1. 1.
    Bu nasıl bir iştir? Hesap vermesi gereken hesap soruyor. Güvenlik güçleri Güneydoğu'da terörle mücadelede zor anlar yaşıyor. Her gün birkaç er, subay yol ortasına döşenen mayınlarla hayatını kaybediyor. Bu durumda siyasi otorite yetkili ve sorumlu güvenlik kurumundan tedbir ve uygulamalarıyla ilgili hesap soracağına, bu güvenlik kurumu dönüp adeta siyasi iktidardan hesap soruyor...

    Bu nasıl bir şeydir?

    Şemdinli'den Atabeyler'e ve senaryo tartışmalarına değin, ne zaman bir skandal ortaya çıksa, ne zaman bir eleştiri yapılsa ya da bir soru sorulsa aynı yanıt verilip, aynı açıklama yapılıyor: "Kurumumuz yıpratılmaya çalışılıyor..."

    Washington'da Hudson Enstitüsü'nde bir skandal yaşandı.

    Türk askeri temsilcileri, ordunun görüşülemez ilan ettiği bir siyasetçinin temsilcisiyle aynı masada oturdu. Asıl önemlisi bu masada Türkiye'ye ilişkin dehşet senaryoları tartışıldı. Beteri PKK yöneticilerin Türkiye'ye teslim edilmesinin AK Parti'nin oyları üzerinde nasıl bir etki yapacağı ele alındı...

    Senaryolar önemli değil...

    Önemli olan tartışanlar, ilişkiler ve amaçlar...

    Dolayısıyla skandal akıl karıştırdı...

    "Asker ABD'nin bir kanadıyla Türkiye'de ileriye yönelik siyasi bir düzenleme için işbirliği içinde mi?" gibi bu ülke için son derece doğal, meşru ve hayati sorular akla geldi...

    Zihinler geriye dönük çalışmaya başladı...

    Bir orgeneralle görüştükten sonra "Türkiye'de yüzde 50 darbe olacak..." diye yazan Zeyno Baran değil miydi?

    Dahası Baran vasıtasıyla Bahçeşehir Üniversitesi'nde bir toplantıya katılan ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Byrza, Milliyet Gazetesi'ne verdiği demeçte Genelkurmay bildirisiyle, yani muhtırayla ilgili olarak şunları söylemiyor muydu:

    "Siyasi duruma bakacak olursak, 1982 Anayasası orduyu laik Türkiye Cumhuriyeti'nin koruyucusu olarak ortaya koymaktadır, bu son derece önemli..."

    Bu koşullarda, Hudson'da karşılaştığımız bu "ABD", muhtırayı destekleyen, anayasal ilan eden bu "ABD" kiminle ne iş tutmaktadır sorusu doğal değil midir?

    Bu sorular ve skandalla ilgili olarak dün Genelkurmay'dan beklenen yanıt geldi...

    Yanıt senaryo iddialarını yalanlıyor.

    Ama ilginç bir yalanlama bu.

    Toplantıyı doğruluyor. Aralarında iki Türk generalinin bulunduğu SAREM yetkililerinin bu toplantıyı bir süre dinlediklerini teyit ediyor. Askeri ataşenin de orada bulunduğunu kabul ediyor. Yetmiyor, Barzani'nin temsilcisinin toplantıdaki varlığını teyit edip, bunu bir tesadüf olarak açıklıyor…

    Yalanladığı işin senaryo kısmı...

    Aklı eren açıklasın...

    Neden örneğin, ben yıllardır tanıdığım, aklına, gazeteciliğine, dürüstlüğüne, objektifliğine yüz yüzde güven duyduğum, bu konuda güçlü deliller ileri süren Yasemin Çongar'a inanmayacağım da, Genelkurmay'ın verdiği bilgileri doğru kabul edeceğim?

    Hangi gerekçeyle?

    Kurumlar doğru söyler varsayımıyla mı?

    Bu ülkeyi yıllarca kasıp kavuran, hâlâ izleri sürülen, mahkeme kayıtlarına adıyla sanıyla geçen JiTEM'in varlığını yıllardır reddeden Genelkurmay Başkanlığı değil midir?

    Bu açıklama skandalı ortadan kaldırmamış, tersine ivme kazandırmıştır.

    Hesap vermesi gereken hesap istiyor…

    Yine, "kurumumuz karalanıyor" gerekçesini ileri sürerek…

    Şöyle diyor açıklama:

    "Türkiye'ye teslim edilmesi düşünülen teröristlerle ilgili haber" tamamen hayal ürünü olup, yalanı yalanla örtme ve hedef saptırarak kurumları karalama amacını taşımaktadır..."

    Ne ala..

    Evet ortada bir karalama var..

    Ama karalayan kim?


    ali bayramoğlu
    Yenişafak
    21/06/2007
    2 -2 ... eşşağan ala gazuğu
  2. 2.
    (bkz: neden inanmayasın işine gelen herşeye inanırsın)
    1 ... sıpa