1. 1.
    unutkan birinin veryansını.

    sana laflar hazırlıyorum sözlük. ama ne seni kınıyorum ne de seviyorum.

    gün içinde aklıma gelen onca şeyin akşam eve geldiğimde uçup gitmiş olmasına hayret ediyorum bir de.
    bak mesela yine aynı şeyi yaşıyorum. az önce düşündüklerimi toparlayamıyorum. sözlük yoksa ben yaşlanıyor muyum?
    senin için hazırladıklarım öyle çok elzem şeyler değil kabul ediyorum. yeni bir makine keşfetmedim henüz, ya da formül bulmadım çağ atlamamıza yarayacak. şimdilik boş beleş işlerle seni meşgul ediyorum. zaman zaman başkalarına hazırladığım lafları gelip sana yazıyorum. söylemek istemiyorum kimseye bir şey, sıkılıyorum. belki de zamansızlıktan bütün bunları yaşıyorum.

    ağustos böceği gibiyim sözlük. lanet olasıca bir iş yerim var. bütün kış oturup, yaz oldu mu çalışmaya başlıyorum. bir dakika bu işte bir yanlışlık var. ağustos böceği bile yazın çalışmıyor ya! ben pazar günü bile çalışıyorum. gördüğün gibi yine sıkılıyorum. yeni şarkılar dinliyorum. zaman zaman serdar ortaç geliyor aklıma lan alt tarafı 8 notayla kaç tane şarkı yapılır der gibi oluyorum, demiyorum. üretmenin sonu olmadığına inanmak istiyorum. dinlediğim şarkıların hemen hepsini çok seviyorum. sözlerine bakıyorum. müzikleriyle sözlerinin nasıl bu kadar uyumlu olabildiğini düşünüyorum. müzik konusunda oldukça yeteneksizim bir türlü anlayamıyorum. ama zaman zaman ney üflemek istiyorum. bak en azından neyin çalınmadığını, üflendiğini biliyorum.

    bazen iş yerinde ölecek gibi oluyorum, kimi zaman otobüste de oluyor aynısı kendimi otobüsten zor atıyorum. deli gibi sokaklara atıp kendimi bağırıp çağırasım geliyor yapamıyorum. ama tek iyi şey var hayatımda artık daha az sinirleniyorum. bunu nasıl elde ettim bilmesem de beraberinde gelen kırılganlıktan muzdaribim bir de. bak bu da safi iyi bir şey olmamış, yeni fark ediyorum.

    artık birilerini düşüneyim istiyorum. olmuyor. onlar beni, benim onları düşündüğüm kadar düşünmüyor. kızıyorum. sonra o da yerini garip bir kırılganlığa bırakıyor. bu sefer kendime kızıyorum, ardından yine kendime kırılıyorum. bir de farkında mısın sana ilk defa kendimle ilgili bu kadar çok şey yazıyorum.

    zaman zaman seni de göresim gelmiyor. hemen dibimde dönen saçmalıklara, yalakalıklara, vurdumduymazlıklara dayanamıyorum. aslında kısaca haksızlığa tahammül edemiyorum. ve burda hakkın teki hak getire onu da biliyorum.
    ama sevdiğim yazarlar var, onları okumak, etkileşim halinde olmaktan memnunum, sanırım senden bu yüzden vazgeçemiyorum.

    düş sokağı sakinleri'ni ilk keşfettiğim zamanları düşünüyorum.
    lise son sınıfta yıllık için bir matbaa ile anlaşmıştık. bize örnek olarak başka okullar için basılmış birkaç yıllık göndermişlerdi. noktası virgülüne kadar hepsini okudum. çok güzel bir aşka şahit oldum. hiç tanımadığım birilerinin aşkını okudum, hayalimde canlandırdım. ardından kısa bir şiir yazdım. ilk şiirimi başkalarına, hem de hiç tanımadığım başkalarına yazdım. cemal süreya ile o zaman tanıştım. onların aşkının şairiymiş cemal süreya o zaman öğrendim. aynı gün okul çıkışı beşiktaş sinan paşa çarşısı'na gittim. en alt katındaki sahafa baktım. o zamanlar bildiğim tek sahaf oydu ve bana cemal süreya şiirleri lazım olmuştu. bulamadım. akgün akova ile de bu vesileyle tanıştım. hep basit gelen şiirin ne kadar maharet istediğini, özenli olmazsa nasıl bir felakete dönüşebileceğini öğrendim. aşık oldum. acı çektim. bunları geçelim.

    sonra büyüdük ve kirlendi dünya. ama onların aşkını hiç unutmadım.
    görkem ve aslı, işallah hala birliktesinizdir...

    zaman zaman kalp kırdım, gönül aldım. hediye vermeyi almaktan hep daha çok sevdim.
    güneşe ne zaman çıksam hapşırdım.

    bunlardan bana ne diyorsun biliyorum. sana ne elbette. ama bir kere daha acı gerçeği itiraf edeyim; edebiyatı çok sevmeme rağmen hiçbir zaman iyi bir yazar olamadım. siyahkahve'de tek yazım yayınlanmadı. burada okuduklarımın da yanına yaklaşabilecek kadar bile değilim. hiçbir zaman bilgin bir tavrım, bu tavrı oluşturacak birikimim olmadı. yani kısaca sana verebileceğim sade ve sadece bunlardı.

    başarı dileklerinde samimiyet aradım, sanırım bulamadım. belki de gözden kaçırdım.

    sıkılıyorum demiş miydim? demiştim evet.
    içimdekileri, hissettiklerimi anlatacak kelime bulamıyorum. işin garibi ne hissettiğimi de bilmiyorum.
    yalnızlık kolay, işin içine biri girince bocalıyorum.

    eylül akşamını da akşamlarını da çok seviyorum.

    Belki Benim Kağıt Param, Bir Şekilde, Döne Dolaşa Senin Cebine Girmiştir diye düşünüyorum.
    olamaz mı?
    olabilir.
    1 ... mystic queen
  2. 2.
    bu sefer hiçbir şey hazırlamadım sana.
    dişin arasına kaçan çekirdeğin verdiği rahatsızlık bile solda sıfır kaldı be bu akşam. gün içinde dinlediğim ama hatırlayamadığım çelik şarkısı gibi bir de; güzel ama unutulmaya mahkum olan. olan ne? hiçbir şey.

    tematik mod kasacağım yine sırf bu entry için. istemiyorum benden ya da bizden başkası görsün. kimseyi ilgilendirmiyor nihayetinde kişisel hezeyanlarım. seni de ilgilendirmiyordur belki, bundan sonrasını okumak zorunda değilsin.

    zaten bundan sonrası da olur mu bilmiyorum. kafam durdu. bu akşam kötü bir akşam.
    mutsuz, en önemlisi huzursuz bir akşam.

    arabanın arka koltuğundan gece şehri izleyen, gece hiç bitmese diyen, gece seven, gece kalmış bir mide ağrısı.
    ağrının izdüşümü belki de kalp ağrısı.
    1 ... mystic queen
  3. 3.
    kopartılmış yapraklarımdan ibaretti hüzün
    unutmadan aşkıma bir kürek
    kalın topraklı ince elek.
    tümseğin üzerinde tüyden hafif, güneşten akçe
    seyreltilmiş bir reçete.
    gözlerimin damarları karardı aydınlığından
    ki solucanlar gezinecek içlerinde.
    kimbile belki de ondandı.
    isyanımın rengi yine de beyazdı.
    dikensiz insan vicdansız gül demek.
    dikenlerin acıtıyor,
    vicdanına sığınsa istemez ki
    sen yine de gül.
    soğuktan mı gözün rengi, alışkanlıktan mı?
    sıcaktan mı damarın delisi, kandan mı?
    bir de bekleyen mi tabuttur,
    susan mı?

    görmemen, duymaman dileklerimle.
    görüp duyabileceklerinin izinden gitme.
    o değil de;
    özledim be!
    1 ... mystic queen