1. 1.
    alıntı:

    Yaklaşık üçbuçuk yıl önce şöyle yazmışım: Son mahalli seçimin sonuçlarınınsolda yarattığı hayal kırıklığı, bu kesimde yer alan pek çok kişinin zihninde,Türk seçmeninin buirrasyonelvebağnazcatutumunuaydınlanma eksikliğine bağlayan eski düşünceyi canlandırmış görünüyor.Aydınlanmış akılsahipleri (çağdaşlar,ilericiler,solcular) Türkiye halkının AKP gibi muhafazakar (yani,aydınlanmamışveyagerici`) bir partiye güçlü bir destek vermesini anlaşılmaz buluyorlar.

    Aslında bu düşünce ve ruh hali bugün ortaya çıkmış değil. Türkiye de sol -özellikle de onun Kemalizmle harmanlanmış oryantal versiyonu- öteden beri ortalama insanın siyasi tercihlerini hep küçümseyegelmiştir. Onlara göre, bu cahil halkın ilerici-çağdaş partilere rağbet etmemesinde, onların asıl amaçlarının değerini takdir edememesinde şaşılacak bir şey yoktur, ama yine de yanlış yapıyorlar. Eğer aydınlanmış olsalardı, ta Serbest Fırka dan, hatta Terakkiperver Partiden buyana desteklerini hep muhafazakar, orta sağ partilere vermezlerdi. Bu onların demokrasiyle ilgili temel problemidir. Bu kesimin demokratik siyasal sürecin harici müdahalelere maruz kalmasını genellikle onaylaması da bunu gösteriyor.

    Bu düşünüş tarzı eğitimli ve kültürlü insanların kendiliğinden rasyonel olduğunu varsayar. Buna göre, eğitim ve kültür düzeyi yüksek olanlar doğruyu yanlıştan ayırt edebilecek bir zihinsel donanıma sahip olduklarından, doğal olarak sola oy verirler. Bunların yaptıkları tercihte akıl dışı bir yan yoktur. Çağdaşçılar ve solcular eğitime de başka bir nedenle değil asıl bu nedenle önem vermektedirler. Ümit ettikleri, eğitimin insanları çağdaş veya sol` değerler doğrultusunda bilinçlendireceğidir.

    Ne var ki, bu varsayım başlıca iki bakımdan yanlıştır. Bir kere, aydınlanmış oldukları düşünülen insanların öyle olmayanlardan daha rasyonel karar verdikleri empirik olarak doğru değildir. Benim uzun yıllardır bu aydınlanmışların her türlüsüyle çeşitli vesilelerle ve çeşitli şekillerde bir arada bulunma fırsatım oldu; seçimlerle ve siyasi partilerle ilgili konuşmalarını dinledim, lisan-ı hallerini gözledim. Zaman zaman profesör ünvanlı kişilerin bile sokaktaki adamdan daha naif ve hatta bağnazca siyasi tutumlar ortaya koyduklarına tanık oldum ve iyi ki Türkiyenin kaderini bunlar belirlemiyor` diye düşündüğüm çok oldu. Ayrıca, daha aydınlanmış oldukları kabul edilen insanların oturduğu yörelerde seçimlerin ortaya çıkardığı sonuçlar, bir çok defasında, bu insanların siyasi tercihlerinin ülkede olup-bitenlerden, ülkenin gerçek gündeminden, partilerin fiili pozisyonlarından hiç etkilenmediklerini göstermiştir, göstermektedir. Sanırım, bağnazlığın anlamlarından biri bu olsa gerektir.

    Aydınlanmışların fikrini değiştirmek neredeyse imkansız denecek kadar zordur. Buna karşılık, ortalama seçmenin ikna edilebilir olduğunu şimdiye kadarki pek çok seçim göstermiştir. Sebebi açık: Aydınlanmışlar doğruyu -bu arda doğru partiyi- zaten bulduklarına inanırlar; doğru pozisyonu korumak onlar için bir kimlik ve var oluş meselesidir. Oysa, sıradan seçmenler siyasi parti tercihini böylesine varoluşsal bir mesele olarak görmez, daha ziyade hayatın zorluklarıyla baş etmelerini kolaylaştıracak bir seçenek ararlar. Hayatın zorlukları veya bunlarla da ilişkili olan öncelikler değiştikçe de, ortalama seçmen gayet rasyonel olarak, siyasi tutumunu da değiştirir.

    ikincisi, eğitimli, kültürlü adam her zaman akılcı davranır diye bir kural da yoktur. insanların siyasi tutumlarını belirleyen, akılcı olmayan pek çok değişik etken ve saik vardır. Okumuşlar bunun istisnası değildir. Hatta, hiçbir rasyonel temeli bulunmayan türden, inadına veya sembolik oy vermenin bu kesimde daha yaygın olduğu bile söylenebilir. Ben bunu yadırgıyor değilim; hatta demokrasi teorisinden biliyorum ki, oy vermenin seçmen açısından kendini ifade edici bir işlevi de vardır ve bunu küçümsemek de gerekmez. Ama ilerici aydınların, buna rağmen sıradan insanların partizanlığını ve politik sembolleri önemsemesini bir tür bağnazlık gibi görmeleri açık bir tutarsızlıktır.

    Benim öteden beri en çok ilginç bulduğum, kendilerine kategorik olarak demokrat payesini yakıştıranların durumudur.. Bunlar, yerine göre solculuğu, çağdaşçılığı veya Kemalistliği tanımı gereği, yani kamusal sorunlar karşısında alınan tutumdan bağımsız olarak, demokratlık sayıyorlar. Ama ben şimdiye kadar bu türden tanımsal demokratlar arasında demokrat olanlara nadiren rastladım. Onun için, bunlar bir kişi hakkında o demokrattır dedikleri zaman, biliniz ki, sadece o bizdendir demek istiyorlar.`

    2007-08-02 03:45:05 Star
    ... enel hak