1. 1.
    Dördüncü Nükte:
    Kur'an-ı Hakîm'in hakikî tercümesi kabil olmadığını Yirmibeşinci Söz isbat etmiştir.
    Hem manevî i'cazındaki ulviyet-i üslûb ise, tercümeye gelmez.
    Manevî i'cazında olan ulviyet-i üslûb cihetinden gelen zevk ve hakikatı beyan ve ifham etmek pek müşkil.
    Fakat yolu göstermek için bir-iki cihete işaret edeceğiz.
    Şöyle ki:
    Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan
    ﻭَﻣِﻦْ ﺍٰﻳَﺎﺗِﻪِ ﺧَﻠْﻖُ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻟْﺎَﺭْﺽِ ﻭَﺍﺧْﺘِﻠﺎَﻑُ ﺍَﻟْﺴِﻨَﺘِﻜُﻢْ ﻭَ ﺍَﻟْﻮَﺍﻧِﻜُﻢْ ٭
    ﻭَﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕُ ﻣَﻄْﻮِﻳَّﺎﺕٌ ﺑِﻴَﻤِﻴﻨِﻪِ ٭ ﻳَﺨْﻠُﻘُﻜُﻢْ ﻓِﻰ ﺑُﻄُﻮﻥِ ﺍُﻣَّﻬَﺎﺗِﻜُﻢْ ﺧَﻠْﻘًﺎ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﺧَﻠْﻖٍ ﻓِﻰ ﻇُﻠُﻤَﺎﺕٍ ﺛَﻠﺎَﺙٍ ٭ ﺧَﻠَﻖَ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻟْﺎَﺭْﺽَ ﻓِﻰ ﺳِﺘَّﺔِ ﺍَﻳَّﺎﻡٍ ٭ ﻳَﺤُﻮﻝُ ﺑَﻴْﻦَ ﺍﻟْﻤَﺮْﺀِ ﻭَﻗَﻠْﺒِﻪِ ٭ ﻟﺎَ ﻳَﻌْﺰُﺏُ ﻋَﻨْﻪُ ﻣِﺜْﻘَﺎﻝُ ﺫَﺭَّﺓٍ ٭ ﻳُﻮﻟِﺞُ ﺍﻟَّﻴْﻞَ ﻓِﻰ ﺍﻟﻨَّﻬَﺎﺭِ ﻭَﻳُﻮﻟِﺞُ ﺍﻟﻨَّﻬَﺎﺭَ ﻓِﻰ ﺍﻟَّﻴْﻞِ ﻭَ ﻫُﻮَ ﻋَﻠِﻴﻢٌ ﺑِﺬَﺍﺕِ ﺍﻟﺼُّﺪُﻭﺭِ

    gibi âyetlerle, o derece hârika bir ulviyet-i üslûb ve i'cazkârane bir cem'iyet içinde hallakıyetin hakikatını hayale tasvir ediyor, gösteriyor ki: "Sâni'-i Âlem olan şu kâinatın ustası, iş başında olarak Şems ve Kamer'i hangi çekiç ile yerlerine çakıyorsa; aynı çekiç ile, aynı anda zerreleri yerlerine -meselâ zîhayatların gözbebeklerinde- yerleştiriyor.
    Semavatı hangi ölçü ile, hangi manevî âlet ile tertib edip açıyorsa; aynı anda, aynı tertib ile gözün perdelerini açar, yapar, tanzim eder, yerleştirir.
    Hem Sâni'-i Zülcelal manevî kudretin hangi manevî çekici ile yıldızları göklere çakıyorsa, aynı o manevî çekiç ile, beşerin sîmasındaki hadsiz alâmet-i farika noktalarını ve zahirî ve bâtınî duygularını yerlerine nakşediyor." diye ifade eder.
    Demek o Sâni'-i Zülcelal iş başında...
    işlerini hem göze, hem kulağa göstermek için, âyât-ı Kur'aniye ile, bir çekici zerreye vuruyor; aynı âyetin diğer kelimesiyle, o çekici Şems'e vuruyor; merkezine çakar gibi ulvî üslûb ile vahdaniyeti ayn-ı ehadiyet içinde ve nihayet celali nihayet cemal içinde ve nihayet azameti nihayet hafâ içinde ve nihayet vüs'ati nihayet dikkat içinde ve nihayet haşmeti nihayet rahmet içinde ve nihayet bu'diyeti nihayet kurbiyet içinde gösterir.
    Muhal telakki edilen cem'-i ezdadın en uzak mertebesini, vâcib derecesindeki bir suretini ifade eder, isbat edip gösterir.
    işte bu tarz ifadesi ve üslûbudur ki; en hârika edibleri, belâgatına secde ettiriyor.
    Hem meselâ
    ﻭَﻣِﻦْ ﺍٰﻳَﺎﺗِﻪِ ﺍَﻥْ ﺗَﻘُﻮﻡَ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀُ ﻭَﺍﻟْﺎَﺭْﺽُ ﺑِﺎَﻣْﺮِﻩِ ﺛُﻢَّ ﺍِﺫَﺍ ﺩَﻋَﺎﻛُﻢْ ﺩَﻋْﻮَﺓً ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺎَﺭْﺽِ ﺍِﺫَﺍ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺗَﺨْﺮُﺟُﻮﻥَ

    âyetiyle, şöyle bir üslûb-u âlî ile saltanat-ı rububiyetindeki haşmeti gösterir.
    Şöyle ki: "Gökler ve zemin; iki mutî' kışla hükmünde ve iki muntazam ordu merkezi suretinde tek bir emirle veya boru gibi bir işaretle, o iki kışlada fena ve adem perdesinde yatan mevcudat, o emre kemal-i sür'atle ve itaatle "Lebbeyk!" deyip, meydan-ı haşir ve imtihana çıkarlar."
    işte haşir ve kıyameti ne kadar mu'cizane bir üslûb-u âlî ile ifade edip ve o davanın içinde bir delil-i iknaîye işaret ediyor ki: Bilmüşahede nasılki zeminin cevfinde saklanmış ve ölmüş hükmündeki tohumlar ve cevv-i semada, ademde ve küre-i havaiyede dağılmış, saklanmış katreler; nasıl kemal-i intizam ve sür'atle haşrolup her baharda meydan-ı tecrübe ve imtihana çıkıyorlar; zeminde hububat, semada katarat her vakit bir mahşer-nümun suretini alırlar; öyle de, haşr-i ekber dahi öyle kolay zuhur eder.
    Madem bunu görüyorsunuz, onu dahi inkâr edemezsiniz.
    Ve hâkeza...
    Şu âyetlere, sair âyâttaki derece-i belâgatı kıyas edebilirsiniz.
    Acaba, şu tarzdaki âyâtın hakikî tercümesi mümkün müdür?
    Elbette değildir!
    Olsa olsa, ya kısa bir meal-i icmalî veya âyetin her cümlesi için beş-altı satır tefsir yazmak lâzım gelir.
    Mektubat - 390
    4 -10 ... kurmay albay
  2. 2.
    Beşinci Nükte:
    Meselâ "Elhamdülillah" bir cümle-i Kur'aniyedir.
    Bunun en kısa manası, ilm-i Nahiv ve Beyan kaidelerinin iktiza ettiği şudur:
    ﻛُﻞُّ ﻓَﺮْﺩٍ ﻣِﻦْ ﺍَﻓْﺮَﺍﺩِ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪِ ﻣِﻦْ ﺍَﻯِّ ﺣَﺎﻣِﺪٍ ﺻَﺪَﺭَ ﻭَﻋَﻠٰﻰ ﺍَﻯِّ ﻣَﺤْﻤُﻮﺩٍ ﻭَﻗَﻊَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺎَﺯَﻝِ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﺎَﺑَﺪِ ﺧَﺎﺹٌّ ﻭَﻣُﺴْﺘَﺤِﻖٌّ ﻟِﻠﺬَّﺍﺕِ ﺍﻟْﻮَﺍﺟِﺐِ ﺍﻟْﻮُﺟُﻮﺩِ ﺍﻟْﻤُﺴَﻤّٰﻰ ﺑِﺎﻟﻠّٰﻪِ

    Yani: "Ne kadar hamd ve medih varsa, kimden gelse, kime karşı da olsa, ezelden ebede kadar hastır ve lâyıktır o Zât-ı Vâcibü'l-Vücud'a ki, ALLAH denilir." işte "ne kadar hamd varsa", "el-i istiğrak"tan çıkıyor.
    "Her kimden gelse" kaydı ise, "hamd" masdar olup fâili terk edildiğinden, böyle makamda umumiyeti ifade eder.
    Hem mef'ulün terkinde, yine makam-ı hitabîde külliyet ve umumiyeti ifade ettiği için, "her kime karşı olsa" kaydını ifade ediyor.
    "Ezelden ebede kadar" kaydı ise; fi'lî cümlesinden ismî cümlesine intikal kaidesi, sebat ve devama delalet ettiği için, o manayı ifade ediyor.
    "Has ve müstahak" manasını "Lillah"taki "lâm-ı cer" ifade ediyor.
    Çünki o "lâm", ihtisas ve istihkak içindir.
    "Zât-ı Vâcibü'l-Vücud" kaydı ise; vücub-u vücud, uluhiyetin lâzım-ı zarurîsi ve Zât-ı Zülcelal'e karşı bir unvan-ı mülahaza olduğundan, "Lafzullah" sair esma ve sıfâta câmiiyeti ve ism-i a'zam olduğu itibariyle, delalet-i iltizamiye ile delalet ettiği gibi; Vâcibü'l-Vücud unvanına dahi, o delalet-i iltizamiye ile delalet ediyor. işte, "Elhamdülillah" cümlesinin en kısa ve ulema-yı Arabiyece müttefekun aleyh bir mana-yı zahirîsi şöyle olursa, başka bir lisana o i'caz ve kuvvetle nasıl tercüme edilebilir?

    Hem elsine-i âlem içinde lisan-ı nahvî Arabî'den başka bir tek lisan var; o da hiçbir vakit Arab lisanının câmiiyetine yetişemez.
    Acaba o câmi' ve i'cazdarane olan lisan-ı nahvî ile mu'cizekârane bir surette ve her ciheti birden bilir, irade eder bir ilm-i muhit içinde zuhur eden kelimat-ı Kur'aniye; sair elsine-i terkibiye ve tasrifiye vasıtasıyla, zihni cüz'î, şuuru kısa, fikri müşevveş, kalbi karanlıklı bazı insanların kelimat-ı tercümiyesi nasıl o mukaddes kelimat yerini tutabilir?
    Hattâ diyebilirim ve belki isbat edebilirim ki: Herbir harf-i Kur'an, bir hakaik hazinesi hükmüne geçer; bazan bir tek harf, bir sahife kadar hakikatları ders verir.
    Mektubat - 392
    3 -4 ... kurmay albay
  3. 3.
    Demek ki bu kitap araplara gelmiş sadece.
    5 -5 ... arabali ruhsuz
  4. 4.
    Saidi nursi zırvalarının kopyalanıp yapıştırıldığı başlık.

    Bu satte uyumak için masallara ihtiyacı olan varsa okusun.
    8 -4 ... ferdici
  5. 5.
    Gönderici, anlatıcı ve alıcı uyumsuzluğuna ve uyuşmazlığına neden olan tercümesizlik. Bu iddia ve her harfin sahifelerce izahat istemesi islam dinini arap dini olarak özetler. Evrensel din anlaşılmaz ve sırlı, müteşabih ve kapalı olamaz, olmamalı.
    6 -1 ... el ojala
  6. 6.
    Allah ın tüm alimler için indirdiği söylenen bir kitabın araplardan başka kimse tarafından anlaşılmayacak olması..)))
    3 -3 ... dinsiz kitapsiz kafir
  7. 7.
    Evet okumadan yorum yapmanın vahim neticelerini görün ne kadar rezil duruma düşüyorlar. işte sizlerde bu iki satır yazıyı okuyamayan insanlarla aynı fikirleri taşıyorsunuz. Sebebi ise sizinde okumamanızdır. Okumayan insanlar cehalet karanlığında boğulmaya mahkûmdurlar. Zaten nerede bir islama muarız kimse varsa, o insan ya cahildir bilmiyor. Ya da katmerli cahildir ki bilmediğini de bilmiyor. Şimdi insanlar görsün; görün kafanızı karıştıran ne kadar sorunuz veya iddianız veya iftiranız varsa işte burada olduğu gibi cevabı tam bir şekilde veriliyor. Sizin elinizi uzatıp almanızı bekleyecek kadar da yakınınızda. Fakat siz cehaletinizle, kendinizi beğenmişliğiniz ve akılsızlığınızla önünüzde duran elması görmüyorsunuz. Görün işte ne halde olduğunuzu görün!
    4 -5 ... kurmay albay
  8. 8.
    dogmatik inançların ve kutsal kitapların hemen hepsinde bu durum böyledir. içerisindeki kıssaların, tarihsel olayların anlatıldığı hikayelerin vb. hepsinin ilahi sözler olduğu kabul edildiği için "yorumlanması" gerekir çünkü ilahi sözler sadece yazıldığı gibi okunan ve yazıldığı anlamı barındıran sözler olamaz ardında bir anlam gizli olmalıdır. işte bundan hareketle Fıkıh ilmi diye bir şey var.

    Benim kişisel düşüncem, eğer kutsal kitapların en ortalama zekanın dahi anlayacağı şekilde "yoruma" gerek duyulmadan net bir şekilde yazıldığı ve yorumlanmaması gerektiği katı bir dille ve kanun gibi belirtilseydi günümüzde islamiyet başta olmak üzere dinler, iktidarların kitleleri kontrol edebileceği bir güce dönüşemezdi. muhafazakar topluluklardaki statüsel farklılıların temelinde de aslında bu yatıyor. Alim, bilgin vb. sıfatlarla bir takım içe dönük tarikat ve cemaatlere tabi olanların aralarındaki farklılıklar hep bu yorumlamaya dayalı unsurlar. Demek istediğim bir Budizm veya benzeri bir inanış gibi felsefi yönüyle ele alınan ve insanların hepsine barış ve adalet öğütleyen ve herkesçe anlaşılabilen bir kutsal kitabı başka amaçlar uğruna kullanamazlardı. Aslında bu "gizemlilik" ve "anlaşılmazlık" "sırlı perdenin arkasındaki mesajlar" teorisi fanatik topluluklar yaratıp öbek öbek bunları bir liderin çevresinde buluşturmanın yanı sıra, inançlı halk topluluklarının "daha iyisini bilirler" kafasıyla onları istediği gibi güden politik veya ekonomik patronlara biat etmelerine neden oluyor.
    5 -1 ... su bazli nemlendirici
  9. 9.
    Allah ım bu kadar cahil ve okuma özürlü çok fazla ama boğuluyorum artık.
    2 -5 ... kurmay albay
  10. 10.
    Ulan madem tercüme edilemiyor niye indirdiniz?
    5 -3 ... ruyadefteri