1. 1.
    lehçe ya da aksan karışkılığına maruz kalan türkçe'nin tek sorunu.

    başka dillerden türkçe'ye giren kelimelerin türkçe ile özdeşleşmiş kelimelerin yerini almasından tutunda, argolaşmasına kadar giden ayağa düşürme olayıdır.

    türkiye'de kullanılan tek ana ve yerel dil olan türkçe'ye, diğer dillerden giren kelimelerin, türkçe'de anlam ifade eden kelimelerin yerini alması olayıdır esasında. lazcadan, çerkezceden, gürcüceden, yörükçeden, kürtçeden, arnavutçadan, ingilizceden, finceden, en eskisi ile farsça ve osmanlıcadan türkçe'ye girmiş kelimlerle aynı ya da anlamda kullanılan halleri türetilip kullanılmasıdır.

    örnek:

    şarküteri; fransızcada domuz kasabı
    şemsiye; türkçe'ye arapçadan girmiştir, kelimenin kökü şems'dir. güneş anlamına gelir.
    seyyar; türkçe'ye yine arapçadan girmiştir. değiştirilmiş olan bu kelimenin asıl yazılışı "seyyarat" ya da cümlede kullanıldığı yere göre "seyyarah" olup, arapçada kara taşıtı ya da araba anlamına gelir.
    -1 ... ucubegothic
  2. 2.
    öncelikle şunu söylemek gerekiyor: saf dil diye bir şey yeryüzünde mevcut değildir. her dil çeşitli koşullar ve karşılaşmalarla farklı dillerden farklı ortaklaşmalara, ödünçlemelere ya da doğrudan alıp kullanmalara maruz kalmıştır, kalacaktır. dil yaşayan, canlı bir varlıktır. insanlar onu kullanmaya devam ettiği sürece de yaşayacaktır. yaşaryan bir varlığın dönüşmemesi, değişmemesi imkansızdır.

    bir dil için lehçeler ya da şiveler asla ve asla problem değildir. tam tersi bu durum o dilin zenginliğini göstermektedir. türkçeyi ele alalım; esas alınan ana bir yapı vardır türkçede: istanbul türkçesi. ama bu demek olmuyor ki, istanbul türkçesinin dışındaki şiveler, lehçeler kullanılmamalıdır, onlar türkçe için sorun teşkil eder... bu düşünceler kökten yanlıştır.

    dilin farklı dönemlerde farklı dillerle çarpıştığından yukarıda bahsetmiştim. bu çarpışmadan die geçen kelimeler vardır, doğrudur. ancak, bugüne kadar giren girmiştir(!) zaten. esas olan teknolojik gelişmeler ve değişmelerle ortaya çıkan yeni ve isimsiz yapılara türkçe isimler bulabilmektir.

    teknolojiyi, yenilikleri, insanların ilk kez karşılaştıkları nesneleri vb. bir yana bırakalım. eğer bir sorundan bahsedeceksek bunlardan daha önemli bir sorunu vardır türkçenin: bu da türkiye'deki kültürel asimilasyondan kaynaklanan dil yozlaşmasıdır. vay efendim yeni nesi şöyleymiş, böyle konuşuyormuş, televizyonda ne görse anında kapıyormuş, ingilizce eğitim varmış türkçeyi ingilizce gibi konuşuyormuş... muş muş da muş muş. be kardeşim, okullar neden var? sen bir çocuğa dil bilinci, tarih bilinci, millet bilinci vb. veremezsen daha okuldayken, o çocuk bunları ordan burdan öğrendiğini sanacaktır. o zaman da ortaya yarı türkçe, yarı ingilizce saçma sapan bir dil çıkacaktır. önemli olan bilinçtir işin özü.

    gelelim dilin sorunu olduğu düşünülen bir diğer meseleye: argo meselesine. şimdi efendim, dil dediğimiz her durumda kullanabileceğimiz kelimeler bütünüdür. argo da bu yapının bir parçasıdır. bilimsel olarak hazırlanmış argo sözlüklerimiz vardır.

    sözün özü: bir dil lehçesiyle, şivesiyle, argosuyla vardır. bunlar dil için sorun değil, tam tersi zenginliktir. esas sorun, dil bilincini otuştamamaktır.

    ve unutulmaması gereken en önemli nokta da şudur: bir milleti millet yapan dilidir.
    1 ... yasak merve