1. 1.
    öyle derler değil mi, enflasyon haberi veren anchorman yada anchorwoman; "mutfakta yangın", "mutfak el yakıyor", ya da "mutfakta sancı".

    Kastedilen, günden güne artan yiyecek fiyatlarıdır. Oysa ben size gerçekten de sancıdan söz edeceğim, mutfak sancısından; hani kadının beline saplanan, boş böğründen doğru bastıran, omuzundan aşağı dirseğine yürüyen ağrıdan, ayaklara inen kara sulardan!

    geçen gün üçüncü sınıf bir televizyon kanalının haberine göre; Türkiye'de ev kadınlarının yüzde 68'i, mutfağından memnun değilmiş. Kıyma, peynir, makarna, domates salçası fiyatları değil, mutfağın "alanı", yerleşim düzeni söz konusu.

    bu bir araştırmaymış efendim... araştırma yapmışlar bu konuda. Ülkemizde mutfakların, kullanışlı olmalarına değil de fiyakalı olmalarına önem verildiği meydana çıkmış inşaat aşamasında. Dolayısıyla, kadınlar yakınıyorlar. Yüzde 44'ü tezgahın şeklini beğenmiyor, yüzde 45'i tezgahı gereğinden fazla uzun ya da kısa buluyor, yüzde 55'i de duvar dolabının ya da rafın yüksekliğinden hoşnut değil. Ya aydınlatma kötü, ya pencere küçük, ya evye biçimsiz, ya da bir şeyleri sığdıracak delik bulunamıyor.

    Çünkü, "müteahhit" aldırmıyor bu mutfağı kadın mı kullanacak yoksa marslı mı; mutfak "iç mimarisini" üreten firmanın da, Türk kadınının boy-pos özellikleri hiç umurunda değil (Bu elbette "doğru dürüst' mutfaklar için geçerli, kalitesiz inşaatta zaten hiçbir konfor arama!).

    Kadıncağız, Türk insanının ortalama boyu dikkate alınmamış okluğundan uzanamıyor dolaba ya da rafa!

    Mutfak mobilyası doğru düzgün, akılcı yerleştirilmediğinden de, kendini bir o köşeye, bir bu köşeye atıp canı çıkıyor akşama kadar.

    Oysa, lüks olması şart değil, "insani" ölçülerde bir mutfağın evye, buzdolabı ve fırın donanımının bir üçgenin köşelerini oluşturması gerekiyor.

    Hepsi yan yana sıralanırsa, uğraş dur.

    "Biri Bağdat'ta, biri Basra'da" kurulursa da yanmışsın!

    Çoğu kadın bu üç ana "çalışma grubunu" istediği gibi, gönlünce, kolayına geleceği şekilde yerleştiremiyor, çünkü evin planını çizen mimar efendi, istanbul Teknik Üniversitesi'nde okuduğu yıllarda işini, mesleğinin püf noktalarını iyice öğrenip bir an önce diplomasını alacak yerde "profesyonel devrimcilik" yada "muhaliflik" oyununa soyunmuş bulunduğundan, genelde kafe kenarlarında karı-kız muhabbetleriyle geçirdiğinden, beş dakika oturup da düşünmemiş, bu mutfakta fırın hangi bölmeye konur, buzdolabı hangi köşeye sıkışır, musluk nerede olursa kadın rahat çalışır diye.

    Çünkü, televizyonda, bütün kadınlarımızın göğüs geçirerek "ah bizimkinin çok parası olsa da biz de evimize böyle bir mutfak kursak" diye izlediği o cicili bicili donanımlarda; tezgahın yüksekliği, vücudun duruş biçimi, kol ulaşımı, vesaire vesaire doğru dürüst hesaplanmıyor.

    (Şimdi hemen entry girip tekzip edecektir bir kaç dangalak, yada belki bir küfürname... tamam öyle olsun, siz iyi hesaplayanlardansınızdır kesin!)

    Çok yüksek bir tezgahta sebze doğrayınca mesela, dirsekler bükülüyor, omuzlar yukarıya fazla kaldırılıyor. Bu da kaslarda gerilme ve yorgunluk yaratıyor. Yani, mutfakta sancı!

    Tezgah çok alçak olunca da, ikide bir eğilip kalkmaktan, al bu bel tutulması. sefer sırt ağrısı, bel tutulması.

    mutfaklarımızın çoğunda, mobilya ya ve araç grupları ergonomik değil. yani, insan düşünülmemiş, yapılırken. insan düşünülmediğine göre hangi mahlukat için yaptılar acaba o evi gerisini siz düşünün...

    Yahu ortalık toz duman, siyasi anlamda kan gövdeyi götürüyor, afrin'e girmişiz, menbiç'e de gireceğimizi söylüyorlar, Amerika ile savaşır mıyız acaba? bir yandan da hükümeti yada muhalefeti destekleyen kalemşorlar kıvırtma çabası içindeyken, sırası mı şimdi mutfaktan laf açmanın?

    Mutfaktan laf açılacaksa, bu ancak enflasyon üzerine olur. Sanki fiyatlar düşerse ev kadınının beli tutulmayacak artık, kolu bacağı ağrımayacak! Öyle ya, köroğlu nasılsa pişiriyor yemeği, yıkıyor bulaşığı. Umurumuzda mı mutfakta neler çektiği kadıncağızın?

    evet efendim yalnız yaşamamdan mütevellit bulaşığı, çamaşırı, yemeği, temizliği evimde kendim hallediyorum. ee tabi hal böyle olunca, kadınları daha iyi anlıyor insan... yok şimdi "ev kadınları üzerinden duyar kasıp son paragrafta hayırlı kısmet arıyorum diyecek piç" diye içinden geçirenler var ise de onların abide-i zürriyetini sikeyim!

    sözlükteki dangalak erkekler gibi "hayırlı kısmet" yada embesil kadınlar gibi "iri penisli ismet" aramıyorum...

    Hani adam demiş ya, "bizim evde ben büyük işlerle uğraşırım, karım da küçük işlerle... Mesela, gürcistan nato'ya girecek mi girmeyecek mi, bu konuyla ben ilgilenirim. Evi çekip çevirmek, kira, taksitler, çocukların okulu, yemek, bulaşık, çamaşır, ütü vesaire vesaireyle de karım ilgilenir!"

    işte o hesap. Kimileri de beklesin, belki muhalif bir "baba" gelip onları kurtarınca mutfak sancısı da çözümlenir!

    Baba gelince memlekette her şey güllük gülistanlık kesilecek ya, mutfaklar da iflah olurlar elbette kendiliklerinden. Artık kemal baba mı yoksa meral anne mi, bilmem, meşrebinize göre seçiniz.
    9 ... aberystwyth
  2. 2.
    mutfak sancısı hakkında süper yazı olmuştur. daha fazla söze hacet kalmamıştır. Hangi geri zekalı tezgahı bebek boyunda yaptıysa tezgahta iş yap sonra 3 saat yat. artık market raflarının yüksekliği bile ergonomikken bizde mutfaklar komik, yedi cücelere göre.
    ... deepsees