1. 92.
    Hep böyleydi bir şey en gerektiği anda olmazdı...

    Aylak Adam - Yusuf Atılgan
    2 ... uykulupanda
  2. 91.
    Başlıkta Cümleleri dedi diye de bu kadar uzun yazmak zorunda değilsiniz arkadaşlar. Kitap okumak istesem kitap okurum.
    4 -3 ... sezenist a feminist
  3. 90.
    Boşuna heveslenmemekte yarar var insanların aslında birbirlerine söyleyecekleri hiçbir şey yoktur, karşılıklı olarak yalnızca kendi acılarını anlatırlar, bu böyledir. Herkesin derdi kendine, dünyanınki de hepimize. insanlar o acılarından kurtulmaya çalışırlar çalışmasına, sevişme sırasında, onu ötekinin sırtına yıkarak, ama beceremezler tabii ve ne yaparlarsa yapsınlar, sonunda tüm acılarıyla baş başa kalırlar ve bir daha denerler, bir kez daha acılarını kakalamaya çalışırlar. Çok güzelsiniz, Küçükhanım derler.Ne ki yaşam onları yeniden yakalayıverir, aynı küçük numarayı bir kez daha deneyinceye kadar. Ne de güzelsiniz, Küçükhanım!... Bu arada acılarından kurtulmayı başardıklarını söyleyip böbürlenirler de , gelgelelim herkes gayet iyi bilir, değil mi, bunun hiç de doğru olmadığını, o acıyı bal gibi bütünüyle kendi içimizde sakladığımızı. Bu numaraları yapa yapa yaşlandıkça giderek daha da çirkin, itici bir hal aldığımız için artık acımızı, iflas ettiğimizi gizlemekten bile âciz kalırız, en sonunda insanın ta derinlerinden suratına kadar ulaşmayı başarabilmesi şöyle bir yirmi, otuz yıl, hatta daha fazla zaman olan o sevimsiz ve çirkin ifade, gitgide yüzümüzde sıvışmadık yer bırakmaz. insan dediğin, işte bu işe yarar, sadece bu işe, ekşi bir surat ifadesini üretmek, biçimlendirmesi tüm ömrünü alan, hatta gerçek ruhunun bütününü eksiksiz yansıtabilmek için oluşturması gereken asıl surat ifadesi o kadar ağır ve karmaşıktır ki, bu tamamlamaya insanın ömrü bile her zaman yetmeyebilir.

    -gecenin sonuna yolculuk, celine.
    3 ... acta non verba
  4. 89.
    Allahım, ben yok olamam! Her şey olurum yok olamam. Parça parça doğranabilirim. Nokta nokta lekelere dönebilirim. Tütün gibi kurutulabilir, ince ince kıyılır, bir çubuğa doldurulur, içilir, havaya savrulabilirim. Fakat yok olamam. Madem ki bu kadar korkuyorum, yok olamam. Eczahane camekânlarında, ispirto dolu bir kavanoz içinde, düşürülmüş bir çocuk ölüsü gibi, yumruk kadar bir et parçasına inebilir, bir şişeye hapsedilebilirim. Fakat şişenin camından yine dışarıyı seyreder, önümden geçenleri görür, kendimi bilir ve duyar, kendimi ve Allahımı düşünebilirim. Razı değilim Allahım! Yok olmaya, kalmamaya, gelmemiş olmaya, mevcut olmamaya razı değilim. Bu dünyada bırakamıyacağım hiçbir şey yok. Ne deniz, ne ağaç, ne şehir, ne ev, ne kadın, ne de ben.Bu kalıbım, bu zarfım, bu kafesimle ben. Onların hepsini bırakabilirim. Fakat şuurumu, bilmek, duymak, var olmak şuurumu bırakamam. Razıyım bir toz parçası olayım. insanlar üzerime basarak geçsin. Canım acısın, duyayım. Canımın acıdığını duyayım. Razıyım bir kertenkele olayım. Kızgın yaz günlerinde bir bahçe duvarına tırmanayım. Tırnaklarımı tuğlalara geçireyim. Yeşil ve ıslak sırtımı güneşe vereyim. Fakat güneşle sırtım arasındaki öpüşmeyi duyayım. Tuğlaların incecik zerrelerini sayayım. Kovuklardaki böceklerin, bir boru içinden bakar gibi bana baktıklarını göreyim ve düşüneyim. Razıyım bir nokta olayım. Fakat o noktaya bütün kâinat, bütün mevcudiyle dolsun. Ben yok olamam. Ağlarım, tepinirim, çatlarım, çıldırırım, ölürüm, fakat yok olamam. Her şey benim olsun, vereyim, gökler, yıldızlar, gökteki samanyolu, ay, dünya vereyim. Fakat aklım bana kalsın! Aklım bana kalsın! Aklım!.. "

    bir adam yaratmak-n. fazıl
    1 ... leyte
  5. 88.
    Sabredemedim; oturup, yaşam yolundaki ilk adımlarımın bu öyküsünü yazmaya koyuldum. Oysa bunu yapmasam da olurdu...
    Bir tek şeyi kesin olarak biliyorum: yaşam öykümü bir daha yazmayacağım, yüz yaşına kadar yaşasam bile. insanın, hiç utanmadan kendi hakkında yazı yazabilmesi için benliğinde son derece aşağılık bir tutku duyması, kendi kendine aşık olması gerekir.
    Yalnız bir bakımdan kendimi bağışlıyorum çünkü ben başkaları gibi okuyucudan övgüler beklediğim için yazmıyorum.
    Geçen yıldan bu yana başımdan geçenleri, kelimesi kelimesine yazmaya koyulmuşsam, bunu içimden gelen bir gereksinimin etkisi ile yapmışımdır.
    Konu ile ilgili olmayan her şeyden ve en önemlisi edebiyat yapmaktan olanca gücümle kaçınarak yalnızca olanları yazıyorum.
    Edebiyatçı otuz yıl habire yazıp durur da sonunda bunca yıl neden yazı yazdığını kendi de bilemez.
    Ben edebiyatçı değilim, edebiyatçı olmaya da özenmiyorum.
    Üstelik ruhunun derinliklerinde olup bitenleri ve duyguların güzel bir anlatımını onların edebiyat pazarına sürmeyi bir ahlaksızlık, bir alçaklık sayarım.
    Bununla birlikte üzüntüyle hissediyorum ki, galiba duyguları ve düşünceleri (üstelik söz konusu düşünceler çok adice şeyler olsa bile) hiç anlatmadan da olmayacak: her çeşit edebiyat, insanın üzerinde bu derece ahlak bozucu bir etki yapıyor işte, üstelik insanın giriştiği bu iş sadece kendisi için yaptığı bir iş olsa bile.
    Düşüncelerse aslında çok adice şeyler olabilir çünkü insanın değer verdiği bir konu bir başkasının açısından hiçbir değer taşımayabilir.
    Her ne ise, bütün bunları bir yana bırakalım. Böylece bir önsöz yazılmış oldu işte. Ama bir daha bu tür şeyler olmayacak artık.
    Şimdi başlayalım, bakalım. Hoş herhangi bir işe başlamaktan daha zor bir şey yoktur ya, belki her çeşit işte öyledir, kimbilir? Her neyse.

    Delikanlı ı.- dostoyevski.

    Birinci bölümün ilk paragrafı benim en sevdiğim girişlerdendir. Oldukça samimi ve saf bence.
    12 ... gecenist
  6. 87.
    Yeni bir ateş söndürür başkasının yaktığını,
    yeni bir acıyla hafifler eski bir ağrı.
    ... piscespisces
  7. 86.
    sevilen kitap cümleleri
    3 ... winxmusa
  8. 85.
    'o günden sonra kızı belleğimde o kadar net bir biçimde tutuyordum ki, onunla canımın istediğini yapıyordum. içinde bulunduğum ruh durumuma göre gözlerinin rengini değiştiriyordum: uyandığında su rengi, güldüğünde bal rengi, kızdırdığımda köz rengi oluyordu. keyfimin değişmesine göre türlü yaşlarda ve koşullarda kılıktan kılığa sokuyordum onu: yirmi yaşında aşık bir acemi kız, kırk yaşında bir salon orospusu, yetmiş yaşında babil kraliçesi, yüz yaşında bir azize. puccini'den aşk düetleri, agustín lara'dan bolerolar, carlos gardel'den tangolar söylüyor, şarkı söylemeyenlerin şarkı söyleme mutluluğunun ne olduğunu hayal bile edemeyeceklerini bir kez daha anlıyorduk. bugün bunların bir sanrı değil, doksan yaşımda hayatımın ilk aşkının yeni bir mucizesi olduğunu biliyorum artik.'

    (bkz: gabriel garcia marquez)
    5 ... mr hitchcock
  9. 84.
    "sen merak etme ölmek sanıldığından çok daha zor. senin için gerçek bu. ecelinin önceden belirleneceği inancı, ona gizemli bir bağışıklık, belirli süreler için ölümsüzlük getiriyor, böylelikle savaşın en tehlikeli anlarında korkusuzca öne fırlıyordu. yine bu nedenle, zaferden çok daha zor, çok daha kanlı ve çok daha pahalıya mal olan yenilgiyi kazanabildi."

    yüzyıllık yalnızlık.
    8 ... gecenist
  10. 83.
    Maşrapayla rakı içenlere klasik Batı Müziğini anlatacak cesaret yoktu bende.
    -Eylembilim
    ... bagabak