1. 1.
    dream theater'ın eylül civarı çıkması beklenen a dramatic turn of events albümünün açılış şarkısı.
    ... vangobbel
  2. 2.
    bugün yaklaşık 1 saat sonra roadrunner records'un youtube sayfasından dinlenebilecek şarkı. dream theater'ın a dramatic turn of events'ten ilk single'ı.

    http://www.youtube.com/user/roadrunnerrecords
    ... vangobbel
  3. 3.
    şu anda görücüye çıkmış şarkıdır. rahatlıkla söylenebilir ki dream theater eskilere gitmiştir. harika bir sound.

    john myung kayıtlarda çok güzel duyuluyor.
    çok hoş, tadında ve kısa bir john petrucci solosu mevcut.
    özgür bırakılan james labrie vokallerde yardırmış.
    mike mangini harika bir performans sergilemiş, gruba ayak uydurmuş.
    garip garip klavye soloları yapmayıp, piyanoya dokunan jordan rudess bizi mutlu etmiştir.

    anladığım kadarıyla sözlerini yazayım da tam olsun. *

    Standing on the Backs of Angels
    Destined to create
    Mounting the attack
    While heroes carry the weight
    We spiral towards disaster
    Survival fading faster

    Riding off the wave
    Content to feeding the machine
    Leading us to the death
    The new American Dream

    You're blinded by your hunger
    Beware, your days are numbered

    Tears fall from the shameless
    Shelter me, guide me to the edge of the water
    Selfless of the righteous
    Burning me, lead me like the lamb to the slaughter

    Blurring lines drawing in between
    What is right and what is wrong
    Victims on the radar
    Straining us alone

    We're on to your agenda
    The dead and off to nowhere

    Tears fall from the shameless
    Shelter me, guide me to the edge of the water
    Selfless of the righteous
    Burning me, lead me like the lamb to the slaughter

    Tears fall from the shameless
    Shelter me, guide me to the edge of the water
    Selfless of the righteous
    Burning me, lead me like the lamb to the slaughter

    Selfless of the righteous
    Burden me, lead me like the lamb to the slaughter
    ... serox
  4. 4.
    Single'ı yayınlanmış olan parça. Portnoy'suz ilk albümleri olması dolayısıyla heyecanla bekliyordum ve şarkıyı dinledikten sonra gözlerim yaşardı. Şimdilik ilk göz ağrımız.
    ... taaa
  5. 5.
    her zaman olduğu gibi dream theater'ı seven ve uzun süredir takip edenlerin son derece başarılı bulduğu, sevmeyen ve her fırsatta bok atanların "bu ne yeaea dream theater ölmüş" geyiklerine kaldığı yerden devam ettiği şarkı. bu açıdan bir şey değişmemiş. ama şahane şarkı, systematic chaos günlerindeki yarı atonal yarı yes-vari denemeler geri gelmiş feci sevindim.

    not: buraya uzun değerlendirme gelecek.
    1 ... vangobbel
  6. 6.
    şu an farkettiğime göre şarkının 2:15 noktasında james labrie "aghhhh" diye bağırmaktadır. ses geri plandan gelmektedir ama vurucudur. çok iyi bir sürpriz olmuştur.
    ... serox
  7. 7.
    dream theater'ın lie sonrası yaptığı en kaliteli single şarkısı. diğer albümlerde aynı görevi üstlenen şarkıların kalitesi hafiften düşmeye başlamışken a rite of passage benzeri bir işe girişmemeleri iyi olmuş. bunu en başta söylesem fena olmaz, dream theater'ın single şarkıları yanılmamış bir yöntemle albümün kalitesini ortaya koyar. daha derin incelemek için bir yol olmasına rağmen çok eskiye gidip kafa karıştırmadan; as i am train of thought'un sertlik sınırlarını zorlayan bir albüm olacağını gösterdi. the answer lies within ve panic attack octavarium'un nasıl geleceğini net olarak göstermişti. forsaken tam olarak yeni açtıkları kapıyı işaret etmese bile ikinci çıkış parçası the dark eternal night, systematic chaos'un sapık derecede deneysel olmasına rağmen sınırlara yeterince bağlı olacağını ortaya koydu. black clouds & silver linings ise a nightmare to remember ve a rite of passage ile çıktı, derin olmaya çalışan bir incelemesi şuradadır; (bkz: #5233287). o yüzden tekrar incelemeye gerek duymuyorum, bu iki şarkı da ilgili albümün nasıl geldiğini yeterince iyi yansıtmıştı.

    ancak olay o kadar kolay değil. yani dream theater'ı yıllardır dinlemeyen biri a rite of passage ile çıkan albümün the count of tuscany gibi bir efsaneyi çıkaracağını tahmin edemez. pek açıklaması kolay değil ama ille de çözmek isteyen varsa single-albüm bağlantısı dream theater'da şöyle işler:

    -erken piyasaya sürülen şarkıda eksikliği hissedilen şeyler albümün geri kalanında -oldukça fazla- bulunur.
    -single şarkısı diğer gruplarda olduğu gibi albümden soyutlanmış değildir. ama albümün genel atmosferinin oldukça çiğ bir versiyonunu yansıtır. dream theater'ın müziğe hakimiyetini tanıdık bulmayanlar için bu yüzden sıradan bir şarkı olmaktan öteye gidemez çoğu zaman.
    -single şarkısı ilgi çekici değilse, albümün geri kalanı bu şarkı yüzünden oluşan önyargıları kıracak kadar olağanüstüdür.
    -single şarkısı fena değilse, ama hala epik bir şarkı hissi vermiyorsa, ve hoşnut değilseniz bu sizin salaklığınız. bu şarkıların 20 dakika olmasını ve baştan sona progressive şölen havasında geçmesini beklemek, ve doğal olarak bu gerçekleşmeyince eleştiri yağdırmak en hafif tabiriyle gerizekalılıktır.
    -single şarkısı mükemmelse albümün geri kalanı çılgınlaşabilir. train of thought, scenes from a memory ve six degrees of inner turbulence ile bu teori 10 yıl kadar bir süre önce kanıtlandı.

    bunu on the backs of angels üzerine uygulamak için önce şarkıyı incelemek lazım. aslında bir şarkıyı en az iki hafta düzenli dinlemeyince kim yazarsa yazsın tutarlı eleştiriler çıkmayacaktır, ama hayatımın yarısını bu grupla beraber yaşadım, belki ordan kurtarırım.

    öncelikle artık neredeyse özlediğim türden bir girişle başlıyor şarkı. trial of tearsı tek şarkılık albüm olarak çıkarsalar gidip alacak biri olarak doğal olarak beğendim. goodnight kiss'i de andırmadı değil. sonrasındaki petrucci arpeji önümüzdeki 6 yıl içinde kendisinin trademark katkılarından biri olacak. eskiden daha klasik, kalıplaşmış arpejler denerdi, itiraf etmek lazım olgunluk çağına ulaşması biraz zaman aldı john petrucci'nin. sonrasında gelen rudess semi-solosunun tonu beni rahatsız etmese de "lan?" dedirtti. zira black clouds and silver linings'in cover şarkılarının büyük bölümünde kullanmasına rağmen albüme bulaştırmayan bu ton, en sonunda ana solo tonu olarak rudess'ın preset kütüphanesine eklenmiş. lan dedirtmesinin sebebi de o tonun bin küsür kez take your fingers from my hair dinledikten sonra cover havası vermesi. kısaca (kısası bu) intro bölümü klasik olsa da uzun süredir ortada olmayan bir dream theater girişi.

    bu bölüm bittikten sonra başlayan bölümün bu kadar etkileyici olacağını açık konuşmak gerekirse pek beklemiyordum. dream theater her zaman senfonik öğeler kullanır, ama single şarkılarında değil. tüyleri kaktüs moduna geçiren bir bridge olmuş. sonrasında gelen riff petrucci'nin systematic chaos ile birlikte oluşturduğu tarzın bir uzantısı. ama sonrasında gelen ve rudess'ın gentle giant altyapısını çılgınlarcasına yansıttığı bölüm yeni. yani atonal denemeler ve klavyenin riffler üzerinde serbestçe gezinmesi yine sc döneminden beri dream theater'ın denediği şeylerden biri. ama farklı bir durum var bu sefer. amaç kaos atmosferi oluşturmak değil, armoniyi disarmoniyle sağlamak. ki bunu hakkını vererek yapabilen çok az grup var. dream theater'ın progressiviteyi sağlamak için pek kullandığı bir yöntem değildi. o yüzden şarkıyı sıkıcı bulmak kesinlikle mümkün değil. o toplam 20 saniye bile şarkının geri kalanındaki atmosferi inanılmaz güçlü yerlere taşıyor. bu arada progressivite kelimesinin türkçesini bulana yüz bin lira veriyorum.

    sonrasında ana riff-vokal bölümü geliyor. bu arada riff son derece başarılı, daha önceden basit bulunacağı çekincesiyle petrucci şaka derecesinde uçuk riffler yazmaya zorlardı kendisini. müziği günlük tüketip çöpe atmayan bir kitlesi olduğunu anlaması biraz uzun sürdü petrucci'nin, ama enerjisini çılgın ama bütünlüğü bozan riffler yerine şarkıların geneline odaklamayı öğrendi. vokal bölümü pek kesilmeden devam ediyor. yine de belirtmem lazım, aralardaki göze batmayan ama bütünlüğü sağlayan bölümler ciddi derecede kompleks. bu plak şirketleri yüzünden dream theater'ın deneyemediği şeylerden biriydi. en sonunda roadrunner records'un desteğini tam olarak hissedince the dark eternal night gibi bir şarkıyı yapmaya çekinmediler. işte bu yüzden bazıları gibi bittiklerini değil iyi yolda olduklarını düşünüyoruz. neyse.

    rudess'ın görkemli piyano pasajı ve sonrasındaki petrucci solosu çok afedersiniz salya akıtan cinsten. zira dream theater'ın bunları yapmayı bırakıp garip yerlerde takılı kalacağını düşünmeye başlamak için bir sürü neden görünüyordu. ne kadar zeki adamlar olduklarını anlamak için çok uzağa bakmaya gerek yok, her yerden extreme işler yapmaları için baskı görürlerken progressive elementlerden asla kopmamaları, köklerinden uzaklaşmamaları kolay değil. death metal yapan bir grup değiller ve bu progressive sertliği sağlamak için distortion ile oynayıp gitarı cayırdatmaktan daha fazla şey yapmaları gerekiyor. şarkının son dakikası sanırım dream theater'ın misunderstood ile birlikte yaptığı en karmaşık outro. teknik sınırlarını zorladıklarını söyleyemem ama düşünce sınırlarını burada zorlamak zorunda kaldıkları kesin.

    bütün bunlardan sonra söylenebilecek çok şey oluyor elimizde. uzuuuuun bir paragraf yapıp göz yormak yerine şöyle maddelendirebilirim;

    -dengeli olması muhtemel bir albüm geliyor. burada dengeden kastım şarkı kaliteleri arasında uçurumlar olmaması. scenes from a memory de dengeli bir albümdü o açıdan.

    -saf metal ile progressive müzik arasındaki çizginin systematic chaos'ta olduğu gibi çok kalın çekileceğini zannetmiyorum.

    -garip olan tek durum şu, dream theater'ın a change of seasons dahil 11 albümünün de ilk şarkıları on the backs of angels'dan daha iyi. ama single olarak çıkardıkları 11 şarkının as i am hariç 10'u on the backs of angels'tan kötü. yine de ilk şarkı kuralı petrucci değil mike portnoy'un şarkı düzenlemelerinden kaynaklandığı için single kuralı daha akla yatkın duruyor.

    -miksaj konusu çözülecek bir problem de olabilir, dream theater'ın kendisini yenilemek için kullanacağı bir durum da olabilir. bu tarz değişimi yüzünden this dying soul'dan çok daha sert bir şarkı olan the glass prison'ın teknik manyaklıklar dışında sönük kaldığı günleri de biliyoruz çünkü.

    -black clouds and silver linings çıkarken iki şarkının birden internet alemlerine düşmesine engel olamayan ve beni şizofren olma sınırına getiren roadrunner records, bu kez neredeyse albümün çıkışından üç ay önceden single yayınlama yoluna giderek yine batırdı. elinin ayarına kafam girsin roadrunner.

    -grubun bundan önce yaptığı son iş raw dog, ve bazı noktalarda on the backs of angels ile benzerlikler içermesi normal. çünkü oturup "bu albümü nasıl yapsak beyler" diye düşünmeyen, oturup doğaçlama yaparak albüm çıkarma geleneğini takip eden bir grup dream theater. dönemsel etkilerin yakın tarihli iki şarkıda görülmesi garip bir durum değil.

    -albüm dream theater tarihinin en iyisi elbette olamayacak. çünkü ciddi bir kısım "nerede scenes from a memory, nerede images and words!!1!1!" diye ağlaşıp duracak. ama dream theater'ın şimdiye kadar kötü albüm yapmadığı gerçeğini göz önüne alırsak ne olursa olsun şahane bir albüm geliyor. bana göre en iyi üç albümleri arasına girecek bir iş çıkaracaklar, ama bunun nedenini ve nasılını açıklayabileceğimi zannetmiyorum. şimdiye kadar dream theater hakkında söylediklerimin içinden yanlış çıkan olmadı, bu bir kalça kalkması getirdiği için olabilir.

    -uzun entry oldu, sıçtığım bir nokta varsa dürtün düzeltirim. atina'dan bildirdim, ben yorgo kırbaki.
    2 ... vangobbel
  8. 8.
    şimdi şöyle. sayfalarca yazı yazarak analiz edecek kadar bilgili değilim, lakin anlayabildiğim kadarıyla portnoy'un yokluğu pek fark edilmiyor şarkıda. portnoy'a benzer bir tarzla çalmış mangini. bilmiyorum, belki de çalmamıştır. ehe. hatta, ühü.
    2 ... undefined fucking object
  9. 9.
    oh yeeeaaa dedirtti mi kesinlikle hayır. orta ölçekli geldi bana damardan vuramadı şarkı sanki. mangini arattırmamış portnoy'u zaten öyle bi korkumda yoktu ama 2 senelik özlem bu şarkıyla dinmez daha iyilerinibekliyoruz.

    dream theatersın büyük düşün!
    ... sebarstian
  10. 10.
    dream theater standartlarının altında bir şarkıdır fakat albüm çıkmadan yerin dibine sokmamak lazımdır. benim gözümde şu sıralar rakibi olan the devil's orchard ile kıyaslanırsa opethe yenilecektir. ayrıca iki şarkının kıyaslanmaya çalışılması sonucu yanlış insülin yapılmıştır, biz ettik siz etmeyin.
    yine de dream theater yaptıysa bir bildiği vardır diyerek dinlemeye devam edilmelidir.
    ... the lotus eater