1. 1.
    başlangıç seviyesi franısızcası ile bakılınca "tembellik kanunu" ya da "tembellik hakkı" anlamına geliyormuş gibi duran kelimeler..
    2 ... canzone arrabbiata
  2. 2.
    kitaptır.

    dünya çapında bilinirliği olmasına karşın pek sözü edilmeyen bir enteresan savunu. daha da basit bir anlatıma sahip olsa daha etkili olurdu sanırım.
    2 ... yasakani
  3. 3.
    kitap özeti ve tahlili olduğu için çok fena spoiler içerir. uyarmadı deme ! ve copy-paste değil !

    spoiler
    spoiler

    türkçe'ye tembellik hakkı diye çevrilen, paul lafargue'ın kitabı. 1880'de yazılmış.

    tembellik hakkı deyince malak gibi yatmak anlamı çıkmasın. dönem sanayi devrimi ve 18 saat çalışan işçileri göz önüne getirin. kitap gotthold ephraim lessing'in şu dizeleri ile başlıyor:

    "Sevme, içme ve tembellik dışında, tembellik edelim her şeyde"

    kitap kapitalizmin, papalığın, hristiyanlığın, burjuvazinin, iktisatçıların bir eleştirisi. ilk bölümde rothschild ailesi'nin adını vererek açıkça laf sokuyor. çalışmak entelektüel yozlaşmayı getirir diyor. antik çağ filozofları, çalışmak özgür insanın aşağılanması demektir der. özgür insan iki şey yapar:

    - bedensel idman
    - zeka oyunları

    yani günümüzde özgür insan olarak varlıklı ailelerin özellikle genç çocuklarına baktığımızda iyi kolejlerde, iyi üniversitelerde kaliteli bir eğitim almaları; yapacak işleri olmadığından da fitness salonlarında da iyi bir beden için saatlerce çalıştığını görmekteyiz. çalışan hele ki çok çalışan insanın beli bükülür, saçı dökülür, dişleri çürür, kilo alır, bedeni yıpranır.

    antik yunan döneminde şairler tembelliğe övgü yazarlarmıŞ:

    "o meliboe, deus nobis hoec otia fecit." yani; "ey meliboeus, bir tanrı bağışladı bize bu aylaklığı"

    1770 yılında ingiltere'de işçinin çalışmaya sevk edilmesi gerekirmiş. kafasına zararlı düşünceler sokmamalıymış. mesela bu zararlı düşünce, başka ülkelerdeki işçilerin iyi konumda olduğunu bilmek ve özenmek gibi. çok çalışmak ahlaksızlığı azaltır diye telkin edilirmiş.

    ucuz iş gücü olarak kadınlar ve çocuklar çalıştırılır. bu iş çalıştırmak değil sömürmek oluyor. yaşları 12 bile olmayan çocuklar en aşağı 12 saat çalışır. 1857 yılında brüksel 1. hayırseveler kongresinde mösyö scrive birtakım öneriler sunar:

    "çalışan çocuklara eğlence imkanı sağlamalıyız. çocuklar çalışırken şarkı söylesin, sayı saymayı öğrensin"

    gerçekten bravo !! insanın gözleri yaşarıyor bu insancıl öneriye. ne güzel bir ahlak !
    çocukların ve özellikle kadınların kazanması kendileri açısından bir gelir getirmiyor denmektedir. gece gündüz çalışarak kendilerinin bireysel sefaletlerini arttırmaktadır. artı değer mevzusuna gönderme yapıyor. bu sayede kapitalistlerin servetlerinin birikmesini sağlıyorlar.
    (bkz: kapitalizm/#24744397)

    din etkin kullanarak kapitalizm-din elele işçilerin üzerine tahakküm uyguluyor. kapitalist patron ve işçi hristiyan olsalar da, egemen güç kendilerince ahlakçılık oynuyor. işçilerin 52 gün pazar ve 38 gün dini tatilleri olmak üzere yılda 90 gün tatilleri varmış. IV. henry papa'ya tatillerin azalması için başvurur. papa reddeder. 1666 yılında paris başpiskoposu perefixe, kendi piskoposluğunda dini tatillerin 17 gününü kaldırır. işçiler kötü yiyecek, boya katılmış şarap tüketerek beyinleri yıkanmaktadır. bolca patates tükettiği anlatılır. aklımıza robert giffen ve giffen paradoksu gelmektedir. ayrıca ingiltere'de "merry england" diye bir gerçek vardır:

    http://en.wikipedia.org/wiki/Merry_England

    işçi kadınların güzelliklerin soluşuna, işçilik ile çocukları ile heder oluşu anlatılır. işçi kadınların hali harapken, sosyete kadınları terzi-davet arası mekik dokurlar. saçları yaptırmanın derdi, tuvalete sığma derdi hem de çileli bir yol olan korseyle ve küçücük ayakkabılara sığma çabasıyla. bunun yanı sıra, bol dekolte ile bakışları üzerinde toplama hem de boş kafaları ile. tabi bunları ne için yapıyorlarmış:

    yoksullar için hayır daveti amacıyla... kitapta "ne yüce ruhlar" diye tiye alır. burjuvazinin tıka basa yiyişini, lüks yaşamını, aşırı tüketimini anlatır. p. lafargue'nin kayınpederikarl marx olunca kapital'den alıntılar ve kapitale atıflar var. ingiltere içinde çalışan kesmin, uşakların, çiftçilerin sayıları verilmiş. "hali vakti yerinde olan sınıfa uşaklık eden kişi sayısı artıyorsa, bu kesmin uygarlığı ve serveti artıyor" şeklinde Robert Montgomery Martin'in "Ireland before and after the Union" adlı eserinden alıntı yapılmış.

    "çalışmayan yemez", "ya kurşun ya iş" sloganlarının olduğu dönemmiş. paris ve lyon'da kalelerin yapılmasının sebebi, şehri yabancıya karşı korumak için değil; isyanda iç düşmanı(işçiler) ezmek içinmiş. kitapta belçikalı subayların madencilere ve silahsız işçilere karşı yaptığı kahramanlığına(!) da yer verilmiştir. esas nokta işçileri ümitsizliğe sürüklemektir. çıkış yolu olmayacak. bu sayede kemer sıkan işçi sınıfı ve pantolonuna sığmayan, kemer gevşeten sömürünün patronları düzeni olacak. sene 2000'ler olsa da aynı korkutma ve düzen modern(!) haliyle devam ediyor.

    bir ara aşırı üretim olmuştur. işçiler de kendi ürettikleri dokumaları ve şarapları almayı reddetmiş. malı nereye satacaklarını kara kara düşünmüşler. malları ellerinde patlamış. başka ülkelere satmanın yolunu aramışlar. ingiltere, tehditine rağmen pirinç ve buğday eken hintliler'e karşı bir hamle yapmış. hint ülkelerinin gözüne de girme amacıyla çin hükümetinin hint afyonuna serbest girişim için kanlı bir savaş başlatır. bu savaşta yer alanlara malları satmışlar. bir nevi ingiliz tarzı giyinip şarap içip savaşmışlar.

    işsizlik bir ara doruğa çıkmış. iş için 14 saat çalışmaya razı olmuşlar ama iş yok. yalvarmışlar. iş olunca başvuru için çullanırlarmış. bir anlamda kapitalizm kasten bu yola gitmiş. muhtaç ederek bu durumu sindirtmek istemiş. aynı bizdeki kpss ile memurluğa mahkumiyet gibi. bombok bir memurluk için milyonlarca kişi aday hem de 2000 lira için. belli adaylık başvurusuna rekor başvuru olması gibi. bu durumda da muhtaç etme var. halbuki ne yetenekler çürüyor.

    kitapta ilginç bir anekdot var:

    "amerika'da makine, tereyağı yapımında buğday çapalamaya dek, tarımsal üretimin bütün dallarını istial etti. neden? çünkü özgür ve tembel amerikalı, fransız köylüsünün sığır gibi hayatı yerine bin kez ölmeyi tercih eder. sağı solu tutulan çiftçileriyle ünlü muzaffer fransa'mızda son derece zahmetli bir iş olan çiftçilik, amerika'nın batısında, oturup uyuşuk uyuşuk pipo içerken açık havada geçirilen hoş bir zamandır."

    siyasetçi Jules Dufaure, general Gaston de Galliffet gibi isimlere eleştiri sıralanıyor.

    yeni beste yeni güfte adlı son bölümde, eleştiri konusunda adeta vites 5'e takılıyor ve eleştiri dozunu arttırıp tacire, kapitaliste, askere, kiliseye, siyasetçiye papaya, iktisatçıya, seçmene verip veriştiriyor. seçmene bizdeki gibi koyun yerine eşek diyor. yanlış tercih ve körlükten dolayı me me me dersinizi yerine ai ai ai diye anırıp her şeye baş sallarsınız diyor.

    kitap şu sözlerle sona eriyor:

    "ey tembellik, bizim bu bitmek bilmez sefaletimize merhamet göster! ey tembellik, sanatların ve soylu erdemlerimizin anası, insanın kaygılarına merhem ol !"

    günümüzle bağı ve karşılaştırması çok. bir şeyler yıllar geçse de değişmiyor. roller aynı, oyun aynı; ufak detaylarla ve zaman farkıyla sistem bir şekilde sürüyor.

    edit: imla
    4 ... recruit