1. 1.
    Öncelikle ayeti buraya alalım:
    Ve Evren’i (Göğü) kuvvetimizle kurduk, muhakkak ki onu genişletmekteyiz.
    Çürütmeye başlamadan önce şunu belirteyim ki; Kur’an’da “evren-atmosfer-yer” diye bir ayırım yoktur, sadece “gök-yer” ayrımı vardır, “gök(sema)” kelimesi ile gözle görülebilen gökten başkası kastedilmemektedir. Kur’an’ın açıkça uçsuz bucaksız “evren”den habersiz olduğu görülüyor. Kandiller(parlak gök cisimleri) ile süslü bir gök anlayışına sahiptir, yani Kur’an “gök” kelimesi ile bügün bildiğimiz evrene oranla çok küçük bir “dünya tavanı”nı kastetmektedir, gözle ne kadarı görülüyorsa o kadarı, başka yok. Dolayısıyla iddiacıların şu sözleri gerçeği yansıtmıyor:
    Ayette "Evren, gök" diye çevirdiğimiz kelime Arapça "sema" kelimesidir. Bu kelime aynı Türkçe’deki "gök" kelimesi gibi hem Evren’i, hem Dünya’nın tavanını ifade eder. Yeryüzünün üstünün tümü "sema" diye adlandırılır…
    Kur’an’daki “sema” kelimesiyle hiçbir ayette atmosfer kastedilmez. Yukarıda da dediğim gibi evrenin gözle görülebilen kadarı kastediliyor, evrenin gerçek boyutlarından habersiz.

    “Genişleticiyiz” diye çevrilen “lemûsiûn” kelimesine bu yorum “evrenin genişlediği” tespit edildikten sonra yüklenmiştir.Daha önce evrenin genişlediği yorumunu kimse çıkarmamıştır bu sözcükten,bugün bile Diyanet işleri’ninki dahil çoğu meal şöyledir:
    Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter.
    Diyanet işleri’nin mealinde de gördüğünüz gibi bu kelime “her şeye güç yetirmek,şimdiki gökten daha genişini de kurabilecek güçte olmak” gibi manalara da geliyor ki asıl anlamları bunlardır. Bu iddianın boş olduğunu anlamak için saygın tefsirlere bakmak yeterlidir aslında.Örneğin Kurtubi, “El Camiul Ahkamul Kur'an” isimli ünlü tefsirinde ayeti şöyle tefsir eder:
    "Ve muhakkak Biz genişleticileriz."
    ibn Abbas; güç yetirenleriz, kudret sahibi olanlarız diye açıklamıştır. Biz genişlik sahibi kimseleriz, diye de açıklanmıştır. Semayı ve başka varlıkları yaratmak dolayısıyla, yaratmayı dilediğimiz herhangi bir şey sebebiyle bize darlık gelmesi söz konusu değildir.
    Şöyle de açıklanmıştır: Bizler yarattıklarımızın rızklarını genişletenleriz. Bu açıklama da ibn Abbas'tan rivayet edilmiştir. el-Hasen: Güç yetirenleriz diye açıklamıştır. Yine ondan rivayete göre; “biz yağmur ile rızkı genişletenleriz” diye açıkladığı nakledilmiştir.
    ed-Dahhak dedi ki: “Biz sizi zengin kılanlar, ihtiyaçtan kurtaranlarız” demektir. Bunun delili de: "Eli geniş olan kendi halince" (el-Bakara, 2/236) buyruğunda aynı kökten gelen lafzın "zengin olan" anlamında kullanılmış olmasıdır.
    el-Kutebi dedi ki: “Biz yarattığımız varlıklar üzerinde geniş lütuf sahibiyiz” demektir.
    Anlamlar birbirlerine yakındır.Bizler sema ile arz arasında bir genişlik yarattık, diye de açıklanmıştır.
    el-Cevheri dedi ki: "Adam bolluk ve genişlik içinde öldü" demektir. Yüce Allah'ın: "Ve Biz göğü kudret ve kuvvetle bina ettik ve muhakkak biz genişleticileriz" buyruğunda da aynı anlamdadır. Yani biz muhtaç olmayan ve güç yetirenleriz demektir. Bu açıklama bütün görüşleri kapsamaktadır.
    Görüldüğü gibi kelimenin “genişletmek,genişlik” gibi anlamlara geldiği konusunda herkes hemfikir ama neyin genişletildiği konusunda görüş ayrılıkları var. Saygın tefsirlerde ayet böyle açıklanıyor. Bu kadar geniş bir göğü yaratan yarattıklarına da rahmetlerinden genişçe verir, rahmeti çok geniştir denmek isteniyor, gücü çok geniştir, çok kudretlidir denmek isteniyor, bu açık. Rahmeti günümüzde pek geniş değil ya da geçen binlerce yılda Allah cömertliğinden çok şey kaybetmiş, bu da açık.

    Mucizecilerin mealindeki “onu” zamiri ayetin orijinalinde yani Arapçasında yoktur, mucizeciler ayeti evrenin genişlemesi bilgisine yamayabilmek için parantez içinde eklerler ama bu meali yapanlar parantez içine alma zahmetine bile girmemişler. Yani Kurtubi’nin aktardığı görüşler gibi bütün görüşleri elemek, “genişletmek” fiilini sadece göğe yönlendirmek için eklerler bu zamiri. Peki mucizecilere Allah’ın “genişletmek” fiilini göğe atfettiğini düşündüren nedir? Belki Allah başka bir şeyi genişletmekten bahsediyor? insanlar için faydalı şeyleri geniş geniş vermekten bahsediyor belki? Yiyecekleri, yağmurları, malları, mülkleri vb. insanlar için geniş geniş, bol bol dağıtırız demek istiyor belki? Kur’an’a göre insanlar için fayda ve zarar veren her şey Allah’ın katında yani gökte değil midir? işte eski tefsircilerin de aktardıkları bütün görüşleri eleyip, kendi ürettikleri yanlış görüşleri ayete yamayabilmek için ekler mucizeciler “onu” zamirini, “Kur’an burada sadece gökten bahsediyor” demek isterler. Halbuki bunlar mucizecilerin kuruntularıdır.

    Bunun yanı sıra Kur’an’da yazsın ya da yazmasın, göğün genişlemesi olayı Kur’an’la her halükarda çelişmektedir. Eğer Kur’an göğün genişlemesi iddiasını destekleseydi kendiyle çelişirdi, desteklememesi iyi olmuş çünkü bu durumda sadece bilimle çelişecektir. Şöyle ki; bizzat Kur’an’ın ifadelerinden göğün durağan olduğu düşüncesini savunduğu anlaşılıyor. Al-i imran Suresi’nin 133. ayeti şöyledir:
    Rabbinizin bağışına, genişliği göklerle yer arası kadar olan ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.
    Buna göre cennetin genişliği “göklerle yer arası” kadarmış. Kur’an cennetin genişliğine “göklerle yer arası” kadar dediğine göre gökleri sabit düşünmüş olmalı, eğer gerçekten genişleyen bir evren modelini benimsese “göklerle yer arası kadar” diyemezdi cennetin genişliğine. Bir şeyle bir şey arası kadar diyebilmemiz için o iki şeyin sabit bir mesafesinin olması gerekir. Zaten Kur’an’da Allah katında her şeyin ölçülü olduğu yazar:
    Allah, her dişinin neye gebe olduğunu, rahimlerin artırdığı şeyi ve eksilttiği şeyi bilir. Her şey O'nun katında bir ölçü iledir. (Ra’d Suresi, 8)
    Bir başka ayet şöyle der;
    Göklerin ve yerin mülkü O'nundur, O, bir çocuk edinmemiştir, mülkünde ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış, ona ölçü, biçim ve düzen vermiştir. (Furkan Suresi,2)
    Cennetin genişliği “göklerle yer arası” kadarsa, bu ayetlere göre göklerle yer arasındaki mesafenin de ölçülü olması gerekirdi ama ölçülü değil, her an değişmektedir, her an genişleyen bir evrende, göklerle yer arasında mesafe olarak bir ölçü olamaz.

    Açıkça görünüyor ki Kur’an yazarları sabit bir evren algısına sahiplermiş. Aynı türden bir ayet de Hadid Suresi’nin 21. ayetidir:
    Rabbinizden bir bağışlanmaya ve eni, gökle yerin genişliği kadar olan, Allah'a ve Resûlüne inananlar için hazırlanan cennete yarışırcasına koşun. işte bu, Allah'ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir.
    1 -3 ... has kemalist
  2. 2.
    başka kaynaklardan copy paste yapan yazar beyani.
    2 -1 ... ikinci nesil yazar
  3. 3.
    ATEiSTLER kuduruyor yine. inanmak isteyen açar bulur inanır.
    2 -2 ... 1 station insani
  4. 4.
    Bu kadar uzun ve boş bir yazı görmedim. Hepsini okudum fakat bir tek mantıklı gelen şey yok.
    1 -2 ... kimseyi cekemeyen adam
  5. 5.
    ateist gavatları çıldırtmıştır.

    t: eski fetöcü, yeni kemalist ve ateist bir zatın hezeyanları.
    1 -1 ... kazangap
  6. 6.
    ateistler ancak ölene kadar inkar edebilirler .

    ondan sonrasını düşünmekten köşe bucak kaçarlar .

    mesela ölümü hiç araştırmazlar . neden ?

    ağızlarının tadı kaçıyor çünkü . hatırlamak istemezler .

    halbuki bilim diye göt yırtmasnı iyi biliyorlar . bilimse ölümü bir araştırın bakalım .

    daha çok nasıl yeriz diye araştırmasını biliyorlar anca .

    ilimi bilimi zaten islam 1400 den beri emrediyor sanki bilimi bu beyinsizler icat etmişte bilimsel diye kıç yırtıyorlar .

    ölüm de bilimsel araştırsanıza o zaman salak herifler . ölüm nedir neden var sonrasın da ne oluyor araştırsana .

    çok şükür bizim ölümden sonrası hakkın da bilgimiz var . her bilgiyi her baktığın yerde bulamazsın yani .

    nasıl olsa inkar edicez araştırmaya gerek yok kafası .
    1 -3 ... tiamat