1. 1.
    Scenes from a Marriage/ Bir Evlilikten Manzaralar

    Yine o altın kadro, oyuncularda ufak bir değişiklik var sadece. Max von Sydow yok Erland Josephson var. Yani; yazan ve yöneten Ingmar Bergman, görüntü yönetmeni Sven Nykvist, başrollerde Erland Josephson ve Liv Ullmann.

    Anlatmayı hedeflediğini güzel bir etklileyicilik ve yalınlıkla anlatan bir eser. Yine kapalı alanlar, uzun diyaloglar ve alışageldiğimiz göndermeler var. Bir evliliğin yaşam döngüsü anlatılıyor. Belki görünen "kuruluş" devrinden değil de yükselme sonlarından başlıyor ama sonda bu döngünün güzel bir şekilde tamamlandığına da şahit oluyoruz.

    Böyle derinlere inen filmler ne güzel, sinemanın hakikaten "sanat" olduğunu hatırlatıyorlar. Hem zaten Bergman, öyle düşünüyorum ki açık ara "en çok ilham alınan" senarist/yönetmendir. "Sinemanın Babası" olmak böyle bir şey sanırım.
    5 ... paradigma
  2. 2.
    Bergman
    Bergman
    Bergman...
    Yüzüme bak hele
    Sen ne yaptın böyle
    Bu nasıl bir filmdir?

    Üç saatlik bir filmin sonunda filmde sadece iki kişiyi izlediğimi farkedip:
    kimdir ki bu adam görüntü ve karakter kirliliğinin önüne geçip sinema budur diye hepimize göz kırpıyor
    dememe sebeb olan adam.

    Oyuncuların başarısı
    yönetmenin başarısı
    senaryonun başarısı
    başarının zirvesi sinemada.

    Gerçekten anlamı olan bir film izlemek isteyenlere tavsiye edilebilecek film...
    sakın fazla tesirine kapılmayın , izledikten sonra unutun gitsin.
    Evli arkadaşlarınıza seyrettirmeyin
    evlenecek olanlardan uzak tutun
    kendi halinde yaşayanlara verin gitsin:)

    Dünyanın bir köşesinde bir karanlık evde izleyin...
    2 ... sayeban
  3. 3.
    164 dakika sıkmadan, kasmadan ikili ilişkileri, evliliği masaya yatırmış filmdir. bergman yapıtıdır. liv ullmann , marianne rolünde hayli inanılmaz bir oyunculuk gösteriyor.
    film başlar başlamaz ilk sahne olarak akılda kalan 4'lü sohbetin zaman içinde 2 kişinin marianne ve johan'ın dostlarının birbirlerine laf sokmaları halini alıvermesi. egoizmin, bir tür ben altta kalmamın tezahürü adeta. bu yansıma bu uzun ve başarılı ilk sahneden sonra marianne ve johan'ın hayatına girdik yavaş yavaş. ve böyle devam etti film. ikili ilişkilerdeki gelgitlerin yansıması diyebiliriz bu filme. marianne ve johan arasındaki gelgitler psikolojik analizleri evliliğe dair saptamaları da beraberinde getiriyor.bir taraf hep kendisinden beklenileni layıkıyla yapmakla yükümlü gibi. diğer taraftan aile ve toplum kuşatması var evliliğe dair. ayrılığın istenişinin johan tarfından dillere döküldüğü an marianne'nin aklına ilk ona ne derim buna ne derim ya ailem ya çevrem psikolojisi hayli manidar verilmiş filmde.
    evliliğe dair psikolojik çıkarımlar yapmak istiyorsanız izlemeniz gereken filmdir bu. az biraz karamsarlık vardır ama karamsarlığın içinde sıkmaz. bergman'ın kadın erkek ilişkilerine bir uzman gözüyle baktığını ve bunu hayat tecrübesiyle kotardığını görmek zor değil. kesinlikle başarılı bir hayat tecrübesi yansıması. zaten bu kadar olayın içine müthiş psikoloji kokan diyaloglarla girebilmek başlı başına takdire şayan.
    sonuç, hayat gibi film. ne eksik ne fazla. ilişki ve paradokslarını mı istiyorsunuz alın, budur!
    10 üzerinden 9.5!
    2 ... bachelorette
  4. 4.
    ilk görüşte aşık olmayan, başkaları ile evlenen, boşanan ve sonra birbiriyle evlenen iki kişi... "aşık değildik ama ikimiz de çok üzgündük." diyorlar. zamanla aşık oluyorlar. zamanla zaman geçiyor. "güven, düzen, konfor, sadakat; evet utanılacak kadar mutluyduk." diyerek örnek bir aile tablosu çiziyorlar. sonra bir başka kadın araya giriyor. eski defterler açılıyor. itiraflar birbirini izliyor. gerçekler ortaya çıkıyor. mutlu aile tablosunun riyakarlığı şaşırtıyor. esas kadın yükselirken, esas oğlan alçalıyor. sonuçta ikisi de kendini buluyor. kendi gerçeklerini...

    164 dakika. bir kadın bir adam. kapalı mekan. sıfır müzik. şahane diyaloglar...

    bergman'a saygılar.

    filmden:

    -birbirinden nefret eden bir karı-kocadan daha korkunç bir şey olabilir mi?

    -bazen kimseyi sevmemiş olduğuma inanıyorum biliyor musun ve sanırım beni seven de olmadı! bu beni çok üzüyor.
    2 ... nickless cage
  5. 5.
    bergman ustanın evlilik,ilişkiler,sadakat,güven,monotonlaşma,mutluluk içinde mutsuzluk,tutku yoksunluğu,bağlılılık gibi kavramları tekrar tekrar sorgulamamızı sağlayan önemli bir filmi. Filmden etkilenmemek mümkün gözükmüyor. Bakış açınızı yerden yere vurabiliyor sizi birden hüzne boğarken birden gülümsetebiliyor. Duyguların ne kadar karmaşık olduğunu görüyoruz,evlilikte aile ve etraf ne der psikolojisinin çifte yansıması sonucu oluşan mutsuzluk,monotonluk,sekste durağanlık... herşey mükemmelmiş gibi görünürken içeride oluşan çatlakların gün yüzüne çıkışı ve itiraflar... aldatılmışlığı içine sindirip vazgeçememek... başka bedenlerde avunmak,ama hala bir tarafın eksik kalması... marianne ve johan'ın birbirlerine anlaşılmaz derecede bağlılıklarını sorgulayışları,pişmanlıkları ve hataları... boşanıp başkalarıyla evlendiklerinde bile kopamayışları ve evli oldukları zamandan bile daha çok birbirleriyle olmaktan zevk aldıklarını, kırgınlılarının bağlılıklarının önüne geçmediğini görüyoruz. aldatmanın ve yakalanma hissinin onları tutkuya,aşka,yeniliğe,değişime,heyacana uğratması... kadının ve erkeğin kendi benliklerini bulması,kendilerinin bile anlam veremediği duygular içerisinde birlikte olmaktan duydukları mutlulk ve tuaf bir bağlılık... hiç birşeyin olduğu gibi görünmediğini bize anlatıyor yönetmen en başta ve ilişkiler adına çok şey bulabiliyorsunuz. kesinlikle izlenmesi gereken bir film beni çok etkiledi açıkçası.
    3 ... karanliktan korkan bebekler
  6. 6.
    3 saatlik bir bergman eseri. izlerken çok şaşırdığınız da oluyor. ama evet diyorsunuz. evet. böyle. derinlemesine ele alındığında bu çıkıyor işte. çekildiği yıl ile şimdi arasında biraz fark var gerçi. şimdi çok kolay üzerini kapatmak, gelgitleri ya da mutsuzlukları görmemeyi başarabilmek ya da sonrasında avunabilmek belki. karşınızdaki insan "başkasına aşık oldum " dediğinde, kim marianne'in verdiği tepkiyi verebilir. ya da o tepki aslında neleri saklıyor olabilir içinde. kim ne yorum yapar bilemem ama ben egolarının esiri olmayan iki insan gördüm filmde. evet bencillerdi, körlerdi zaman zaman, acımazlardı, şefkatliydiler, arzuluydular kimi yerde ama egoları yoktu. çünkü ne o diyaloglar, ne o tepkiler, ne de yaşadıkları durumlar kendisiyle ilgili bazı durumları çözümlememiş insanlar tarafından kabul götürebilir şeyler değildi.

    --spoiler--

    ne garip. ben hiçbir şey anlamadım. hiç şüphelenmedim bile. her şey her zamanki gibiydi. hatta daha iyiydi. çok yumuşaktın. etrafında aptalca bir güvenle dolaşırken hiçbir şey anlamadım.

    --spoiler--

    filmin başındaki çiftin durumu de değişikti. hatta içler acısıydı. saf mutsuzluk. göstere göstere. hiç çekinmeden belli etmeye. ve birbirinden intikam alır gibi ya da nefret eder gibi. acı çekmek için bir arada olmak ve bundan sanki haz almak gibi.

    --spoiler--

    adam: katarina'nın içinde küçük bir kız ağlıyor. düşmüş, canı acıyor ama teselli edeni yok. ben de büyümemişim. ağlıyorum. çünkü katarina beni sevemiyor.
    katarina: şükredecek bir şey var. hiçbir şeyin bundan kötü olamayacağını bilmek.

    --spoiler--
    10 -1 ... m ilginc olsun istedim
  7. 7.
    Beynim yanıyor.
    bu nedir arkadaş, sanırım sanattan anlamıyorum.
    hadi sevişelim deyip dövüşüyolar başkasıyla evlenip sonra kaçıp buluşuyolar. Cidden hiçbir çıkarım yapamadım, aydınlanamadım. acaba sorun bende mi?

    Not: eksileyen kardeş gel de bana bu filmi bi açıkla nolur bak ciddiyim.
    1 -1 ... bikedigordumsankii
  8. 8.
    nuri bilge ceylan ın en iyi 10 film listesinde yer alan film. en kısa sürede izlenecek efenim.
    ... emma bovary
  9. 9.
    saf acının izleyiciye en iyi şekilde aktarıldığı bergman filmlerinden birisidir. bununla kalmayıp, izlediğim en iyi filmlerden birisidir. acıyı böylesine hissettirebilden pek az film vardır herhalde, bu film gibi.
    "kadın erkek ilişkileri hep buraya varmak zorunda mı?" diye sormadan edemiyor insan.

    "dün içimi büyük bir cesaret kapladı. bu ilk kez o eski yaşam tutkusunu içimde hissettim. bugünün neler getireceğini..
    dönüp eski sınıf fotoğraflarıma baktım. on yaşımdaydım. daha önce gözümden kaçan bir şeyi fark eder gibi oldum şaşkınlık içinde. kabul etmeliyim ki kim olduğumu bilmiyorum. hiçbir fikrim yok. her zaman bana söylenenleri yaptım. kendimi bildim bileli hep söz dinleyen, uyumlu ve uysal biri oldum. küçük bir kızken kendimi kanıtlamak için birkaç kez patlama yaşadığımı hatırlıyorum. ama annemin ibret olsun diye bu patlamaların sonrasında beni katı şekilde cezalandırdığını hatırlıyorum. ben ve kardeşlerim uyumlu olacak şekilde yetiştirildik. çirkin ve kaba sabaydım. bu bana sık sık hatırlatılırdı. kısa zamanda düşündüklerimi paylaşmaz ve beklendiği gibi görünürsem ödüllendirileceğimi fark ettim. gerçek kandırmacaysa ergenlikte başladı. bütün düşüncelerim, duygularım erotizmle kuşatılmıştı. ama bundan aileme hiç bahsetmedim. aslında hiç kimseye bahsetmedim. oyunculuk, ketumluk benim ikinci kişiliğim oldu. babam kendisi gibi avukat olmamı istedi. oyuncu olmak istediğimi ima ettim. ya da hiç değilse tiyatroyla ilgilenmek istediğimi. bana güldüler. bu böylece sürdü. başka insanlarla ilişkilerimde, erkeklerle ilişkilerimde sürekli aynı ikiyüzlülük. kurallara uymak için hep aynı çaba. ve hiçbir zaman ben ne istiyorum diye düşünmedim. hep karşımdaki erkek ne istememi ister diye düşündüm. önceleri inandığımın aksine bu bencil olmamak değil. bu sadece korkaklık. ve bu korkaklık kim olduğumu bilmememden kaynaklanıyor. hiçbir zaman kim olduğumu bilmedim. sadece başkalarının isteklerine göre yaşadım. kendi isteklerimi hiç önemsemedim. hatamız ailelerimizin boyunduruğundan kurtulamamak, kendi koşullarımızla anlamlı bir şeyler yaratamamak oldu. her zaman aynı hatayı yaptık. ailelerimiz için yaşadık."

    "sen ve ben birbirimizi çok şımartmıştık, hava geçirmez bir varoluşun içindeydik. her şey kusursuzdu, tek çatlak yoktu. oksijensizlikten öldük."

    scener ur ett aktenskap
    6 ... chaosmos
  10. 10.
    "biz duygusal açıdan çok cahiliz. Bize anatomi, pretoria'daki tarım, hipotenüsün karesinin dik kenarların karelerinin toplamına eşit olduğu gibi her türlü boku öğrettiler. Ama insan ruhuna ilişkin tek bir şey öğrenmedik."
    5 ... chaosmos