1. 1.
    lisede bir sevgilim vardı. ben izmit'te oturuyordum, o sakarya'da. bi arkadaşın doğum gününde tanışmıştık. tabi daha lise yılları(son sınıf) fişeğiz iki kelam ettikten sonra numarasını aldım. 2 hafta kadar sonra da sevgili olduk.

    neyse efendim hatun kişisiyle 6 ay kadar bir süredir birlikteyken evlilik konusu açıldı. hiç de sevmem ama malum ilişkisi ne olursa ve ne kadar uzun süreli olursa olsun evlilik muhabbeti yapmayan kız sevgili yoktur. birkaç saat muhabbet ettikten sonra benden ne istersin diye sordum. bir erkek olarak hani.
    başladı saymaya işte efendilik dürüstlük sadakat vs. (ben de bir yandan maddiyata gelmesini bekliyorum, sorumun asıl soruluş amacı da oydu zaten).

    aynen şöyle demişti: "seni ailemin karşısına çıkarabilmem için kendi evin ve araban olması lazım, yoksa hem utanırım hem de kızarlar".

    ben tabi bir şey diyemedim başta. koydu tabi bana. ne diyeyim ki babasını 10 yaşında kaybeden anne zoruyla meslek lisesine giden hayatta hiçbir varlığı, birikimi ve hedefi olmayan bir gencim daha. liseyi bile öylesine okuyorum bitse de gitsek havasında. neyse nedir ne değildir diye düşündükten sonra gece uzun bir mesaj yazdım hatun kişisine. ona istediklerini veremeyeceğimi, anne babasının karşısına çıkamayacağımı (biraz da laf sokmuştum hatırlamıyorum şimdi) ve ayrılmak istediğimi söyledim.

    ahlar vahlar etti vs. mayıs 2014'de ayrıldık nihayetinde. ama ben hala o gün bana kurduğu cümlenin etkisindeydim. okul bitince hemen bir iş bulup çalışmaya başladım, ağustosun sonunda da ingilizce kursuna yazıldım (hani oyunlardan falan biraz ingilizcem var, kursa gidersem biraz daha gelişir o ingilizceyle sınava girerim belki bir şeyler olur ümidiyle). o sırada da yeni biriyle tanışmıştım. konuşuyorduk öyle. eskişehirde oturuyordu. daha yeni anaokulu öğretmenliği kazanmış. tabi bu süre zarfında da kendimi geliştirmeye çalıştım, gerek kültürel gerek kişisel anlamda.

    neyse efendim gel zaman git zaman ben hem fabrikaya gidip hem de sınava hazırlanıyordum. yeni tanıştığım kişiyle de konuşuyorduk hala, ama yanına gitmedim hiç. ama gerek mesajlarıyla gerek telefondaki diyaloglarda çok destek oldu bana (ygs'den sonra yanına gitmiştim, o gün de sevgili olduk zaten). lys'ye girdim, tercih yaptım. kazandım be sözlük. hem de çocukluktan beri içten içe istediğim mesleği, ingilizce öğretmenliği'ni. o süre zarfından sonra da çok destek oldu bana. burs bulmak için uğraştı çok. hakkını asla ödeyemem.

    e tabi yukarıda da yazdığım gibi ilişkisi olup da evlilik muhabbeti açmayan kız yoktur diye. birkaç diyalogdan sonra aynı soruyu ona da sordum sözlük.

    evlilik için benden beklentilerin neler???

    başladı konuşmaya: zaten seni bayağıdır tanıyorum, şöyle ol böyle ol demicem zaten öylesin. ama evlenmek için paraya ihtiyacımız olacak. ben öğretmen olur olmaz para biriktiricem. önce eşyalar için para biriktiririz, sonra da ev için kredi çekeriz. ben düğün istemiyorum ama annem adettendir diye ufak da olsa istiyor, merak etme fazla yük binmez "üstümüze" (annesiyle bu diyalogdan önce tanışmıştım), sonrasında da bakarız çaresine, ikimizin de mesleği güzel. aç kalacak halimiz yok ya, ikimizin de eli kolu tutuyor, çalışır kazanırız ekmeğimizi. o yüzden senden tek beklediğim kendini bozmaman ve aileme ve bana saygılı olman".

    bir insan ne kadar derinden bağlılık hissedebiliyorsa ben o gün onu hissettim sözlük. hiçbir şey diyemedim karşısında. peki ya baban? dedim sadece.

    "seni tanıştırmak için sabırsızlanıyorum"dedi.

    işte bu cümle benim hayatımdaki en anlamlı ve en derin cümledir sözlük.
    19 -4 ... sheets of empty canvas
  2. 2.
    . . . sen benim için çok değerlisin.
    -1 ... kupune zararsiz keskin sirke
  3. 3.
    ikimiz birlikte piknik yapalım mı?

    Gibi soru cümleleri olabilir.
    illa piknik olmasına gerek yok. 2 kişi birlikte herhangi bir etkinlik yapmaktan zevk alıyorsa o iş tamam bro.
    1 -1 ... yahigewrovski
  4. 4.
    "Git, istersen, cüzam kap bir yerlerden,
    Görmek istersen, nicedir, tutkunluğumu."

    (bkz: cemal süreya)
    3 ... noxeca