1. .
    Şöhretli denizlerde yolculuk ettim,
    bütün adaların düğün çelenkleri üstünde,
    ben kağıdın en büyük denizcisiyim
    ve gittim, gittim, gittim
    ta en kıyıdaki köpüğe dek,
    ne ki senin yoğun, denizcil sevdan
    bağlandı yüreğimin limanına.
    Sen engin okyanusun
    dağlarla zengin
    en güzel başışın,
    ve senin gökmavisi Kentaros-böğründe
    aydınlanıyor oyuncakçıların kırmızı
    ve mavi ışıklarıyla senin kenar mahallelerin.
    Bir şişe-gemisine yaraşırsın
    küçük evlerinle ve 'Latorre'
    çarşaf üstündeki bir gri ütü gibi,
    bu yüzden değildi sana verilmiş
    fırtınayla kırbaçlanmış bir kilisenin dalga-fışkırması
    kudretli denizin yabanıl fırtınasından, yeşil vuruşundan
    buzul fırlatıcı rüzgârların,
    titreyen toprağının şehitliğinden,
    yeraltına özgü dehşetten,
    bütün denizin yanışı meşalenden
    verdi sana gölgeli kayanın büyüklüğünü.
    ilân-ı aşk ediyorum sana, Valparaiso
    ve geliyorum tekrar oturmak için yol-kavşağında,
    sen ve ben yeniden özgür olunca,
    sen denizden ve rüzgârdan tacında,
    bense nemli, türkü toprağımda.
    O zaman göreceğiz nasıl da yükselir
    özgürlük, denizle kar'ın arasından.
    Valparaiso, yalnız Ece,
    Issız Güney-Okyanusu üzerindeki
    yalnızlıktaki yalnız,
    her bir sarı kaya topluluğunu
    tanıdım senin yücelerinde,
    senin dalgalanan nabzını duyumsadım,
    ruhum sanki dilermişcesine gecenin saatinde
    sarmaladı limandan ellerin beni,
    ve ansırım hüküm sürdüğünü
    ülkenin üstünde su sıçratan mavi alevli parıltısında.
    Senin gibisi bulunmaz kumun üstünde,
    Güney'in orkinosu, suyun Ecesi.

    Pablo Neruda
    ... mulayim