bugün

prof. şerif mardin'in sosyolojik tespitlerinden birinde kullanarak hayatımıza soktuğu kavram. yeni anayasa tartışmalarında türbanlı öğrencilerin okula girmesi serbest bırakılırsa bu türbansız öğrenciler üzerinde bir baskı oluşturur, halkın bir kısmı bak bizim hatice türbanlı sen niye açık geziyorsun diye baskı yapabilir şeklinde en basit ifadeyle örneklendirilmektedir.

şimdi gelelim bu kavramın içini doldurmaya, efendim mahalle baskısı bu türban yasağı ile ilişkili olarak öylesine anlatılmaktadır ki dersiniz baskıyı sadece başörtülüler başörtüsüzlere yapıyor, işin daha da trajikomik tarafı türban yasağı kalkarsa türbansız kızlara baskı yapılır diyenler aslında türbanlı kızlara baskının en büyüğünü yaptığının ve bu baskının da devamını istediğinin farkında değil. yani barış için savaşma durumu. başörtüsüz kızlar baskı altına alınabilir, bu bir ihtimaldir, kabul ediyorum, peki çözüm olarak ne öneriyor pek aziz laiklerimiz, başörtülü kızların başlarını açmayı. oh ne güzel, çözüldü tüm sorunlar.

ben de diyorum ki mahalle baskısı x'e yapılmasın diye y'ye baskının en büyüğünü yapmak faşistlikten başka bir şey değildir. başörtüsüz kızların başörtüsü üniversitede serbest bırakılırsa baskıya maruz kalma "ihtimalinden" -bakın ihtimal bile ne derece önemli- yola çıkarak başörtülülere baskı yapmak hangi insafa sığıyor merak ediyorum. bu nedenle diyorum ki artık aklı selim olma gibi bir düşüncem yok. bu insanlar yeterince acı çekti, yeterince taviz verdi, hala samimiyetlerini ıspatlayamadılarsa yapacakları başka bir şey yok. baskı mı olacak başörtüsüzlere, kendi özgürlüğü için başörtülülere baskıya göz yuman adamları düşünemeyeceğim, varsın olsun, sağ-sol çatışması mı olacak, buyursun, korku üzerinden siyaset yapanlar, korkular üzerinden insanları baskı altına alanlara, mahalle baskısı kavramını bile hep kendine yontanlara karşı hodri meydan, ben de mahalle kabadayısıyım o zaman.

kendi özgürlüğü için başkasına baskı yapmanın adıdır mahalle baskısı ve bunu yıllardır muhalefetteki azınlığın çoğunluğa yaptığı da çok açıktır.

ne diyor şair, baskın basanındır.

(bkz: baskın oran)
(bkz: şerif mardin)
(bkz: patates baskısı)
"kapıda aşk yapma, aşkın gözü kördür ama komşularınki asla... " sözünü anlatır.
Şerif Mardin'in akıllara bir soru daha bahşeden açılamasında kullandığı kavramdır. Görüşleriyle toplumsal olguları farklı değerlendiren Şerif Mardin, bu kez cumhuriyetçi kesimin kaygılarını dillendirir gibi konuşmuştur. Şerif Mardin de diyorsa üzerinde düşünmek gerekir tabi. Çoğunluk hak elde edince uygar bir yaşamın ilkelerini kavramamışsa, Şerif hocanın dediği gibi mahalli bir baskı unsuru olabilir elbette. Bu, rejimin uğrayacağı muhtemel değişiklikten beslenir aslında. Tek başına bir baskı aracı olması biraz güç. Ayrıca türban konusu üniversiteler ve kamusal alan için geçerlidir. Şerif Mardin'in mahalle baskısı ifadesi toplumsal yaşamın her alanını kapsayacak şekildeki baskıyı belirtiyor sanırım. Bu nedenle aynı çerçevede değerlendirmek hatalı olur. Dikkatli okumak gerekir.
önce buyurun: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=233465
sonra yine buyurun: http://www.hurriyet.com.t....asp?gid=180&sz=38119
türkiye malezya olmaz, iran olmaz ahanda böyle olur
(bkz: http://www.hurriyet.com.t....asp?gid=180&sz=84283)
mahalle baskısı korkaklığın dik alasıdır. baskıyı yapan daha çok korkuyordur. çünkü baskı yaptığı kişilerin çoğalıp kendisini bastırması ihtimali her daim mevcuttur. rahatı, kendine kurduğu küçük iğrenç dünyası bozulacak diye korkar. kokuşmuşluğun göstergesidir. bir de gelişemeyecek olmanın...
TAYYiP Bey'e toz kondurmaya yürekleri el vermeyen meslektaşlara bakıyorum da "Ama'lara başladılar.

Hep böyle olur, iktidarlar gerçek yüzlerini gösterince işler değişir.

Neyse, sonradan AKP'li olan meslektaşların bir bölümü Tayyip Bey'in kendine özgü demokratlığını ufak ufak çözüyorlar.

Dönüşüm yalnız medyada da değil, iş çevrelerinde de var.

Çoğu AKP'ye oy vermiş olsalar da şimdi hepsi bir tedirginlik içinde.

Sanırım laik demokratik cumhuriyet için beliren tehlikenin kokusunu aldılar.

Bugünü yaratan, demokrasiyi yobazların elinde oyuncak haline getiren çapsız politikacılardır.

Ülke bugün onların oy uğruna irticai kesimlere verdikleri ödünlerin faturasını ödüyor.

Ankara'da, tedirginlik var. Özellikle de AKP'li çevre gereksiz bir "darbe" endişesi içinde.

AKP ve yandaşları endişeleneceklerine askeri kışlasında tutmanın iktidarın görevi olduğu öğrensinler.

iktidarlar irticaya prim vermez, rejimle oynamaz, ülkeyi doğru dürüst yönetirse kimse darbe marbe yapamaz.

Bunun da ilacı demokrasidir.

Ama AKP'nin yürüttüğü "hülle demokrasisi" değil.

Demokratlığa oynayıp, ülkenin başına islam şalını geçirmeye kalkmak ise hiç değil.

Şu güzelim kutsal ramazanda yaşadıklarımıza bakın.

Her yerde yobazlıklarla, dayatmalarla karşılaşıyoruz.

Devlet kurumlarında insanlara oruç ve namaz baskısı yapılıyor.

Yurdun her yerinde sosyal yaşama müdahaleler var.

Lüks lokantalar bile iftar menüleri düzenliyor, içki servisi yapmıyor.

ibadetler, iftarlar çadır ve sokak şovlarına dönüştürülüyor.

* * *

Önceki gün bir meslektaş başından geçen olayı anlattı.

Kadıköy'den simit evinden simit alıp paketletmiş. Sonra otobüs durağına geçmiş.

Beklerken dayanamayıp paketi açmış ve bir lokma simidi koparıp ağzına atmış.

Lokmasını çiğnerken bir halk otobüsü gelmiş, bizim arkadaş da atlamış.

Bilet almak için para uzatmış, sakallı biletçi ters ters bakmış:

"Sen oruç yiyorsun... in aşağı... Burası Müslüman otobüsü."

Bizim arkadaş haklı olarak diklenmiş:

"Sen beni nasıl indirirsin otobüsten. Sana ne benim oruç yiyip yemediğimden."

Otobüstekilerin bazısı "Aşağı in" demiş. Bazısı da "Burası iran mı? Ne karışıyorsunuz" diye tepki göstermiş.

Tartışma büyümüş. Şoför otobüsü kenara çekip arkadaştan aşağı inmesini, aksi takdirde otobüsü hareket ettirmeyeceğini söylemiş.

Tartışma itiş kakışa dönmüş.

Sonunda arkadaşı tutanlar baskın çıkmış, şoför çaresiz hareket etmiş.

Hikáyenin sonunu arkadaştan dinleyelim:

"Neyse Zeynepkamil'e geldik, ben indim. Bir de elimi cebime attım ki itiş kakış sırasında bizim telefon gitmiş. Yapacak bir şey yok. Otobüsün arkasından baktım, Allahınızdan bulun dedim."
http://www.hurriyet.com.t...9&gid=61&sz=17421
ülkeyi tehdit eden en büyük iki unsurdan biri. diğeri de medya baskısı. efendim sizlere sormak istiyorum acaba şu son bir aydan önce peş peşe 10 a yakın ünlü simanın başını kapatarak magazin basınına poz verdiğine şahit oldunuz mu? eskiden bir bülent ersoy vardı böyle bir garip olan *, şimdi herkes kapatıp poz veriyor erkek sanatçılar da poz veremediğinden demeç veriyor. yani yavşaklık olsun diye istesek götünü verecek bu insanlar başını kapatıp poz veriyor. işte size güzel bir baskı -ne baskısı derseniz diyin- örneği medyatik kişiler üzerlerindeki baskıyı topluma artırarak yansıtıyorlar efendim.
turkiye'de, baskalarinin bireysel hareketlerine hosgoru gostermeme sonucu ortaya cikmis kavramdir. hatta kavramdan ote, hayatin gercegidir. sadece turkiye'ye de has degildir ve her yerde olabilir. onemli olan kanunlarin, baski yapanlari cezalandirabilmesidir.

bu baski genellikle dini yasam konusunda tekrar etmektedir. oruc tutmadigi icin dayak yiyen insanlar ile sokakta kafasindan basortusu cekilen kizlar bilir asil eziyetini.

son tahlilde, ertugrul ozkok liderliginde hurriyet araciligiyla gaza getirme calismalari surmekte, turbanin ustumuze ustumuze gelecegi asilanmaktadir. tabi insanlar da birbirini ocu gibi gorerek kavgayi goze almaktadir.

http://www.sabah.com.tr/h...410CA6B7CA2DB9EE97F5.html

guzel bir laf vardi, "turkun turk'ten baska dostu yoktur. onun dostlugu da olmaz olsun!"
"Gizli iktidar"ın egemenliğini yitirdiğini algılamaya başlayan seçkinci sınıfın -devletin milleti ile barışma adımlarına fena halde bozuk çalmasıdır!
Olup bitenleri kaçırma

İlk öğrenen uludağ sözlük kullanıcıları olacak.