1. 1.
    hayatları yalan olan, yalanın götlerinde karargah kurduğu siyasal islamcıların yıllardır tekrarladıkları yalandır.
    yalanın içeriği;
    "erzurum'da şalcı bacı adındaki bir kadın şapka kanununu tenkit ettiği gerekçesiyle asılmış..."

    kaynak kim?
    kaynak, çetin altan denilen atatürk düşmanı.
    çetin altan'ın iki oğlu da bugün fetö'den tutuklu vatan haini mehmet altan ve vatan haini ahmet altan.

    iki tane vatan haini yetiştirmiş bir şerefsizin cumhuriyete ve cumhuriyet rejimi üzerinden atatürk'e dil uzatma çabaları.

    kadınlara pek çok dünya ülkesinden önce seçme ve seçilme hakkı tanıyan, ülkemizde kadın erkek eşitliğini sağlayan medeni kanunu çıkaran atatürk dönemini karalamak ve siyasal islam propagandası yapmak için kurgulanan tezgah.

    tekrar ediyorum, kaynağınız ne?
    yok...kaynakları bok çünkü.

    her yere de şu fotoğrafı koyuyor şerefsiz köpekler.
    siyasal islamcıların şalcı bacı idam edildi yalanı

    yalanlarınız batsın.
    batsın zira idam edilen kadın çarşaf giydiği için, şapka kanununa muhalefet ettiği için idam edilmiyor.
    üstelik idam edilen kadın şalcı bacı değil.
    burası da erzurum değil.
    idam edilen kadın, Isparta’nın Sütçüler ilçesine bağlı Darıbükü köyünden Hasan Kızı Fatma...

    hasan kızı fatma neden idam edildi?

    --spoiler--
    Hasan Kızı Fatma, aynı köyden Eşref’in Hanife’yle evlenmesini temin etmek için Eşref’in karısı Ümmüşani’yi ‘20’lik altın ’ ve tarla karşılığı öldürdü. Ve 14 Aralık 1931’de Tuzpazarı’nda asıldı. Kasabalılar sabah karanlığından itibaren meydanı doldururken Fatma’nın son sözü “Allah affetsin” oldu. Fatma, TBMM kararıyla idam edilen ilk kadın olarak Türkiye’nin suç tarihine geçti.
    --spoiler--

    kaynak mı istiyorsunuz?
    bakın bizim kaynağımız resmi, tbmm kaynağı. yani çetin altan falan değil.
    buyrun;
    siyasal islamcıların şalcı bacı idam edildi yalanı

    bu da linki;
    https://www.tbmm.gov.tr/t...b009/tbmm040050090033.pdf

    al bir başka kaynak;
    http://www.radikal.com.tr...gacinda-15-kadin-1107393/

    bir başka kaynak;
    http://www.eglencelitarih.com/?Syf=26&Syz=471573

    bu da bir başkası;
    https://odatv.com/sinan-m...k-anlatti-1103161200.html

    sizin yalanlarınıza sokup çıkarmaktan bıktık.
    utanmıyor musunuz hala?

    hani lan şalcı bacı?
    terbiyesiz yalancı herifler.
    13 -7 ... tengir budun
  2. 2.
    Bu müslüman takımı kurulmuş makina gibi yalan söyler. bunlara göre kendileri gibi olmayan herkes mason, yahudi, dönme, ahlaksız vs.. olduğu için ve türkiye cumhuriyeti dar'ül harb olduğu için yalan söylemek ve aldatmak mubahtır, günahı yoktur..

    benim çocukluğumdan beri bir "şapka giymeyi reddettiği için kemalistlerin ölüsünü mezarından çıkarılıp astığı şeyh" lafı ortalıklarda dolanır.. hatta filimi bile vardı bi zamanlar.. bunun nasıl bir kuyruklu yalan olduğunu emin çölaşan belgeleriyle yazmış.. hem de şeyhin çocuklarının tanıklığına başvurarak:

    ========= emin çölaşan'ın yazısı=====================
    Ülkemizde ‘‘Allah, Peygamber, Müslümanlık’’ adına piyasaya çıkan birilerinin halka nasıl yalanlar söyledikleri, mahkeme kararıyla bir kez daha belgelendi.

    Önce Abdülkadir Özar'dan aldığım bir mektubu özetliyorum:

    ‘‘Bendeniz Mevlevi şeyhi, aydın kişi ibrahim Hakkı Kemahi'nin öz torunuyum. Onun kızları olan 80 ve 85 yaşındaki Afife ve Meliha hanımlar, teyzelerimdir.

    Kötülük erbabı, bizim neslimizin tükendiğini zannederek ‘‘Bize Nasıl Kıydınız’’ isimli bir film yapmışlardı.

    Rahmetli dedemizin ismini kullanarak bizi mağdur ettiler. Rahmetli dedeme ait mezarın açıldığı ve cesedinin istiklal Mahkemesi tarafından asıldığı iddiası tamamen uydurmadır...’’

    ***

    Şimdi birkaç yıl geriye dönelim. Şeriatçı kesim bir kampanya başlatmıştı. Kurtuluş Savaşı sırasında ve sonrasında vatan hainlerini, bozguncuları, isyancıları, asker kaçaklarını, ırz düşmanlarını yargılayıp cezalandıran istiklal Mahkemeleri aleyhine yalan ve iftira dolu yazılar yazıyorlardı.

    iş o boyuta varmıştı ki, birileri ‘‘Bize Nasıl Kıydınız’’ isimli bir kitap yazıp sonra bunun filmini çevirmişti. Bunlarda çok ‘‘çarpıcı’’ bir olay anlatılıyordu.

    Erzincanlı din adamı ibrahim Hakkı Efendi, güya istiklal Mahkemesi tarafından yargılanıyor ve idam cezası alıyor! Fakat tam bu sırada (1924 yılında) vefat ediyor. Hıncını alamayan(!) istiklal Mahkemesi, ibrahim Hakkı Efendi'nin mezarını açtırıyor, cesedini mezardan çıkarıyor ve idam sehpasında sallandırıyor!

    Yani ceset idam ediliyor!

    Bu yalanı da hiç utanmadan ve sıkılmadan ‘‘Atatürk döneminde Müslümanlara yapılan zulüm örneği’’ olarak göstermeye kalkışıyorlardı.

    Bu inanılmaz yalanı yıllarca kullandılar. Kitap yazdılar, film yaptılar. Kendi televizyon kanallarında ve radyolarında, bu yalana dayanıp programlar yaptılar.

    Refah Partisi Milletvekili Hasan Hüseyin Ceylan ve yandaşları bar bar bağırdılar:

    ‘‘istiklal Mahkemeleri'nin de hesabını soracağız...’’

    ***

    Bu iğrenç yalanı ilk kez belgeleyip kamuoyuna açıklayan Reha Muhtar oldu. ibrahim Hakkı Efendi'nin yaşlı kızları Afife ve Meliha hanımları ekrana çıkarıp kendilerine bu olayı sordu. Yanıt çok açıktı:

    ‘‘Bu hadise tamamen yalan ve uydurmadır. Babamız eceliyle vefat etmiştir. Mezarı falan da açılmamıştır.’’

    ***

    Yaşlı hanımlar manevi sıkıntı içindeydi. Bu filmi yapanları mahkemeye verdiler. Dava dilekçelerinde bütün bunların yalan olduğunu, babalarının Cumhuriyet ve Atatürk ilkelerine bağlı bir din adamı olduğunu, mezarının açılıp cesedinin idam edilmesi gibi bir durumun asla söz konusu olmadığını vurguladılar.

    Davalı tarafın savunması çok ilginçti!

    Filmde adı geçen ibrahim Hakkı Efendi bir başka kişiydi! Sadece isim benzerliği vardı! Bu nedenle ailenin kişilik haklarına saldırı olmamıştı!

    Mahkeme, bu iğrenç iddiayı ortaya atanlardan, istiklal Mahkemesi kararını istedi. Veremediler, çünkü böyle bir karar yoktu.

    ***

    Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin Esas 1995/873, Karar 1997/14 sayılı kararı, bir ibret belgesidir:

    ‘‘Savunmada olayın Erzincan istiklal Mahkemesi kararının infazından kaynaklandığı belirtildiği halde, mahkeme ilamı ibraz edilememiştir.

    ibrahim Hakkı Efendi'nin Cumhuriyet ve Atatürk ilkelerine aykırı, vatanın bütünlüğüne karşı davranış içinde olması yüzünden mezarından çıkarılarak asılması, kendisinin şeref ve onuruna saldırıdır.

    Davacılar (kızları), bu haksız ve yanlış tanıtım nedeniyle toplumda zor duruma düşmüşlerdir. Dolayısıyla, kişilik haklarına saldırı yapılmıştır...’’

    Ve mahkeme, bu filmi yapanları, aileye 500 milyon lira tazminat ödemeye mahkûm etti.

    Böylece, şeriatçı yalanının ömrü kısa sürdü. Yargının vurduğu tokat, hadiseyi noktaladı.

    ***

    Burada bir tarihi gerçeği açıklamayı da görev biliyorum. Türkiye'de bir insanın cesedi mezarından çıkarılıp ağaca asılmış ve teşhir edilmiştir.

    Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey, 1923 yılının mart ayında öldürüldü. ilk Meclis'te Mustafa Kemal Paşa'nın en büyük karşıtlarından biriydi. Kendisini Giresunlu kahraman, Atatürk'ün Laz'lardan oluşan koruma birliği komutanı Topal Osman'ın öldürdüğü iddia edildi. Topal Osman olay sonrasında Ankara'nın Dikmen Semti'nde güvenlik güçleriyle çatışmaya girip öldürüldü ve mezarına gömüldü.

    Ancak Meclis'teki şeriatçıların ve Mustafa Kemal Paşa düşmanlarının yoğun baskısıyla ceset birkaç gün sonra mezardan çıkarıldı ve Meclis binası önünde ağaca asıldı. Mustafa Kemal Paşa'nın gücü, o günlerin zor koşullarında bu insanlık dışı olayı önlemeye yetmedi.

    Yakın tarihimizde tek olan bu korkunç olayı yaratanlar, yani cesedi mezardan çıkarıp ağaca astıranlar, işte o şeriatçı takımıdır.

    ***

    Sen bir yanda ‘‘Müslüman’’ geçineceksin, Allah'ın adını dilinden düşürmeyeceksin, orada burada aptessiz namaza duracaksın, oy avcılığı uğruna önüne gelene cennetin anahtarını vaat edeceksin, sonra da bin tane yalanla Müslümanları kandırmaya kalkışacaksın!

    Ayıptır, günahtır.

    Kepazeliğin nerelere kadar uzandığını görüyorsunuz. Yaşlı bir insanın, bir din adamının ölüsünü bile sömürmekten utanmıyorlar.

    Utanmadıkları bir yana, şeytanın aklına gelmeyecek yalanlar uydurup, yıllar sonra halkın karşısına bunlarla çıkıyorlar ve insanları kandırmaya kalkışıyorlar.

    istiklal Mahkemesi dirisini asamayınca, ölüsünü mezardan çıkarıp asmış!

    insaf, insaf! Onu 1923 yılında yapan sizsiniz.

    Şeriatçı kesimin güdük gazete ve dergileri, günümüzde de insanlara, hatta ölmüşlerimize bile yalanlarla dolu hakaretler yağdırmaya devam ediyor.

    Size de bulaştıkları takdirde bunları sakın boş bırakmayın. Hem ceza davası için savcılıklara başvurun, hem de tazminat davaları açın.

    Açın ki, bu din tüccarlarının ‘‘Allah ve Müslümanlık’’ adına sergilediği yalanları yargı kararıyla suratlarına çarpın..
    7 -2 ... arbutus unedo
  3. 3.
    nazilerin yahudi soykırımı fotoğraflarını dersim katliamı diye paylaşmış soysuz atatürk düşmanları bunlar. din köpeklerinden her şey beklenir.

    (bkz: babi yar katliamı görsellerine dersim resmi demek)
    7 -2 ... o halde umabilir miyim
  4. 4.
    Tengir dildolamis yobazlari. Helal olsun.
    9 -2 ... templier
  5. 5.
    Vaybe kaynağa bak

    iyide ıspartada idam edilmiş bir kadını Şalcı bacı diye yutturduklarını savunuyorsun değil mi?

    Ya Isparta'da idam edilmiş bir kadın üstünden Şalcı bacı olayının üstü örtülmeye çalışıyorsa ...

    Milleti aptal yerine koymanın alemi yok Şalcı bacı olayı belgelerle sabittir.

    Isparta'da cinayetten idam edilen bir kadın üzerinden bu Şalcı bacı değil ıspartada cinayetten hüküm giyen kadın deyip o kadınla ilgili belgeleri kaynak dlye göstermek Şalcı bacı olayının üstünü örtmeye çalışmak etik değil

    Çünkü duruma hem tarihi belgeler şahit hem tüm Erzurum şahit .

    idam edilen başka bir kadın olayı üzerinden şalcı bacı olayının üstünü örtmeye çalışmak nedir ?

    Nedlr ha? Dilimin ucuna geliyor da neyse
    3 -11 ... isminiunutanadam
  6. 6.
    tamam aslanım, madem şalcı bacı olayı belgelerle sabit, çıkarıp benim yaptığım gibi belgeleri koyar, sonra konuşursun.
    hem belgen yok, hem bir ton traş.

    insanda biraz utanma, biraz şeref, biraz ahlak, biraz namus olur.
    şerefliysen, namusluysan, adamsan kaynak koy, belge koy boş yapma...

    cumhuriyet tarihi boyunca idam edilen kadınlar;

    1)hasan kızı fatma-ısparta-1931.
    2)katil sadberk-kırklareli-1934
    3)fatma satılı-muğla-1936
    4)ümmühan-muğla-1936
    5)karaisalı ayşe-adana-1938
    6)didar savaş-çanakkale-1939
    7)huriye sanel-konya-1939
    8)fatma yıldırım-manisa-1939
    9)gülsüm kotanak-ısparta-1942
    10)bacı ayhaner-van-1942
    11)vecahet altın-izmir-1944
    12)hanım kuzu-malatya-1944
    13)durdu sarıkaya-sivas-1960
    14)ümmühan bebek-trabzon-1963
    15)kadriye partici-izmir-1971

    toplam 15 kadın cumhuriyet tarihi boyunca idam edilmiştir.
    bunların arasında şalcı bacı diye biri var mı?

    hala belge bekliyoruz sizden...
    11 -1 ... tengir budun
  7. 7.
    Bir insan hayal edin.

    Yıkılmakta olan bir devletin külleri arasında ortaya çıkmış, Osmanlı genel anlamda savaşı kaybederken bu kişinin olduğu yerlerden kahramanlıklar yükselmiş, ve sonunda onun başrollüğünde emperyalist güçler yenilgiye uğratılmış, yeni bir devlet kurulmuş, müthiş bir devrim yapılmış.

    Özetle bu kişi istese kendini kral ilan edebilecekken ve kimsenin buna bir itirazı olmayacakken tersine cumhuriyet demiş, başkomutanlık yapması kendisine ısrar edildiğinde bile bunun oylama ile kanuna uygun şekilde olması gerektiğini söylemiş, ülke kimsenin malı değildir, en yeterli olan akıllar Birliği(meclis) ülkeyi yönetmeli demiş, kimse kimseyi kullanamaz kandıramaz demiş vs.

    Böyle bir kişi aynı zamanda insanları asıp kestirmiş, darağaçlarında sallandırmış falan dimi.

    Ya siz neyin kafasını yaşıyorsunuz. Mantıksızlığı göremiyor musunuz. Çıkın hayal dünyasından. Türkiye'de baş örtüsü hiç yasaklanmadı ki. Yasaklanan şeyler dini şeyler de değildi. Başka bir milletin milli giysileri yasaklandı.

    Dipnot:burda Atatürk'e atıp tutanlar sanki cüppeyle sarıkla dolaşıyo.
    7 -2 ... insectoidzz
  8. 8.
    23 Nisan 1920’de hem yeni seçilen mebusların katılımı hem de Istanbul’daki Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nden gelen mebusların katılımıyla Ankara’da dualarla açılan “Millet Meclisi”ne, Yunan zaferinden sonra M. Kemal, kendi onayladığı isimlerden oluşan “Ikinci Meclis”i kurdu.[1] Şapka kanunu, işte M. Kemal’in kurduğu bu meclisten çıktı.

    (…)

    Kendilerine göre “inkılâb” (devrim) yaptıklarını iddia edenler [Iskilipli Atıf Hoca’dan sonra] “şöyle üç-beş kişiyi daha idam ediversek de yüreklere korku salsak” diye fellik fellik birilerini daha arıyorlar. O birini Erzurum’da buluyor zamanın garnizon kumandanı Tatar Hasan Paşa.

    Erzurum’da halk içinde Şapka Kanunu’na gösterilen muhalefet üzerine Garnizon Komutanı Tatar Hasan Paşa ile ilin valisi Zühtü (Durukan) kafa kafaya vererek bu muhalefeti kırmak için “daha kestirmeden” bir çözüm arayışına düşmüşlerdi. işte ŞALCI BACI’yı idama götüren gelişmeler böyle başladı.[2]

    Alparslan Yasa, “Milletimize Revâ Görülen Kültür Jenosidi” adlı çok kıymetli ve herkesin okumasını ısrarla tavsiye ettiğimiz kitabında Şalcı Bacı hakkında şunları yazıyor:

    “Şalcı Bacı çok haysiyetli dindar bir hanım şahsıyetiyle, kimseden yardım kabul etmez, kendi el işlerini satarak binbir güçlükle ve kıt-kanaat (Sinan, Ayten ve Aziz) adlı çocuklarının rızkını çıkarırdı. Esnaf onu çok sever, himaye eder ve kendisini, ördüğü pek güzel şallara atfen Şalcı Bacı diye çağırırdı. O dışarıda nafakasını kazanmaya çalışırken, iki odalı küçük kerpiç evlerinde, (3 yaşındaki) küçük oğluna, çocuğun ablası ve ağabeyi bakardı.”[3]

    25 Kasım 1925 Çarşamba günü, CHP Hükumeti Erzurum’da örfi idare ilan etmiş, böylece insanların hayat veya memâtı hakkında iki kişi selahiyetli kılınmıştır: Vali Zühtü Durukan ve Müstahkem Mevki Kumandanı Tatar Hasan Paşa…

    *

    ***

    26 Kasım 1925 Perşembe akşamından itibaren, CHP Iktidarının bu iki temsilcisi, Valilikte kafa kafaya verirler ve evvelden hafiyelerin verdiği bilgilere dayanarak bertaraf edilmesini planladıkları ve bu plana göre nezaret altına aldırdıkları şahısların muhakemesine başlarlar. Bunlar tamamen göstermelik muhakemelerdir. Ortada ne ciddi bir tahkikat var, ne müddeiumuminin (Savcı) iddianamesi, ne maznunun müdafaanamesi… Bu iki kişi peş peşe onlarca insanı ipe gönderirler… Peki ne cürüm işlemişlerdir? Devlete silahlı isyana mı kalkışmışlar, ihtilale mi teşebbüs etmişler, adam mı öldürmüşler? Mes’ele nedir? Bütün mes’ele, kendilerine cebren (zorla) şu menhus şapkanın giydirilmesine, yani Temel Insan Hak ve Hürriyetlerinin çiğnenmesine itiraz etmiş olmalarıdır![4]

    Göstermelik muhakemede Şalcı Bacı’ya sorulur:

    “- Şapkaya ne dersin? Sen şapka giyer misin?”

    Şalcı Bacı bir an düşünür, cevap verir:

    “- Şapka erkek kısmının işi! Kadın kısmı şapka mı giyer? Giymem elbet!”

    “- Madem öyle, hükmün idamdır!”

    Şalcı Bacı, kendini tutamaz ve haykırır:

    “Ula kavat! Kadın şapka giye ki asıla!”

    Tatar Hasan Paşa bu laf üzerine sinirlenir. O kadar askerinin içinde bir kadından hakaret yemiştir. Renkten renge girer. Askerlere işaret ederek, emir verir:

    “Alın hemen bu kadını götürün. Diğerlerinin yanına koyun.”[5]

    27/28 Kasım 1925, Cumartesi, fecir vakti, idam mahkumu diğer altı dindaşıyle beraber onu da Taş Anbarlar Mevkii’ne götürürler. Darağacında Çulha Nedim Efendi sallanmaktadır ve yedi darağacı daha kurbanlarını beklemektedir. Diğer idamlık mazlumlar gibi, onlar da, son dilek olarak, iki rekat namaz kılma ricasında bulunurlar.(…)

    *

    ***

    Bilcümle Müslüman geçmişleri ve kendi mazlum ruhları için Fatiha okur, sonra sehpalara yürürler… Lakin bir mes’ele vardır: Gaddarca asılanlardan birinin kadın olduğu öğrenilirse, belki de büyük hadise çıkar! Öyleyse ne yapmalı? Tatar Hasan Paşa emreder, bir un çuvalı bulup Şalcı Bacı’nın kafasına geçirir, onu tanınmaz hale getirirler…

    Şalcı Bacı, bir defa daha kendini tutamaz ve bu zalimlerin suratına haykırır:

    “- Ula kavat! Sen nasıl adamsın! Hem kadın kısmını asarsın, hem de belli olmasın diye un çuvalı geçirirsin! Ödlek herif! Yüreğin varsa, kadın astım, desene!”

    Ama bu kararmış vicdanlarda yürek de yoktur! Tatar Hasan Paşa emir verir, sehpalara tekmeler vurulur ve yedi mazlumun daha ruhları Illiyîn’e uçuşur…

    *

    ***

    Mazlumların mübarek naaşları üç gün darağaçlarında sallanır durur… Bütün Erzurum, bütün Türkiye dehşet içinde, neredeyse nefes alıp vermeye çekinmektedir… Sene 1925’dir… Devir, bütün Türkiye tarihinin en karanlık devridir… Türkiye, daha uzun seneler bu kabustan çıkamayacak, sonra bir gün gelecek, nisyân ile mâlûl olan hâfıza-i beşerler, bütün bu mezâlimi unutup gidecek, daha da kahredicisi, bu zalimleri kahraman ilan edecek ve onlara tapınacaktır!

    Üç gün sonra, şehidlerin naaşlarını bir at arabasına doldurur, Erzurum’un kenar mahallelerinden Gez Mahallesinde kazılan hendeklere atıp üzerlerini kapatırlar.[6]

    1938’de şehir yeniden düzenlenirken bu toplu mezarlar, cenazeler sahiplerine iade edilmek üzere açıldı. Şalcı Bacı’nın oğlu Sinan anasının cenazesinin nakledilişini uzaktan ağlayarak izledi. O kadar yıl sonra bile korkusundan cenazeyi teslim alamadı. Şalcı Bacı’nın ve asılan birçok kişinin cenazesi ise hala Erzurum’un Tuzcu köyündedir.[7]

    Bugün Ulusal basın dediğimiz devletten güdümlü Istanbul gazetelerinden Hakimiyet-i Milliye, Akşam, Tanin ve Cumhuriyet gazetelerinin hiçbiri bu olayı yazmadılar, insanlık dışı cinayeti millete duyurmadılar. Hükümetin yahut mahkeme heyetinin beyanatlarında da en ufak bir ima olmadı. (…) Yirmi iki erkekle birlikte onu da salben (asılarak) idam ettiler. Yalnız Şalcı Şöhret Kadın’ı halktan daha fazla tepki almasın diye başına beyaz un çuvalı geçirip astılar. Hükümetler ve basın Şalcı Şöhret Kadın’ın idamını yıllarca gizledi.[8]

    Ancak yıllar sonra Çetin Altan, Dedesi Tatar Hasan’ın günahını itiraf etti:

    “Dedem Hasan Paşa çok sert bir askerdi. Ismet Paşa topçu okulunda öğrenciyken, Hasan Paşa okul müdürüydü. Sonradan ünlü komutanlar olan o dönem öğrencileri, anlatıp dururlardı Hasan Paşanın sertliğini. Bir şapka isyanını bastırmakla görevlendirildiği bir kentte, hızını alamamış bir de kadın asmıştı. Sanırsam siyasal suçtan ilk asılan kadın odur tarihimizde. Kadın sehpaya çıkmadan önce:

    “- Ben bir hatun kişiyim, şapkayla ne derdim ola ki” demiş galiba. Ben o tarihte henüz doğmamıştım, çok ama çok sonradan öğrendim bunları. Ve inanın ince sızı gibi tatsız bir burukluk kaldı içimde.”[9]

    Erzurum’da şapka direnişi yüzünden ve çoğu eşraftan, 22 insan asıldı. Üç kişi fail-i meçhule kurban gitti ve sekiz kişi onar yıl Kalebend ve Nefy cezasıyla Sinop’a sürgün edildi.[10]

    Prof. Dr. Zeki Başar’ın, Şapka Hadisesi’ne şahitlik etmiş biri olan Hacı Fevzi Yazıcıoğlu’nun bir notundan aldığı bilgilere göre, Şapka Hadisesi sonrasında asılanlardan isimleri tespit edilenlerin sayısı 13 kişidir ve bunların arasında Şalcı Şöhret Kadın’ın ismi de zikredilmektedir:

    “Pırtın Köyü Imamı Abdulmecid, Kullebioğlu Akif, Kacıroğlu Hacı Osman, Demirci Ethem Usta, Manav Hacı Ali, Hacı Galip, Fırıncı Halil, Gez Mahalleli Müezzin Hafız, Hızarcı Ismail, Karga Mehmet, Bakkal Ziya Oğlu Kazım, Mahmut Efendi, Şöhret Kadın.”[11]

    Baydar ise Şapka Hadisesi nedeniyle asılarak idam edilen 10 kişinin ismini sıralamış, ayrıca iki kişinin de asılmış olabileceğini belirtmiştir. Bunlar arasında yine “Şalcı Şöhret Kadın”ın ismi geçmektedir.[12]

    Ibrahimhakkıoğlu, kurulan örfi idare mahkemesinin, ilk icraat olarak 13 erkek ve bir kadını (Şalcı Şöhret Kadın) idam ettiğini belirtmiştir.[13]

    Erzurum Ansiklopedisi’nin “Şapka Hadisesi” maddesinde de “Şalcı Şöhret Bacı” ismi geçmektedir. Hatta “Şalcı Şöhret Bacı” şeklinde müstakil bir madde bile vardır.[14]

    Şapka Hadisesi nedeniyle Erzurum’da idam edilenlerin sayısı ve isimleri hakkında farklı bilgilerin verildiği görülmektedir. Bu karışıklığın sebebi, örfi idarenin ilan edilmiş olması ve düzenli bilgi akışının sağlanamamasıdır. Ancak bütün bu kaynaklarda bir kadının idam edildiği kesin bir şekilde ifade edilmektedir.

    *

    Mustafa Yilmaz Caglayan Erzurum Ansiklopedisi, Söhret Salci baci Söhret kadin, Söhret Ana

    ***

    **********

    KAYNAKLAR:

    [1] Ismail Habip Sevük, Atatürk Için, cild 1, sayfa 274.

    [2] Tahsin Varol, “ŞALCI BACI’yı Hatırlayan Var mı?”

    [3] Ş. Alparslan Yasa, Milletimize Revâ Görülen Kültür Jenosidi, Hitabevi Yayınları, Ankara 2014, sayfa 464, 465.

    [4] Ş. Alparslan Yasa, Milletimize Revâ Görülen Kültür Jenosidi, Hitabevi Yayınları, Ankara 2014, sayfa 455, 456.

    [5] Sefer Darıcı, Şalcı Bacı -Türkiye’de Asılarak Idam Edilen Ilk Kadının Öyküsü, Destek Yayınevi, Istanbul 2013, sayfa 171, 172.

    [6] Ş. Alparslan Yasa, Milletimize Revâ Görülen Kültür Jenosidi, Hitabevi Yayınları, Ankara 2014, sayfa 466-468.

    [7] Sefer Darıcı, Şalcı Bacı -Türkiye’de Asılarak Idam Edilen Ilk Kadının Öyküsü, Destek Yayınevi, Istanbul 2013, sayfa 196.

    [8] Mehmet Sılay, Iskilipli Atıf Hoca (1876-1926) 3. Baskı, Düşün Yayıncılık, Istanbul 2011, sayfa 71, 72.

    [9] Çetin Altan, Kahrolsun Komünizm Diye Diye, Bilgi Yayınevi, Ankara 1976, sayfa 59.

    [10] Mehmet Sılay, Iskilipli Atıf Hoca (1876-1926) 3. Baskı, Düşün Yayıncılık, Istanbul 2011, sayfa 367.

    [11] Zeki Başar, “Eskilerimizin Baş Giysileri ve Şapka”, Anıtlarımız Şehitlerimiz, Atatürk Üniversitesi’nin Kuruluşunun 20. Yıl Armağanı, Ankara 1978, sayfa 56-57.

    [12] Mustafa Çetin Baydar, Geçidi Bekleyen Şehir, Akçağ Yayınları, Ankara 1997, sayfa 77-79.

    [13] Sadrettin Ibrahimhakkıoğlu, “Erzurum’da Şapka Hadisesi”, Tarih Yolunda Erzurum, Sayı: 9-10, Yıl: 2, Aralık 1961, sayfa 19.

    Ayrıca bakınız; Murat Küçükuğurlu, Türk Siyasi Tarihinde Erzurum (1923-1950), Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 2012, sayfa 506, 507.

    [14] Mustafa Yılmaz Çağlayan, Erzurum Ansiklopedisi, Erzurum 2014.

    tengir kuyucu Murat paşanın lafıyla bitireyim gerçi sen bilirsin o lafı

    Ünlü bir laftır
    4 -8 ... isminiunutanadam
  9. 9.
    Yani kadın erkek farkedermi??sonuçta inkilap adı altında hiç hakkı yokken insan hayatı gaspediyorsun. Bukadar ilkel bir uygulama olamaz kabul edilemezdir.bir uyduruk kanun çıkartacaksın eee bu kanuna uygun olmayan giyim tarzı tercih edenleri asacaksın,ee demokrasi denen meret bu olsa gerek.
    siyasal islamcıların şalcı bacı idam edildi yalanı
    siyasal islamcıların şalcı bacı idam edildi yalanı
    4 -8 ... kalahari 1
  10. 10.
    Kaynak radikal, kaynak oda tv
    Kaynak götüm.

    O dönem istiklal mahkemeleri de kurulmadı, iskilipli atıf hocada asılmadı.

    O dönem en büyük ceza parmak sallayıp , hafifçe kulak çekmekti.

    Başka kadının asılma belgesi, şalçı bacının asılmadığı anlamına mı geliyor.
    Kemalist beyinsizliği.

    Belgelele (bak altını çiziyoruö tangır bulgur belgelerle)
    O leş kaynakların linkinin oldugu google sayfasında onun a linki var.
    Bir zahmet ona da tıkla.

    Primci, manipülatör.

    Edit; sağolsun yukardaki kardeşim
    Koymuş linki böbrek yataklatınıza kadar.
    2 -7 ... ayk73