1. 1.
    nasıl anlatsam, nerden başlasam... kaç kişiydik o zaman bak kaç kişi kaldık şimdi... caen, caen... caen caen... mfö çalıntısı bir girişten sonra hikayemize geçiyoruz. öncelikle belirteyim ki bu ortaçağ temmeli bir strateji oyununda yaşanan olayın romantik ve efsaneleşmiş halidir. okuyun hak vereceksiniz.

    on ikinci yüzyıl... ilk haçlı seferini alman kralı hans kendi prensken kazanmış babasını ölümü nedeniyle kral olmuş ama kudüsten çıkmaya götü yememiştir. ingilizler ise iskoçlarla olan kanlı savaşı bitirip kıta avrupasında can ciğer ama ezik olan dostları fransızlarla barışçıl bir sınır çizip askeri olarak pasif bir çizgiye gelmişlerdir. ta ki öküz danimarka kralı edward antwerp'i boş bulup işgal edene kadar. ingilizler de tam yeni başlayan haçlı seferine krallı en babayiğit orduyla yollamışken.

    antwerp gidince elde caen ile arkasındaki ufak şehit rennes kaldı. bir de doğuda bordeux var ama hem uzakta hem de portekiz ve ispanyol tehlikesi altında. caen'e londra'dan yeni atanan kralın üvey evladı peter bakmakta. caen... okçulukta avrupanın bir numarası olmuş bir şehir. hatta okçu cemiyetinin de desteğini alan bir kale. yeoman okçularının ilk yurdu. ama belirttiğim gibi onlar kralla artık çok uzaktalar, ve kutsal savaştan geri dönüş mümkün değil...

    işte bu halde uvey prens peter'e düştü görev, danimarkayı yenip en azından antwerp'i geri almak. para yok... ama irlanda^dan gelen tecrübeli ama basit birimler var... onlar da anca yetişir... belki yetişmez. peter daha gençliğinin baharında ingiltere için çok önemli bir rol oynayacak.

    çok geçmedi, kral hatay'da türk ordusuna karşı verilen savaşta şehit düştü... prens esrarengizce öldü ve daha 30 yaşında peter caen'de kapısının önünde viking barbarlarından oluşan ordu'ya bakarken "king peter the watcher oldu" bu arada daimi dost fransızların çirkin kızıyla evlenmiş olan peter'in yine aynı zamanda oğlu da reşit oldu babasıyla aynı savaşta savaşacaktı...prens edward aynı büyük dedesi ve ezeli düşmanının adını taşıyordu, tesadüf mü? hayır kader...

    edward... danimarka'nın vikinglerin kralı... kültürsüz ama yaşlılığın verdiği savaş tecrübesi ile ayakta duran edward... caen'i almak onun için de mühimdi... caen, ingiltere ve fransa'nın anahtar noktasıydı, caen'i alan hem film festivali gelirlerini, hemde okçu gücünü ele geçirecekti. ve zaman geldi, edward peter'e karşı... mekan caen. çok büyük savaştı, genç edward bu savaştan alacağı yaraları ömrü boyunca saklayacaktı. iki kral da çekinmedi... allah ne verdiyse sürdüler orduları. peter zaten zayıf olan caen duvarlarına güvenmiyordu ama okçuları yerleştirmek için dyvarlardan iyisi olamazdı... ta ki yaşlı edward mancınıkları devreye sokana kadar, duvarla birlikte ordularda çöküyordu her atışta, ne savaştı... hafif atlı ağır atlıya ağır atlı mızraklıya göz kırpmadan giriyordu, bu savaşta bir galip kalacaktı... artık iyice azalan ordularda iki bölük vikingleriyle edward, oğlu ve bir bölük okçuyla peter kalmıştı. savaş şehrin meydanındaydı, peter vikinglerin okçulara saldırdığını görünce göz kırpadam muhafızlarıyla bir kanattan daldı vikinglere, oğlu da diper kanattan gelince o yiğit vikingler korkudan altarını doldurdular ki, sacaş sonrası şehri temizleyenler bundan çok yakınmışlardı. ama yaşlı edward diğer vikinglerle arkadan koşturuyordu, kralarını gören korkaklar yeniden onun yanında savaşmaya kara verdiler... evet artık bir kral bir prens ve okları bittiğinden çakılarıyla savaşa girmiş okçuları, vikingler ve kralına karşıydı. taktiksiz bir katliam yaşanıyordu. ki peter çok dayanamadı ve çevresi sarılınca kahramanca can verdi, ama oğlu genç edward karşı ordu daha sevinemeden leş gibi kokan öküz edward'ı yere serdi...o an vikingler savaşı baltaları kalkanları bırakıp şehirden kaçmaya çalıştılar... hiçbiri başaramadı, babasının ölümünün siniriyle edward hepsini sildi...

    caen savunulmuş ama savaş bitmemişti artık yapılması gereken danimarkalı ayılatı iskandinav bataklıklarına geri sürmekti, nice yıllar uğraştı genç prens edward... ve hamburg önünde almanların ittifakı ile danimarka öc alamayacak kadar zayıflamıştı. edward... ilk savaşından beri hiçbir şehre dahi girmemiş savaştan savaşa koşmuş edward...caen'e gitti ilk olarak ve orayı başkent ilan etti. artık yaraları sarma vakti gelmişti, ingiltere yeniden yükselecekti.

    görünürde güzeldi gelişmeler, ama hesap vatikan'dan döndü, damimarka'nın kankası olan macaların papazı papalığa yükselince ilk iş ingiltere'yi denetim altına almaktı. dinsizlik suçları, skandallar... ve papanın infaz ekibi de dinsizleri yakalamak için ingiliter kasabalarını geziyordu arıtk. peter, hiç din eğitimi alamamıştı, o savaşlarda büyüdü... edward tıpkı büyük dedesi gibi fatih ünvanını almıştı... ve artık evlenme vakti de gelmişti hani. diploması için almanların 30 yaşındaki evde kalmış kızları en iyi adaydı. almanların desteği ile papa ile olan kırgınlık giderilebilirdi. edward halkı uğruna alman sınırına gitti diplomatlarla, ama evlilik kurulamadı, diplomat stuart bunu tarihe kralın gizli aşkı olabilir diye geçecekti. evet gerçek buydu. amcasının kızı lady matilda'ya gönlünü vermişti kralımız, ülke önde gelenleri de bu düğünü istiyordu artık. aslında matilda'da boş değildi ki babasını kalesi bordeux'tan bir kış gecesi kaçtı... edward'da diplomatları bırakıp tek başına yola çıkmıştı. caen evet o efsanevi şehirde buluşacaklardı...

    bir mevsim kalmıştı buluşmalarına çok yakındılar, öyle ki haritada bir köprü uzunluğu kadara diyeyim oyunu oynayanlar anlasın, düğün yazaydı... olacaktı... ta ki aynı tur bir infazcı caenden çıkana kadar... kahpe papa peter'e pusu kurmuştu, evet ingiltere kralı peter engizisyon mahkemelerinde yargılandı. tek suçu astroloji bilmesiydi, o bilgiyi de savaşta öğrenmişti, ama papa için bunlar şeytan icadı olunca... ingiliz fatihi peter 12 yüzyılın son yıllarında, matilda'nın gözleri önünde diri diri yakıldı...

    not: az önce oldu bunlar, ilk kez evlendirme görevi gelmişti zaten oyunda çok şaşırdım yolladım birbirlerine ipne papa astı kralımı. kralı astı lan şerefsiz, gidip orduları doldurdum gemiye... hedef roma, matilda da orduların içinde... roma kapıları önünde karşılaşacağız ulan şerefsiz papa, bekle geliyoruz

    not2: tekrar düzletilebilir yer yer, gece gece hata yapmış olabilirim af ola
    9 -1 ... venividivici
  2. 2.
    (bkz: excommunicate edilince islam ı seçen ispanyol)
    çoğunlukla papalar yüzünden yaşanan hikayelerdir.ah o papa az mı çektirdi bana.ama oyunun sonunda papal states diye bir yer kalmamıştı.
    (bkz: aforoz edilen ispanyol un intikamı)
    2 ... djheffy
  3. 3.
    yoğun istek üzerine;

    iskoç'un kaçınılmaz sonu...

    efendim bu üsteki hikayenin devamından çok öncesidir, ama tarih bilirsiniz neden sonuç ilişkisi içerisinde gelişir, işte bu hikayede papa ile olan düşmanlığın nedenlerinin tohumları gözükecektir...

    11. yüzyıl... başka bir deyişle daha oyunun başı. ilgiltere adasında kral, ve prens rufus var. ana adanın şehirlerinde 2'si ingiltere biri iskoç kralında, diğer 3 şehir ise asilerin elinde. evet bir adada iki kral, savaş kaçınılmaz, zaten kimse ingiliz lordundan ilkel iskoçlarla bir adayı paylaşmasını bekleyemez. evet ilkel iskoçlar, ülke bile olmayacakken papa imtiyazı ile bağımsız olan iskoçlar, soyluları yaya iskoçlar, barbar iskoçlar... diye geçer ingiliz tarih kayıtlarında. bu savaşın tek nedeni kralın nefreti ve gücüdür, yüce lord iskoç'un imhasını ne papa'ya ne de soylular konseyine bildirmiştir, ki zaten yüceliği buradan gelir.

    kral edward, ingiliz tahtının gördüğü en şanlı krallardan biri, oğlu rufus'a iskoç'tan kurtulma görevini verir. önce diplomatik aşama devreye geçer, iskoçlar diplomaside ne haraca bağlanmayı ne de bağımsızlıklarından vazcaymıyı kabul ederler, hatta lordumuza ses yükseltmeye bile cürret ederler, evet artık savaş kaçınılmaz... rufus babasının okçuları ve kendi süvarileri ile kuzeye doğru yola koyulur, ilk çelme soylular konseyinin görevi ile gelir ki iskoçya ve ingiltere krallığının arasındaki bağımsız şehir york'un alınması istenmektedir, york ufak ve niteliksizdir, yani old york*. rufus hemen yolundaki şehri savaşta avantaj sağlamasını düşündüğünden alır, ama sonra bu şehirden asker dahi çıkmadığını görünce zaman kaybının farkına varacaktır.

    rufus yola çıkalı 3 yıl geçmiştir ve york asker üretecek seviyeye gelmiştir, köylüler... savaş meydanlarından çok köylerini korurlar. yani bu askerler rufus'un ordusuna yaraşır türden de değil... neyse gi nottingham'dan gelen destek birimi ile rufus yine kuzeye doğru yola çıkar. casuslar da bu yıllar boyunca iskoç hareketlerini gözlemlemiş ve iskoçların sadece askeri alanda geliştilerini saptamıştır. savaştan başka bir nitelikleri de yoktur zaten, etekli iskoçlar... artık cesur yürek gelse kurtulamazsınız, özgür iskoçya! şimdi o haketmediğin özgürlüğünü elinden almaya geliyor şahane rufus.

    edunburg iskoçların haketmediği kadar güzel şehir, simalarında görünen şanlı ingiliz ordusu bu şehre ancak bu kadar yakışır... iskoçlar saf olabilir ama savaşmasını da bilirler, ki rufus'a karşı büyük bir iskoç ordusunun pozisyon alması geç olmadı. artık ip rufus'un elindeydi saldırmak istediği zaman adanın hakimini belirleyecek savaş dolu yıllar başlayacaktı. rufus iskoçlar daha da toplanmadan saldırmayı yeğledi, ve ilk savaş şanlı bir zaferle sonuçlandı. zafer iyiydi ama casuslardan gelen haber kötüydü, gelen haberlere göre yenilen ordu iskoçların eski ordusuydu, yeni ama daha vahşi ve kana susamış iskoç ordusu rufus'a doğru ilerliyordu. o an kral edward iskoçlar için biraz daha masraf yapılması gerektiğini anladı, londra ve nottinghamda birikmiş orduları toplayıp üstüne paralı askerler, gallerli mızraklılar ile o da kuzeye yöneldi. bu arada rufus'un savaştan yaralanmış ordusuna saldırı çok gecikmedi. medeniyet yoksunu vahşi iskoçlar saldırıya geçti bir kış günü... rufus'un kazanma ihtimali yoktu ve babasının gelmesini bekliyordu bu durumda kuzeye kaçmak zorunda kaldı, o zamanlar yine asilerin elinde olan iverness'in gölgesine sığındı. bu arada sınırda başında soylu olmayan ingiliz ordusu iskoçlara karşı kayda değer bir zafer kazandı, ve ordu kaptanı isaac soylu ünvanı aldı, iskoçların korkmak için bir nedenleri daha vardı artık... evet bu durumda gelecek olan kralın ordusu ile birlikte artık savaşın sonu belli oluyordu... ama araya biri karışıncaya dek. papa! lanet olası bunak savaşın 5 yıl boyunca kesilmesini emretti, dinine bağlı ve saygılı olan ingilizler azizin sözüne uydular ordular sınırlara çekildi.

    5 yıl boyunca gerçekten barış sağlanmasa da çatışmalar durmuştu, ama zaman dolunca hemen devam edecek şekilde. edinburg'a sıkışmış iskoçlar hala ordu oluşturuyorlardı, ingiliz kralı ile york'u geliştirip ordu takviyesi için uğraşıyordu. kuzeyde kalan rufus ise iverness kalesini kuşatmıştı. barış bitmeden bu kale ingilizlerin eline geçerse iskoçların mağlubiyeti kesin olacaktı. ama kuşatma daha bitmeden barış bitmişti ve kuşatma halinde ki rufus'Un ordusu iskoç saldırısı ile kuşatmayı kaldırıp kuzeye çekilmek zorunda kaldı. bu durumda yıpranmış olan iverness'in iskoçlara düşmesi çok zor olmadı. yine bu zaman dilminde edinburg semalarında kral iskoç ordusuna ağır darbeler indiriyordu, manevi oğlu isaac ile birlikte. sıra edinburg kuşatmasına gelmişti ki papa yine barış çağrısında bulundu. rufus bu zaman dilminde güneye geri dönüp ordularını toparlıyordu ama bu sefer artık iskoçların elinde bir kale vardı. savaş kritik hale gelmişti, hatta kral barış imzalayıp adayı ikinci bir emre kadar paylaşmayı kabul etmeyi düşünüyordu. taa ki casuslardan gelen gelişmelere kadar. edinburg'dan ordular çekilmişti, papa'ya güveniyrdu salak iskoçlar. edward'ın cevabı geç olmadı ve edinburg bir sene için de alındı. edinburga gelecek destek birimleri de isaac ve ordusuyla kesildi. evet, ingiltere papa'ya karşı gelmişti ama edinburg şehrini almıştı. artık rufus ve intikam ordusuna düşmüştü ivernessi alıp iskoç ordusunu söndürmek.

    rufus yeni teknolojilerle donatılmış caen'den gelen okçularla birlikte kuzeye ilerliyordu, iskoçlar'dan daha güçsüz bir ordusu vardı ama iskoç ordularını ayrı ayrı yenebilirdi. plan bu iken papa yine bir emirle herşeyi alt üst etti, prens rufus'un bizzat haçlı seferine katılmasını talep etmişti. aziz bunak sözde rufus'u şereflendirmişti ama asıl amacı iskoçları korumaktı. rufus ikilemde kalmıştı ama babasının sözleri hiç görmediği bir yaşlının sözlerinden daha mühimdi. ve iskoç yaylalarına yürüdü. demiştim iskoçlar tek şeyden anlar o da savaş. aynen öyle oldu yine, dev ve son iskoç ordusu rufus'a sinsice saldırdı. rufus için kaçacak yer yokru bu sefer, savaşta tek güveneceği taktikleriydi. hemen ordusunu yüksek bir tepeye çekti. savaş okçu atışlarıyla başladı. sayıca az olmasına rağmen ingiliz ordusu coğrafi avantaj ile okçu mücadelesinde öne çıkıyordu... oklar bitene kadar bu devam etti. artık iskoç ordusu bodoslama geliyordu tüm hatlarıyla, eğer rufus da bodoslama cevap verseydi belki savaşın sonunu görmezdi. her gelen bölüğe en uyguun bölükle cevap verdi... ve üstün olmasa da saldırıya cevap verecek güçteydi. ama savaş uzun sürerse bu durum değişbilirdi. rufus mızraklı bölüklerle kralın etrafını sarmaya başladı, ne olduğunu anlamayan iskoç kralı, galibiyetten emin olup kafa göze saldıran iskoç kralı çok geçmeden mızraklı atlı çatışmasının, tarihi bir mücadeledir bu aslında, daimi mğlupları listesine girdi. krallarının katlini izleyen iskoç ordusu artık kaçıyordu... buraya kadardı. rufus tarihi bir zafer kazanmıştı. ve artık ordusu kalmayan iskoçlardan iverness'i almak dert bile değildi. ada tek hakimine kavuşmuştu.

    rufus bu savaştan sonra haçlı seferine katılır ancak antakya civarında bir türk ordusunun saldırısında şehit düşer.
    6 ... venividivici
  4. 4.
    okudukça insana oynama isteği yaratan hikayedir. iyiki öğrettim sana bu oyunu..
    (bkz: bravo venividivici)(!)
    2 ... cagdashk