1. 1.
    anlatmaya Her şeyin başladığı yerden başlamak en doğrusu olacaktır. kadimliğin artık eskimiş ve çürük görüldüğü topraklardan, tuvalet temizlikçiliği işiniz gereği roma'ya taşınmışsınızdır. O ıslak ve ikindi güneşiyle yıkanmış kaldırımlarda prestijli bir iş sahibi olarak hayatınıza devam etmenin sevincini umursamaksızın şehrin merkezinde birçok tarihi ögeyle birlikte uyumanızı sağlayan 1+1 bir ev tutmuşsunuzdur. Modern ve postmodernizm arasındaki ihtilaflara taraf olmaksızın, kendi derinliğinize olan temayülünüz ile duvarlarında hiçbir resmin asılı olmadığı bu odayı her gün bir fikrin darağacı haline getirmişsinizdir. Klasik ve marjinal ortasında bir yerlerdeki varoluşunuz omzundaki tüm yükleri, kendinizden bir şeymiş gibi kabul etme konusunda sarih bir yetenek göstermiştir.

    Yine her şeyin hala bir şeyler olduğu bir günün sabahında karşıdaki katedralin kutsal boklarını temizlemek adına yola koyulmuş ve biraz serin biraz da yumuşak havanın, bir anne eli niteliğindeki yelleriyle yüzünüzü yıkayıp otobüs durağına varmışsınızdır. Etrafta her gün aynı şeyleri aynı kimseler olarak tekrar eden bu içten çürümüş insan sürüsü arasında otobüse adım atanlardan birisi olarak şoföre "abi, bir dahi" diyerek parayı uzatıp para üzerini kendi üzerinize alınmadan kaparak arkada ve köşede kalmış bir koltuğu gözünüze kestirmişsinizdir. Saat henüz dokuz bile olmamışken günün başlamamış gürültüsünden dokuz doğuranlar arasında bir beyaz gök taşı gözlerinizi kendisine esir eder. Pencerenin ardındaki manzaraya kafa tutarcasına sallanan saçları içinden büyük bir ağırlıktaki o kokuyla sarsılan burnunuz, bir daha asla toparlanamayacak bir mahmurluk içerisinde son uykusunu ilk uyanışına denk getirmiştir. O kadın, kendisine bakılmaktan ötede sanki bir seyir ve ilahlık iddiasındaki objeymişçesine size zımni bir velayet davası açmaktadır; varlığınızın size aitliğine yönelik.

    Bu, sizi içine bir kozaymışçasına sarmış otobüs içinde bir kurtuluş ışığı görmüşçesine kamaşan gözleriniz sizin ağzınız açılmadan önce çokça kez konuşmuştur zaten. Evet, o kadın da size dönmüş ve sizin bakışlarınızdaki makul olmayan sarhoşluğu biraz ürkek biraz sevecan bir şekilde yorumlamaktadır. Siz, yerine çivilenmiş ayaklarınızı bileklerinden sökercesine bir şiddetle ayağa kalkıp sarsılan otobüste sizin yaşadığınız depremleri her adımda inşa ederek o kadına yönelmişsinizdir. Yanında oturan adama prostat kanseri olduğunuz bahanesini sunup yerini aldıktan sonra kadına yalnızca sözcükten ibaret olmayan bir tonda merhaba dersiniz. Kadının o mukaddes kulaklarını merhabanızı kabul edip yanıtı önce gözleri ve sonra öpüşlerle izlenmesi gereken ağzıyla vermiştir.

    o yükte ağır pahada biçimsiz merhaba sizi onunla, sohbet için bir mezarlığa kadar götürmüştür. Vakti gelen ve kapıları bir daha açılmazcasına kapatan muhabbet vuku buluşuyla ömrünüzden çoktan 2 saati alıp kaçmıştır. En sonunda kadının, ay ışığında yıkanmış yüzünden dışarı fırlayan kahkahalarının birinde ona, onun newton'ın başına düşen elma gibi kıymetli olduğunu söylersiniz. o da hala sizi gülüşlerinde yüzdürürken o elmanın einstein'a geldiğinde aldığı püre halini belirtir. Siz henüz nereye vardığını bilmediğiniz bu sohbet ışığının aldığı yoldan daha hızlı yol alarak kuantum mekaniğine ilişkin övgüleriniz arasına dolanıklık teorisiyle bezediğiniz iltifatınızı sıkıştırırsınız. Hanımefendi, bu seviyedeki iltifatlarınıza her seferinde aynı makullükte cevaplar sığdırırken dilinde onun harflerine hiç yakışmayan bir düzenin size sıçradığını duyarsınız:

    "neyse ki popper bize yanlışlanabilirliği öğretti."

    BU cümle kulaklarınızdan öyle bir patlar ki beyninize, dağılan her parça aynı şiddette bir patlama doğurarak parçalar zihninizi. Her şeyin tamamlığı hissi, bir eksikliğin en sarih işaretidir. Bu da o işaret gibi çakılmıştır beyninizin orta yerine. Siz suratınız artık toplanmayacak kadar düşmüşken devrilen bakışlarınızı son kez ona kaldırıp "hayır." dersiniz.

    kadın o kıraathaneler kapatan ağzını bir kez daha açıp:

    "ne hayır amk. hayır da hayır. ne hayır, at kafası? popper diyorum burada, ne diyecektim başka?" der.

    siz acıyan ve hayal kırıklığını bayrakmış gibi asan gülümsemeniz arasından bir şey söylemek isterken içinizdeki bir pınar "bir poppercı ile asla tartışma. çünkü onlar en çok haksızlık içinde yüzerken haklıdır." diyerek çağlar. Siz o pınarın çağlar kapatan akışından bir yudum alıp kadına hiçbir şey söylemeden koşarak uzaklaşırsınız. Zira popper, özgün ve yeterli olmadığını kendisi dahi kavrayamayan bir adamdır. Bunu düşünerek ağlayıp bir tır sürücüsüne yaslanarak yutkunursunuz.

    her şey buraya kadar. buraya kadar mı? yanlışlanabilir.
    4 ... lird mircis imirilist pirimsis