bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. 1.
    Mürekkepbalığı'nın en önemli özelliği kolcuklarıyla
    bir desene benzemesidir,
    ama çenesi ve mürekkebiyle de dikkati çeker
    ve bu üç şeyin inanılmaz bileşkesi
    bir canavarın bölümleri olarak yorumlanabilir.

    Karanlıkta yaşar, nahoş deliklerde
    aşağıda, ölü gemicilerin ruhlarını mürekkebe dönüştürdüğü
    suyun derininde,
    sarıp sarmalarmış yüzücüleri ince uzun kollarıyla
    ve kendisiyle birlikte götürürmüş suyun derinine
    yemek için iştâhla.

    Derler ki ayrıca, on kollu bir mürekkepbalığı
    büyüyebilirmiş sonsuzca
    ve otuz metreden uzun olanlarına rastlanmış.
    Bir raket gibi yaratılmıştır
    ve sessizce kımıldar
    ve ışık hızıyla devinir kendi elementlerinde.

    Bir firkateynin güvertesinden çekilmiş
    yüzyıllık bir fotoğrafta
    görünüyor sekiz kollu bir mürekkepbalığının
    telaşla yapıştığı dev bir mavi-balinaya.

    (Bilinmiyor bu çekişmeyi kimin kazandığı)

    Ama mürekkepbalığının bir çeşit canavar olduğunu unutursak
    gerçekte en şahânesidir
    şahâne hayvanların
    ve şimdi izin verdiğimde kendime seni
    bir mürekkepbalığıyla karşılaştırmaya
    öyle geliyor ki bana söyleyebileceğim
    en güzel şeyleri söylüyorum sade senin hakkında değil
    her tür mürekkepbalığı hakkında da.

    Bir dansöz gibi kıvrılır suda
    mürekkepbalığı
    arınmış bütün fizik yasalarından
    bedenleşmiş bir ruh gibi
    dokunmak, kucaklamak ve sevmek için yaratılmış
    ve bir yürek gibi
    sonsuz arayış içerisinde bedeninden koparılmış bir yürek gibi

    Daha zariftir mürekkepbalığı
    bütün diğer kuşlardan ve balıklardan
    turnakuşu ve avcı şahin, kılıçbalığı ve uçarkefal
    hepsi de bu listeye dahildir.

    Bir kadından daha da kadınsıdır mürekkepbalığı
    ve daha asil
    ve daha hüzünlüdür gözleri
    karşılaştığım bir tanrının
    ya da peygamberin gözlerinden.

    Mürekkepbalığı güzellik, cazibe
    ve kadınsılıktır
    bedenleştirilmiş
    zerâfet ve hüzün.

    En son denizkızıdır mürekkepbalığı.
    Bir zamanlar Türkiye'nin Ege-kıyılarında
    bir mürekkepbalığı vurmuştum berrak suda:
    Vurulduğunda baktıydı bana
    bir anne ya da sevgili gibi.
    Sonra tentaküllerini dolayarak bedenime
    - beni kendisiyle birlikte dibe gömmek için değil de
    sanki okşamak istiyordu
    her bir kolcuğuyla merak ya da ayrılış içerisinde.
    Ölmeden önce, mahçup, mürekkepten bir bulut içinde.

    Mürekkepbalığının eti sarımsı beyaz ve oldukça kaygan
    Çin fildişi gibi ve kekremsi şirin bir tat bırakıyor ağızda.
    Ne zaman mürekkepbalığı eti yesem
    öyle bir hisse kapılıyorum ki
    sanki çok eski bir tabuyu çiğniyorum
    Tanrı'yla alay ediyorum sanki
    bir mezarı yağmalıyorum ya da ensest yapıyorum.

    Ama gene de, ya da belki de salt bu yüzden
    seviyorum tadını mürekkepbalığının.
    Eğer bir zaman kendim bir hayvan yemi
    olacaksam en sonunda
    bir mürekkepbalığı tarafından yenmek isterim.

    Henrik Nordbrandt
    ... mulayim