bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. 1.
    ülke ekonomisine zarar veren durumdur.

    Gerçekten korkunç bir rakam.
    -2 ... delicious
  2. 2.
    türkiyedeki kadınların işe yaramdığını gösteriyor. ama tabiki bu bir istatistik o kadar önemli değil bir çok işe yarayan türk kızıda vardır yani her ne kadar şahsi yaşamımda görmesemde öyle umuyorum...
    -2 ... baygoktan
  3. 3.
    türkiye'deki işsizlik oranının ekonomisi bizden daha iyi durumda olan ülkelerden daha düşük olmasının ana sebebidir. malum ev hanımları işsiz olarak sayılmıyor.
    1 ... basketbol asigi
  4. 4.
    aile geçindiren, çoluk çocuk bakmak zorunda olan erkekler iş bulamayıp aç gezerken kadınlar çalışsın diyen boş kafalı zihniyetin götüne batan durumdur.
    amk piyasa iş kaynıyor da millet çalışmıyor sanki. tespitlerinizi de alıp siktiriniz gidiniz lütfen.
    1 -2 ... i n f o r m a t i o n
  5. 5.
    ülkemiz kadınlarının iş hayatına katılmalarının gerekliliğini gösteren bir veridir.
    -1 ... pirate salas
  6. 6.
    çoğu gene kocaları ve toplum yüzünden ev hanımıdır. bütün gün komşularla dedikodu yapıp televizyon izleyen insanlardır çoğu. sırf evlenip ev hanımı olmak isteyenlerin oranı da yüksektir bu da ayrı bir konu.
    ... frizbi123
  7. 7.
    her bir ev hanımının günde 100 dedikodu yaptığını düşünürsek türkiyede günde 1.3 milyar kez dedikodu yapıldığını gösterir.türkiyenin nüfusu 75 milyon desek hepimiz hakkında günde 20'ye yakın dedikodu yapılıyor.batıl inanıştan hareketle günde 20 kez hepimizi hıçkırık tutuyor.her bir hıçkırıkta birkaç dakika geçse ülke ekonomisi büyük zarar görüyor.ekonominin bir türlü g8 seviyesine gelememesinin sebebi ev hanımları.
    ... risus1990
  8. 8.
    ev hanımı demek, hiç bir halta yaramayan işsiz güçsüz topluluk demektir. zaten bir ülkeyi krize sürükleyen iki şey vardır. bunlar; ev hanımları ve engelli insanlardır.
    -10 ... bambam bigelow
  9. 9.
    ekonomi cahillerinin hakkında bazı yanılgılara sahip oldukları olgu. artık feodal tarım ekonomisinde yaşamıyoruz ki "ne kadar çok çalışan->o kadar çok refah" denklemi geçerli olsun. ha yaklaşık son 2 yüzyılda denklem "-ne kadar çok sermaye birikimi->o kadar çok çalışan->o kadar çok refah" şeklindeydi ama bunu idrak etmiş olsaydınız kadınların çalışabilmesinin ha demekle olmayacağını, sermaye birikimi ile "iş yaratma" süreci sonunda gerçekleşebileceğini anlamış olurdunuz. yani bu denklemi anlamış birisi için sorun kadınların işgücüne katılımının az olması değil, sorun genel bir işsizlik sorunudur. Bunu anlayabilmiş adam neden bu kadınlar çalışmıyor, diye sormaz, çünkü bilir ki yeni iş yaratılmadığı sürece kadınların daha fazla çalışması erkeklerin daha fazla işsiz kalması demektir. ki bunun sosyal ve ekonomik açılardan herhangi bir sorunu çözeceği düşünülemez. Hatta kadınların işgücüne katılımıyla işgücü arzının artması ve sonuçta emek fiyatının düşüp genelde emek ve özelde kadın emeğinin sömürülmesi gibi bir sonucu da vardır. zaten kadınların işgücüne katılımını dile getirenlerden bir kısmının gözlerinde, erkeklerden daha düşük ücretlerle çalıştırılabilen kadınları düşünürken ortaya çıkan dolar işaretleri görülebilir.

    en son iki yüzyılki denklemi söyledim ama ne var ki denklem yine değişti. artık sermaye birikimi de istihdamın artmasına çare olamıyor çünkü artık gelişim yatay değil dikey. şu yukarıda saydığım 3 durumu şöyle örnekliyeyim: sanayi öncesi yapıda ne kadar kişi tarlada çalışırsa o kadar fasulye yetiştirirdin. çalışmayana "kalk çalış" diyebilirdin çünkü çalışacak tarla boldu. sanayi aşamasında sulama ve gübreleme teknikleriyle, traktör gibi teknolojilerle artık o kadar da fazla insanın tarlada çalışmasına gerek kalmadı, çünkü bunların tarlada çalışmasının üretime katacağı ekstra bir şey yoktu. bu fazla nüfusun bir kısmı traktör ve gübre fabrikalarında, sulama sistemlerinin yapımında vs. istihdam edilseler bile hala işsizlik sözkonusuydu. bu noktada ne kadar fazla gübre ve traktör fabrikası yapılırsa yani sermaye birikimi ne kadar artarsa işsizlik o kadar azalabilir. ama insanlar ha deyip de bir yerlerde çalışmaya başlayamazlar yeni iş yaratılmadığı sürece. ya da sağlık, güvenlik ve eğitim... gibi alanlarda devletler tarafından sağlanacak istihdamla işsiz nüfusa hizmetler sektöründe iş verilerek işsizlik azaltılır. Şimdi ise çok başka bir aşamanın eşiğindeyiz. terminator, matrix gibi filmlerin esas konularından birini* teşkil eden yeni teknolojiler sonucunda insanların işsiz kalması olayına çaktıran "makinelerle insanların savaşı", sanayi inkılabının ilk dönemlerinden beri hissedilse bile aslında yeni başlıyor. artık ne kadar çok sermaye birikimi o kadar çok iş olayı yok. gübre ve traktör fabrikalarında çalışanlar da, tarlada çalışanlar da makineler. bir üretimin yapılırken sermaye ve emeğin hangi bileşimlerde kullanıldığını belirleyen fonksiyona üretim fonksiyonu deriz. işte bu üretim fonksiyonu gelişen teknolojiyle büyük bir değişimin başlarında. yani artık sermaye birikimini arttırsan da, rekor hızlarda büyüsen de işsizliğe çare olamayabilir.

    teknoloji emekçiler için dahi çok iyi bir şey olabilirdi ama 300 yıl öncesinin kafasını yaşayanların bu kadar çok olduğu bir dünyada değil. anlamanız lazım artık herkesin çalışması için iş yaratmak bile gerekmiyor. yeni teknolojiyle türkiye'nin birkaç ovasında bütün ülkenin yediğinden fazlası üretilebilir ama bu aynı zamanda bir sürü insanın işsiz kalması demek olur. yani bu herkesin çalışması lazım düşüncesini aşmayı bırak neden herkesin çalışamadığını dahi anlayamamış kafalarla refah falan arttırılamaz. yeni denklemde işler tamamen piyasaya bırakılırsa da durum felaket olacak. bolluk içinde iş bulamadığı için aç kalan insanların olduğu -ki bunun sonu da nihayetinde ya sosyal patlama sonucunda şanslı azınlığın da refahlarını kaybetmesi ya da birliğini kaybeden ulusun emperyalistlere yem olmasıdır- bir gelecek istemiyorsak "insan gibi yaşayabilmek için çalışmak gerekir" safsatasından kurtulmalıyız. mesela demeliyiz ki insan gibi yaşamak istiyorsan ayda şu kadar kitap okumalısın, şu kadar film izlemeli ve hakkında yorum yazmalısın, şu bilimleri öğrenmeli, şu sanatlardan biriyle uğraşmalısın, sağlığına dikkat etmeli, zararlı alışkanlıkları bırakmalısın, şu kadar spor yapmalısın... sonra gerçekleştirilme derecesine göre kişinin payına düşen verilmeli. yani devletin gelirin paylaşımında bilim, kültür faaliyetlerini ve hayat kalitesinin yükselmesini(dolayısıyla yeni yapının esas üretim faktörü haline gelecek yaratıcılığı) teşvik edecek şekilde etkin rol alması gereken bir döneme giriyoruz. mevcut sermaye birikiminin teknolojisinin ömrünün tükendiği anda tüm şiddetiyle hissedeceğimiz ama şimdi dahi ayak seslerini işittiğimiz bir dönem bu.

    bazı şeylere de değinmek lazım. ben karı sermaye karı ve girişim karı(yaratıcılık, yenilikçilik vs. den kaynaklanan kar bunun içinde) diye ikiye ayırıyorum. girişim karı bir yana; sermayede verimliliği artıran yeni teknoloji sermaye sahiplerinin karını azaltıyor. ilk başta elbette aynı miktar üretimin daha az emek maliyetiyle gerçekleştirilebilmesinin karlar üzerinde olumsuz bir etkiye yol açtığı iddiası inanılmaz bulunabilir. bunun sebebi emekten tasarruf sağlayan teknolojinin hem sermayenin maliyetini arttırdığının hem de mal ve hizmetlere olan toplam talepte azalmaya neden olduğunun anlaşılamamasıdır. ilk olarak karı anlamamız lazım. kar; üretimde kullanılan sermaye ve emeğin ürünlerinin değeri ile bu sermeye ve emeğin maliyetleri arasındaki farktır. birim miktar sermayeye olan talep onun toplam üretime katkısına eşittir. işsizliğin olduğu yani emeğin bol üretim faktörü olduğu durumda, aynı faktör bileşim oranlarındaki ölçek rahatlıkla emek istihdamıyla bereber büyütülebileceği için, birim miktar ilave sermaye kullanımının toplam üretime katkısı, sermeyenenin üretime ortalama katkısına, bu da sermeyeye olan talebe, talep de sermayenin fiyatına ya da ortalama maliyetine eşit olur. dolayısıyla, sermayenin ürünü ve maliyeti arasında fark olmayacağına göre (fark olduğu durumda orada girişim karı dediğim şey vardır), karı yaratacak olan sadece emeğin ürün değeri ile emeğin maliyeti arasındaki farktır. piyasada her zaman emek bol üretim faktörü olarak, üretime ortalama katkısından daha düşük değerdeki ücretlerle istihdam edilir. teoride tam rekabet koşullarında emeğin ücretinin, emek arzındaki ilave artışın üretimde ortaya çıkardığı artışa eşit olması beklenirken, mevcut eksik rekabet piyasasında ücretler bunun da altında oluşur. yani sonuç olarak karı yaratan şey, emeğe ödenen ücret ile onun ürettiklerinin değeri arasındaki farktır. emekten tasarruf sağlayan bir teknolojik gelişim, sermeyenin ortalama ürün değerini arttıracağı için sermeyenin maliyetini de arttıracaktır. aynı miktar kar daha az emekle gerçekleştirilebildiği için firmalar aralarındaki rekabet sonucu işçi çıkarmaya giderler. demin de bahsettiğimiz gibi karı yaratan şey emeğin ürün değeri ile onun maliyeti arasındaki farktır. yeni teknoloji ile emeğin verimi arttırılmış da olsa, emekten tasarruf edilmek zorunda kalınmış ve çalışan sayısı azaltılmıştır. sonuçta yeni teknolojinin karlılıklara olumlu bir etkisi ortaya çıkmamıştır. ekonomide emeğe ödenen ücret azalmış, karlar aynı kalmış ama sermayeyenin maliyeti artmıştır. bu durumda gelirlerdeki azalmanın yatırım ve tüketim harcamalarında da azalmaya yol açacağı görülebilir. toplam talepteki bu azalma firma satışlarına yansıyacak, firmalar maliyet düşürme yoluna girecek, bunun için tekrar işçi çıkaracak, üretim azaltacak hatta üretimi durduracaklardır. Birçok firma kepenk kapatacak, piyasada satıcı sayısı azalacak, tekelci yapılar ortaya çıkacaktır. ayrıca tasarrufların artık artan sermaye maliyetleri nedeniyle sermaye stokunun daha küçük bir kısmına tekabül etmesi, büyüme potansiyelinin de azaldığı anlamına gelir. Toplam talebe bir diğer olumsuz etki gelir dağılımındaki bozulmadan dolayı ortaya çıkar. artan işsizlik, ücretleri düşürüp gelir dağılımın daha da bozulmasına neden olur. gelir dağılımı bozuldukça mal ve hizmet talebini meydana getiren geniş halk tabakalarını oluşturan ücretliler harcamalarını azaltırlar, varlıklı kesimin harcamaları da bu azalışı telafi edemez. tasarruflar ise azalan satışlar nedeniyle kapasite arttırıcı yatırımlara değil de sepekülasyona ve yastıkaltına yönelir. ekonomik krizlerin nedeni bazılarının sandığı gibi insanların çalışmayıp üretimin azalması değildir, üretimin föktör bileşimindeki değişime bağlı olarak toplam ücretlerden daha fazla artmasıdır. pratikte burada ortaya çıkan yetersiz talep kredi balonları şişirilerek giderilmeye çalışılır ama bu balonlar patlamaya mahkumdurlar ve sonra gerçekle başbaşa kalınır. piyasanın krizi aşmak için bulduğu çare üretimi azaltmak ve tekelleşmedir. üretim azalırsa otonom harcamların ve otomatik dengeleyicilerin varlığından dolayı talep üretimden daha yavaş azalacağından daha az üretimin ve daha yüksek işsizliğin olduğu bir noktada dengeye gelinebilecektir. birçok firmanın iflas ederek piyasadan çekilmesi ile ortaya çıkan tekelleşme ise tekelci firmalara üretimi kıt tutarak normalsütü kar elde etme imkanı verir. yani ev hanımlarının ve diğer insanların çalışmaması ekonomik krizlerin nedeni falan değil sonucudur, işsizlik ve tekelleşme başıboş bırakılmış piyasanın karsızlaştıran bolluğa ve rekabete karşı çözümüdür. teknolojinin dayatacağı değişime hazırlıklı olmak için önce zihinsel devrim şart. konuyla alakalı: (bkz: sgk batıyor ülkeyi de batırıyor/#15478299) (bkz: sgk batıyor ülkeyi de batırıyor/#15493648) ve tabi işsizliğe ve yoksulluğa sebep olan para politikalarını, yetersiz talebe çare olsun diye yaratılan kredi bolonlarını ve niye patlamaya mahkum olduklarını anlamak için okunması gerken bir diğer yazı da: (bkz: faiz enflasyon ilişkisi/#16163315) not: bu sözlüğe yazmayacaktım ama dayanamayıp yazmış bulundum bir anlık galeyanla. insanlardaki bilgisizliği ve bilgisizliğinden habersizliği gördükçe nefretle karışık kabaran aydınlatma isteği böyle oluşumların dahi içinde mecburen var kılabiliyor insanı. en çok da buradaki bazılarının ihtiyacı var zaten daha iyi bir dünya için. o yüzden geri dönmüş olabilirim.
    7 -1 ... bezgin ordek
  10. 10.
    bilinç önemlidir.
    japon karılar carry trade yaparken bizim kadınlarımız da altın günü yapıyorlar-dı.
    artık altın günlerinin o kadar sık yapılmadığını düşünüyorum.
    kaldı ki carry trade faizle çalışırken, altın günü sisteminde emtia'ya yatırım yapılıyor. ikisi tamamen farklı ama neticede kazanç getiren bir sistem.
    ama 2008 krizi ile birlikte faiz enstrümanı tepetaklak olunca carry trade de tepetaklak oldu.
    zaten faizler sıfır düzeylerine inmek üzere.
    en son ecb 1.00 dan 0.75 düzeyine çekti faizi.
    keynes in likitide tuzağına düştüler bile.
    konuyu saptırmayacak olursak ev hanımlarının sayısı türkiye'nin yapısallığındandır.
    ha sen okuma yazma oranını yükseltirsin, dersin ki ücret sorunum yok kadınım keyfi olarak çalışmıyor eyvallah.

    ama türkiye'de 13 milyon potansiyel emek, evde hanımlık yapıyor göt büyütüyor diye olaya yaklaşılmaz.
    2 ... cahil profesor
kapat