1. 1.
    http://www.kurandakidin.com adlı internet sitesinin derlediği hurafe listesidir.

    BUNLAR KURAN’DA = DiN’DE YOK

    1-    Kuran’ın tek başına yetersiz olduğu iddiası

    2-    Hadislerin dinin kaynağı olması

    3-    Mezhep alimlerinin fetvalarıyla helal ve haram belirlenmesi

    4-    Mezhep çıkarımlarına göre Kuran’dan ayet iptal etmek

    5-    Mezhepleri dine eşitlemek, mezhep bağımlılığını farzlaştırmak

    6-    Kuran’ı musiki kitabı gibi anlamadan okumak

    7-    Kuran’ı ölüler için okunan bir kitaba çevirmek

    8-    Peygamber’in hadislerle Kuran dışı hükümler, farzlar, haramlar oluşturduğu iddiası

    9-    Tüm canlıların Peygamberimiz sayesinde yaratılmış olması

    10-   Peygamberler’i yarıştırma, Peygamberimiz’i en üstün Peygamber ilan etmek

    11-   Peygamberimiz’in, Peygamberlik öncesi hayatını bile taklide kalkmak

    12-  “Kuran eksiktir, detaylar başka kitaplardadır” demek

    13-  Bazı kimseleri evliya kabul edip Cennetlik ilan etmek ve mezarlarında dinin özüne aykırı saygı gösterileri yapmak

    14-  Tarikat şeyhlerini aşırı yüceltmek

    15-  Tarikatlardaki rabıta gibi uygulamalar

    16-  Bir tek Sunnilerin veya bir tek Şiilerin Cennetlik olduğunu iddia etmek

    17-   Şiilikteki gibi 12 imamın veya bazı tarikatlardaki gibi şeyhlerin hatasız olduğunu söylemek

    18-  Dine Arap geleneklerini sokmak

    19-  Şahsi görüşlerine uydurmak için dini, reformla değiştirmeye kalkışmak

    20-  “Peygamber’in sünneti” başlığıyla, hayatın her alanıyla ilgili uygulamaları dinsel uygulamalara çevirmek

    21-  Çoğunluğun her zaman doğru olduğunu savunmak

    22-  Mezheplerin tarihsel sürecini mezheplerin doğruluğuna delil saymak

    23-  Hanefilik diye bir mezhep

    24-  Şafilik diye bir mezhep

    25-  Hanbelilik diye bir mezhep

    26-  Malikilik diye bir mezhep

    27-  Caferilik diye bir mezhep

    28-  Maturudiye, Eşariye veya itikadi herhangi bir mezhebin taklitçiliği, eleştirilmezliği

    29-  Kuran’ın ezeli olduğu iddiası

    30-  Mezhep değiştirenlere sopa veya herhangi bir ceza öngörmek

    31-  Aklı inkar etmek, taklitçiliği üstün tutmak

    32-  Bilim düşmanlığı

    33-  Sanat düşmanlığı

    34-  Buhari diye bir hadis kitabına Kuran gibi uymak

    35-  Müslim diye bir hadis kitabına Kuran gibi uymak

    36-  Kütübü Sitte veya başka hadis kitaplarına Kuran gibi uymak

    37-  Şiilikteki gibi taklit mercilerinin varlığını savunmak

    38-  Sahabelerin (Peygamberimiz’i gören herhangi bir Müslüman) hangisine uyarsak uyalım doğruya erişeceğimiz iddiası

    39-  Saçları örtme zorunluluğu (bu konu tartışmalı. anlayan anladığını uygulamakta özgürdür. madde alıntıladığım listede yer aldığı için dokunmuyorum.)

    40-  Peçe takmak

    41-  Haremlik-selamlık uygulaması

    42-  Kadının tek başına seyahat edememesi

    43-  Kadının, erkeğin tüm vücudu irinle dahi kaplı olsa, o vücudu yalayarak temizlese, yine de erkeğin hakkını ödeyemeyeceği düşüncesi

    44-  Allah’tan başkasına secde edilseydi, kadının kocasına secde etmesinin gerekeceği iddiası

    45-  Kadının yönetici, devlet başkanı olamayacağı

    46-  Kadının yöneticileri seçme hakkının olmadığı

    47-   Kadının sesinin erkek tarafından duyulmaması gerektiği

    48-  Kadının Cuma namazını kılmaması

    49-  Kadının aybaşılıyken namaz kılmaması, oruç tutmaması

    50-  Kadınların aybaşılıyken Kuran okumaması, camiye girmemesi

    51-  Kadınla erkeğin el sıkışma yasağı

    52-  Kadının kalktığı yere soğumadan oturulamayacağı

    53-  Kadının kapalı bir yerde, erkekle baş başa kalmasının haram olması

    54-  Kadının, köpek ve domuzla beraber namazı bozan unsurlardan olması

    55-  Kadınların çoğunun Cehennemlik olması

    56-  Kadınların şerli olması

    57-  Kadınların eksik akıllı olması

    58-  Kadınlara evde hapisvari hayat yaşatmak

    59-  Kadınların kocası dışında erkeklerin duyacağı koku sıkmasının haram olduğu

    60-  Kadınların kaş aldırmasının haram olduğu

    61-  Kadının kocasına her işte itaatinin farzlaştırılması

    62-  Kadının kocasının  cinsel çağrısına her seferinde cevap vermesinin mecburi olması

    63-  Şahitlikte, “bir erkek eşittir iki kadın” ilkesinin uygulanması (bakara 282. ayet hariç. bu madde hakkında aşağıdaki linkte yer alan 'kadınların şahitliği' başlığını okuyunuz: http://www.kurandakidin.c...-uydurulan-dinde-kadin-2/ )

    64-  Kadının ailesinden izin almadan evlenmesinin yasaklanması

    65-  Zina edenin taşlanarak öldürülmesi

    66-  Zina ayetinin bir keçinin yemesiyle yok olduğu iddiası

    67-  Maymunların bile zina edenleri öldürdüğüne dair izahlar

    68-  Erkeklerin altın takmasının haram olması

    69-  Erkeklerin ipekli giysiler giymesinin haram olması

    70-  Yemekte altın, gümüş takımların kullanılmasının yasak oluşu

    71-   Heykel yasağı

    72-  Resim yasağı

    73-  Satrancın yasak oluşu

    74-  Müzik enstrümanları ve müzik dinleme ile ilgili yasaklar

    75-  Midye, karides gibi deniz ürünlerinin haramlaştırılması

    76-  At, eşek, vahşi hayvan etlerinin haramlaştırılması

    77-  Böbrek gibi bazı organların mekruh sınıfına sokulup, yenmesinin çirkin gösterilmesi

    78-  Sigaranın haramlaştırılması

    79-  Mekruh diye haramlardan ayrı Kuran’da olmayan yasaklar listesi ve belli oranda mekruhların harama eşit olacağı izahı

    80-  Cinsel ilişkinin örtü altında olmasının gerekliliği

    81-  Eşlerin cinsel ilişki esnasında bile birbirlerinin cinsel organlarına bakamayacağı

    82-  Mastürbasyonun yasaklanması

    83-  Doğum kontrolünün yasaklanması

    84-  Yıkanırken bile kişinin cinsel organının açıkta olmaması gerektiği, meleklerden utanması gerektiği, peştemalle yıkanmak gerektiği

    85-  Erkeklerin sünnet olması

    86-  Kadınların sünnet olması

    87-  Sakal bırakmanın sevaplığı

    88-  Sakal kesmenin haram olması

    89-  Saçları ortadan ayırmada sünnet sevabı arama

    90-  Saçları yağlamanın sevaplığı

    91-  Saçlara, sakala kına yakmanın sevaplığı

    92-  Erkeklerin sürme çekmesinin sevaplığı

    93-  Yüzükoyun yatmanın yasaklanması

    94-  Yer yatağında yatmak

    95-  Sağ ayakla evden çıkmak, eve girmek, yatağa girmek

    96-  Sol ayakla tuvalet gibi pis yerlere girmek

    97-  Tuvalet yaparken konuşma yasağı

    98-  Oturarak küçük tuvalet yapmak

    99-  Tuvaletin kıbleye karşı yapılmasının haram olması

    100- Sol elle yenenleri şeytanın yemesi

    101- Sarık sarmak

    102- Misvak kullanmak

    103- Cübbe giymek

    104- Entari giymek

    105- Şalvar giymek

    106- Beyaz, yeşil, siyah renkli giysilerde sevap aramak

    107- Sarı, kırmızı renkler giymemek

    108- Hurma, kabak gibi yiyeceklerde sünnet sevabı aramak

    109- Yemeği yer sofrasında yemek

    110- Yemeği aynı kaptan yemek

    111- Elle, üç parmakla yemek

    112- Suyu üç yudumda içmek

    113- Suyu oturarak içmek

    114- Yemeğin bitiminde parmakları yalayarak veya yalatarak temizlemede sünnet sevabı aramak

    115- Alkollü koku sürmemek

    116- Kolonya kullanmamak

    117- Kara köpekleri öldürmek

    118- Köpekleri eve sokmayı yasaklamak

    119- Geceleri aynaları kapamak

    120- Kuran’la veya Kuran’sız büyü yapmak

    121- Muska yazmak, taşımak

    122- Kuran’ı üfürük kitabı gibi kullanmak

    123- Islık çalmanın şeytan işi olması

    124- Tahtaya vurmaktan, nazar boncuğundan hayır beklemek

    125- Falcıları, cincileri dindar hoca sanmak

    126- Kurşun dökmek veya merdiven altından geçmemek

    127- Kara kediyi, kara köpeği uğursuz saymak,

    128- Çamaşırı belli günlerde yıkamanın, cinsel ilişkiye belli günlerde girmenin gerekliliğini iddia etmek

    129- Mevlit

    130- Ölünün 7., 40., 52. günlerinde törenler yapmak

    131- Kabir azabı ile ilgili hikayeler, kabir azabının kendisi

    132- Sırat köprüsünün kıldan ince olduğu, kesilen kurban üzerinde sıratın geçileceği izahları

    133- Üzerine idrar sıçratanın en çok kabir azabı çekecek kişi olması

    134- Ölünün yerine oruç tutmak

    135- Ölünün yerine Hacca gitmek veya birisini göndermek

    136- Ölünün arkasından ağlayınca ölüye azap olması

    137- Kıyametin saati hakkında açıklamalar (bu madde hakkında bu listeyi hazırlayandan farklı düşünüyorum)

    138- Mehdi’nin gelmesi

    139- Mehdi’nin Kufe’de, Şam’da veya istanbul’da çıkacağı iddiaları

    140- Mehdi’nin Deccal’i öldürmesi

    141- Deccal’in gelmesi

    142- Deccal’in ölüleri diriltmesi

    143- Dabbenin fil kulaklı, hınzır gözlü, öküz başlı olduğu

    144- Dabbenin Hz. Süleyman’ın asası, Hz. Musa’nın mührüyle gelmesi

    145- Hz. isa’nın yeniden yeryüzüne geleceği

    146- Hz. isa’nın Mehdi ile buluşması

    147- Yecuc ve Mecuc’un Türkler olması

    148- Yecuc ve Mecuc’un yerin altında bir karışlık adamlar olması

    149- Yecuc ve Mecuc’un kulaklarını yatak ve yorgan yapmaları

    150- Evrenin sonunda Güneş’in batıdan doğacağı

    151- Önünden birinin geçmesiyle namazın bozulacağı

    152- Namazda el bağlama şeklini, ayakların kaç santim aralıklarla duracağını belirlemek

    153- Orucu kasten bozanın iki ay kesintisiz oruç tutması gerektiği

    154- Haccı birkaç güne sıkıştırıp insanları perişan etmek

    155- Kurban bayramında kurban kesmek mecburiyeti

    156- Belli haramların Hacdan sonra başladığı veya haramlık derecesinin arttığı düşüncesi

    157- Zemzem suyunda, okunmuş şeker, tuz gibi maddelerde sevap aramak

    158- Zekatın ancak para elde bir sene durursa farz olduğu iddiası

    159- Abdesti kanın bozduğu iddiası

    160- Abdestin sırasını farzlaştırma

    161- Abdestte ve boy abdestinde ağız burun çalkalamayı farzlaştırma

    162- Namazda gülmenin abdesti bozduğu

    163- Boy abdestinde önce sağ, sonra sol tarafa üçer defa su dökmek gibi teferruatlarda sevap aramak

    164- Abdestin namaz dışında Kuran okumak için de mecbur tutulması

    165- Boy abdestsiz atılan her adımın günah olması

    166- Diş dolgusu olanların abdest veya boy abdestinin geçersiz olması

    167- Dövmesi olanların abdestinin ve boy abdestinin geçersiz olması

    168- Deprem ve selde ölenlerin şehit olması

    169- Karın ağrısından ölenlerin şehit olması

    170- Dünya’nın öküz ve balık üstünde olduğu

    171- Depremin bu balığın sallanması sonucu olduğu

    172- Güneş’in batışının, Güneş’in secde etmek için kaybolması olarak açıklanması

    173- Güneş batarken namaz kılmamak gerektiği

    174- Boğa, aslan, kartal suretinde meleklerin var olduğu iddiası

    175- Cebrail’in 600 kanadına ilişkin açıklamalar

    176- Allah’ın cennette baldırını açması

    177- Allah’ın Peygamber’in sırtına dokunması

    178- Allah’ın özel günlerde yeryüzüne inip, insanlarla tokalaşması

    179- Peygamber’in Allah’la pazarlığı sonucu namazı elli vakitten beş vakite indiği

    180- Halifelik müessesesi

    181- Arap dilini cennet dili, harflerini cennet harfi diyerek kutsallaştırmak

    182- Arap ırkını üstün görmek

    183- Her asırda bir müceddid geleceği iddiası

    184- Evreni yöneten kutupların, gavsların varlığı

    185- Tarikat şeyhleri gibi kimselere özel şefaat kontenjanları ayrıldığı iddiası

    186- Darül harp iddiasıyla kendi dışındakilere şiddeti meşrulaştırmak

    187- Darül harp iddiasıyla kendi dışındakileri soymak, haklarını çiğnemek

    188- Namaz kılmayanı öldürmek veya dövmek

    189- Orucu zorla tutturma, tutmayanı dövme

    190- Makyajlı veya açık kadınları dövmek

    191- Araba kullanan kadınları engellemek

    192- Müslümanlığı bırakanları (mürtedleri) öldürmek

    193- Savaş açmamış olsa da Müslüman olmayan milletlere savaş açmak

    194- Farklı mezhepten olduğu iddiasıyla Müslümanların kanını malını helal saymak

    195- Sırf ganimet için fetihlere kalkışmak

    196- islam’a hakareti öldürme sebebi görmek

    197- Berberlere sakal kesme yasağı getirmek

    198- içki içenleri dövmek

    199- Baskıyla dini yaymak

    200- Baskıyla dini yaşatmak

    alıntı:http://www.kurandakidin.c...-dine-ilavelerin-listesi/
    50 -28 ... lunarliftoff
  2. 2.
    sadece 200 tane miymis bence rahat 2000 hurafe cikar.
    24 -1 ... syme
  3. 2.
    Kuran dini diye bir din yoktur. Din islam dır. islam dini ise kitap sünnet, icmai ümmet ve kıyası fukaha dır. Ehli sünnetin inkarı, mezheplerin inkarı, hadislerin inkarı ve sünneti rasulullahın (s.a.s.) reddi, islami değildir. Esas hurafe budur. Bidat budur. Dinsizlik budur. Hz peygamberin devre dışı bırakıldığı ve din diye lanse edilen her ne varsa islam değildir. Bu islama imanın temel şartı ve imani esasların şartıdır. Bu kabul edildiği taktirde iman dairesine girilmiş olunur ancak.

    Zaten bu tezgah islamı yıkmak için tertip edilmiştir. Sünneti seniyyeyi, sahabei kiramın bildirdiklerini yani icmayi ümmeti, tabiin imamlarınının uygulamalarını komple red etmeden islamı yıkamayacaklarını pekala biliyorlar. Bunlar vatikan-siyonizm-deccaliyet üçlüsünün dünya üzerinde tesis etmek istedikleri ılımlı islam projesidir. Bu dış islam düşmanlarının beslediği yerli satılmış ilahiyatçı proflar da bunların paralı askerleridir.

    Kuran hz peygamberin (s.a.s) gönlüne indirildi. Sünneti inkar eden, allahın rasulünü yalanlamıştır. Her kim, kaynakları sahabeyi kiram efendilerimiz olan kaynakları belli ve güvenilir kabul edilmiş hadislere ve hadis imamlarına ve eserlerine dil uzatırsa, onlarları yalanlarsa, inkar ederse, red ederse, kabul etmezse, dinden islamdan çıkmıştır. Bunu bilerek yapanlar hem islama hem allaha hem peygambere hem müslümanlara hem de aziz milletimize düşmandırlar ve bunu ustalıkla gizlemektedirler. Yerli hainleri allaha havale ediyoruz. Bilmeden bu işlere karışanlara gelince, akıllarını başlarına alsınlar. Din kimsenin babasının malı değildir. Din adına konuşmadan önce kuran sünnet hadis tefsir kelam akaid fıkıh sarf nahiv gramer tarih mantık matematik fizik kimya astronomi biyoloji gibi belli başlı en az 80 kadar ilimde bilgi sahibi olmak gerekir. Yoksa Bu işler, ehli sünnet düşmanı vehhabi kafalı mezhepsiz 3-5 kaynaktan sözde bir takım görüşler aktarmakla olmaz.

    Bu işin vebali günahı büyüktür. Cezası ağırdır. Kimse boyundan büyük işlere kalkışmasın. Yoksa cenabı allahın yedi kudret elinden yakasını kurtaramaz. Hesabını veremez. Yüzüstü cehennemi boylar. Onu kimse de kurtaramaz. Din işlerinin şakası bile olmaz. Bilmediğiniz işlere burnuzu sokmayın...
    7 -19 ... gazeloglu
  4. 3.
    Gelenekselci ve mezhepçi güruhun Kur'an'dan çok iman ettiği hurafelerdir. Kur'an evrenseldir, rivayetlerler yöreseldir. Rivayetler Arap tarihidir, Kur'an evrensel bir bildiridir. Kur'an tamdır, tamamlanmıştır ve detaylandırılmıştır. Rivayetler çelişki dolu, akla ve mantığa aykırı, Allah'a ve resulüne iftiralar, hakaretler içeren metinlerdir. Başka hiçbir kaynağa gerek duymadan Kuran'dan çıkarılabilecek bu düşünceye karşı olan insanların, belirli başlı menfaatleri ve makamları ellerinde bulundurmak istediklerini de belirtmek isterim. Allah, peygamberle son kitabı gönderdi ve şefaatçi ve aracı bütün putları ortadan kaldırdı. Kırın putlarınızı! Yalnız Allah'a yönelin! Allah, Kur'an'ı tam gönderdi, eksik birşey bırakmadı, haşa unutmadı, ve yine haşa hiçbir canlıya ve onun katkılarına muhtaç değildir.
    11 ... fnch
  5. 4.
    Şu liste bile müslümanların ne boş, ne abuk sabuk şeyleri kendilerine dert ettiklerini anlamak için yeter.
    4 -13 ... dinsiz kitapsiz kafir
  6. 5.
    Mezhepsizler, konuyu başka noktalara çekerek mevzuyu bulandırmaya çalışıyorlar. Oysa ki bu konu tüm açıklığıyla Kur’an’da geçmektedir. Evet, islam’da mezhep vardır; O da Allah ve Resulunun izinden giden Ehl-i Sünnet (Hanefi, Maliki, Hanbeli ve Şafii) mezhebidir.

    “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere itaat edin ve sizden olan ulu-l emre itaat edin. Eğer Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah ve Resulüne götürün. Bu daha iyidir ve sonuç bakımından daha güzeldir.” (Nisa 59)

    Bu ayette geçen “sizden olan ulu-l emre itaat edin” tabiriyle alimler vurgulanmaktadır. Yüzlerce alim bu görüşü benimsemiş ve bu konuda ittifak etmiştir. Ayetin devamında yer alan “herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah ve Resulüne götürün” kısmı da kıyasa delildir. Kur’an ve hadislerde hükmü açıkça bildirilmeyen meselelere kıyas ederek hüküm çıkarılması gerekir. Bu da içtihadı gerektirir. Hz. Muhammed’den sonraki dönemlerde içtihadı müçtehidler, yani “ulu’l emr” yapar.
    Nitekim Peygamberimiz bazı dünya işlerinde kendi görüşünü ortaya koymuştur. Resulullah bazı konularda kendileri içtihad ederdi. Resulullah’tan sonra ashab devrinde de ashaptan biri, bir mesele hakkında çözüm bulamadığında onu bilen birine danışırdı. Ashab döneminde de içtihad vardı. Zamanla islam coğrafyası genişlemiş, ashab sayısı azalmış ve yeni meseleler de artmıştır. Tabiin devrine gelindiğinde ise farklı görüşleri tek bir çatı (ehl-i sünnet) altında birleştirmek için Resulullah’ın hadisleri toplanmış, tasnif ve tahlil edilmiştir. işte Tabiin dönemi alimlerinden biri de imam-ı Azam’dır. imam Malik, imam Şafiî ve Ahmed bin Hanbel gibi alimler de Tabiin dönemi alimlerinin yetiştirdiği Tebe-i Tabiin alimleridir. Bu alimler ufak tefek görüş farklılıklarına sahip olsa da temelde aynı çatı altında (ehli sünnet) birleşmiştir. Bu dönem alimlerinin içtihadlarına uymak da her Müslüman’ın vazifesi olmalıdır.
    Nitekim Hz. Muhammed bir hadisinde der ki:“insanların en hayırlısı benim asrım(daki ashabım)dır. Sonra onlara yakın olan (Tabiîn)lerdir. Sonra da onlara yakın olan (Tebe-i Tabiîn)lerdir”(Buhar, Fedailü Ashabi’n Nebiyy, 1; Müslim, Fedailü’l-Ashap, 210-214; Ebû Dâvud, Sünne, 9; Tirmizî, Fiten, 45).
    Sizler bu büyük alimleri ve içtihatlarını inkar ederek gerçekten çok büyük bir yanlış içerisindesiniz. Allah, ıslah etsin.

    https://www.mumsema.org/s...kuran-ayet-var-midir.html
    1 -9 ... gazeloglu
  7. 6.
    Mezhepler Dosyası - Birinci Bölüm

    I. BÖLÜM

    BiR MEZHEBE BAĞLANMANIN LÜZUMUNA DAiR AKLÎ DELiLLER

    BiR MEZHEBE BAĞLANMAYI EMREDEN AYETLER

    iCTiHAD VE BiR MEZHEBE BAĞLANMAK HAKKINDAKi HADiS-i ŞERiFLER

    SAHABENiN iCTiHADLARI

    PEYGAMBER EFENDiMiZiN (ASM) BiR ÂLiME UYMAMIZ HAKKINDAKi TAVSiYELERi

    MEZHEPLERiN iHTiLAF SEBEPLERi

    KUR’AN VE SÜNNET BiR iKEN, GÖRÜŞLER NiÇiN FARKLI OLUYOR?

    AYETLERiN FARKLI ANLAMLARA GELEBiLMESi SEBEBiYLE OLUŞAN iHTiLAF

    HADiSLERiN FARKLI ANLAMLARA GELEBiLMESi SEBEBiYLE OLUŞAN iHTiLAF

    Bir Müslümanın Kur’an’ın getirdiği hükümleri kabul edip, yine Kur’an’ın emrettiği dinimizin temel kaynağı olan sünnet, icma ve kıyası reddederek mezhepleri inkâr etmesi oldukça şaşılacak bir şeydir.

    Bütün hak mezhepler dinin temel esaslarında ittifak etmişler, ibadet ve muamelatta farklı içtihatlarda bulunmuşlar ve Müslümanlar da asırlar boyunca bu hak mezheplerden birine tabi olmuşlardır. Hatta 1400 seneden beri gelmiş geçmiş ilim ve irfan sahibi evliyalar, kutuplar, âlimler ve asfiyaların her biri içtihada heves etmeyerek, bu hak mezheplerden birine bağlanmış, selamet ve saadetlerini o büyük imamların yolunda gitmekte görmüşlerdir. Hal böyle iken bir kısım bedbahtlar, Kur’an’ı kendi görüşleriyle yorumlayıp mezhepleri inkâr etmiş, kendi rey ve düşüncelerini müctehidlerin görüşünden üstün görmüşlerdir.

    Gaflet veya ihanetlerinden dolayı şer’î delilleri kabul etmeyip mezhebin zincirinden başlarını çıkaran bu bedbahtlar, maalesef Müslümanların zihinlerini de fazlasıyla karıştırmışlardır.

    işte bu çalışmamızda:

    * Niçin bir mezhebe tabi olmak gerektiğini,

    * Mezheplerin arasındaki ihtilafın sebeplerini,

    * ictihadın ne olduğunu,

    * Müctehidlerin tabakalarını,

    * Ve mezheplerle alakalı pek çok sorunun cevabını bulacaksınız.

    Maksadımız: Müslümanları tehdit eden bu mezhepsizlik hastalığına bir set çekmek, bu hastalıkla yaralanmış gönüllere bir derman ulaştırmak ve bu mezhep imamlarının yolunu terk edip mezhepsizliğe davet eden bedbahtların, ne kadar yanlış bir yolda olduklarını akıl ve vicdan sahiplerine göstermektir. Yardım ve inayet Allah’tandır.

    I. BÖLÜM

    Bir mezhebe bağlanmanın mutlak gerekli olduğuna ve bunun ilahi bir emir olduğuna ait deliller ile eserimize başlıyoruz. Bu delilleri, “aklî deliller” ve “naklî deliller” olarak iki başlıkta inceleyeceğiz.

    BiR MEZHEBE BAĞLANMANIN LÜZUMUNA DAiR AKLÎ DELiLLER

    Cenab-ı Hakk’ın iki farklı ayeti vardır. Birincisi; kelam sıfatından gelen Kur’an’daki ayetler. ikincisi; kudret sıfatından gelen kâinat kitabı dediğimiz şu âlemde yaratılan ayetlerdir. Bir kuştan, ta yıldızlara kadar ve bir kelebekten tutun ta galaksilere kadar her şey, bu ikinci kitap olan “kâinat kitabı”nın birer ayetidir.

    Bizler bu ikinci kitap olan kâinattaki ayetleri kendi aklımızla tam manasıyla anlayamamakta ve kâinat kitabını ders verecek muallimlere ihtiyaç duymaktayız. Mesela, gökyüzü sayfasında yazılan güneş, ay, yıldızlar ve galaksiler gibi ayetler için gök bilimcilerine başvuruyor ve merak ettiklerimizi onlardan öğreniyoruz. Yoksa teleskopu elimize alarak incelemeye başlamıyoruz ve zannımızla hükmetmiyoruz.

    Ya da denizlerde yazılan balıklar, dalgalar, mercanlar ve diğer ayetler için deniz bilimcilerine başvuruyor ve işin hakikatini onlara soruyoruz. Yoksa hemen bir dalgıç elbisesi alıp, denizlere dalmıyoruz. Ve yeryüzü sayfasında yazılan ayetler için de fizikçilere, coğrafyacılara, doktorlara ve sözün özü o ilmin mütehassısı (uzmanı) olan insanlara başvuruyor ve onların bilgilerine ihtiyaç duyuyoruz.

    işte aynen bunun gibi, birinci kitap olan Kur’an ayetlerini ve hadisleri anlamak için de bu işin mütehassıslarına ve âlimlerine başvurmak zorundayız ve onlara muhtacız. Bu âlimleri rehber yapmadan birinci kitap olan Kur’an’ı anlamaya çalışan kimse ile bilim adamlarını rehber yapmadan ikinci kitap olan kâinatı anlamaya çalışan kişinin durumu aynıdır. ikisi de yanılır ve ikisi de sadece zannıyla hükmeder.

    Mesela, astronomi okumamış bir insan güneşi bir elma kadar zannederken, bir astronomi âlimi güneşin dünyadan 1.300.000 defa daha büyük olduğunu bilir.

    Yine tıp ilmi okumamış bir insan kana baktığında sadece bir kırmızılık görürken, bir doktor kandaki alyuvarları, akyuvarları ve trombositleri temaşa edebilir.

    Yine mühendislik okumayan birisi bir nehre baktığında yalnız su görürken, bir mühendis o nehrin arkasındaki barajı ve ondaki potansiyel elektrik gücünü görebilir.

    Yine botanik ilminden haberdar olmayan birisi bir çiçeğe baktığında yalnız zahiri güzelliğini görürken, bir botanikçi o çiçekteki sırları görür ve o çiçek hakkında bir kitap yazabilir.

    Misalleri çoğaltmamız mümkündür. Bütün bu misallerin ortak noktası şudur: Bizler Allah Teâlâ’nın kudret kalemiyle, kâinat kitabında yazmış olduğu ayetlerden çok azını anlayabilmekte ve doğru bilgiye ulaşmak için o ilmin uzmanına başvurmaktayız.

    Acaba kâinat kitabında yazılan ayetleri anlamak için yapmamız gereken; o fennin uzmanına başvurmak işini, niçin birinci kitap olan Kur’an ayetlerini anlamakta yapmayalım ve bunu yapmayı niçin garipseyelim? Asıl garip olan; dünyada en küçük bir işte bile rehbere ihtiyacı olan insanın, âlemin en büyük işi olan dini anlamada bir rehber ve muallime ihtiyacı olmadığını zannetmesi değil midir?

    “Ben kendi hükmümü kendim çıkarırım, dört mezhep âlimleri de Kur’an ve hadislerden hüküm çıkarmış. Kaynak belli, öyle ise bunu ben de yapabilirim.” diyen kimseye bizde deriz ki; bir eczacı çiçeklerden ilaç yapar. Hal böyle iken “Bütün ilaçlar çiçeklerden yapılmıştır. Eczaneden almaya ne gerek var.” diyerek, dağlara tırmanmak herhalde akıl kârı değildir. Evet, ilaçlar çiçeklerden ve bitkilerden yapılmıştır. Ancak o ilacı yapmak için yıllarca kimya okumak ve uzman bir kimyager olmak gerekir. Herhalde kimya ilmini bilmeden dağdan topladığı çiçeklerle ilaç yapmaya çalışan kişi, kendisine zarar vermekten başka bir iş yapmış olmaz.

    Aynen bunun gibi, bizler de manevi ilaçlarımız olan Kur’an’ın ve sünnetin hükümlerini, bu işin tabiri caizse eczacıları olan müctehid âlimlerden almak ve onlardan öğrenmek zorundayız. Çünkü bu ilim onlara ihsan edilmiştir. Demek dört mezhebi bir kenara bırakarak kendi bulduğu ile hükmeden kimse, misalimizdeki ilaç yapmak için dağa tırmanan kişiye benzemektedir.

    Ya da bu kişi, şu sözü söyleyen kişiye benzer: “Bütün kanunlar anayasa kitapçığında mevcuttur. Ben bu kitabı baştan sona okudum mu, anayasa profesörü olurum. Artık anayasa profesörlerini dinlemeye ihtiyacım olmaz…”

    Evet, nasıl ki bu söz manasızdır ve anayasa kitapçığını bir defa okumakla anayasa profesörü olunamıyor, aynen bunun gibi, Kur’an’ı da bir defa okumakla müctehid âlim olunamıyor.

    Ya da bu kişi, şu sözü söyleyen kimseye benzer ki, “Ben fizik kanunlarını tek başıma keşfedeceğim. Einstein ve emsallerini taklide ihtiyacım yok. Çünkü onlar da benim gibi bir insandır. Onlar da rakamları kullanmış ve hesap yapmıştır. Ben de aynı rakamları kullanarak, aynı hesapları yapabilir ve sonuçlara ulaşabilirim.” Bu sözde doğru bölümler vardır. Evet, Einstein da onun gibi bir insandır ve mesleğinde rakamları kullanarak hesaplar yapmıştır. Yanlış olan ise, bu kimsenin kendisini Einstein’ın yerine koyması ve onun kadar yetenekli olduğunu zannetmesidir. Onun kadar yetenekli olmadığına delil ise, tarihin bir elin parmaklarından fazla Einstein’ları nakletmemesidir. Einstein olmak o kadar kolay olsaydı, herhalde binlerce emsalinin gözükmesi gerekirdi.

    Demek mesele rakamlarda değildir; mesele, o rakamları kullanarak doğru neticelere ulaşmaktadır. Aynen bunun gibi, mesele Kur’an’ın ayetlerini ya da hadisleri okumada değildir. Mesele Kur’an ve yüz binlerce hadisin içinden doğru hükmü çıkarmadadır. işte bu özel yetenek de imamAzam, imam Şafi, imamMalik, Ahmed ibni Hanbel ve emsallerine verilmiştir.

    Evet, bizler de iyi bir fıkıhçı ya da tefsir âlimi olabiliriz; ama asla bir müctehid âlim olamayız. Asla imamAzam’a ve emsallerine yetişemeyiz. Çünkü Allah onlara farklı bir ihsanda bulunmuştur ki, o asırdan bu asra kadar aynı ihsanın kendisine verildiği bir kimse gözükmemiştir.

    Burada şu soru akla gelebilir: “Ben de âlimim. Niçin ictihad yapmayayım?”

    Cevaben deriz ki; hakikatin mahiyeti bir olmakla birlikte, fertlerde tarz-ı tahakkuku farklı farklıdır. Mesela, sinek uçar ama kartal gibi değil. Buğday da sümbül verir, ama ağaç gibi değil. Ayna da güneşi gösterir, ama okyanus gibi değil… Aynen bu misaller gibi, ilim hakikatinin de tarz-ı tahakkuku fertlerde farklı farklıdır. ilmin, imamAzam ve emsallerinde tecellisi ile bu asırdaki bizlerde tecellisi bir olamaz. Evet, ikisi de ilimdir, ama mahiyetleri arasında yerden göğe kadar fark vardır.

    Bu, şuna da benzer; ilkokulda matematik okunur, ama oradan mühendis çıkmaz. Çünkü ilkokulda okutulan matematik mühendislik için yeterli değildir. işte bu asır, o asra kıyasla ilkokuldur. içinde ilim okunur, âlim çıkar, ama müctehid çıkmaz. Çünkü bu asrın ilkokulu müctehid yetiştirmeye elverişli değildir. Müctehid âlimlerin nasıl emsalsiz bir yeteneğe sahip olduklarını ve onlara yetişmenin asla mümkün olmadığı bahsini, mezhep imamlarının mertebeleri başlığında ele alacağımız için bu bahsi şimdilik kısa kesiyoruz.

    Sözün özü: Maddi âlem ve içindeki eşya hakkında doğru bilgi edinmek için nasıl o ilmin mütehassısına başvuruyor ve onun sözüne itimad ediyorsak, aynen bunun gibi dinî konularda da doğru bilgiye ulaşmak için bu ilmin mütehassıslarına başvurmak zorundayız. Bu kişiler de müctehid âlimlerdir.

    https://sorularlaislamiye...ler-dosyasi-birinci-bolum
    2 -4 ... gazeloglu
  8. 7.
    BiR MEZHEBE BAĞLANMAYI EMREDEN AYETLER

    Mezhepsizlerin sıklıkla söyledikleri söz: “Biz Kur’an’a tabiyiz. Kur’an’da bir mezhebe bağlanma diye bir şey yok. Bu yüzden de hiçbir mezhep imamına uymayız.” sözüdür. Aslında bu sözleri, onların Kur’an’ı anlayamadıklarına bir delildir. Zira Kur’an’da bir mezhebe bağlanmayı emreden birçok ayetler vardır. Şimdi bu ayetlerden bir kısmının izahına geçiyoruz ki, onların mezkûr sözlerinin ne derece batıl ve hurafe olduğu anlaşılsın.

    BiRiNCi AYET

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ وَأُوْلِي الأَمْرِ مِنكُمْ فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً

    “Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere itaat edin ve sizden olan ulü’l-emre itaat edin. Eğer Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah ve Resulüne götürün. Bu daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.” (Nisa, 4/59)

    Ayette geçen “ulü’l-emr” tabirinden maksat; âlimlerdir. Bu mana, Kur’an’ı en iyi anlayan ibn-i Abbas, Cabir ibni Abdullah, imam Mücahid, imam Hasan, imamAta ve birçok âlim tarafından rivayet edilmiştir.

    imam Kurtubi, tefsirinde imamMalik’in de aynı görüşte olduğunu nakleder.

    imam Dahhak’a göre de ulü’l-emr; dini en iyi bilen fıkıh âlimleridir.

    Celalettin Suyuti gibi 200.000 hadisi ezberlemiş büyük bir âlim “Itkan” adlı eserinde ulü’l-emrin din ve fıkıh âlimleri olduğunu bildirmiştir.

    Şimdi Kur’an’ı en iyi anlayan ismini saydığımız ve sayamadığımız yüzlerce âlim, ayette “kendisine itaat emredilen” ulü’l-emrin din âlimleri olduğunda hususunda ittifak etmişlerdir. Onların bu ittifakına karşı mezhebi inkâr edenlerin sözü, gök gürültüsüne karşı sivrisineğin vızıltısı gibi sönük kalmaz mı?

    Hem bir kaidedir ki;

    “Bir meselede, ihtilaf edilen bir hususta, o fen ve sanatın dâhilerinin sözü geçer. O fenden ve sanattan olmayan birisi ne kadar da dahi olsa sözüne itibar edilmez.”

    Mesela, küçük bir hastalığın keşfinde büyük bir mühendisin sözüne bakılmaz. Tıp konusunda söz doktorlarındır ve basit bir doktorun sözü, bu fenden olmayan büyük bir dâhinin sözünü tercih edilir. Hal böyleyken ibn Abbas gibi, ibn Abdullah, imam Malik gibi binlerin ittifak ettiği bir meseleyi hangi kuvvet çürütebilir ve hangi mezhepsizin sözü onların sözünü hükümden düşürebilir. Madem meselemiz dindir ve Kur’an’dır. Elbette bu meseledeki söz hakkı Peygamberimiz (asm)’in de övgüsüne mazhar olan bu âlimlerindir.

    Ayette geçen ulü’l-emrin âlimler olduğuna bir başka delil de şudur: Allah Teâlâ bu ayet-i kerimede ulü’l-emre itaati katiyetle emretmiştir. Allah Teâlâ’nın bu şekilde katiyetle itaati emrettiği kişinin mutlaka hatadan masum olması gerekmektedir. Çünkü hatasız olmazsa, emir mutlak olduğu için Allah’ın ona hata halinde de uyulmasını emretmiş olması icap eder ki, bu mümkün değildir. Demek Allah’ın itaati emrettiği kişinin kesinlikle hatadan masum olması gerekir. Bu masum şahsiyet ise ya bu ümmetin fertleridir ya da ümmetin bir topluluğudur. Ümmetin fertleri olması mümkün değildir. Zira ümmet fertlerinin hatasız olması düşünülemeyeceği gibi, ümmetin böyle ender kimseleri bulup onlardan dini öğrenmeleri de mümkün değildir ve ümmetin bu konudaki acziyeti aşikârdır. Dolayısıyla ayet-i celilede geçen ulü’l-emrin bir topluluk olması gerekmektedir ki, bu da ümmet içerisinde fetva verme yetkisine sahip olan müctehid âlimler topluluğudur. Zira fertler hata yapsa da, islam âlimleri hata üzerinde toplanmaz. işte bu mütalaa neticesinde de ayette geçen ulü’l-emrin âlimler topluluğu olduğu sonucuna varılır.

    Ayrıca âlimlere “ulü’l-emr” denileceğine şu ayette ispat eder:

    “Müminlerin hepsinin birden topyekün savaşa katılmaları uygun değildir. Her kabileden bir kısım insanlar din ilimlerinde derinleşmeli ve kabileleri savaştan dönüp gelince onları uyarmalıdır ki, böylece Allah'ın azabından sakınırlar.” (Tevbe, 9/122)

    işte bu ayet-i celilede âlimlerin korkutmasıyla diğerlerinin sakınmasın gerektiği belirtilmiş ve korkutulanlara âlimlerin sözünü kabul etmeleri vacip kılınmıştır. Bu itibarla âlimlerin ulü’l-emr ismini almaları çok isabetlidir.

    Netice olarak diyebiliriz ki; mezkûr ayette Allah ve Resulü ile birlikte ulü’l-emre de itaat edilmesi emredilmiştir. Burada kastedilen ulü’l-emr; bu ümmetin müctehid âlimleridir. Zira:

    1. ibn-i Abbas gibi bir âlim, Celalettin Suyuti gibi 200.000 hadisi ezberlemiş bir muhakkik ve bunlar gibi yüzlercesi ve binlercesi ulü’l-emrin âlimler olduğunda ittifak etmişlerdir ki, bunların sözü yanında başkalarının sözünün hiçbir kıymeti yoktur.

    2. Kendisine itaat emredilen ulü’l-emrin mutlak manada masum olması lazımdır ki, her konuda kendisine itaat edilebilsin. Masum olmaması halinde, günahta da itaatin olması gerekir ki, bu caiz değildir. Hâlbuki peygamberler hariç hiçbir fert mutlak manasa hatadan masum değildir. O halde burada kendisine itaat emredilen ulü’l-emr, fert değil, bir cemaat olmalıdır. Zira fert hata yapsa da cemaat bir hatada ittifak etmez. Bu cemaat ise âlimlerden başkası olamaz. Zira sultan ve kumandanların böyle bir cemaati oluşturması mümkün değildir. Netice itibariyle âlimlerin ittifak ettiği bir konuda onlara itaat, ayetin emriyle lazımdır. Onlar ise bir mezhebe bağlanma konusunda ittifak etmişlerdir.

    3. Ulü’l-emrin âlimler olduğuna, onların insanlar üzerinde emir ve komuta yetkisi olmadığı için itiraz edilirse, deriz ki, daha önce manasını verdiğimiz Tevbe suresi 122. ayette, âlimlerin korkutmasıyla diğerlerinin sakınmasının vacip olduğu bildirilmiş, hatta sırf âlimler korkutma vazifesi yapabilsin diye, onların savaşa çıkmaması gerektiği açıklanmıştır. Madem âlimlerin bir vazifesi; Allah’ın azabıyla korkutmaktır ve korkutulanlara ulemanın sözünü dinlemek vaciptir, o halde elbette âlimlere ulü’l-emr ismi kullanılabilir ve kullanılmıştır.

    https://sorularlaislamiye...ler-dosyasi-birinci-bolum
    -2 ... gazeloglu
  9. 8.
    iKiNCi AYET

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ وَأُوْلِي الأَمْرِ مِنكُمْ فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً

    “Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere itaat edin ve sizden olan ulü’l-emre itaat edin. Eğer Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah ve Resulüne götürün. Bu daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.” (Nisa, 4/59)

    Bir mezhebe bağlanmanın şart olduğuna dair bu 2. Delil de, bir önceki ayetin devamına bakacağız. Ayetin devamında “herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah ve Resulüne götürün.” buyrulmuştur. Bu kavl-i şerif, kıyasın hak ve şer’î bir delil olduğuna hüccettir. Şöyle ki; ayet-i kerimede, kendisinde ihtilafa düşülen bir meselenin Allah’a ve Resulüne götürülmesi emredilmiştir. Bir meselede ihtilafa düşmek için ise, o meselenin Kur’an’da ve hadislerde açıkça geçmemesi gerekmektedir. Zira kendisinde ihtilafa düşülen mesele Kur’an’da ve hadislerde açıkça beyan edilseydi, zaten onun hakkında çekişmeye gerek kalmazdı. işte böyle bir meselenin halli için takip edilecek yol, ayetin emriyle onu Allah’a ve Resulüne götürmek, yani Kur’an ve hadislerde hükmü açıkça bildirilmiş meselelere kıyas ederek hükmü çıkarmaktır.

    Demek bu ayet ictihadı emretmiştir ki bu, hükmü açıkça belirtilenlerin arasından, hükmü belirtilmemiş olan bir meselenin emsalinin arayıp bularak, onları birbirine benzetip kıyas ederek hükmü ortaya koymaktır.

    Şimdi sorumuz şu: Madem kıyas, şeriatın bir delilidir ve kıyas ile hükmü bulunacak meseleler çoktur. Acaba bu kıyası kim yapacaktır?

    · Bir milyon hadisi ezberlemiş Ahmed ibn Hanbeller mi? Yoksa ezberinde yüz iki yüz hadis olmayan mezhepsizler mi?

    · Ya da bir haftada Kur’an’nın tamamını ezberleyen imam Muhammed ve dört yaşında hafız olan Said ibn Uyeyneler mi? Yoksa Kur’an’ı sadece mealinden okuyup kendini âlim zanneden cahiller mi?

    · Ya da imam Şafi’nin beyanına göre, bütün fıkıhçıların babası hükmünde olan imamAzamlar mı? Yoksa fıkıh usulü ve kaidelerinden habersiz olarak sadece zannıyla hükmeden cahil cesurlar mı?

    Hangisi kıyas edecek?

    Bizler bir mezhebe bağlı olarak, “Bu işin erbabı ve üstadı olan mezhep imamları kıyas edecek.” derken, mezhepsizler “Biz de kıyas ederiz.” demektedirler. Hâlbuki kıyas edebilmek için, kıyas edilecek Kur’an ve hadisi çok iyi bilmek gerekmektedir. Mezhep imamlarının her biri beş yüz binden fazla hadisi, râvileri ile birlikte ezbere bilen dâhi zatlardı.

    · Bu zamanda kendisini onlara kıyas edenlerin hıfzında acaba kaç hadis var?

    · Kaç hadis râvisini tanıyorlar?

    · Hadislerin cerh ve ta’dillerine, nâsih ve mensuhlarına, tarik-i vürudlarına vakıf mıdırlar?

    · Yine bunlar, mezhep imamlarının son derece vakıf olduğu, Kur’an-ı Kerim’in şer’î ve lugavi manaları ve bunların kısımları olan hass, âmm, müşterek, sarih, kinaye, nass, hafi, müşkil, müteşabih, dall-i bi’l- ibare, dall-i bi’l- iktiza, dall-i bi’l- işare, nâsih, mensur vesaire aksam ve manalar, bunlarda meleke halinde midir?

    · Boş verin meleke halinde olmasını, onlar bu saydıklarımızın manalarını biliyorlar mı?

    Hâl böyleyken, hangi cesaretle ictihada kalkıyorlar? Allah’ın razı olmadığı bir hükmü vermekten korkmuyorlar mı? Çıkardıkları hükmün hadislere zıt olmasından ve Peygamberimiz (asm)’e muhalefet etmiş olmaktan endişe edip titremiyorlar mı? Herhalde cesaretlerini cehaletlerinden alıyorlar.

    Allah böyle cahil olmaktan ve böyle cahillerin peşine takılmaktan bizleri muhafaza eylesin…

    ÜÇÜNCÜ AYET

    وَاِذَا جَٓاءَهُمْ اَمْرٌ مِنَ الْاَمْنِ اَوِ الْخَوْفِ اَذَاعُوا بِه۪ۜ وَلَوْ رَدُّوهُ اِلَى الرَّسُولِ وَاِلٰٓى اُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذ۪ينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ مِنْهُمْۜ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَاتَّبَعْتُمُ الشَّيْطَانَ اِلَّا قَل۪يلاً

    “Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde, onu hemen yayıverirler. Hâlbuki onu peygambere ve kendilerinden olan ulü’l-emre götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya gücü yetenler, elbette onu bilirlerdi. Allah'ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana uyardınız.” (Nisa, 4/83)

    Ayetin mealinde “sonuç çıkarmaya gücü yetenler” olarak mana verdiğimiz “istinbat” kelimesi, ayette geçen ve kendisine müracaat edilmesi emredilen “ulü’l-emrin” müctehid âlimler olduğuna delalet etmektedir. Şöyle ki; “istinbat” lafzının aslı, “nebt”tir ki, nebt; kuyudan ilk çıkan suyun ismidir. Bir fıkıh âliminin ictihad yaparak hadis ve ayetlerden hüküm çıkarması, zorluğu ve güçlüğü bakımından kuyudan su çıkarmaya benzetildiği için “istinbat” diye isimlendirilmiştir. işte “Onlardan istinbat edenler elbette onu bilirlerdi” ayet-i celilesindeki “onlar” zamiri, ulü’l- emre râcidir ve ictihada delildir. Demek bu ayetin ifadesiyle istinbat ulü’l-emrin sıfatıdır ve Allah ulü’l-emre müracaat edilmesini emretmiştir.

    Bu ayette geçen emrin götürüleceği kişiler yani ulü’l-emr; Fahreddin-i Râzi gibi bir allameye göre de ilim ve ictihad sahibi âlimlerdir. Aynı manayı asrımızın en büyük fıkıhçılarından ibni Abidin Hazretleri de nakletmiş ve görüşüne Hz. Ayni’yi de delil yapmıştır. Hazin tefsirinde de ulü’l-emrin ictihad yeteneği olan allameler olduğu bildirilmiştir. Ve daha yüzlerce âlim, ayette geçen istinbat vasfı olan ulü’l-emrin müctehid âlimler olduğunu bildirmişlerdir.

    Fahreddin-i Râzi Hazretleri; “Bu ayet dört şeye delalet etmektedir” der ve şöyle sıralar:

    1. Hükmü açıkça belirtilmeyen meselelerde istinbat ve ictihad yapılması gerektiğine,

    2. istinbatın yani ictihadın şer’î bir delil olduğuna,

    3. Resulullah (asm)’ın istinbatla görevli olduğuna,

    4. Müctehid olmayan avamın -yani bizlerin- fıkhî hükümlerde müctehid âlimleri taklitlerinin vacip oluşuna delalet etmektedir. Zira ayette meselelerin hükümlerine vakıf olmayanların ehl-i istinbata yani müctehid âlimlere başvurmaları gereği beyan edilmektedir.

    O halde netice olarak diyebiliriz ki:

    1. Ayette “ulü’l-emr” tabiri geçmekte ve ulü’l-emre müracaat emredilmektedir. Ulü’l-emrin âlimler olduğu mütalaasını 1. ayette yaptığımızdan burada tekrarına ihtiyaç görmüyoruz.

    2. Fahreddin Râzi, ibni Abidin ve Aynî emsali yüzlerce âlim, ayetteki ulü’l-emrin ictihad sahibi âlimler olduğunu bildirmiş ve bu konuda ittifak etmişlerdir. “Bir meselede, ihtilaf edilen bir hususta, o fen ve sanatın dâhilerinin sözü geçer. O fenden ve sanattan olmayan birisi ne kadar da dâhi olsa sözüne itibar edilmez” kaidesince, bu âlimlerden birisinin görüşü bile, Kur’an ve hadis ilmine vakıf olmayan yüzlercesinin görüşünü hükümden düşürmeye yeterken, nerede kaldı ki, bu zatların ittifak ettiği bir meseleye muhalefet edilebilsin ve onların ittifakına karşı çıkılabilsin!

    3. Ayette geçen “istinbat” kelimesi, ulü’l-emrin âlimler olduğu görüşünü desteklemektedir. Çünkü istinbat; Kur’an ve sünnetten hüküm çıkarma işidir ki, bu da ulü’l-emre yani ictihad sahibi âlimlere mahsustur.

    4. istinbat ehli olmayan bizlerin, istinbat ehline uymamız ayette emredilmiştir.

    Bütün bu izahlardan sonra mezhepsizliği tercih ederek; “Ben de istinbat ehliyim” diyene biz de deriz ki:

    · Hıfzında kaç hadis var?

    · Bu hadisleri kimlerden öğrendin?

    · Senedlerindeki râvilerden kaçını tanıyorsun?

    · Hadislerin cerh ve ta’dillerine, nâsih ve mensuhlarına, tarik-i vürudlarına vakıf mısın?

    · Ve en önemlisi; hadis hafızı olarak 100.000 hadisi, senedleriyle birlikte ezbere bilen zatların, imam Gazalilerin, imam Rabbanilerin, imam Serahsilerin, Celalettin-i Suyutilerin cesaret edemediği istinbat ve ictihad işine hangi cesaretle soyunuyorsun?

    DÖRDÜNCÜ AYET

    وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدَى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ الْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِ مَا تَوَلَّى وَنُصْلِهِ جَهَنَّمَ وَسَاءتْ مَصِيرًا

    “Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra Peygamber'e karşı çıkar, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse, onu döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir gidiş yeridir.” (Nisa, 4/115)

    imam Şafi Hazretleri, icmanın (islam âlimlerinin bir mesele hakkındaki ittifaklarının) şeriatta bir delil olduğuna ve hakkında icma olan bir hükme muhalefet etmenin haram olduğuna, bu ayet-i kerimeyi delil göstermiştir. Olayın detayını imam Mûzenî Hazretleri şöyle nakleder:

    Bir gün imam Şafi’nin yanında bulunuyordum. Üzerinde yün elbise, elinde asası olan bir zat onun yanına geldi. imam Şafi Hazretleri duvara yaslanır bir vaziyette iken, o zatın heybetinden doğruldu ve elbiselerini düzeltti. O zat kendisine:

    “Allah Teâlâ’nın dininde en büyük delil hangisidir?” diye sordu.

    imam Şafi bu soruya: “Kitabıdır.” diye cevap verdi.

    Bunun üzerine o zat: “Sonra hangisidir?” dedi.

    imam Şafi de: “Resulullah’ın sünnetidir.” buyurdu.

    O zat tekrar: “Daha sonra hangisidir?” diye sorunca, imam Şafi:

    “Ümmetin âlimlerinin bir hükümde ittifakı, yani icmadır.” dedi.

    O zat: “Bu sonuncusunu nereden buldun? icmanın Allah’ın kitabında yeri var mıdır?” deyince, imam Şafi, bir mezhebe bağlanmanın şart olduğuna dair gösterdiğimiz bu ayeti okudu:

    “Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra Peygamber'e karşı çıkar, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse, onu döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir gidiş yeridir.” (Nisa, 4/115)

    imam Şafi Hazretleri, bu ayetin nasıl icmaya delil olduğunu şöyle izah etti: Bu ayet-i kerimenin beyanıyla “müminlerin yolundan başka bir yola uymak” yasaktır ve haramdır. O halde müminlerin yoluna uymakta vacip olmalıdır.

    Hem Cenab-ı Hak, bu ayet-i kerimesiyle müminleri iki şeyle tehdit etmiştir:

    1. Allah’ın Resulüne muhalefet etmek,

    2. Müminlerin yolundan başka bir yola uymak.

    Hâlbuki sadece peygambere muhalefet etmenin de böyle bir tehdidi gerektirdiği kat’i delillerle sabittir. Dolayısıyla, “müminlerin yolundan başka bir yola uymak” tek başına tehdidi gerektirmemiş olsaydı, o zaman bu, tehditte herhangi bir tesiri olmayan şeyin, bu tehdidi tek başına gerektiren bir şeye lüzumsuz olarak ilave edilmiş olması demek olurdu ki, böyle bir şey caiz değildir ve belagat ilmine zıttır. Hâlbuki Kur’an, belagat yani söz söyleme sanatında zirvededir.

    O halde, hem peygambere muhalefet etmenin, hem de “müminlerin yolundan başka bir yola uymanın” tek başlarına tehdit sebebi olduğu meydana çıkmış olur. Bununla da, hakkında ittifak edilmiş bir hükme yani icmaya muhalefet etmenin haram olduğu ve icmaya uymanın vacip olduğu sabit olur.

    Zira “müminlerin yoluna uymamak” ifadesi, “müminlerin yolundan başka bir yola uymak” demek olur ki, müminlerin yolundan başka bir yola uymak haram olunca, müminlerin yoluna uymamanın da haram olması gerekmektedir. Müminlerin yoluna uymamak haram olunca da, müminlerin yoluna yani icmaya uymak vacip olur. Çünkü bu iki zıt tarafın dışına çıkılmaz.

    Madem bu ayet, icmanın şer’î bir delil olduğuna ve islam âlimlerinin ittifak ettiği bir meselede onlara muhalefet edilemeyeceğine aşikâr bir şekilde delildir. O halde mezhepsizlik haramdır. Çünkü islam âlimleri, müctehid olmayan Müslümanların bir mezhebe bağlanması gerektiği hususunda ittifak etmişlerdir. Bu meselede âlimler arasında en küçük bir ihtilaf yoktur. Hiçbir Ehl-i sünnet âlimi mezhepsizliği ders vermemiş, hatta imam Gazali’den tutun, imam Rabbanilere; “imamların güneşi” lakabıyla meşhur imam Serahsi’den tutun, imam Kurtubilere kadar, asırlarını güneş gibi aydınlatan âlimler dahi fıkhî meselelerde biz mezhep imamının peşinden gitmiş ve onu taklit etmişlerdir.

    Elhasıl: Tefsirini yaptığımız ayet-i celile, bizleri iki şeyden menetmekte ve tehdit etmektedir.

    1. Peygamberimiz (asm)’e muhalefet etmek,

    2. Müminlerin yolundan başka bir yola tabi olmak.

    Madem bir mezhebe tabi olmak müminlerin yoludur ve mezhepsizlik, müminlerin yolundan başka bir yoldur, o halde müminlerin yolu olan bir mezhebe bağlanmak vacip olup, mezhepsizlik haramdır.

    https://sorularlaislamiye...ler-dosyasi-birinci-bolum
    -1 ... gazeloglu
  10. 9.
    Bu listeyi yayınlananın ateşi bol olsun. içinde yanlış maddeler de var.
    2 -5 ... erbolatbatur