1. 1.
    Yeni doğmuş bir bebeğin ev halkı arasında birdenbire ortaya çıkmasını çocuklarına açıklayabilmek adına iskandinavyalı anneler çocuklarına bebeği bir leyleğin getirdiğini söylerdi. Ayrıca loğusa döneminde annenin yatıp dinlenme ihtiyacını açıklamak için de çocuklara, bebeği getiren leyleğin evden ayrılmadan önce annenin ayağını ısırdığı anlatılırdı.

    Özellikle bebeklerin evlerde doğduğu bir zamanda, bir bebeğin eve gelişini çocuklara açıklayabilme ihtiyacı anlaşılabilir bir şey, ama neden leylek?

    Eski iskandinav doğa bilimcileri leylekler ve onların bacalarda yuva yapma alışkanlıkları üzerine çalışma yapmıştı. Söz konusu kuşlar yetmiş yıl olan uzun yaşam süreleri boyunca her yıl dönüp dolaşıp aynı bacaya gelir ve tek eşli bir şekilde yaşardı. Daha genç kuşlar yaşlı ya da sakat olanlarıyla ilgilenir, onları besler ve kanatlarıyla desteklerdi. Aslen eski Romalılar leyleğin bu yardımsever karakterinden etkilenip çocukları ebeveynlerine bakmakla yükümlü kılan “Leylek Kanunu” anlamındaki Lex Ciconaria yasasını geçirmişti. Yunanlılar da bu kuşlardan aynı derecede etkilenmişlerdi. “Güçlü, doğal sevgi” anlamındaki storge terimleri leylek anlamına gelen ingilizce stork kelimesinin de kökenidir.

    Böylece iyi huyluluğu ve bacaya yuva yapma âdetiyle beraber leylek, bebeği baca vasıtasıyla ev halkına teslim etmek için ideal bir yaratıktı. Yüzyıllarca bu eski Norveç efsanesi baştan sona bütün iskandinavya’da popülerdi. Bu miti on dokuzuncu yüzyılda dünya çapında üne kavuşturan ise Danimarkalı yazar Hans Christian Andersen’in peri masallarıydı.
    ... hepinizi sevmiyorum