bugün

tanım: hasan cemal tarafından milliyette yayınlanan bir yayın dizisinin adıdır..

(1)

Sarkozy'ler, 'demokrasi düşmanları' ile el ele mi?. iddialı bir soru belki.
Böyle bir girişten sonra yazıma devam ediyorum.

Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy beklendiği gibi davrandı ve Türkiye'nin Avrupa Birliği yoluna Brüksel'de ilk taşı koydu.
Bir başka deyişle:
Fransa, AB ile Türkiye arasında açılacak üç yeni müzakere başlığından birini engelledi.
Sürpriz olmadı.
Bu arada Fransa'nın Avrupa işleri Bakanı Jean-Pierre Jouyet de Fransız Le Figaro gazetesine verdiği demeçte, Türkiye'nin AB üyeliğine ehil olmadığını söyledi.
Bu da sürpriz değil.
Türkiye'nin AB üyeliği konusu, yalnız Türkiye'yi değil, Avrupa'yı da bölüyor, kamplaştırıyor.
Bir yanda Türkiye'yi AB içinde görmek isteyen ve bunun için kararlı bir çizgi izleyen ingiltere, isveç, ispanya, italya gibi ülkeler var.
Örneğin, şu günlerde ingiltere'de on yıllık hükümet başkanlığına veda edecek olan Başbakan Tony Blair gazetemiz Milliyet'te yayımlanan makalesinde, Türkiye'nin AB yolunu ve üyeliğini savunurken

şöyle diyordu:
"Türkiye eğer demokraside geriye gider, siyasi ve ekonomik açıdan daha içe dönük bir ülke haline gelirse, bundan hepimiz zararlı çıkarız. Bunun olmayacağından eminim. Türkiye'nin AB'ye katılım süreci önemli bir faktör..."
AB'nin sadece Sarkozy'lerden ibaret olmadığını belirtmek için bu satırların altını çiziyorum.
Almanya'nın muhafazakar Başbakanı Angela Merkel de Sarkozy'ye yakın. Ancak, Sosyal Demokratlarla koalisyon ortaklığı ve özellikle Alman Dışişleri Bakanı Steinmeier'in varlığı, öyle anlaşılıyor ki Merkel'in tutumunu dengeliyor.
Peki, Sarkozy'ler neyin peşinde?..
Türkiye'nin AB yoluna taş koymanın, Türkiye'de AB karşıtlığını körüklemenin ne anlama geldiğini ne kadar düşündüler, düşünüyorlar? Türkiye AB yolundan kayarsa, Türkiye'de neler olur? Bu yeni durum, Ortadoğu dahil bölgesel istikrar açısından ne gibi gelişmelere yol açabilir?
Ya da AB'ye sırtını dönen bir Türkiye, başka sulara doğru yol alırken, bundan AB'nin küresel oyunculuğu, Avrupa'nın enerji güvenliği, islam'la diyalog ve Avrupa islam'ı gibi konular acaba nasıl etkilenir?
Sarkozy'ler, 'Türkiye politikası'nı seçim sandığında oy hesapları yaparak belirlerken, vizyon ve geniş ufuk gerektiren yukarıdaki sorulara acaba yeterince eğildiler mi?
Pek ihtimal veremiyorum.

Ama şurası kesin:
Sarkozy'ler, Türkiye'de demokrasiyi ve dolayısıyla AB'yi en büyük düşman bellemiş çevreleri çok sevindiriyor.
Bu çevreler, AB'nin birinci sınıf demokrasi olduğunu gayet iyi biliyorlar. O yüzden, AB yoluna koyulacak her taşın, Türkiye'yi demokrasi ve hukuk yolundan uzaklaştıracağının farkındalar.
Onun için de Türkiye'deki bu çevrelerin Sarkozy'lere duakâr olduklarını bilin!
Belki geçen ay seçim telaşı içinde Sarkozy'lerin gözünden kaçmıştır. Türkiye'nin AB üyeliğini vatana ihanet ile eşanlamlı gören iki emekli general, Londra'da bir konferansa katılmışlardı.
Biri, Türkiye'de 2003-2004 darbe tertipleri konulu iddialarla ilgili olarak adı en ön sırada geçen, eski Jandarma Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur'du.
Kısa adı ADD olan Atatürkçü Düşünce Derneği'nin Başkanlığı'nı da (cumhuriyet mitinglerinin düzenleyicisi olan dernek) yapan Eruygur Paşa'nın yanındaki ikinci emekli orgeneral de eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Tuncer Kılınç'tı.
iki emekli general, ingiltere Atatürkçü Düşünce Derneği'nin konukları olarak Londra'da "Cumhuriyetimize sahip çıkmak" konulu konferansta konuştular.
Her iki paşamızın konuşmasında iki nokta belirgindi:
(1) AB'nin bölücü etkileri... (2) Türkiye'nin AB'ye sırtını dönerek ve NATO'dan da çıkarak Rusya'ya, iran'a, Çin'e doğru Asya sularına açılması... (Sabah gazetesi, 29 Mayıs 07, s. 25, Perihan Korkmaz'ın Londra kaynaklı haberi)

Aslında bu haber yeni değil.
Tuncer Kılınç Paşa daha MGK Genel Sekreterliği koltuğunda otururken de Türkiye'nin AB'den vazgeçip Rusya, iran ve Asya'ya doğru açılmasını açıkça savunmuştu.
Bu arada, 20 Haziran tarihli Le Monde gazetesinde bir yorum çıktı.
Sarkozy'ler farkında mı?..
AB ve ABD ile sıtkı sıyrılmaya başlayan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Rusya'yla, iran'la alternatif ittifak arayışları içinde olduğuna dair iddialara yer veren bu yorum ve konuya yarın da devam...

hasan cemal

Milliyet
27/06/2007
(2)

Avrupa Birliği'nde Türkiye'nin yoluna taş döşeyen Sarkozy'ler ile Türkiye'de 'demokrasi düşmanları' el ele mi?..
Bu köşede dünkü yazım buna benzer bir soruyla başlıyordu. Sonunda ise Fransız Le Monde gazetesinde çıkan bir yorumdan alıntı yapmıştım.

ABD ile AB'den sıtkı sıyrılan Türk ordusunun alternatif ittifak arayışı içinde olduğunu, bu çerçevede Rusya ve iran'a da yöneldiğini öne süren ilginç bir yorumdu bu.(x)
Bu konuyla ilgili olarak yine dünkü yazımda, iki emekli orgeneralin Londra'da, ingiltere Atatürkçü Düşünce Derneği'ndeki bir konferansta yaptıkları konuşmalara yer vermiştim.
Biri, 2003-2004 darbe tertipleriyle ilgili iddiaların en ön sırasında yer alan dünün Jandarma Komutanı, bugünün Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Şener Eruygur Paşa'ydı.
Öteki, Milli Güvenlik Kurulu'nun eski Genel Sekreteri Tuncer Kılınç Paşa'ydı.
Bu arada hatırlatmakta yarar olabilir. Her iki paşamız da Türkiye'nin AB üyeliğini kararlıkla savunanlara vatan haini gözüyle bakabiliyorlar.
Emekli orgenerallerin Londra konuşmalarında öne çıkan bir nokta vardı:
Türkiye'nin AB'ye sırtını dönmesi, hatta NATO'dan ayrılması ve Rusya'ya, iran'a, Çin'e yönelerek mümkünse 'alternatif ittifaklar'a açılmasıydı. (Böylesi ittifak arayışlarının zemini, olabilirliği elbette bir başka konu...)

Ve anımsatmıştım:
Tuncer Kılınç Paşa'nın bu görüşü yeni değildi. Orgeneral olarak MGK Genel Sekreterliği koltuğunda otururken, basının önünde de Türkiye için bu gibi ittifak arayışlarını belirtmişti.
Neden AB'yi değil de Rusya'yı, Çin'i, iran'ı istiyorlar?
AB'de demokrasi var!
Diğerlerinde yok!
Bunun için istiyorlar.
Bu yanıt ilk bakışta fazla yalın gözükebilir. Ama özünde doğru bir yanıttır.
AB'ye hayır diyerek, hatta NATO'dan çıkmayı tasarlayarak Rusya'ya, Çin'e, iran'a, bir başka dünyaya yönelmek isteyenler, hiç kuşkunuz olmasın, Türkiye'de demokrasiden kaçış halinde olanlardır.
Evet, demokrasiden kaçıyorlar!
Seçim sandığına inanmıyorlar.
Çünkü, sandıktan irtica ve karşı devrim çıkıyor diye düşünüyorlar.
Hukukun üstünlüğüne inanmıyorlar.
Çünkü hukuk ve insan hakları çok fazla abartılırsa, bundan bölücülük ve Kürtçülük kazanıyor diye düşünüyorlar.
Bu yüzden diyorlar ki:
Türkiye'nin çıkarı Batı'daki demokrasilerle değil, Doğu'daki otoriter rejimlerle yeni arayışlardan geçer.
Bu görüş sahipleri milliyetçilik bayrağını yükseltiyorlar. Bunun için bir yandan CHP'yi, öbür yandan MHP'yi parlatıyor ve destekliyorlar.
Bunu açıkça yapıyorlar.

Hedefleri sır değil:
CHP-MHP koalisyonu!
Böyle bir milliyetçiler koalisyonu ile Türkiye'nin, özellikle AB çerçevesindeki olayların akışıyla rota değiştireceğini düşünüyorlar.
Sarkozy'ler AB yoluna taş koymaya devam ettikçe, Türkiye'nin zamanla sırtını AB'ye döneceğini, Doğu'da, 'yeni bir dünya'da kendine daha sağlam bir yer edineceğini düşünüyorlar.
Doğu'nun otoriter kapitalist ülkeleri ile yeni bir dünyada buluşacak Türkiye'nin yine istikrar içinde yaşayabileceğini, örneğin Çin gibi yabancı sermaye çekebileceğini düşlüyorlar.
CHP ile MHP'de, Türkiye için böylesine yeni dünya hayalleri kuran ideologlar da eksik değil.

Göremedikleri bir şey var:
Demokrasiden kaçış ve Doğu'da yeni dünya arayışları, Türkiye'yi fena halde istikrarsızlığa itecek ve 'bölücü tehlikeler'e çok daha açık hale getirecek bir 'tuzak'tır.
AB'deki Sarkozy'ler ile birlikte ABD ve israil'deki neo-con'ları da işin içine katarak, Türkiye'ye kurulmak istenen tuzağa yarın da devam...

-----------------------------------------------------------------------
x Daniel Vernet, Le Monde, 20.06.07; Türkçesi: Radikal, 21.06.07, s. 10

hasan cemal

Milliyet
28/06/2007
(3)

Türkiye'nin Avrupa Birliği yolunu kesmek isteyenler... Kimler?
Bir yanda AB içindeki Sarkozy'ler...
Öbür yanda, 'gerçek demokrasi'yi Türkiye için (Murat Belge'nin deyişiyle) asıl büyük iç düşman belleyen bazı ulusalcı-milliyetçi odaklar, askerci organize çekirdek güçler...

Bunların bir de eki var:
Amerika ve israil'deki bazı neo-con çevreler...
Irak Savaşı'nda başı çeken ve bugün hâlâ iran'a da silahlı müdahaleyi savunabilen bu odaklar, Türkiye'nin AB üyeliğine öteden beri sıcak bakmazlar. "AB sizi nasıl olsa içeri almaz, bu sevdadan bir an önce vazgeçin!" derler.
Bu odaklara göre, demokrasi çıtası yükselecek ve AB'ye demir atacak bir Türkiye Ortadoğu'da israil'den uzaklaşır ve israil'in güvenliği bundan olumsuz etkilenir.
Amerika ve israil'deki bu neo-con çevreler, Türkiye'de siyasetin üzerinde 'asker sopası'nın sallanmasında herhangi bir sakınca görmezler.
Hatta içlerinden bazıları, AKP hükümetinin islamcı-faşist bir hareketi temsil ettiğini, bu nedenle askeri bir darbe ile yıkılabileceğine fetva verecek kadar gözü karadır.
ilginçtir.
Bu neo-con çevrelerde, PKK'ya karşı Türkiye'nin Kuzey Irak'a müdahalesi de hoş görülür.
Neden?
Soruyorum, çünkü Amerika ve israil'deki bu neo-con odaklar aynı zamanda Irak'ın parçalanmasını ve kuzeyinde bağımsız bir Kürdistan'ın kurulmasını da savunurlar.

ister istemez akla takılıyor:
Bu bir tuzak mı?
Türkiye'ye tuzak mı kuruluyor?
Kuzey Irak'a müdahaleyle AB cephesinde Sarkozy'lerin işi kolaylaşır, böylece Türkiye'nin ipi daha zahmetsizce çekilir.
AB yolu büyük bir darbe yiyen Türkiye, demokrasiyi boşlarken, hem Irak Kürtleri ile, hem kendi Kürtleri ile daha beter karşı karşıya kalır, çatışma ortamına girer. Türk-Kürt çatışması da orasından burasından patlar.
Terörle mücadele gerekçesiyle Türkiye'de insan hakları ve hukuk alanı daralırken, ülke gittikçe istikrarsızlaşır. Tıpkı 1990'larda olduğu gibi, ekonomik büyüme ve kalkınma için seferber edilebilecek fonlar savaşa akıtılır. Bütçede dizginler elden kaçar, 1990'lardaki gibi enflasyon yeniden başını kaldırır.
Siyasal ve ekonomik istikrarın bozulduğu, AB yolunun tıkandığı bir ülkeye dışarıdan sermaye akışı da, doğrudan yatırımlar da yavaşlar, hatta durur.
Demokrasinin gerilediği, özgürlüklerin kısıldığı, dışa açılmanın durakladığı, ekonomik büyümenin teklediği bir Türkiye'de aş ve iş sorunu çözülemez.
Böyle bir Türkiye'de radikal islam da, Kürtçülük de çok daha rahat cirit atmaya başlar.
Ortadoğu'da mevcut, Irak gibi, Filistin gibi, Lübnan gibi savaş, iç savaş ve çatışma çevrelerine bir de Kuzey Irak ve Türkiye'nin ekleniyor olmasına, herhalde, Bin Ladinciler'in, El Kaideciler'in herhangi bir itirazı olmaz.

Felaket senaryosu mu?
Bir bakıma öyle.
AB'ye sırtını dönecek, demokrasiyi boşlayacak, Kuzey Irak'a müdahale edecek, Güneydoğu'da yangını körükleyecek bir Türkiye'de -ve bölgede- öylesine dinamikler bir anda harekete geçer ki herkes şaşırır kalır.
Güneydoğu'dan şehit cenazelerine bir de Kuzey Irak şehitleri dalgası eklenirse, Türkiye kendini bir cehennem çukurunda bulabilir.
Böylesi gelişmeler, Amerika ve israil'deki bazı neo-con çevrelerin umurunda bile olmaz. Onların kendi büyük resimleri vardır. Ona bakarlar, başka şeye değil.
Kısacası:
'Irak felaketi'ni dünyanın başına sarabilmiş olanlardan her şey beklenir. Kuzey Irak'ta yangın çıkaracak bir Türkiye'nin Irak'ın parçalanmasında, yangının iran'a sıçratılmasında kullanılabileceği de neo-con'ca hesaplar arasında olabilir.
Onun içindir ki:
Seçim meydanlarında Kuzey Irak'a müdahale bayrağını sorumsuzca sallamaya devam edenler acaba böylesine senaryoları da akıllarına getiriyorlar mı? Bir Baykal, bir Bahçeli, partilerine seçim sandığından daha çok oy çıkabilir hesabıyla tehlikeli bir savaş oyunu oynadıklarının farkındalar mı?..

Uzun lafın kısası:
Türkiye'nin AB ipiyle demokrasi ipine sımsıkı sarılması lazım.
Türkiye'nin ekonomide küresel rekabete ayak uyduracak reformcu çizgisini sürdürmesi lazım.
Türkiye'nin terör ve şiddete karşı haklı mücadelesini demokratik hukuk devleti içinde devam ettirirken, Kuzey Irak gibi dış maceralardan uzak durması lazım.
Türkiye'nin gerçek demokrasi ve AB yolunu -yurtiçinde ve dışında- kesmek ve Türkiye'nin yüzünü Batı'dan Doğu'ya çevirmek ve kendi içine kapatmak isteyenler, bilerek ya da bilmeyerek, yalnız bu ülkeyi değil, tüm bölgeyi ateşe atacak 'cehennem tuzakları'na alet olduklarını da iyi bilsinler.
Tarih, onları affetmeyecektir.
Onları ahmak ilan edecektir.

hasan cemal

Milliyet
29/06/2007
ab. masallarına inananları örneğin..
Olup bitenleri kaçırma

İlk öğrenen uludağ sözlük kullanıcıları olacak.