler albayım.. bazı anlamlara gelmiyor.
    11 ... muhalifbiri
  3. 255.
    Herkes kendisini korumasını biliyor, benden başka, diye yakındı Hikmet. Sonunda hep ben kalıyorum ortada.
    5 ... vakur bir serenat
  4. 254.
    - merak etmeyin, biz gene gizlenmesini biliriz. Şunun şurasında kime zararım dokunuyor ki ? Diye sordu hikmet.

    - “kendine” dedi albay, “kendine.”
    5 ... vakur bir serenat
  5. 253.
    Sinirimden gülüyorum albayım. Çünkü sinirlerim artık gülmek için kafamın neşelenmesini beklemiyor.
    2 ... vakur bir serenat
  6. 252.
    Sorarım size: Nasıl? Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum.

    Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor.
    ... vakur bir serenat
  7. 251.
    Yine düştük Oğuz Atay çukuruna, Allah kurtarsın. Tutunamayanlar kitabına bir türlü tutunamamıştım okurken çok zorlanmıştım umarım bu da böyle olmaz.
    6 ... omen tanrem
  8. 250.
    “Sevgili Bilge, bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de.

    insanları, eski karıma yapmış olduğum gibi, büyük bir boşluk içinde
    bırakmasaydım. Kendimden de kaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine
    düşmeseydim. Bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. Ne olurdu, bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım; ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almamış olsaydım. Sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi Bilge, aklını başına topla.

    Ben iyi değilim Bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. Gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. Hiç olmazsa arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi de geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. Kendime, söyleyecek söz bırakmadım. Kuvvetimi büyütmüşüm gözümde. Aslında bakılırsa, bu sözleri kullanmayı ya da böyle bir mektup yazmayı bile, ne sen ne aşk ne de hiçbir şey olmadığı günlerde kendime yasaklamıştım. Sen, aşk ve her şeyin olduğu günlerde böyle kararlar alınamazdı. Yaşamış birinin ölü yargılarıydı bu
    kararlar. Şimdi her satırı, “bu satırı da neden yazdım?” diyerek öfkeyle bir öncekine ekliyorum. Aziz varlığımı son dakikasına kadar aynı görüşle ayakta tutmak gibi bir görevim olduğunu hissediyorum. Çünkü başka türlü bir davranışım, benimle küçük de olsa bir ilişki kurmuş, benimle az da olsa ilgilenmiş insanlarca yadırganacaktır. Oysa, sevgili Bilge, aziz varlığımı artık ara sıra kaybettiğim oluyor. Fakat yaralı aklım, henüz gidecek bir ülke bulamadığı için bana dönüyor şimdilik. Biliyorum ki, bu akıl beni bütünüyle terk edinceye kadar gidip gelen aziz varlık masalına kimse inanmayacaktır.

    Bazı insanlar bazı şeyleri hayatlarıyla değil, ölümleriyle ortaya koymak
    durumundadır. Bu bir çeşit alın yazısıdır. Bu alın yazısı da başkaları
    tarafından okunamazsa hem ölünür ve hem de dünya bu ölümün anlamını bilmez; bu da bir alın yazısıdır ve en acıklı olanıdır. Bir alın yazısı da ölümün anlamını bilerek, ona bu anlamı vermesini beceremeden ölmektir ki, bazı müelliflere göre bu durum daha acıklıdır. Ben ölmek istemiyorum. Yaşamak ve herkesin burnundan getirmek istiyorum.

    Bu nedenle, sevgili Bilge, mutlak bir yalnızlığa mahkum edildim. (insanların kendilerini korumak için sonsuz düzenleri var. Durup dururken insanlara saldırdım ve onların korunma içgüdülerini geliştirdim.) Hiç kimseyi görmüyorum. Albay da artık benden çekiniyor. Ona bağırıyorum. (Bütün bunları yazarken hissediyorum ki, bu satırları okuyunca bana biraz acıyacaksın. Fakat bunlar yazı, sevgili Bilge; kötülüğüm, kelimelerin arasında kayboluyor.)

    Geçen sabah erkenden albayıma gittim. Bugün sabahtan akşama kadar
    radyo dinleyeceğiz, dedim. Bir süre sonra sıkıldı. (insandır elbette
    sıkılacak. Benim gibi bir canavar değil ki.) Bunun üzerine onu zayıf
    bulduğumu, benimle birlikte bulunmaya hakkı olmadığını yüzüne bağırdım. (Ben yalnız kalmalıyım. Başka çarem yok.)”
    4 ... gece lambasi mavi
  9. 249.
    Unutulmazlarım arasında yer alan Oğuz Atay romanı. Daha önce kitaptan paylaşılan cümleler güzel olsa bile bir bütün halinde çok daha güzel oluyor. O yüzden okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

    Karakter isimlerinden yaşananlara kadar incelikle işlenmiş bir roman. Ama bence romanın en güzel tarafı, içinizde olan ve bir türlü tam olarak anlatamadığınız duygulara tercüman olması. Okurken “evet işte tam olarak bu” demekten kendinizi alamıyorsunuz.

    “Bizi bu incelikler mahvetti” diyorsanız kitabı okudukça daha da üzüleceksiniz.
    ... denizin sonsuz maviligi
  10. 248.
    "Fakat Allah kahretsin!
    insan anlatmak istiyor albayım, öyle budalaca bir özleme kapılıyor.
    Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor.
    Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor.
    Fakat benim de sevmeye hakkım yok mu albayım?
    Yok.
    Peki albayım.
    Ben de susarım o zaman,
    Gecekondumda oturur anlaşılmayı beklerim.
    Fakat albayım, adresimi bilmeden nasıl bulup anlayacaklar?
    Sorarım size, nasıl kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı?

    Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek.
    Bir yandan da gözucuyla ölümümün nasıl karşılacağını
    seyretmek istiyorum.
    Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan,
    Bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor.
    Küçük oyunlar istemiyorum albayım.

    Kelimeler, kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor."
    13 ... gecenist