1. 1.
    Arkadaşlarla bir kaç kere gittiğimiz evliyadır. Orada koyun iken ağaca dönüştüğü söylenen ağaçlar gerçekten korkunç ve değişik. ilk defa gördüğüm türden ağaçlar. Ağaçlara zarar verenler sıkıntı çekiyorlarmış. Evliyanın olduğu yerden bir şey alıp götürürseniz rüyanıza giriyormuş veya huzursuzluk geliyormuş. Berat kandilinin olduğu gün oraya giden arkadaşımın arkadaşlarından birisinde bıçak varmış. O bıçak durduk yere kaybolmuş. Daha sonra bıçağı oradaki ıssız bir evin mutfağında bulmuşlar. O bıçağın kaybolması felaketi engelledi diyorlar. içlerinden birisinin o gün orada bir cisim gördüğünü söyledi arkadaşım. Kandil günlerinde gözüküyormuş diye duydum. Sanır buna geçit diyorlardı. Bir sonraki berat kandilinde gitmeyi planlıyoruz.

    --alıntı--
    Şeyh Safiyüddin Mahmut’un, hal ve hareketlerindeki sadeliği ile tanınan ve çobanlık ile geçimini sağlayan bir kardeşi vardır. Zamanla Amasya’nın bir mahallesi haline gelmiş olan Karasenir Köyüne yerleşen Serçoban, bir gün ayakkabıcılık yapan ağabeyi iğneci Baba’yı ziyarete gelir. Beraberinde de koyunlarından sağdığı sütü bir mendiline çıkılayıp hediye olarak getirmiştir. Amacı, bu sütün mendilden sızmadığını göstermektir. Serçoban mendilini kunduracı dükkanının duvarındaki bir çiviye asar. Bu sırada iğneci Baba dükkanında bir bayanın ayak ölçüsünü almaktadır. Serçoban, bayanın topuklarını görererek, “ne kadar da güzel” diye aklından geçirdiğinde, çiviye asılan mendilden süt yavaş yavaş damlamaya başlar.

    iğneci Baba, kardeşinin niyetinde bozulmalar olduğunu sezer ama, hiç birşey belli etmez. Bayan ayak ölçüsünü verip dükkandan ayrılınca, iğnecibaba, kardeşi Serçoban’a, “Keramet dağ başında ermekte değil, keramet burada, çıkındaki sütü damlatmamakta”, der.

    Bu menkıbenin aynısı, Merzifon’da medfun bulunan Piri Baba ile kardeşi Çoban Baba hakkında da anlatılır.

    Serçoban, bir gün dağda sürülerini otlatırken kaçan bir oğlağı yakalamak ister. Serçoban kovalar, oğlak kaçar. iyice yorulan Serçoban, "Seni yakaladığımda keseceğim", der. Sonunda yakaladığı oğlağı sözünü yerine getirmek için tam kesmek üzere iken, onun mahzun ve etkileyici bakışları ile karşılaşır ve duygulanır. “ Beni de çok yordun mübarek ”, der ve yakaladığı oğlağı serbest bırakır.

    Serçoban öldüğünde, sürüdeki hayvanların her biri ağaca dönüşür ve bir orman oluşur. Mezarının bulunduğu mevki kendi adı ile anılır ve adak ve mesire yeri olarak ziyaret edilir. Yöre insanı oradaki ağaçları kesmenin kendilerine kötülük getireceğine inanır.

    Serçoban, bu yönüyle Amasya’dan çok da uzakta olmayan Çorum-Osmancık’taki Koyun Baba menkıbesini hatırlatır. ”Baba Hazretleri Osmancık’ta Adatepe eteklerinde koyun güdermiş. Bir gün sürüden bir koyun kaçar. Baba Hazretleri de peşinden koşar, fakat bir türlü tutamaz. Koyun önde, Baba peşinde Adatepeyi dokuz defa dolaşırlar. Sonunda ikisinin de kuvveti tükenir, yorgun düşerler. Baba, “Ya mübarek! Ben yoruldum amma beni de Eyüp Aleyhisselam sabrına nail ettin”, diyerek koyunu kucaklayıp gözlerinden öper. Menkıbevi kişiliğinin dışında, Serçoban’ın, kardeşi kabul edilen iğneci Baba’dan yaklaşık 150 yıl önce yaşamış ilim erbabı bir zat olduğu da anlatılır. Öğrenimini Tebriz’de Hz. Hüseyin soyundan gelen Şeyh Taceddin vasıtasıyla tamamlayan ibrahim çıkmış olduğu yolculuğun sonunda gün gelir Amasya’ya yerleşir. Burada hocalık yaparak halk ve devlet adamları nezdinde itibar görür. Anadolu Moğol valisinin gözünden düşerek Karasenir Köyü civarına çekilir ve burada çobanlıkla geçimini sağlar. Gazan Han döneminde tekrar eski itibarına kavuşur. Türbesi 1878’de Karasenirli Hasan Paşa tarafından yaptırılırsa da 2001’de Amasya Belediyesi tarafından çevre düzenlemesi ile birlikte yenilenir.
    --alıntı--

    --alıntı 2--

    Türbenin Yeri: Ser Çoban Türbesi, Amasya ili merkez ilçesi Karasenir Mahallesine yakın bir tepenin üzerindedir.

    Ser Çoban Kimdir: Ser Baş anlamındadır. Dolayısıyla Baş Çoban anlamında olan Ser Çoban geçimini çobanlıkla sağlayan evliyalarımızdandır. Sade yaşamıyla, sessizliğiyle tanınmaktadır. Kardeşi iğneci Baba’dır. Gerçek adı ibrahim Tebrizi Bahaddin Mevlana olup iran’ın Tebriz kentinden bölgeye gelmiştir. Eğitimini Tebriz’de Şeyh Taceddin Ebu Hamid Abdurrahman et Tebrizi’den almıştır. Moğol despot Kongortay’ın zulümlerinden kaçarak Karasenir Köyüne gelip yerleşmiş ve burada çobanlık yapmaya başlamış.

    Türbenin Durumu: Türbe bir tepenin üzerindedir. Betonarmeden sade olarak inşa edilmiştir. Türbenin haricinde adak kurban yerleri ve pişirme yerleri bulunmaktadır. Ser Çoban’ın mezarının üzeri açıkmış. Hicaz Komutanı Karasenirli Mirliva Hasan Paşa tarafından 1878/79 yıllarında ahşaptan yapılan türbe 2001 yılında günümüzdeki haliyle betonarmeye dönüşmüştür.

    Ziyaret Nedeni: Türbe özellikle hayır duası için ziyaret edilmektedir. Ser Çoban vefat edince koyunları birer ağaç olup türbesinin etrafına dizilmiş. Bu yüzden türbe etrafından ağaç kesilmez. Ser Çoban Amasya merkezine yakın olması sebebiyle ve türbenin etrafının mesire yeri olarak kullanılmasıyla yoğun olarak ziyaret edilmektedir. Türbe her türlü hastalık ve dilek için ziyaret edilmektedir. Ziyarete gelen Sünniler özellikle Cuma günü gelip namaz kılıp, kuran okurlar. Diğer kesimler haftanın her günü gelip türbenin etrafında yedi kez dönerler, mum adağında bulunurlar, türbeyi değişik yerlerinden öperler. Çocuksuz kadınların dilekleri türbedar ile birlikte yapılır. Adaklar genellikle kurban adağıdır.

    Menkıbeler: 1-) Ser Çoban kardeşi iğneci Baba’ya ziyarete gelir. Yanında bir mendil içine koyduğu sütü getirir. Dükkana girince elindeki mendilini askıya asar. içeri giren bir bayan müşterinin topuğuna bakınca askıdaki mendilden süt akmaya başlar. Müşteri gidince iğneci Baba durumdan utanan kardeşine seslenir: “Keramet dağ başında ermekte değil, keramet burada, çıkındaki sütü damlatmamakta.”

    2-) Ser Çoban koyunlarını otlatırken başkasının bahçesine koyunu girerse üç gün sütünden içmez, köylülere bedavaya verirmiş.

    3-) Ser Çoban bölgeden geçen bir komutan ve binlerce askerini azıcık yemeğiyle doyurmuş ve bir kez daha keramet göstermiştir.

    4-) Ser Çoban’a misafir gelecektir. Onları layıkıyla ağırlamak için bir koyun kesmek ister. Bir koyunu gözüne kestirir ama koyun erenden köşe bucak kaçar. Bu durumu gören köylüler Ser Çoban’ın çok kızacağını düşünürler. Ama Ser Çoban koyunu yakalayınca ona şöyle seslenir: “Seni yordum mübarek. Gel seni gözlerinden öpeyim.” Sonra koyunu kesmek için kuytu bir yere götürür, fakat etrafını bir sürü yabani hayvan çevirir ve koyunu kesmesini söylerler. Bunu üzerine Ser Çoban aralarından bir karaca seçer ve onu keser.

    Kaynakça: Abdülhalim Durma –Evliyalar Şehri Amasya -2003 / Rahime Özdoğan –Amasya’da Adak Yerleri ile ilgili Halk Anlatıları -2006
    --alıntı 2--
    3 -1 ... gethere