1. 1.
    Düşüncelerim yaşadıklarım ve gerek çevresel gerek tıpsal araştırmalarım sonucu edindiğim bilgidir.Tıpba bakınca bu sorunların gerek panik atak okb anksiyete adına her ne dersen de psikolojik olduğu söylenir ama ilaç tedavisi önerilir.şu ana kadar ilaç içtim tamamen düzeldim diyen görmedim.herşeyi hormonlorla açıklayan tıp ruh konusunda bence saçmalıyor.neden mi maden insanın aşırı korkması kaygılanması hormonlara bağlı ozaman bir insanın öfkelenmesi tecevüz etmesi cinayet işlemeside hormonlara bağlı desem saçma gelmezmi.suçlular o sıra kendimi kaybettim diyor istemeden yaptım diyen bile var o sıra öfkeyi tetikleyen hormon mu çoğaldı.stres bozukluğu diyorlar her insan sürekli aynı şeyi düşünür aşık olan adam sevdiğini sabaha kadar düşünür bu niye rahatsızlık vermez insanı hasta etmez.şimdi bir ekolde çıktı panik atak okb vs hastalık değil filan diyor.Panik atağı korku nöbeti diyor her insan korkar ama her korkan korktuğunda hastamı olur.hastalık değıl diyelim ki bence hastalık adam keyfinden acillere koşmuyor.bu nasıl bir korku ki adamı acillik ediyor.her korkan acillik mi oluyor.bunlar insanın iradesi dışında olan şeyler kim durduk yere daralmak ister insan zorlanmadıkça niye ölüyormuyum diye telaşlansın.kim durduk yere aklına kötü gelen düşüncelerle boğuşsun.hastalık değil demekle hastalık olmuyuyor değıl.bacağı incitmekte hastalık değıl ona bakarsan.bunlar biz çare bulamıyoruz siz bi şekilde hayatınıza bakın demektir.ben yıllar öncede panik atak yaşıyormuşum ama adını sonra beni esir alınca ögrendim.simdi diyorlar önemseme filan ben yıllar önce önemsemedim tamam ama tamamen yok olmadı.belki bi dönem sizi rahatsız etmiyor ama bi süre sonra boş kalınca gene geliyor.her zaman bunla ugrasiyorsun.terapi edmr hipnoz vs diyorlar gerçek işe yarıyormu bilmiyorum ama oda parası olana seansları ateş pahası devletin böyle bir hizmetide yok.fakire öl demek gibi bisey bu.bağzılarıda dalga geçıyor resmen ya psikoloji abartma gibi yaşıyan bilir köpekte havlıyor ama acaba neye.şimdi sözün özü biz care bulamıyoruz demiyorlar oyalıyorlar kimse köpekten korktu diye acile gitmez.adamların yanında hergün ölüm oluyor suriyede hic biri panik atak olmuyor.bu adamlar bomba patlayınca korkmuyorlarmı.BURDAN SESLENiYORUN BU DERTLERi ATLATAN VARSA TAMAMiYLE BURDA PAYLAŞSIN ŞIFA PAYLAŞINCA ÇOĞALIR BU SiSTEMDEN GARiBANA FAYDA YOK...
    3 ... qusai
  2. 2.
    yoo var.

    konu kilit.

    tşk.
    2 ... gold tab gibson
  3. 3.
    Kesin çaremiz yok yüzde yüz demiyorlar.ömür boyu ilaç iç diyorlar.yada gelsin ama aldırma diyorlar adamı etkilemese niye acile kossun bir panik atakta yaşamadıkları belli bariz.kimi para sömürüyor bir günde son diyor bir umut koşuyorsun fos.kimi şeytan musallat oldu diyor oda fos.şeytan herkezde var şeytanın musallat olmadığı ademoğlu varmı ki niye hepsi hasta olmuyor. Bunlara cevap yok.
    1 ... qusai
  4. 4.
    Ruhsal sorunların ağırlığına bağlı. Şizofreni, genel anksiyete bozukluğu, borderline, obsesif kişilik bozukluğu gibi köklü ruhsal sorunlar insanın beyninin durumlara gösterdiği tepkilerden, algılamalardan ya da beynin salgıladığı hormonlardan kaynaklanıyor. Insanın beyninin içini açıp bakıp aa burda bir tane kablo eksik ya da bak frontal lob biraz sağa kayık bir tane çekiç vuralımda yerine geçsin gibi çözülemeyen konular. Çünkü bu sorunlar sadece beynin bir tarafında yaşanan bir durumdan kaynaklanmıyor. Düşünce bozulunca duygularda bozuluyor. Haliyle davranışlarda bozuklaşıyor. Mesela paranoid bireyler. Birinin onu öldüreceğinden şüphelenince duyguları sevgiden öfkeye dönüşebiliyor ee haliyle davranışları da ona gore şekil alıyor.
    Yani tıp emdr ve ilaç gibi yöntemlere başvuruyor ki bu son çaredir bu bozukluklar için. çünkü insanın algısı bozulmuştur. Hem kendisine hem de çevresine zarar verecek potasiyel taşırlar. Ancak ilaçlarla ve tedavilerle sorunları hafifletiliyor. Sonuç verenler var tabi ama bu düşük bir oran. Gene de bu umut vericidir.
    Ozetle kişi neyi niçin yaptığını kendisi de bilmiyor. Kesin çözüm olmayışı karmaşık iç içe geçmiş sorunlar olduğu içindir. Vücud organları normal insanlar gibi ama düşünme, davranış ve duygusal farklılıklar var. Hala araştırmalar devam ediyor. Ve köklü bir değişiklik ileriki 50 içinde olacağını düşünmüyorum.

    Edit: köklü olmayan problemler ailevi, kişisel, ilişkisel ya da sosyal olanlar danışma süreçleriyle verim alma ve başarılı olma ihtimali yüksek olan problemlerdir. Genelde ilaç veya tıbbi bir müdahaleye gerek kalmaz.
    3 ... sohrap
  5. 5.
    Osmanlı zamanında su terapisi yöntemi, ses terapisi gibi yöntemlerle ruhsal bozukluklarla çalışmalar yapılmıştır.

    Ayrıca ruh değil akıl hastalıkları aslında. Ruh dersen işi çözemezsin.

    Psikiyatri dediğimiz alan bile şu an çok yetersiz bir disiplin. Yani akıl hastalıkları alanında gerçekten pek ilerleme olmuyor.
    2 ... keyf kahyasi
  6. 6.
    psikologlar veya psikiyatrlar akıl ve mantığa yönelik tedavi uyguluyorlar, oysa günümüzde beyinle ilgili yapılan çalışmalara göre artık sıralama değişmiştir.

    insan önce inanır, inandığımızda duygularımız gelişir ve duygularımıza göre de düşüncelerimiz gelişir. bir ruh hastasının önce inancını değiştirmek gerekiyor. sonra duygu ve düşüncesini. düşünceden hareket edip tedaviyi buna göre uygularsa elbette sonuç alamaz. inançlar çok güçlü ve köklü bir ağaca benzer, düşünce ise ağacın meyvesidir. ağaç hastalanırsa meyveyi ilaçlamak fayda vermez, ağacı tedavi etmek gerekir. bu da ağaca inanç aşısı yapmakla olur. inanç demek elbette sadece din demek değildir, hayatta inandığımız/güvendiğimiz her şeydir. aile, arkadaş, toplum, çevre, devlet, herkese inanırız. inanmak zorundayız. peki niye inanıyoruz?

    inanmak bizim temel ihtiyacımızdır. birine inanmazsak, güven duygusu gelişmez. anne-babamızın iyi birine olduğuna inanmak ve güvenmek zorundayız. bu şekilde hayatta kalabiliriz. arkadaşlarımıza inanmak ve güvenmek zorundayız bu şekilde toplumda tutunabiliriz. iş hayatında insanlara inanmak ve güvenmek zorundayız yoksa ticaret yapamaz, para kazanamayız. topluma/devlete inanmak zorundayız yoksa uzun vadeli güvenliğimiz tehdit altına girer. ve nihayetinde bunların hiç biri bizi tatmin etmez, yeterli olmaz, çünkü her birine olan inancımız bir şekilde sarsılabilir. o nedenle bir dine/tanrıya inanma ihtiyacı hissederiz ki bu bizde nihai güveni oluşturabilsin. Güven duygusunu bu dünyada elde edemesek bile öbür tarafta elde edeceğimize dair inanç bizi hayatta tutar. eğer o yoksa, yani ateistsek güven duygusu ve ümit de yok olur. geriye tutunacak bir şey kalmaz, insan kendini boşlukta hisseder. o nedenle bir insan bir din, siyasi parti, bir yazar, bir fikir adamı, bir görüş... artık kendisine neyi uygun görüyorsa inanmalıdır. hayatını o inanca göre tesis etmelidir. çünkü o inanç onun duygularını duyguları da düşüncelerini etkileyecektir. inanmak boş iş değildir efem.
    ... jean piaget
  7. 7.
    “Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: Ruh,
    Rabbimin emrindendir. Size ancak az bir bilgi
    verilmiştir.” (isra 17/89) bu ayetle aslında bence bu sıkıntılarında caresının allah istemedikce tam anlamıyla çözülemiycegını anlıyorum ben.
    -1 ... qusai
  8. 8.
    Sahiden de yoktur. ilaçlar yalnızca geriletir ya da kişi sakinleşip içine kapanıyor.

    Babam rahatsız. Eminim şimdi de halüsinasyonlar görüyor ama anlatmıyor.
    Işi çok zor. Düşünmek bile istemiyorum.
    Gerçek ile hayalin birleştiği yerde yaşıyor .

    Böyle hastalıklar da çeken insanların sınavı diye düşünüyorum.
    1 ... uzak diyarlarda evli barkli
  9. 9.
    Kökeni bile tam belli olmayan hastalıkların çaresinin olmamasıdır.
    Yani bu hastalıklar hormonal dengesizlikten mi, nöronlar arasındaki iletim bozukluklarından mı, çevresel faktörlerden mi, genetik faktörlerden mi neyden oluşuyor bunlar tam anlaşılmadan, her gelene mecburen antidepresanı dayıyorlar. Tamam bunların rahatlatıcı etkileri var ama tedavi değil telafi ediyor zannımca. Yoksa anksiyete bozukluğu ile majör depresyon hastalıklarının kimyası aynı mı ki doz artımıyla aynı ilaçları veriyoruz?
    Bir de bu işin ruh boyutu var. Ruh gerçekten var mı ve var ise ne? Madde mi, enerji mi? Nelerden etkileniyor? Reenkarnasyon var mı? Korktuğumuz ve üzüldüğümüz şeyleri ne belirliyor? Sadece yaşama içgüdüsü olmadığı aşikar çünkü etrafımdaki kimse yüksekten benim kadar korkmuyor. Ben de birçoğunun aksine kan görmekten rahatsız olmuyorum. Bunlar tamamen beynimizde mi olup bitiyor yoksa ruhla bağlantısı var mı?
    Tüm bu soruların cevapları bilinmeden, "ruhsal" hastalıklara çare falan bulamayız. Ancak hastayı rahatlatır, hayat kalitesini yükseltiriz.
    2 ... hannah mckay
  10. 10.
    Bu tip hastalarda Vücudun istemsizce salgıladığı bazı hormonal sıvılar bünyeyi zehirlemektedir. Bu da beyin fonksiyonlarının anormal çalışmasına, beyin hücrelerinin elektrik akışının bozulmasına, mesela olduğundan hızlı ve zeka kapasitesinin üzerine çıkarak birbiriyle uzak ihtimal olayları birleştirip paralellik kurarak mantıkdışı çıkarımlarla çeşitli senaryolar sanrılar korkular endişe ve kaygılar yaşamasına neden olmaktadır. Evet pek çok şizofren dehaya yakın derecede zeka belirtisine de sahiptir aynı zamanda. Fakat tutarsızlıklarla beraber. Beyin durmaksızın çalışır ve hatta yorgun düşer. Hafızada sürekli tekrarlanan Kafadan atılamayan yoğun Düşünceler ve sürmenaj, insanı bedenen ve duygusal olarak yorgunluğa bitkinliğe ve tükenmişliğe doğru sürükler.

    Bu tip rahatsızlıkların ilaç tedavisi süreklilik arzeder. Bu aşamada tıbbi henüz farklı bir yöntem uygulanmamakta. Osmanlıda bazı akıl hastalıkları su sesi ve belli makamlardaki müziklerle tedavi edilirdi. Fakat günümüzde böyle bir uygulama var mı bilmiyorum.

    Açık hava, yürüyüş, doğa, spor ve çeşitli sosyal aktiviteler yapın iyi gelir.

    Kuran okumak şifadır. Hergün enaz 1 cüz (20 sayfa) kuran okumak insanı kalben ruhen ve bedenen rahatlatır ve ferahlatır. Namaz ve dua da öyledir. Maneviyat bu tip hastalarda özellikle üzerinde mutlaka durulması gereken bir husus. Namazlarını asla terketmesin bu hastalar. Ayrıca;

    (bkz: #42318406)
    5 ... gazeloglu