1. .
    evet, söğütlükten yükselir, sanırım
    ağırbaşlı dağlar söğütlükten yükselir
    ve pumalarla tüysüz şeftalilere aldırmadan
    alır başlarını giderler
    bu dağlar biraz
    hafızası kötü, alışveri şsepetli
    bir kadına benzerler.
    bir lavabonun içindeyiz biz. fikir bu
    işte. kumların içinde ve ara sokaklarda,
    yumruklanmış bu topraklar, tokatlanmış, bölünmüş,
    ölümelindeki bir haç gibi tutulmuş,
    alınan, satılan, tekrar alınan ve
    tekrar satılan bu ülke, savaşlar çoktan bitmiş,
    ispanyollar ispanya'ya dönüp yüksüklerine
    doluşmuşlar yine, ve şimdi
    emlakçılar, kadastrocular, ev sahipleri, ekspres otoyol
    mühendisleri tartışıyorlar, bu onların toprağı ve ben
    üzerinde yürüyorum, ve kısa bir süreliğine üzerinde yaşıyorum
    burada Hollywood yakınlarında odalarında
    parlak plaklarını dinleyen genç adamlar görüyorum
    ve müzikten bıkmış yaşlıları da düşünüyorum
    her şeyden bıkmış, ve bazen sanırım
    ölüm de intihar gibi isteğe bağlıdır, ve burada toprağı
    kavramak için en iyi yol Büyük Merkez Çarşf ya
    gitmektir, yaşlı Meksikalı kadınları görmektir,
    ve yoksulları... eminim bu aynı kadınları
    yıllar önce
    aynı genç Japon tezgâhtarlarla tartışırken
    görmüşsünüzdür
    kıvrak zekâlı, bilgili ve
    yalçın portakal, elma, avokado,
    domates ve salatalık kümelerinin arasında altın gibi parlak
    ve bunların nasıl göründüğünü bilirsiniz, iyi görünürler
    hepsini yiyebilirim sanırsınız
    yak bir puro ve tüttür uzaklaştır berbat dünyayı.
    sonra barlara dönmek en iyisidir, aynı barlara
    ahşap, küflü, insafsız, yeşil
    barı dolaşan genç,
    korkmuş ve bela arayan aynasızıyla,
    ve bira hâlâ kötüdür
    halihazırda kusmuk ve çürümüşlükle karışan bir yanı
    vardır, ve buna aldırmaman için
    gölgelerde güçlü olman gerekir, yoksullara ve kendine
    ve bacaklarının arasındaki alışveriş torbasına aldırmaman için,
    orada avokadolar ve portakallar, taze balık ve şarapla
    eğlenirken, kim ister kışı Fort Lauderdale'de geçirmeyi?
    25 yıl önce bir fahişe vardı orda
    tek gözü perdeli, aşın şişmandı
    ve sigara barajından küçük gümüş ziller
    yapardı, güneş daha sıcak gelirdi o zamanlar
    gerçi bu herhalde doğru sayılmaz ya,
    ve alışveriş torbanı alıp
    çıkar yürürsün sokakta
    ve yeşil bira asılı durur
    midenin tam üzerinde
    kısa ve utanılası bir atkı misali, ve
    etrafa baktığında artık
    yaşlı adamları
    görmezsin.
    charles bukowski
    1 ... demester