1. .
    soner yalçından ders gibi yazı. buyrun;

    http://www.sozcu.com.tr/2...andiran-kandirana-822928/

    Geçen hafta…

    Mehmet Barlas ve oğlu Cemil Barlas’ın itirafçı olmaları gerektiğini yazdım. Çünkü, Barlasların haber sitesinde “Rauf Atilla Polat” adında biri vardı; bugünün “Fuat Avni”sine benzer yazılar kaleme alıyordu. Bu isimden gidilirse “Fuat Avni”ye ulaşılabileceğini söyledim.
    Tartışma büyüdü…
    Bu tartışmalarda Davutoğlu’nun danışmanı Atılgan Bayar’ın yazdıkları ilgimi çekti. Barlasların, Erdoğan’a küfür eden Cemaatçi Önder Aytaç’ın yazılarını,10 Mart 2013 tarihine kadar yayınlamaya devam ettiğini belirterek, “Paralel’in kazanacağını düşünüyorlardı. Erdoğan’ın kazanacağını anlayınca Paralel’den dümen kırdılar” diye yazdı.
    Bu tespitin izini sürdüm…
    Gülen’in resmi sitesinde; 1994’ten bugüne kadar hakkında çıkan köşe yazıları var. Mehmet Barlas yazılarını okudum (Gülen’i en çok öven makaleyi; Taha Akyol, Mahmut Övür, Enis Berberoğlu, Yiğit Bulut’un yazdığını gördüm! Neyse.)
    Mehmet Barlas’ın Sabah’taki ilk yazısının tarihi; 14 Şubat 1995. Erbakan’a akıl veriyordu: “Farklı kesimleri ve siyasi görüşleri temsil eden insanlar, Fethullah Gülen’in iftarında bir araya gelince şaşırıyoruz. Bu gerçeğe, öncelikle Necmettin Erbakan’ın ve Refahlı, önde gelen diğer politikacıların eğilmesi şart…”
    Yine Sabah’ta; “Gelelim, muhafazakar ve mukaddesatçı kesimdeki yenilikçiliğe. Bir haftadır Zaman gazetesinde, Fethullah Gülen’in ‘Ufuk Turu’ yayınlanıyor. Bakın neler diyor Fethullah Hocaefendi…” deyip övgülerini sıralıyordu. (19.8.1995)
    Sonra…

    Maaşı 25 bin dolar

    Barlas’ın, 28 Şubat sürecinde Gülen’i öven-koruyan makalesi yok..!
    “28 Şubat’ta Sabah’tan kovuldu, bu nedenle yazamamıştır” demeyin.
    1) Dönemin Sabah patronu Dinç Bilgin TBMM’deki Darbeler Komisyonu’na, “Barlas Ailesi’nin işlerine 28 Şubat süreci içinde son vermedim. Çok yüksek ücretli yazarımdı; 25 bin dolar alıyordu. Aynı zamanda bize rakip televizyonlarda programlar yapmaya başladı. Aramızdaki ihtilaf ondan doğdu, arkasında siyasi bir durum yok” dedi.
    2) Sabah’tan hemen sonra Barlas, Zaman ve Yeni Şafak gazetelerinde köşe yazdı.
    Yani, yazabilirdi fakat Gülen’i övmeye 28 Şubat’ta ara vermişti!..
    Barlas’ın, Gülen övgülü yazıları 28 Şubat’tan sonra tekrar başladı. Üstelik…
    Yeni Şafak’ta, 30 Eylül 2000’de yirmi gün tam sayfa “Hocaefendi Sendromu” başlıklı yazı dizisi kaleme aldı: “Yayın organları, okulları, dershaneleri, vakıfları, finans kuruluşları birer belirti (veya sendrom) şeklinde alınıp, Fethullah Gülen’in devleti ve orduyu ele geçirmek için, gizli ve planlı bir çalışma yapan bir ‘çete lideri” olduğu ileri sürülüyor…” diyerek bunun ne kadar anlamsız ve saçma olduğunu yirmi gün boyunca yazdı.
    Yetmemiş olacak ki; “Sosyo- Politik Bir Gerçek Olarak Hocaefendi Sendromu” adlı Gülen kitabı çıkardı.
    Uzatmamayım… Tarihleri hızlı geçip yakın tarihlere gelelim….
    Barlas tekrar Sabah’a döndü ve Gülen’e kol-kanat germeye devam etti.
    “Bir başka sakız edilen kavram da ‘Cemaat’ değil mi? Özellikle son dönemde Fethullah Gülen’in cemaati, belirli çevrelerin hedefinde…” (19.4. 2011)
    Barlas’ın benzer yazılarından çok örnek vermeye gerek yok; çünkü başka “derin” konular var. Örneğin…
    Cemaat’in, 7 Şubat 2012’de Hakan Fidan’a yönelik MiT kumpası ardından Barlas şunu yazdı: “AK Parti ile Cemaati veya Tayyip Erdoğan ile Fethullah Gülen’i birbirlerine düşürme projesi de, aklın ve mantığın kabul edebileceği bir girişim olamaz.” (24.4.2012)
    “Gülen Cemaati’nden AK Parti’ye muhalif bir siyasi hareket çıkarmaya dönük arayışlar, Rus medyasında da, bizim medyada da nakıs teşebbüsler olmaktan öteye gidemez.” (13.7.2013)
    Bitmedi…

    Yine dönek oldu

    Gelelim, 17-25 Aralık süreci öncesine…
    Barlas, 12 Kasım 2013 tarihli yazısında Erdoğan’ı üstü örtülü biçimde eleştirdi: “Onun ağırlığını ve başardıklarını ancak o siyaset arenasından çekildikten sonra tam olarak değerlendirebileceğiz.”
    Altı gün sonra… Gülen’in ABD’den dönmesi gerektiğini belirtti. (18. 11.2013)
    Neler oluyordu?
    Davutoğlu’nun danışmanı Bayar, 17-25 Aralık sürecinde Barlas’ın TV ekranına çıkmayıp; kimin başarılı olacağını beklediğini belirtti.
    Barlas, 17 Aralık operasyonu’ndan iki gün sonra şöyle yazdı: “Yolsuzluk iddiaları kamuoyunu tatmin edecek biçimde bir sonuca ulaştırılmalıdır…”
    Bir gün sonra… “Aklı başında, vicdan sahibi, siyasi sağduyusu ve vatandaşlık bilinci olan hiç kimse ‘Yolsuzluk olsa bile bunlar görmezden gelinmelidir’ demez, diyemez.”
    Barlas bu süreçte “ortaya” yazılar kaleme aldı…
    “Günlerdir siyaset gündemini karıştıran ‘Dosyalı Operasyon’u planlayanlar tam olarak neyi amaçlıyorlardı bilemiyoruz… Ancak hiç unutmayalım ki, krizler de bir süreçtir ve sonuçları da, bu süreç noktalanıncaya kadar tam belli olmaz.” (26.12.2013)
    Barlas bekledi. Süreç tamamlandı. Ve Erdoğan kazanınca dönek oldu.
    Artık dün yazdıklarının tam aksini yazmaya başladı. Örneğin…
    “MiT Müsteşarı Hakan Fidan’ı hedef alan geçen yılın ocak ayındaki yargı operasyonu arkasındaki güdülerin çok açık ve seçik biçimde tahlil edilmesine rağmen, Paralel Devlet’in üzerine o zaman gidilmemesi, ‘Acaba yöneticilerimiz gaflet uykusuna mı dalmışlardı’ kuşkusunu doğal olarak gündeme getiriyor…” (10.1.2014)
    “Geçen yıl ‘Gezi Kalkışması’ ile başlayıp ‘17-25 Aralık dost modern darbe girişimi’ ile dibe vuran süreçte….” (22.4.2014)
    Neler yazmıyordu ki artık:
    “Bir kulağı Amerika’ya, diğer kulağı israil’e kilitlenmiş olan Pensilvanya Örgütü yöneticileri….” ( 1.3.2015)
    Ben diyorum ki:
    Barlasların bu göz boyaması kimseyi kandırmamalı; itirafçı olmalılar ve; Gülen ile “derin” ilişkilerini anlatmalıdırlar…
    Yoksa… Tayyip ileri günlerde, “yanağımı okşayarak beni kandırmış” diyebilir…
    ... gemek