1. 1.
    Odatv olarak anlatalım...

    MÇP-RP-IDP iTTiFAKI

    20 Ekim 1991 seçimlerinde Refah Partisi, Alparslan Türkeş’in lideri olduğu Milliyetçi Çalışma Partisi ve Aykut Edibali’nin lideri olduğu Islahatçı Demokrasi Partisi ile ittifak kurdu. ittifak MÇP için hiç kolay olmamıştı. 23 Eylül sabaha kadar süren Refah Partisi MYK toplantısında karar, 17 oya karşı 23 oy ile alındı. Erbakan ittifakı yeni “Kuvayi Milliye” olarak tanımlıyordu. Bugün referandumda yan yana gelen muhafazakar, dindar, milliyetçi taban 19 yıl önce prova yapıyordu. Bunun ötesinde Türk-islam sentezinin mimarı Aydınlar Ocağı, eski MTTB’nin devamı Birlik Vakfı, muhafazakar işadamlarının kurduğu iş Dünyası Vakfı, dini cemaatler bugüne benzer şekilde ittifakı destekliyordu.

    O döneme kadar yalnızca islamcı kimliği ile siyaset yapan Refah Partisi, “milliyetçilik ve muhafazakarlık” kavramlarını da kullanmaya başladı. Kapılarını Abdullah Gül ve Abdülatif Şener gibi MSP geleneği dışından gelen isimlere açtı.

    O dönem RP istanbul Teşkilatı’nın başında bulunan Tayyip Erdoğan ise MÇP ile ittifakın RP’ye kaybettireceğini düşünüyordu. Nitekim öyle de oldu. Partinin Kürt hassasiyeti bulunan isimleri partiden ayrıldı.

    ittifak %16.9 oy aldı. 62 milletvekili çıkardı. En büyük başarısını iç ve Doğu Anadolu’da elde etti. Sahiller ittifakın dışında kaldı. Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli de aday oldukları halde milletvekili seçilemediler. Sonuç Refah Partisi açısından tatmin edici değilse de küçük bir parti olan MÇP için önemli bir başarıydı. Nitekim milliyetçi söylemiyle dikkat çeken MÇP’ye yakın Yeni Düşünce seçim sonuçlarını “Ergenekon’dan ikinci Çıkış” başlığıyla veriyordu.

    Parlamentoya girdikten sonra ittifak dağıldı. 19 Kasım günü MÇP’li 19 milletvekili ve daha sonra 3 IDP milletvekili RP’den ayrıldı. RP’nin yalnızca 40 milletvekili kaldı.

    Nihayetinde RP, milliyetçi ve muhafazakar bir ittifak gerçekleştirmiş, ittifak sadece 52 gün sürerken Kürt tabanını da kaybetmişti.

    ERDOĞAN’IN iLK KÜRT AÇILIMI

    işte Refah Partisi’nin Kürt seçmene yeniden açılımı bu dönemde gündeme geldi. istanbul il Teşkilatı’nın başında bulunan Recep Tayyip Erdoğan, Mehmet Metiner başkanlığında bir heyet ile Kürt raporu hazırladı. Raporu hazırlayan heyette Altan Tan, Abdurrahman Dilipak, Ali Bulaç gibi isimler de vardı. 18 Aralık 1991’de hazırlanan rapor, Kürt meselesinde oldukça radikal sayılabilecek tespitlerde bulunuyordu.

    Rapor Kürt sorununu şöyle tanımlıyordu: “Bugün ‘Doğu’ veya ‘Güneydoğu Sorunu’ olarak adlandırılan sorun aslında bir ‘Kürt sorunu’dur… Sorun gerçekte ulusal bir sorundur, yani bir Kürt sorunudur… Bugün Doğu ve Güneydoğu olarak adlandırılan bölgeler, tarihin en eski devirlerinde ‘Kürdistan’ olarak adlandırılan coğrafyanın içinde yer alan bölgelerdir.”

    HEM PKK HEM DEVLET TERÖRÜ

    Raporda bölgenin psikolojisi şöyle özetleniyordu: “1985’den itibaren başlayan PKK saldırıları dolayısıyla bölge bir yanda devlet terörü, öbür yanda da PKK terörü arasında sıkışıp kalmaktadır. Bölge halkı PKK’ya bir biçimde arka çıktığı gerekçesiyle sürekli baskı ve işkence altında tutulmaktadır.”

    Kürt siyasi geleneğinin o yıllardaki temsilcisi HEP ise şu şekilde anlatılıyordu: “Kürt sorununa sahip çıkan ve Kürt halkına yönelik her türlü şiddet, baskı ve zulme karşı çıkan HEP’in kazandığı güç, bu açıdan değerlendirilmelidir. .. HEP’in bölge halkının acil ve somut talepleriyle yakından ilgilenmesi ona hayli puan toplamaktadır.”

    KEMALiZM iFLAS ETTi

    Kürt meselesinin silah yoluyla çözülemeyeceğini ve Kemalizm’in iflas ettiğini rapor şöyle anlatıyordu: “Bugün Güneydoğu’da PKK eliyle sürdürülen Kürt silahlı mücadelesi şehre inmiştir. Devlet, kontrgerillasıyla, özel timiyle, harcadığı trilyonlarca lirasıyla, köy korucularıyla vs. bu sorunun üstesinden gelinemeyeceğini artık anlamış bulunmaktadır.Kemalist Devletin geleneksel zora ve silaha başvurma yöntemi artık iflas etmiştir.”

    Erdoğan’ın raporunda o gün Refah Partisi’ne şu tavsiyeler yer alıyordu: “Türkiye’de Kürt kimliğinin tanınması ve Kürt kültürünün geliştirilmesi için engelleyici tüm yasaların kaldırılması gerektiğini,Kürtlerin yaşadığı bölgelerde Kürtçe’nin öğrenilmesi ve öğretilmesi gerektiğini, bütün bu hakların Türkiye’de yaşayan diğer halklara da –Laz, Çerkes, Gürcü, Arap vs- tanınması gerektiğini, bu çerçevede Türkiye’nin kültürel bir çoğulculuğa sahip olması gerektiğini savunmak. Türkiye’de dileyen herkesin kendi anadilinde eğitim-öğretim yapabilmesini savunmak…”

    ÖZERKLiK DE VARDI

    Refah Partisi’ne yapılan politika önerilerinde yaşanan çatışmalarda tarafsız kalınması gerektiği raporda şöyle anlatılıyordu: “PKK terörünü kınadığımız kadar devlet terörünü de kınamak. Devlet-PKK çatışmasında devletçi bir safta gözükmemek, devletin eleştiri üslubunu benimsememek; ‘Bölücü’, ‘Terörist’, ‘Ayrılıkçı’ vs…”

    Peki raporda bugün HDP’nin savunduğu özerklik konusu nasıl ele alınıyordu: “Yeni parlamentoların oluşması ve merkezi devletin küçülmesi Türkiye’de tam demokrasinin yerleşmesi için önemli adımlardır.”

    RAPORA NE OLDU

    Tayyip Erdoğan’ın partiye sunduğu rapor Erbakan tarafından da benimsendi. istanbul’dan Ankara’ya giderken uçakta raporu okuyan Erbakan Erdoğan’ı arayarak şunları söylüyordu: “Tayyip çok güzel bir rapor hazırlamışsınız elinize sağlık. Bu raporu iyi değerlendirmemiz lazım.”

    Rapordan sonra RP’de Güneydoğu izleme komitesi kuruldu. Raporu temel alan ve Ömer Vehbi Hatipoğlu’na yazdırılan ve Kürt sorununu tarihsel bağlarıyla ele alan rapor parti teşkilatları tarafından dağıtıldı. Erbakan ilk kez TBMM kürsüsünden “Kürt” sözcüğünü telaffuz etti. Kısacası rapor RP’nin Kürtler’i yeniden fethi için bir teorik metin haline dönüşüyor, boşalan doğu teşkilatları raporla yeniden kazanılmaya çalışılıyordu.

    işte Başbakan Erdoğan’ın 1991 yılında hazırladığı ve RP Merkez Yönetimi'ne sunduğu Kürt raporu bu şekilde. HDP’den çok daha önce anadilde eğitimi, yerel parlamentoları savunan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekibinden başkası değildi.
    1 -1 ... marjinal bir yurtsever