1. 1.
    Yo, o aklınıza gelen şeyler değil söz ettiğim. "Ortalık baldır bacaktan geçilmiyor, bu ne rezalet" türü eleştiri, mahalle imamın yaklaşım tarzını yansıtır.

    Mesele çok daha derinde...

    "Türkiye bir geçiş dönemi yaşıyor" lafı, yıllardır herkesin diline pelesenk oldu, hep biliyorsunuz. Türkiye bir düzenden başka bir düzene geçiyor da.. geçemiyor bir türlü.

    Hani halk arasında "ağır çekim" diye bilinen, aslında saniyede 120 kareye kadar yükselebilen bir "hızlı çekim" olan sinema sahnelerinde kızla oğlan kumsalda birbirlerine doğru koşarlar, koşarlar koşarlar da bir türlü kavuşamazlar ya, işte onun gibi.

    Türkiye geliyor geliyor da bir türlü gelemiyor.

    Alman dilinin ve de dünya edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük romancılanndan biri olan Hermann Broch'un çok sevdiğim bir sözü vardır. Diyor ki üstad, "eski ölecek ama bir türlü ölemiyor, yeni doğacak ama bir türlü doğamıyor, işte sıkıntı bundan"...

    Türkiye'nin sıkıntısı da bundan. Büyüklerin yaşayarak bildiği, gençlerin "tahayyül" etmekte zorluk çektikleri, yani "peki ama televizyon yokken akşamları neyle vakit geçiriyordunuz" diye sordukları o eski Türkiye öldü.

    Öldü de ölemedi. Direniyor.

    Bürokrasisiyle, köylülüğüyle, alışkanlıklarıyla direniyor. Turgut Özal'ın "ebeliğini" yapmak istediği ama alaturka bir adam olduğu için doğurturken kafasını forsepsle ezdiği yeni Türkiye, doğdu ama doğamadı.

    Özal "alaturka", direnç "büyüktü".

    Yarım yamalak çıktı çocuk Eski ahlak düzeni yıkıldı. Yerine yeni bir ahlak düzeni kurulamadı. Yepyeni bir sınıf doğdu: Hırt burjuvazi.

    Yeni sınıfta şimdiye kadar Türkiye'de kimseciklerin görmediği kadar para ve o ölçüde de öküzlük var. ölçü yok. Değerler sistemi yok. Utanma hiç yok. insanlık hak getire...

    Bu üst sınıfın altında bir yeni sınıfımız daha oldu: Lumpenler.

    Onlarda da utanma, sıkılma, değer, ölçü, hiçbir şey yok. Bir de para yok. Lumpen sınıfının zengin sınıftan tek farkı, birinde para olması, ötekinde olmaması.

    Bunun dışında her ikisi de sokakta sağa sola çarpıyor, kadın dövüyor, sinyalsiz şerit değiştiriyor, ambulansa yol vermiyor, kaldırımda yaralı görse kafasını çevirip geçiyor ve Serdar Ortaç ve demet akalın dinlemekten zevk alıyor.

    Her iki sınıf da kendi ahlak sistemini yaratamadı. Böyle bir kaygısı da yok. (Eski, "bildiğimiz" sınıfların ahlak değerleri de çoktan tarihe karıştı, birer sınıf olarak kendileri de. Artık ne işçinin, memurun, bürokratın, köylünün, sanayicinin, ne de tacirin esamisi okunuyor... Gün, repocu rantiyenin, gecekonducu kırosunun ve ılımlı islam çomarının günü).

    Bu çalkantı sanırım kırk-elli yıla kadar durulacak. Sanırım 2060 yılında falan Türkiye bir ahlak düzenine kavuşur!

    ha biz zaten mevta oluruz o zamana da kemiklerimiz bile kalır mı emin değilim...
    18 -2 ... aberystwyth
  2. 2.
    Eskiden de ülkede zübükler vardı lakin başlığı açan yazarın da bahsettiği gibi bunlar önemsenecek kadar çok değildi. Son yıllarda ise toplumda sayıları hayli arttı, bunların sayısının artışı ile birlikte kültürel ve ahlaki yozlaşma da hiç olmadığı kadar artti ve şimdi onun sonuçlarını yaşıyoruz. Lümpen bir toplum olduk çıktık.
    2 -1 ... ecinni