bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. 1.
    kendilerini "mezhepsiz" olarak adlandıran kişilerin dinimizdeki hükmüdür.

    --spoiler--
    soru:
    Mezheplerin aleyhinde bulunup mezhepsizlik propagandası yapıyorlar. Mezheplere tabi olmadan ibadetlerimi yapabilir miyim; mezheplere uymam şart mı?

    sorunun detayı:
    Mezhepsizliğin propagandasını yapanlar şunu söylüyorlar: "Müctehitler de insan, onlar peygamber değil ki, onlar da hata yapabilir..." Ve böyle diyen insanlar, hadislerden hüküm çıkarmaya çalışıyorlar, kendi başlarına fetva veriyorlar. Bir müctehid, içtihadında hata etse ve hatalı olan bu içtihad ile biri amel etse, ettiği için günah veya mekruh işlemiş olur mu?

    cevap:

    Değerli kardeşimiz,

    içtihad derecesine çıkamamış bir insan mukalliddir. Mukallid müctehidi taklid eder. Müctehid içtihadında isabet etse iki, hata etse bir sevab kazanır. Dolaysıyla içtihadında hata etmiş bir müçtehidi taklid eden mukallid, bu içtihada göre amel etse günah işlemiş olmaz.

    Hadfislerden hüküm çıkarmak için ya sahabeler gibi hadislerin varid olma sebebini yaşayarak bilmek veya bunu ilim tahsiliyle öğrenip içtihad derecesine çıkmak gerekir.

    Hak mezheplerde akıl ve mantığın tasdik etmediği hiçbir mesele yoktur. Çünkü onların dayanak noktası Kur'an, sünnet, icma-i ümmet ve kıyas-ı fukahadan ibaret olan edille-i şeriyyedir. Dağlardan daha metin olan o edille-i şeriyye, hiçbir beşerî kuvvetin tahrip edemeyeceği çelikten bir kaledir. Bu kaleden çıkanların, Ehl-i sünnete düşman olan olumsuz cereyanlara kapılmaları veya alet olmaları kuvvetle muhtemeldir.

    Şunu da ehemmiyetle nazara vermekte fayda görmekteyim: Mezhepleri beğenmeyen, onlardan birine uymayan veya mezheplerin kolay yanlarını alan bir kimse, asırlardan bu yana gelip geçmiş milyonlarca Müslümanın yolundan ayrılmış, kendi başına yeni bir yol tutmuş olur. Böyle kimseler, Kur'an-ı Kerim'in;

    "Kim, Peygambere karşı çıkar ve kendisi için doğru yol belli olduktan sonra müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir."(Nisa, 4/115)
    tehdidinden de hissedar olurlar.

    Bir mezhep imamını taklit eden kimse hangi mezhebe bağlanmış ise artık her meselede o mezhebin hükümleriyle amel etmesi ve mezhebinde sebat etmesi lâzım gelir. Ancak zaruret hallerinde her hangi bir meselede yine kendi mezhebinde kalmak şartıyla diğer bir mezhebin hükmüyle amel edebilir. Bu ise ancak bir âlimin fetvasıyla mümkün olabilir.

    imam-ı Gazali Hazretleri de bu görüştedir.

    Madem ki taklit sahibi bir mezhebi iltizâm etmiştir, artık onda sebat etmesi gerekir. (Muhammed Seyyid, Medhal, Matbaa-i Amire, istanbul, 1333, s. 306)

    Netice olarak; kişinin kendi hevesine uyarak sık sık mezhep değiştirmesi, onları hafife almak manasına gelir.

    Son asrın müdakkik alimlerinden Muhammed Kevserî, Makalât adlı eserinde bu gibi kimselerin halini şöyle tasvir eder:

    "Evet, her grubun kendisiyle gördüğü fakat gerçekte ne onunla ne de bununla olan, yani Arap şairinin dediği gibi: "Yemenlilere vardığında Yemenli, Maadlilere vardığında Adnani" görünen kişiden daha bozguncusu yoktur."
    Kevserî aynı eserinde, mezhepsizliğin dinsizliğe götüren bir köprü olduğunu da söyler. (Kevserî, Makalat, s. 163)

    Dr. Ramazan el-Bûti ise bu konuda, "Evet, bütün islâm milleti uzun tarihi boyunca islâm'ı aynıyla yaşatma imkânını en geniş ölçüde veren müçtehitlerin bu dört imam (imam-ı A'zam, imâm-ı Şafi'i, imâm-ı Mâlik ve imâm-ı Hanbel) olduğu üzerinde ittifak ede gelmişlerdir." der ve bu imamların yolunu bırakıp insanları mezhepsizliğe davet etmenin "islâm dinini tehdit eden en tehlikeli bid'at." olduğunu ilâve eder.

    Ramazan el-Bûti, mezhepsizlik dava edenlerin yeni hâdiselere çözüm getirmek yerine, islâm'ın temel rükünlerini sarsmaya çalıştıklarına dikkati çekerek şöyle der:

    Ben bu mezhepsizlerden hiç birinin bir gün kalkıp da, halkın her gün sorup durduğu yeni meselelerden birini araştırdığını görmüş değilim. Onların bütün dertleri, binası tamamlanan, hükümleri yerleşmiş bulunan ve gereğince amel edilmekle Müslümanların borçtan kurtulup selamete çıkacakları ilâhî emirler hususunda yol gösterici olan hak mezhepleri yıkmak için bütün güçlerini sarf etmekten ibarettir!"
    Dr. Ramazan el-Bûti mezhepsizlik dava edenlere şu iki soruyu sorar:

    - Bütün insanları inşaat işlerinde mühendislere uymaktan vazgeçmeye çağırsan ne olur?

    - insanları teşhis ve tedavi hususunda doktorlara tabi olmaktan uzak kalmaya davet etsen ne olur?

    Bu soruya kendisi şöyle cevap verir:

    "Hiç şüphe yoktur ki, bunun arkasından gelecek olan şey, insanların tamir edeceğiz diye kendi evlerini bile bile tahrip etmeleri, tedavi zannıyla kendi canlarına kendilerinin kıymalarıdır." [el-Buti, M. S. Ramazan, Mezhepsizlik , (Ter; Durmuş Ali Kayapınar), Sebat Basımevi, Konya, 1976, s. 146, 182, 192, 206]

    Mezhep tanımayanları bu tehlikenin kapısına getiren ve müçtehitlere tâbi olmaktan men eden en mühim sebep, kendi rey ve düşüncelerini müçtehitlerin görüşlerine müsavi, hatta onlardan daha üstün görmeleridir.

    imam-ı Şârânî Hazretleri de bu hususta şöyle buyurur:

    "Müçtehitlerin sünnet buyurduklarının hepsi ile amel et ve mekruh dediklerini terk et! Onlardan bu hususta delil aramağa kalkma! Çünkü sen, onların dâirelerinde mahpussun. Onların makamına varmadıkça doğrudan kitab ve sünnete ulaşmakta, onları geçmen ve hiçbir zaman hükümleri onların aldığı yerden alman mümkün değildir... " (Şârânî, Mizanü’l-Kübra. Berekât Yayınevi, ist. 1980, s. 41, 45)
    Bütün mezhepler, bana göre, parmakların el ayasına ve gölgenin aslına bitişik olması gibi, şeriata bitişiktirler...

    Bu vesile ile şu noktayı da kaydetmek icap ediyor. Müçtehitlere uymayarak kendi reyine uymak büyük bir gururdur. Bu ise insanın manen çöküşüne sebep olur. Bediüzzaman Hazretleri bu gibi kimselerin akıbeti hakkında şu tesbitlerde bulunur:

    "Evet, gurur ile insan maddî ve manevî kemalât ve mehasinden mahrum kalır. Eğer gurur saikasıyla başkaların kemalâtına tenezzül etmeyip, kendi kemalâtını kâfi ve yüksek görürse, o insan nakıstır. Böyle insanlar, malûmat ve keşfiyatlarını daha yüksek görmekle, eslaf-ı izamın irşadat ve keşflyatlarından mahrum kalırlar. Ve evhama maruz kalarak bütün bütün çizgiden çıkarlar." (Mesnevi-i Nuriye, Katre)
    ilave bilgi için tıklayınız:

    - islamiyet’teki farklı mezheplerin hikmeti nedir?..

    - Mezhepler dosyası: Birinci Bölüm

    Selam ve dua ile...
    --spoiler--

    https://sorularlaislamiye...r-mezheplere-tabi-olmadan
    1 -4 ... gok kubbeye kadar yolu var
  2. 2.
    dostum Yanlız sen dinimizdeki hükmünü değil emevi dinindeki hükmünü yazmışsın.
    Sen şimdi muaviye'ye de müctehit dersin hatta hz ali'ye savaş açtı ve hata yaptı diye sevap bile kazandı değil mi?
    2 ... bexdever
  3. 3.
    mezhepsizlerin şirk dinindeki hükmü bu herhalde. yazıyı okumadım. tam olarak şu noktada durdum.

    --spoiler--

    müctehid içtihadında isabet etse iki, hata etse bir sevab kazanır.
    --spoiler--

    yani diyor ki müctehid hata edip seni şirke götürse de bir sevap kazanır. ama isabet ederse iki sevap kazanır.

    oysa şirkin affedilmeyecek bir günah olduğu kur-an da defalarca geçiyor. müctehid ve avam diye bir sınıf ayrılığı da yok kur-an da. varsa gösterin biz de bilelim.
    1 ... ruh okuzu