1. 1.
    Sana bir dilek hakkı sunsaydım ve sen de büyük bir heyecanla bana bakıp:

    -sabah yağmurlu bir güne uyanmak, deseydin şaşırıp kalırdım ben...

    Sana bir dilek hakkı sundum ve bana bunu dedin, ben şaşırıp kaldım.

    Tavşancık bana yapamayacağım şeyleri söyleme evet biz eskiden yeşil parkalarla ucuz kafelerde oturur yağmur komünisttir derdik... nerden bileyim sen bunu seviyorsun, cidden bilmiyordum tavşancık.

    Aklım şu sıralar hep yağmurlarda anlamaya çalışıyorum... fakat kabullenemediğim bir şey var, yağmur niçin güzeldir bir tavşancığın gözlerinde.

    Bak, bana delillerle gelme, hissetmezsem iman etmem ben... sakın bana kokusundan da söz etme onu herkes seviyor ve sen herkes gibi değilsin.

    Şu sıralar aklım hep yağmurlarda... şimdi ben senin elinden tutsam ve londra nın yağmurlu bir sabahına götürsem kafede oturup pipo tüttüren aptal bir ingilize:

    - hey! Bayım şu tavşancığa anlatın lütfen yağmur güzel bir şey midir? Desem -fazla nobran bir şekilde çünkü bilirsin sevmem pek ingilizleri- o bize bakar ve piposundan bir duman daha çekip kahvesini yudumlar,

    - excuse me sir?.. anladın mı tavşancık? Ben de anlamadım.

    Şimdi boş ver ingiltere yi sen, hem ben seninle yağmurlu bir günde yürümeyi kafama koydum bana ne elin aptal ingilizinden.

    Ama unutma şemsiye şart... çünkü ingilizler aptal da olsa ben parkamı çoktan astım duvara, biliyorsun klişeleri oynuyorum artık -ideolojiler aptallara göredir- ama ikimiz de biliyoruz.

    Yağmurla mutlu oluyorsun ya ben de buna bitiyorum işte.
    1 ... id est