1. 1.
    bence napolyon bonapart askeri tarihi ve tarihi derinden etkilemiş bir adamdır.

    Devrim Fransa’sının askeri dehası Fransız General Napolyon Bonaparte (1769-1821), geliştirdiği savaş taktikleri, sıradışı hücum ve komuta stratejileriyle 200 yıldan bu yana sadece askerlik uygulamalarının değil, yönetim ve idare disiplinlerinin de merak konusu olmuştur.
    Napolyon’un seferleri tüm Batı dünyasında askeri eğitim modelinin temelini oluşturmaktadır. Dünyayı, daha önce görmediği yıkımlarla tanıştıran Napolyon'un ordusu ile savaş sahnelerine getirdiği alışılagelmemiş yöntem ve taktikler birçok Avrupalı ve sivil savaş generali tarafından kopya edildi. Bugün de hâlâ pek çok askeri düşünce bu büyük Fransız'ın tesiri altındadır.
    Fransız Devrimi dönemi aynı zamanda sivil savaşların başladığı bir dönemdir. Kral Monarkların geleneksel hanedan savaşlarının, yerlerini insanların savaşlarına terk ettiği bu süreçte, daha büyük ve kapsamlı ordular organize edildi. Çünkü savaşlar, daha büyük savaşlara bürünmüştü artık. Yaşanan tüm bu değişimler arasında kendisine tarihsel alanda biçtiği rolü şöyle tanımlıyor Napolyon: “Anarşi körfezini kapattım, kaostan düzeni çıkardım. Kabiliyeti, onu bulduğum yerde, doğum ve zenginliği nazara almadan ödüllendirdim. Feodalizmi fesh ettim. Eşitliği, insanların dinlerini esas almadan kanun önünde tesis ettim. Yıpranmış monarşiler ile savaştım. Çünkü insanlığın değerlerini tahrip ediyorlardı. Devrimi saflaştırdım.”

    Napolyon’un Ordularının Vazgeçilmez Kuralları

    Moral Yüksek Tutulmalıydı: Askere çağırma işlemleri yerine, savaşmak isteyen gönüllüler tercih edilirdi. Bu gönüllülerin devrimci gayretlerini kullanarak orduya yüksek moral aşılayan Napolyon, yeni ödüller koyarak imparatorluk muhafızları gibi elit müfrezeler oluşturmuştu. Çünkü "Lider, umut ticareti yapan kişi"ydi Napolyon için. "Savaş esnasında askerleri cesur kılan, onlara çekilen nutuk değildir. Kıdemli askerler çok zor dinler bu nutukları. Acemi askerler ilk yaylım ateşinde bu nutukları unuturlar. Bu uzun nutukların işe yaradığı tek zaman ise çatışma anıdır. Önemli olan savaş anında baş gösterebilecek olumsuz tüm etkileri uzaklaştırmak, yanlış haberleri düzeltmek, sefer esnasında uygun bir ruh halini canlı tutmak, askerler için keyifli bir ortam yaratmak üzere ordugâh kurmaktır."

    Aristokratlar Ayrıcalıklı Sınıf Değildi: Ordu içinde herkes terfi edebilirdi; bu imtiyaz sadece aristokratlara ait olmaktan çıkarılmıştı. Hatta bir er, belli bir süreç içinde general olabiliyordu. Bu uygulamaya değinerek "Bütün generallerimi çamurdan yaptım." diyordu Napolyon.

    Ordu Modern Ölçekte Yeniden Organize Edilmişti: Napolyon orduyu müfrezeler halinde, manevra kabiliyetine sahip küçük ordular biçiminde bölümlere ayırmıştı. Her müfreze, bütün hafif ve ağır silahlara ve zamanın tüm mühendislik ve teknik bilgilere sahipti. Bu müfrezelerin her biri asıl ordudan bağımsız bir biçimde savaşabilecek şekilde eğitilmişti. Sözünü ettiğimiz planlama ve örgütleme yeteneğine işaret edercesine "Beni en çok ne şaşırtır biliyor musunuz, hiçbir şey organize edemeyen güç." der Napolyon. Müfrezelerin komutanları, tıpkı bir orkestra yönetir gibi ve tam bir güven ortamı içinde bölüklerini öyle ustaca yönetirlerdi ki, Napolyon'un herhangi bir anda yapacağı taktik değişimine hazır ve kolaylıkta adapte olabilecek durumdaydılar.

    Çevik Hareket Kabiliyeti Çok Önemliydi: Bölükler bir gün içinde ağır bir yük yüklemeksizin 15-50 km mesafe kat edebiliyorlardı. Kimi zaman zor kullanmayla da olsa, yiyeceklerini gittikleri yerlerden tedarik ediyorlardı. Birçok seferde hızlı manevralarla ingiltere'nin, Prusya'nın topraklarını büyük bir süratle dolaştılar. “Şu üç şeyi sürekli zihninizde tutmalısınız: Kuvveti yoğunlaştırmak, hareket ve kararlılık. Karar vermek kadar hiçbir şey zor ve değerli değildir. Ölüm hiçbir şeydir. Mağlup olmuş olarak yaşamak her gün on kez ölmektir. Ordunun gücü makinedeki güç gibidir. Hız ve ordunun morali, zafere daha çabuk ulaşılmasını sağlar.”

    Napolyon’un Savaş Taktikleri

    Kuvvetleri etkili ve hızlıca toparlamak: Napolyon, savaştan önce düşmanlarının sayısını belirler, askerlerini bir araya getirirdi. Binlerce kişilik orduyu kumanda edebilme ve tek merkezden yönetebilme hünerini nereden edindiğine dair ipucu şu önerilerinde gizli: “Gustavus Adolphus, Turenne, Frederick, Alexander, Hannibal ve Caesar… Bu komutanların hepsi aynı prensiple hareket ettiler. Hepsi kendi güçlerini bir arada tutmayı hedef aldılar. Alexander, Hannibal, Caesar, Gustavus, Turenne, Eugene ve Freder'in seferlerini tekrar tekrar okuyun. Büyük general olmanın ve savaş sanatının sırlarına aşina olmanın tek yolu budur.”
    Birçok kere Napolyon’un orduyu bir arada tutan savaş metotları sayesinde ordu yok olmaktan kurtulmuştur. Napolyon'a göre müfrezeleri doğru zamanda ve doğru yerde kumanda etmek en iyi komutanlıktır. Manevra ve toparlanma hızı zaferin esasını oluşturmaktadır.

    Gücü iktisatlı kullanmak: Napolyon maksimum gücü düşmanın en kritik alanlarına yoğunlaştırırdı. Çok kritik olmayan alanlara ise minimum gücü yerleştirirdi. Napolyon'un 1799'da söylediği şu sözlere bakılırsa, bu tutumu vakti zamanında pek az bulunur bir nitelik arz ediyormuş: "Avrupa'da çok iyi generaller var. Fakat bunlar aynı anda birçok şey görüyorlar. Ama ben sadece bir şey görürüm, düşmanın asıl bedenini…"

    Zemin yönetimi: Napolyon için ağır silahları ve orduyu iyi bir zeminde konuşlandırmak çok önemlidir. Onun için ordunun hareketini gizleyen ve düşmanın hareketlerini kontrol eden bir zemin, galibiyet için çok şey demekti.

    Manevra ve hücum kabiliyeti: Napolyon daima hücuma, hıza, manevraya ve sürprizlere inandı. Geliştirdiği hücum taktiği, Büyük iskender ve Sezar'dan bu yana başka hiçbir batılı komutan bu meselede kendisi ile karşılaştırılamaz. "Ordunun ekseriyeti çatışma için hazır bir hale geldiğinde düşmanın hareketlerini yakından takip etmek durumundasın." der Napolyon. "ileri karakolun görevinin esası ilerlemek veya gerilemekte değildir, manevra kabiliyetindedir. ilerideki birim hafif süvarilerden oluşmalıdır. Ve gerektiğinde daha ağır süvariler tarafından desteklenmelidir. Bütün bunlara komuta edenler, yeterli kabiliyet ve bilgi ile donanmış olmalıdır."

    Sürpriz ataklar: Napolyon'un metodu güçlü temerküz amaçlı hücum üzerine kuruludur. Savaşlarda çoğunlukla hücum halinde bulunurdu. Bu sayede düşmana zaman kaybettirir, karşı ordu içinde geçici kaosun oluşmasını sağlardı. Sürpriz ataklarıyla ünlüydü. Öyle ki, kimse onun tam olarak nereye hücum edeceğini kestiremezdi. "Bütün geriye çekilme manevraları insan ve malzeme kaybının yanında ordunun moral düzeyini düşürür. Bu durumda başarı şansınızın yükselmesini ümit edemezsiniz."

    Taktiklerin uygulanması: Napolyon için düşman ordusunun sayısının kendi ordusunun sayısını geçip geçmemesi önemli değildi. Onun temel meselesi sayı değil, taktiklerdi. Şöyle diyordu: "Eğer ordu, ağır silahlarda ve süvari birliklerinde sayıca az ise genel bir hareketten kaçınmak gerekir. ilk yetersizlik, hareketin hızı ve ağır silahların manevraları ile telafi edilmelidir. Süvarilerin yetersizliği, yerlerin seçimi ile telafi edilmelidir. Tabi bu durumlarda askerin moral durumu çok önemlidir. Şu prensip akılda tutulmalıdır: Bir tuzak amacı güdülmemişse, düşmanın içeri sızabileceği aralara asla izin verilmemelidir."

    Ağır silahlar ve süvari birliklerine verilen önem: Napolyon'a göre "Süvari sınıfının hücumları her zaman için savaşın başında, ortasında ve sonunda eşit derecede öneme sahiptir. Zaferi takip etmek ve düşmanın toparlanmasına imkân vermemek, süvari birliklerinin işidir." Ağır silahları yeni metotlarla kullanmak da Napolyon'un her daim başvurduğu savaş stratejilerinden biriydi. Bu konuda, "Ağır silahlar her daim yaya askerlerin yardımına hazır bir konumda tutulmalıdır. Tanrı en iyi ağır silahlara sahip olanların yanında savaşır." diyordu.

    Napolyon’un savaş stratejisi karşısında Prusya Ordusu generalleri Büyük Frederick’in teşkilat ve taktiklerine sıkı sıkıya bağlı kaldılar. Prusyalı komutanlar, taktik ve stratejisini sürekli geliştiren “Fransız stratejisi”nin mimarı Napolyon gerçeğini tam olarak anlayamadılar. Gerçek dünyadan kopuk yaşayan Prusyalı generaller, ilk savaşta Napolyon Ordusu karşısında darmadağın oldular.

    Napolyon’un savaş stratejisi: Geçmişe savaş ilan edin!
    Sizi en fazla aşağıya çeken ve üzen şey, gereksiz bağlanmalar, eski denklemlerin tekrarlanması ve eski zaferlerle yenilgilerin anılarla dolu olmasıdır.

    Bilinçli olarak savaş yasalarına sadık kalınmalı, geçmişe karşı savaş ilan etmeli ve içinde bulunduğunuz ana tepki göstermeye kendinizi zorlamalısınız.

    Kendinize karşı acımasız olun, rahatınız kaçsa da aklınızı kullanın, düşüncenizi genişletin; eski, denenmiş, artık yıpranmış yöntemleri yinelemeyin. Unutmayın; sizin bildiğiniz eski savaş taktiklerini düşmanınız da ezberlemiştir.

    Bazen risk içerse bile yeni yönlere saldırmak için kendinizi zorlayın. Napolyon savaş stratejileri sizin için iyi bir rehberdir. Ancak, Napolyon taktiklerini kopyalamaktan kaçının. Siz içinde bulunulan koşullara göre, kendi taktiklerinizi geliştirin.

    Rahatlık ve güvenlik açısından yitirdiklerinize karşılık elde edeceğiniz sürprizler, ne yapmakta olduğunuzu düşmanlarınızın anlamasını güçleştirir.

    Aklınıza karşı adeta bir gerilla savaşı açın, aklınızın bir köşesinde hiçbir sabit savunma hattının, korunmasız şatonun bulunmasına izin vermeyin her şeyin su ve rüzgar gibi sürekli olmasına, akıcı ve hareketli olmasına özen gösterin.

    Napolyon’un savaş stratejisi ve Fransa’nın yükselişi
    Hiç kimse Napolyon Bonaparte kadar hızlı yükselmemiştir (1769- 1821). Napolyon, 1793 yılında Fransız devrim ordusunda yüzbaşılıktan tuğgeneralliğe terfi etmiştir. 1796 yılında ise italya’da Avusturyalılarla savaşan Fransız Ordusu’nun komutanı olmuş ve düşmanı hem o yıl, hem de üç yıl sonra tekrar yenilgiye uğratmıştır. 1801’de Fransa’nın ilk konsülü, 1804’de imparatoru olmuştur. 1805 yılında ise Avusturya ve Rus ordularını Austerlitz Çarpışması’nda yenmiştir.

    Carl von Clausewitz diyor ki:
    Kuramlar, kişinin aklını sorunları çözecek denklemlerle donatamadığı gibi tek çözümün yattığı varsayılan daracık yolun iki yanına taflanlar dikerek yerini belirtemez. Ama kişinin aklına olgular ve aralarındaki bağlantılar hakkında anlayış katar ve aklı, hareketin daha yüksek düzeyine ulaşması için özgür bırakır. Bu düzeyde akıl, yapısında var olan yeteneklerini tüm kapasiteyle kullanıp sanki hepsi yoğun baskılarıyla tek bir fikir biçimini almış gibi bir araya getirip doğru ve gerçek olanları yakalarken adeta bir düşünce ürünü yerine karşısındaki engele bir tepkiymiş gibi davranır.

    (SAVAŞ ÜZERiNE, CARL VON CLAUSEWITZ, 1780-1831)

    Napolyon’un savaş stratejisi abartılı mıydı?
    Bazıları için Napolyon bir generalden daha fazlasıydı; bir dahiydi, bir savaş tanrısıydı. Ama herkes bu kadar etkilenmiş değildi; bazı Prusya generalleri onun yalnızca şanslı olduğunu düşünüyorlardı. Napolyon’un atak ve saldırgan davrandığı savaşlarda rakiplerinin ürkek ve zayıf olduğuna inanıyorlardı. Eğer günün birinde Prusyalılarla karşılaşırsa, büyük bir sahtekar olduğu ortaya çıkacaktı.

    Bu Prusyalı generaller arasında Hohenlohe-Ingelfingen Prensi Friedrich Ludwig (1746-1818) de vardı. Hohenhole Almanya’nın askerlik konusunda parlak bir geçmişi olan en eski soylu ailelerinden birine mensuptu. Mesleğine çok genç yaşta adım atıp Prusya’yı büyük bir güç haline getirmiş olan Büyük Frederick’in (1712-1786) komutası altında bulunmuştu. Hızla terfi edip Prusya standartlarına göre çok genç bir yaş sayılan elli yaşında general olmuştu.

    Hohenlohe’ye göre savaşın başarısı;
    organizasyona
    disipline
    eğitimli asker beyinlerinin geliştirdiği üstün stratejilere dayanıyordu.
    Prusyalılar bu değerlerin tümünün örneğini oluşturuyorlardı. Prusya askerleri en karmaşık manevraları bir makine kadar düzgün yapana dek durmamacasına talim ediyorlardı. Prusyalı generaller Büyük Frederick’in zaferlerini derinlemesine inceliyorlardı; onlara göre savaş matematiksel bir olgu, zamanla sınırlanmayan ilkelerin uygulamasıydı.

    Generallere göre Napolyon başıbozuk bir vatandaş ordusunu yöneten öfkeli bir Korsikalıydı. Bilgi ve yetenek açısından ondan üstün olduklarına göre stratejiyle onu kolayca yenebilirlerdi. Disiplinli Prusya askerleri karşısında Fransızlar paniğe kapılıp daramadağın olacaklar, Napolyon efsanesi yıkılacak ve Avrupa yine eski günlerine dönecekti.

    1806 Ağostosu’nda Hohenlohe ve arkadaşları isteklerine kavuştular: Napolyon’un tutmadığı sözlerden bıkmış olan Prusya Kralı III. Fredrich Wilhelm altı hafta sonra ona savaş açmaya karar verdi. Bu arada generallerine Fransızları ezmek için bir plan yapmalarını söyledi.

    Hohenlohe sevincinden havalara uçtu. Bu savaş meslek yaşamının zirvesini oluşturacaktı. Yıllardır Napolyon’u nasıl yeneceğini düşünmüştü ve generallerin ilk strateji toplantısında planını sundu: Ordu Güney Prusya’dan yürüyüşe başlayacak ve belirli bir açıdan Fransızlara saldıracaktı.

    Eğik düzen saldırısı nedir?
    Büyük Frederick’in en sevdiği taktik olan eğik düzen saldırısı (düşmanın tek kanadına yüklenmek) ile öldürücü darbe indirilecekti. Altmışlı, yetmişli yaşlarda olan diğer generaller de, hepsi Büyük Frederick’in taktiklerinin çeşitlemelerinden oluşan kendi planlarını sundular. Görüşmeler tartışmalara dönüştü ve aradan haftalar geçti. Sonunda krala işe el koyup tüm generallerini tatmin edecek bir uzlaşma stratejisi yarattı.

    Büyük Frederick’in görkemli yıllarını yeniden yaşayacağını varsayan ülkeyi inanılmaz bir heyecan sardı. Becerikli casusları aracılığıyla Napolyon’un bu plandan haberi olduğunu generaller fark ettiler ama Prusyalılar ilk adımı atacaktı ve savaş makinesi bir kez harekete geçince, hiçbir şey onu durduramazdı.

    Friedrich von Bernhardi:
    Baron Antoine-Henri de Jomini, Napolyon’un yaptıklarını rastgele bir sistemle bağdaştırıyor. Napolyon’un büyüklüğü ise tüm kuramlara burun kıvırarak, her seferinde duruma en uygun adımı atarak giriştiği hareketlerin pervasız ataklığında yatıyor.

    (Friedrich von Bernhardi, 1849-1930)

    Kralın savaş ilan etmesinden birkaç gün önce, 5 Ekim’de sıkıntılı bir haber generallere ulaştı. Bir keşif kolu, Napolyon’un dağıtılmış olduğunu varsaydıkları ordusunun doğuya ilerlediğini, bir araya geldiğini ve Güney Prusya içlerine doğru yığınak yapmakta olduğunu bildirmişti. Keşif koluna komuta eden yüzbaşı, Fransız askerlerinin erzaklarını sırt çantalarıyla taşıyarak çok hızlı yürüdüklerini buna karşılık Prusyalıların çok yavaş yürüyen arabalar kullandıklarını açıkladı.

    Prusyalı generaller planı düzeltemediler
    Generallerin planda bazı düzeltmeler yapmalarına zaman kalmadan Napolyon’un ordusu birdenbire kuzeye döndü ve Prusya’nın kalbine, Berlin’e doğru ilerlemeye başladı. Generaller tartışmaya başladı, nereden saldıracaklarına karar vermek için birliklerini oraya buraya yönlendirdiler. Herkesi bir panik havası sarmıştı. Sonunda kral geri çekilmelerini emretti: Askerler tekrar kuzeyde toplanacak ve Berlin’e doğru ilerleyen Fransız Ordusu’nu yandan vuracaktı. Hohenlohe öncü güçlere komuta ediyor, Prusyalıların geri çekilmesini himaye ediyordu.

    14 Ekim’de Jena kenti yakınlarında Napolyon uzun zamandır arzuladığı savaşı gerçekleştirmek isteyen Hohenlohe’ye yaklaştı. iki tarafın askerleri sayıca birbirine eşitti, ama Fransızlar düzensizdi, kaçamak dövüşüyor, kaçıyordu; Hohenlohe ise bir orkestra şefi gibi askerlerini sıkı düzen içinde tutuyordu. Fransızlar Vierzehnheiligen köyünü ele geçirene dek savaş bir ileri bir geri sürüp gitti.


    Hohenlohe askerlerine köyü tekrar ele geçirmelerini emretti. Büyük Frederick döneminden kalma bir ritüelle bir bando şefi tempo vurmaya başladı ve Prusya askerleri sancakları dalgalanarak kusursuz bir tören kıtası biçimini alıp ilerlemeye hazırlandılar. Ne var ki, onlar açık arazideydiler ve buna karşılık Napolyon’un askerleri bahçe duvarlarının ardına, evlerin çatılarına gizlenmişlerdi. Fransız keskin nişancılarının karşısında Prusyalılar dokuz kuka oyunundaki tahta kukalar gibi yıkılıverdiler. Aklı karışan Hohenlohe, askerlerine durup düzen değiştirmelerini emretti. Davullar tekrar duyuldu. Prusyalılar izlemesi keyif veren, kusursuz bir düzen içinde tekrar yürüyüşe geçtiler, ama Fransızlar ateşi kesmeyip Prusya askerlerinin çoğunu yok ettiler.

    Hohenlohe hiç böyle bir ordu görmemişti. Fransız askerleri şeytan gibiydi. Kendi disiplinli askerlerinden farklı olarak Fransızlar kendi başlarına hareket ediyorlardı, ama çılgın davranışlarının yine de belirli bir düzeni vardı. Birdenbire iki yandan ileri atıldılar ve Prusyalıları kuşatma tehdidini oluşturdular. Prens Ordusu’nu durdurdu. Jena Çarpışması sona ermişti.

    iskambil kağıtlarından yapılmış evler gibi Prusyalılar yıkılıverdiler, birbiri ardına kaleleri düştü. Kral doğuya kaçtı. Birkaç gün içinde bir zamanların görkemli Prusya Ordusu’ndan geriye hiçbir şey kalmadı.

    Yarasa ve Gelincikler
    Yere düşen bir yarasayı bir ev gelinciği yakaladı. Neredeyse öldürüleceğini fark eden yarasa yaşamının bağışlanması için yalvardı. Ev gelinciği gitmesine izin veremeyeceğini çünkü gelinciklerin, tüm kuşların doğal düşmanı olduklarını söyledi. Yarasa kendisinin bir kuş değil bir cins fare olduğunu söyledi. Böylece kendini tehlikeden kurtardı.

    Daha sonra ikinci kez yere düşünce başka bir ev gelinciği onu yakaladı. Bir kez daha kendisini yememesi için gelinciğe yalvardı. ikinci gelincik, tüm farelerden nefret ettiğini söyledi. Ama yarasa bir fare olmadığını, bir yarasa olduğunu ısrarla anlattı. Ve yine serbest kaldı. Yani adını değiştirerek kendini iki kez ölümden kurtarmış oldu.

    Bu öykü her zaman aynı taktiklerle kendimizi sınırlandırmamamız gerektiğini gösteriyor. Tam tersine eğer koşullara uyum sağlayabilirsek, aklımızı ve yaratıcılığımızı kullanabilirsek, tehlikelerden daha kolay kurtulabiliriz.

    (FABLLAR, EZOP, MD VI. YY.)

    Prusya Ordusu gerçekleri göremiyor
    1806 yılında Prusyalıların karşısındaki gerçek aslında çok yalındı: Zamanın elli yıl gerisinde kalmışlardı. Yaşlı generaller günün koşullarına cevap verecek yerde, geçmişte işe yaramış olan denklemleri kullanıyorlardı. Ordu çok ağır ilerliyordu ve askerler bir törendeki mekanik hareketleri yapıyorlardı.

    Oysa Prusyalı generallere yaklaşan felaketi haber verecek birçok işaret vardı: Yakın geçmişteki çarpışmalarda ordu pek başarılı olamamıştı, bazı Prusyalı subaylar reform yapılmasını gündeme getirmişti. Daha da önemlisi Napolyon’un yeni stratejilerini, düşmanın üzerine ordusunun yüksek hız ve akıcılıkla ilerlemesini incelemek için on yıl zamanları olmuştu.

    Gerçekler tam karşılarındaydı, ama onlar göz ardı etmeyi seçtiler.

    Kötü talihin kurbanı olacak kişinin Napolyon olduğuna kendilerini inandırdılar.

    Belki siz de aynı yolda yürüyorsunuz

    Napolyon savaş stratejileri karşısında darmadağın olan Prusya Ordusu’nu tarihten ilginç bir örnek olarak görebilirsiniz, ama belki siz de aynı yolda yürüyorsunuz.

    Gerçekleri görememek ülkeleri olduğu kadar bireyleri de kısıtlar. Napolyon savaş stratejileri bireyler için de derslerle doludur. Napolyon gibi, bireyler de zamanın süreklilik yasasına ayak uydurmalıdır. Çağın gerisinde kalanların zafer kazanamayacaklarını unutmamalıdır.

    Yaşımız ilerledikçe geçmişe daha fazla bağlanırız. Prusyalı generaller aynı hatayı yapmıştır. 1789 Fransız ihtilali’nden sonra Avrupa’da çok şey değişmiştir. Ama, Prusyalılar yeni gerçeklere gözünü kapatmış, adım adım Avrupa’yı işgal eden Napolyon Bonapart’ı küçümsemekte sakınca görmemişerdir.

    Alışkanlıklar bizi yönetir. geçmişte bizi başarıya götürmüş olsa da, alışkanlıklarımızdan kurtulmanın yollarını bulmalıyız.

    Daha önce işe yaramış olan herhangi bir şey, bir doktrin, bizi gerçeklerden koruyan bir kabuk biçimini alır. Yaratıcılığın yerini tekrarlama alır. Çamur, dere tabanında biriktiğinde, suyun akışına engel olur. Beynimizdeki tortulardan, geçmişe ait alışkanlıklardan kendimizi kurtarmalıyız. Suyun akışı gibi beynimizin de engelsiz işlev görmesine ortam hazırlamalıyız. Napolyon savaş stratejileri bir de bu yönüyle dikkate alınmalıdır.

    Kendi aklımızda bunun olup bittiğini görmemiz neredeyse olanaksız olduğundan, bunu yaptığımızı çok ender fark ederiz.

    Birdenbire geleneklere saygı göstermeyen, yeni bir biçimde savaşan genç bir Napolyon yolumuza çıkıverir. Ancak bundan sonra düşünme ve yanıtlama biçimimizin zamanın gerisinde kaldığını fark ederiz.

    Geçmişteki başarılarınızın gelecekte de devam edeceğinden emin olmayın.

    Eski başarılara bel bağlamak
    Aslında eski başarılarınız en büyük engeldir: Her çarpışma, her savaş birbirinden farklıdır ve eskiden işe yarayanların bugün yine yararlı olacağını varsayamazsınız. Olacağını varsayamazsınız.

    Kendinizi geçmişten koparmalı ve gözünüzü bugüne açmalısınız. Prusya Ordusu generalleri kendilerini Büyük Frederick (1712-1786)’in yaşadığı döneme ait savaş taktiklerine fazlasıyla angaje etmişlerdi. Halbuki aradan neredeyse 100 tam yıl geçmiş, zaman su gibi akmıştı. Zamana ayak uyduramayan orduların savaş kazanmaları mucize olurdu!

    Eski bir savaşı tekrarlama eğiliminiz sizin son savaşınız olabilir. Prusyalı generaller eski Prusya savaş taktiklerine bel bağlamışlar, yeni Napolyon savaş stratejileri konusunda yeterince hazırlık yapmamışlardı.

    1806 yılında Prusyalı generaller Büyük Frederick’in eğitimli savaş düzenini uygulayarak kendilerini felaketin kollarına attıklarında, yenilmelerinin nedeni yalnızca bu yöntemin yararlılığını yitirmiş olması değil, alışkanlıkların kendi düşünme ve hayal güçlerini yok etmesiydi.

    Sonuçta ‘Napolyon savaş stratejileri’ne karşı zamanında önlem alamayan Hohenlohe komutasındaki Prusya Ordusu hiçbir ordunun hiçbir savaş meydanında karşılaşmadığı kadar büyük bir yenilgiye uğramıştı. (Carl von Clausewitz, Savaş Üzerine, 1780-1831)
    10 -22 ... ihsansan
  2. 2.
    Mustafa kemal atatürktür.
    23 -12 ... zaturi
  3. 3.
    Gece gece insana yapılır mı bu türden beyandır.
    Okuyanı siksinler abi , yok yani okuyamam.
    5 -1 ... hz hakan
  4. 4.
    Celal şengör'ün deyimiyle napolyon subutay'ın yanında onbaşı bile olamaz. Uzun uzun napolyon'u anlatmış bir de.
    2 -4 ... ulu tengri
  5. 5.
    gönlümüzün efendisi

    tarihin en iyi askeri
    17 -3 ... dinsiz kitapsiz kafir
  6. 6.
    Emir demir.

    Amir teymur.
    2 -1 ... alpertunna
  7. 7.
    Her kimse artık kesin türktür.
    Mustafa kemal atatürk,
    Yavuz sultan selim,
    Fatih sultan mehmet,
    Kanuni sultan Süleyman,
    Ertuğrul bey,
    Osman gazi,
    illaki birini seçmek şart değil, en iyileri zaten bunlar.
    Dahası da var ama o kadar yazmaya üşendim.
    5 -2 ... dalya rock yazar
  8. 8.
    Hiç mağlubiyet görmemiş birkaç adam var aklıma gelenler fatih, cengiz ve timur.
    1 -1 ... bilgisayar delisi
  9. 9.
    Çüş amk. insan okuyacak bunu. Manyak mısın sen?
    4 ... beyinsiz mahlukat
  10. 10.
    kesinlikle fatih sultan mehmettir.

    sayılan diğer komutanların hepsinin üstün vasıfları vardır fakat fatih spesifik savaş ihtiyaçlarına en etkili çözümleri getirmiştir. örneğin havan topu dediğimiz savaş malzemesini icat ederek, sur ardı atışları etkili hale getirmiştir. bu bir silah icadıdır ve gelişmiş teknolojili dijital silah makineleri olmasa dahi hala ehlinin elinde etkin bir biçimde kullanılmaktadır.
    3 -3 ... torunusamil