bugün

"lotte'nin portresine üç kere başladım ve üçünde de onurum sarsıldı. Bunun üzerine ben de onun silüetini çizdim ve bu da bana yeter."
Aslında anlamsız ama benim için anlamlı olduğundan yazdım sözlük.
KADINDA:
Saç Sahte,
Kaş sahte,
Kirpik sahte,
Burun sahte,
Diş sahte...

ERKEKTE:
Kılık sahte,
Bıyık sahte
Sakal sahte,
Eda sahte...

GIDADA:
Yağ sahte,
Bal sahte,
Yumurta sahte,
Et sahte,

KIYMETTE:
Para sahte,
Bilanço sahte,
Tedavül sahte,
itibar sahte...

KÜLTÜRDE:
Dil sahte,
Tarih sahte,
Devrim sahte,
Kahraman sahte...

SANATTA:
Şiir sahte,
Roman sahte,
Tiyatro sahte,
Münekkid sahte...

POLiTiKADA:
Vicdan sahte,
iman sahte,
iz'an sahte,
irfan sahte...

NiZAMDA:
Hürriyet sahte,
Adalet sahte,
Disiplin sahte,
Denge sahte...

TESiSTE:
Fabrika sahte,
Baraj sahte,
Santral sahte,
Tezgâh sahte...

MEKTEPTE:
Kitap sahte,
ilim sahte,
Profesör sahte,
Diploma sahte...

BASINDA:
Müharrir sahte,
Havadis sahte,
Fikir sahte,
Yorum sahte,

MÜMiN GEÇiNENDE:
Vecd sahte,
Anlayış sahte,
Gayret sahte,
Fedakârlik sahte...

ÇÜNKÜ

150 yıldır giriştiğimiz bütün iNKILÂPLAR SAHTE...

Necip Fazıl Kısakürek - Rapor 10-12
islâmiyetin, dış görünüşüyle, sertlik ve merhametsizlik gibi duran bütün emir ve yasakları, aslında en yüksek, en varılmaz merhamet zirvesine bağlı ölçüdedir.

Dişi ağrıyan ve kendisini taştan taşa çarpan bir adama merhamet, onu şişkin yanaklarından öpmek midir, yoksa zorla ağzını açıp bağırta bağırta dişini sökmek mi?

Necip Fazıl Kısakürek - Mümin-Kafir
Olası bütün görüşlerin dile getirilmesi özgürlüğünün en sınırsız şekilde kullanılmasının dinsel ya da felsefi hiziplerin sonunu getireceğini iddia ediyor değilim. Kapasitesi düşük insanların ciddi bir şekilde inandığı her doğru, dünyada başka bir doğru yokmuş gibi ya da en azından başka hiçbir doğru bu ilk doğruyu sınırlayamaz ya da koşullara bağlayamazmış gibi öne sürülecek, öğretilecek, hatta pek çok eylemin temelini oluşturacaktır. Bütün görüşlerin sonunda hizipçiliğe kapılma eğiliminin en özgür tartışmayla bile tedavi edilemeyeceğini, tam tersine bu eğilimin çoğu zaman arttığını ve şiddetlendiğini biliyorum; görülmüş olması gereken ama görülmeyen doğrunun, rakip olarak tanımlanan insanlar tarafından öne sürüldüğü için daha da sert bir şekilde reddedildiğini biliyorum. Ama bu görüş çatışmasının olumlu etkisi, kızışmış partizan üstünde değil, konuya taraf olmayan izleyici üstünde gerçekleşir. Doğrunun parçaları arasındaki şiddetli çatışma değil, doğrunun yarısının sessizce bastı- rılmasıdır asıl korkunç kötülük: Insanlar her iki tarafı da dinlemek zorunda bırakılıyorsa her zaman umut vardır, yalnızca bir tarafı dinlerlerse hatalar katılaşıp önyargıya dönüşür, doğru da artık doğruluk etkisi yaratmaz olur, çünkü abartılarak yanlış haline getirilmiştir.
(John Stuart Mill- Düşünce ve Tartışma Özgürlüğü üzerine)
kitap satıntıları.
Pek çok şey ezbere bilindiği için, esasına vakıf olunmadan ezbere cinsinden konuşuluyor...
Bu yüzden de, imam-ı Gazali Hazretlerinin söylediği,
“insan bilmediği şeyin düşmanıdır!”
hikmeti çerçevesinde bir nevi hakikat ve hikmet düşmanlığı tecelli ediyor...

salih mirzabeyoğlu - adımlar
cehennemin en karanlık yerleri buhran zamanlarında tarafsız kalanlara ayrılmıştır.
“rüzgara atılan bir tohum yarının söğüt ağacı olabilir.”

-dune
Elini hızlıca sağa sola salladı. Hoşuna gitmişti
Kara tahtaya çizgi çizer gibi karanlığa sigara ateşiyle bir çizgi daha.
işte hayat!
Böyle kendini dinlemesi hoşuna gidiyordu ama canını sıkan bir yönü de vardı.
Eliyle bir sekiz yaptı; yazılışıyla bozuluşu bir.
işte hayat!

Salih Mirzabeyoğlu -Müjdelerin Müjdesi
"Sonunda öleceğin bir yaşam için fazla endişe ediyorsun, demişti babam. Her şeyi bu kadar düşünürsen kalbini kırmak için de o kadar sebebin olur."
"Seni hâlâ seviyorsam, kimseye benzemediğin içindir."
-Ruh Adam
HERKESE VE BANA GÖRE BEN

Yardakçıya göre ben:
— Vatansız, soysuz, inkılâp düşmanı!
Su katılmamış (veledi zina) ya göre ben:
—Bir (mum söndü) âleminde meydana gelmiş piç!
Dinsize göre ben:
— Softa, yobaz, kara mürteci, örümcek kafalı!
Züppeye göre ben:
— Garabet ve (orijinalite) olsun diye sofuluk taslayan bir (snob)!
Meyhane ruhiyatçısına göre ben:
— Namaz kılmaz, oruç tutmaz, rakı içer, kumar oynar, kadın
düşkünü; bizzat yapamadıklarının müdafii ve bizzat bütün
yaptıklarının münekkidi bir samimiyetsiz!
(Babıâli) esnafına göre ben:
— Kaskatı gurur heykeli! Majüskülle yazılacak bir (BEN)!..
Dönmeye göre ben:
— Hayatı rezaletlerle doluyken hak suretinde görünüp saf ve cahil
dindarları istismara kalkan bir tüccar!
Muhalefet murabahacısına göre ben:
— Her tenkit ve tecavüzün üstündeki muazzam hedeflere saldıran ve her şeyden evvel muhalefeti gücendiren mel’un!
Akıllılık iddia etmeyenlere göre ben:
—Tek kelimesi anlaşılamayan (abuk sabuk)cu!
Akıllılık iddia edenler göre ben:
-Deli!
(Selâmet derkanarest)çilere göre ben:
— Daima fincancı katırlarını ürküten patavatsız!
Komüniste göre ben:
— Kara kaplı kitabın, cesur, atılgan, sistemli, samimî; fakat kafası testereyle kesilecek (1) numaralı propagandacısı!
Türkçüye göre ben:
— Irkçılığa düşman, geri ümmetçi!
(Sanat için sanat)çıya göre ben:
— Ruhundaki büyük şair ve sanatkârı öldürmüş bir müntehir!
Ve bazı müminlere göre ben:
— Hakkında her şey söylenen, kavliyle fiilinin birbirini tutup tutmadığı şüpheli garip bir adam!
Ve nihayet bana göre ben:
— Tek müdafaa kelimesi olmayan ve şahsına her ne kadar süfliyet çamuru atılıyorsa hepsini gayesinin ulviyetinden bilen, buna rağmen gerçekten süflî şahsıyla bu kadar şerefe lâyık olmayan basit ve alelade adamcağız!

Necip Fazıl Kısakürek - Çerçeve 2, s: 112-113
bir gayeye bağlanmayan ruh, yolunu kaybeder, çünkü mihraksız her yerde olmak hiç bir yerde olmamaktır ve her gün değişen yüzün sahibi gün gelir kendi yüzünü tanıyamaz.

düşünen insan... önce bu nokta aranacak... doğru veya yanlış düşünülüp düşünülmediği ise işin ötesi...
balığı önce suda görmek lazım... bu esas....onun nasıl bir balık olduğu, ne yaptığı ve neye yaradığı, sonra gelen keyfiyet...

salih mirzabeyoğlu - islama muhatap anlayış
(bkz: #43446374)
görsel
Zor zamanlarda yaşıyoruz. Tanrı’yı kızdırdık herhalde.
Ama dünya hiçbir zaman merhametli değildi, özellikle de çocuklara karşı.

Büyük Yalnızlık, Kristin Hannah
"bir evin bütün camlarını kırıp, sonra kapısını çalamazsın."

görsel
"yavaş yavaş güveni azalıyordu. insanın, tek başına olduğu ve hiç kimseyle konuşamadığı zaman bir şeye inanması çok zordur. işte tam da o dönemde, drogo, insanların her zaman birbirlerinden uzakta olduklarını fark etti, birisi acı çektiğinde, acısı sadece kendisine ait oluyor, hiç kimse o acıyı birazcık olsun dindiremiyordu; bir insan acı çektiğinde diğerlerinin, duydukları sevgi ne denli büyük olursa olsun, bu yüzden acı çekmediklerini ve yaşamdaki yalnızlığı işte bu durumun oluşturduğunu fark etti."
"Kimsenin düşüncelerini söylemeye cesaret edemediği bir devir gelmişti."

- hayvan çiftliği
"sordu; nasıl bu kadar iyisin insanlara karşı?

Süt ve bal damladı dudaklarımdan cevaben, çünkü kimse bana iyi davranmadı."
burada ben konuşacağım, siz hoşça vakit geçirmiş olarak gidip evde horlayacaksınız; dava bu mu?..
herkesin emeğini gerekli kılacak bir fikir etrafında birlik gerçekleşir...

biz şahsiyetler topluluğuna talibiz, kaval dinleyen koyun sürüsüne değil!...

salih mirzabeyoğlu - üç ışık
tatbik ettiği kanuna inanan hâkim... Kendisini hâkime inandıran kanun...
aldığı davanın hak olmasına bağlı avukat...
"kanunun kestiği parmak acımaz" bilen mahkûm...
bunlar oldu mu adalet tamamdır.

necip fazıl kısakürek - ideolocya örgüsü
kitabın ortasından alıntı paylaşmayı Boş bulurum. Bir yemel fıkrası düşünün. Fıkranın en vurucu yeri tabi ki son cümlesidir. Durduk yere fıkranın son cümlesini söylesem komik olır mu? Olmaz tabi ki. Kitap ta böyle bence. Sen okuduğun için yani örneğe göre fıkranın evveliyatını bildiğin için sana mantıklı. Ama bodoslama bir paragrafla karşılaşan kişi için o pasaj aynı anlamı taşımaz. Test ettim onayladım. Bu işe soyunan user arkadaşa tavsiyemdir. Vazgeç kanka. Manyak olursun. Bi işe de yaramaz.
Gözlerin.
görsel

Yavaş yavaş, dinlene dinlene her satırı hissederek okumak bu olsa gerek.
Buraya eklenebilecek binlerce alıntı var ama hepsini yazmaya vakit yok ne yazık ki. Ama Ara sıra aralarından birkaçını eklemeyi gerekli görüyorum çünkü okuduğum büyük fikirler yalnız benim zihnimde barınırsa bir tek bana yararı dokunur o nedenle belki denk gelip de bu fikirlerden istifade etmek isteyenler olabilir diye paylaşmak istedim. 9-10 ay önce bitirdiğim üç farklı kitaptan birkaç bölüm;

görsel
'Boş insanlar öfkelerini de sözlere yansıtır.' (Sayfa 20)

görsel
'Elbette her insan kendini önemsemeli; ancak şunu unutmamalı: o aslında evrenin küçücük bir parçası...' (Sayfa 77)

'ürettiğim ne varsa yalnızlığıma borçluyum.' (sayfa 26)

Johann Wolfgang von Goethe- Dünyanın derdi bitmez (aforizmalar).

görsel
'Evet, hayatta herkesin değişik görevleri, işleri olabilir; ama hiçbir yetki, başkalarına saygısızlık yapma hakkını vermez.' (Sayfa 48)

Herman melville- Moby Dick.

görsel
'Hayat serüveninde en değer verdiğim şey, devlet değil, sürünün yüzeysel düşünce ve duygularının aksine asil ve yüce olanı ortaya çıkaran, yaratıcı, sezgisel birey ve kişiliktir.' (Sayfa 122)

'incelikli fikirler ve soylu davranışları ancak büyük ve sağlam karakterler üretebilir. Para, yalnızca bencilliğe hitap eder ve sahiplerini, karşı konulmaz bir şekilde suistimal etmeye kışkırtır.' (sayfa 35)

'Günümüzde öğretim özgürlüğü için en büyük tehlike, bir dış tehlikenin varlığını ileri sürüp öğretim, düşünce alışverişi, basın ve öbür haberleşme özgürlüklerinin kısıtlanmasında, engellenmesinde aranmalıdır. Bu durum, insanların geçim güvenliklerini tehlikeye sokan koşullarla yaratılmaktadır. Bunun sonucu olarak da özel hayatlarında bile düşüncelerini açıklayamayanların sayısı, günden güne çoğalmaktadır. Halk yönetiminin, demokratik bir yönetimin geleceğini tehlikeye düşüren bir durumdur bu.' (sayfa 116)

'Nasıl ki bireyin kişiliği toplumdan beslenmeden gelişemezse toplumun gelişimi de yaratıcı, özgür düşünen ve hüküm veren kişilikler olmadan mümkün olmayacaktır.' (Sayfa 36)

Albert Einstein- aforizmalar.
görsel
Çok önemli.
Çok önemliydi.
Ve öyle kaldı.
Kaldım.
"Acı çeken kimsenin bütün zevki inlemektir; bundan bir zevk almasaydı, inlemekte direnir miydi?"

(bkz: yeraltından notlar)
bir yanda gül kokusu, öbür yanda kaka kokusu.
şimdi muhatabına kaka kokusunun kötü olduğunu anlatmaya kalktın mı, kendi halinin binbir çeşit şeyle alakâlı izahını karşı tarafa yıkan ahmak adamın pişkin rahatlığı karşısındaki rahatsızlığa düşersin.

kaka kokusu niçin kötü kokudur!?
kötü olduğu için!... başka ne denir ki!..

salih mirzabeyoğlu - necip fazıl'la başbaşa
benim gözümde iş ve hareket düşmanı fikir adamları, dişleri sökülmüş ve pençeleri törpülenmiş bir cambazhane arslanı kadar zavallıdır.
mutlaka iş ve hareket...
fakat hangi ruhun, hangi fikrin emrinde?..
mesele burada!..

necip fazıl kısakürek -Çerçeve 4
Evet alçaklık bendeydi. Öyle yumuşak görünüyordum ki siz beni parçalamaya çalışırken, ben gizli gizli onarırım kendimi. Sonunda bilmediğiniz bir şey olur çıkarım ve sizi suçlarım: beni mahvettiniz diye. Sizlerle birlikte başarısız gibi görünürüm: fakat sonunda ihanet ederim sizlere. Hep bir yerde takılmamı beklersiniz; ben de aynı şeyi beklerim heyecanla. Sonunda, yarım yamalak bir başarıyla sıyrılırım işin içinden. Başarısızlığın sevimliliğine kapılarım ve sonunda gerçek başarısızlara ihanet ederim. Kusura bakmayın derim, hiçbir işi sonuna kadar götüremiyorum, başarısızlığı bile. Oysa kendimi onlara, olduğumdan başarısız göstermek için ne kadar çırpınmışımdır.

(bkz: Tutunamayanlar)
(bkz: oğuz Atay)
“amerikan domuzundan misal, dünyanın hemen her yerinde mısır tarlasına girmiş domuz gibi kaynakları talan ve insanları telef eden bu kefereye karşı çıkan devlet ve örgüt bazında her direniş ‘terör’dür.

sen orada ne arıyorsun ve senin silahlı kuvvetlerinin yaptığı ne?

o, bir ‘iyilik meleği’, bir ‘koruyucu’, bir ‘demokrasi havarisi’dir.
milletlerin ağzına ederken bile makatlarından çıkanlar için teşekkür bekleyen, teşekkür ettiren!”

salih mirzabeyoğlu - büyük muzdaribler 3. cilt sf:276
Sabahları kalkmayı canın istemedikçe şunu hatırla: “insanlık görevi için kalkıyorum.” Eğer bunun için doğduysam, bunun için dünyaya gönderildiysem neden huysuzlanıyorum? Çarşaflara örtülere sarılıp kendimi ısıtayım diye mi yaratıldım? "Fakat bu daha keyifli.” Öyleyse keyif çatmak için mi dünyaya geldin, eyleme geçmek, çaba harcamak için değil mi yani? Bitkilerin, küçücük kuşların, karıncaların, örümceklerin, arıların üstlerine düşen her şeyi yaptıklarını, ellerinden geldiğince dünyanın düzenine katkıda bulunduklarını görmüyor musun? Ve sen insanların görevlerini yerine getirmesini istemiyorsun öyle mi? Kendi doğanın sana buyurduklarını yapmakta acele etmeyeceksin öyle mi? "Fakat dinlenmem gerek.” Tabii ki, benim de dinlenmem gerek. Yine de doğa yemek, içmek gibi bunun da ölçülerini ve sınırlarını belirlemiştir, oysa sen yararlı dinlenme ölçüsünü aşıyorsun. Fakat eyleme gelince gereğinden azını yapıyorsun, hatta payına düşen ölçünün altında kalıyorsun. Aslında sen kendini sevmiyorsun; sevseydin doğanı ve doğanın gereğini de severdin.
Dünya'dan bir şeyler beklemeyi bırakır bırakmaz, dünya'da kendini size verir, bırakır, teslim olur.
Hiç bir şey beklemez olduğunuz da, mevcudiyet için bir takviye, karşılıksız bir lütuf olarak sunulur her şey.
(bkz: yürümenin felsefesi)
kendinize yalan söylemeyin. kendisine yalan söyleyen ve sadece bu yalanları dinleyen insan öyle bir noktaya gelir ki; kendi içindeki veya çevresindeki doğruları fark edemez, bu yüzden kendine ve başkalarına olan saygısını kaybeder. saygısını kaybeden insan ise artık hiçbir şeyi sevemez.
yüzünün üzülmeye çalışmış yerlerinden bahsediliyor
güya gövdenin ve sesinin başına su gelmiş,
inanmazdım
herkesle hançersin de kendinle adın çıkmış sanki,
kalbini özenle kırmışsın bütün eşyanın, ummazdım

incirin öte hatrı suyun kuşkusuz fikriyle üzgünüm
dilemiştim ki en çok kar yağmasın bu kış
bu kış kalp suyumla ıslanmasın yastık!
dilemiştim ki yoktur aşk
bu mutlak hasar bu mükemmel hata
bu belki mümkün bir kusurdur sinemdeki
ama ödü varsa umru da var insanın ayarı gibi
anladım sanki:devlet neden şarap kullanmaz
neden en uzun suya en sessiz uzanır yüzün
neden en çok üzülmüş üzümün adı şaraba çıkar.
görsel
ismime münhasır...
Son(er) meden sevmek gerek, belli etmek gerek galiba. Öyle diyor kitaplar. Üzülen taraf vazgeçen taraf sen olma belki de aynı karşılığı alacaksın. ilişkilerde, aşklarda vedalar hep acıdır ilişkinin de doğasında vardır ayrılık acısı olmasa aşk olur muydu peki usta?
Belki de öyle.. Ama yine de doya doya aşk yaşayabilmek ümidiyle.
Ulan üç günlük dünya zaten üzmeyin sevin.
26 Mart 1981...

şu hücreli, hapisli, işkenceli malum kahramanlık var ya, beşe ayırdım onu, al sana ölçü:

birincisi; tehlikeli yolda yürür, tehlike başına gelir veya gelmez. kahraman!

ikincisi; tehlikeli yolda yürür, tehlike başına gelir, yine de dönmez. al sana kahraman!.
gerisi seng-i kazaya girer:

birincisi; tehlikeye yürümez, başına gelir, sonra emeğine sahip çıkar da, tehlikesiz yola dönmez.
alâ ve makul!

ikincisi; tehlikeye yürümez, başına gelir,sonra 'yürümez' yoluna döner.
samimi!

üçüncüsü; tehlikeye yürümez, başına gelir, sonra vaziyeti kollar.
havalar iyiyse tehlikeli yolun yolcusu görünür, havalar kötüyse tehlikeli yolun kaçkını.

alçak ruhlu; bilmez ki mürai kahraman olmaz!

salih mirzabeyoğlu - damlaya damlaya sf:250
dini para olan vahşi kapitalizme “hoşgörü” numarasıyla tâbi olmak, karısını satan pezevenk adama hoşgörüdür ki, zaten böyle bir hoşgörüyü gösterebilecek adam da, ruhunda pezevenklik istidadını yaşatandır!...

salih mirzabeyoğlu - parakutâ
iyi ahlâk öyle bir ruh melekesidir ki, onunla sıfatlanmış olan kimseye güzel işler kolay gelir ve başkalarına yardım ve ihsanda bulunmak da onlarca en büyük zevktir.

kötü ahlâklar için de güzel işler çok zordur ve huyları fitne ve fesada kaçmaktır.

salih mirzabeyoğlu - kültür davamız
sen islâm stratejisi icabı haykır da isterse sözünü dinleyen olmasın... tek, millet bilsin ve görsün ki, hakkı dinleyen yok ama, haykıran var!..
necip fazıl kısakürek - rapor 10-13
bilge adamın korktuğu üç şey vardır : aysız gece , fırtınalı bir deniz ve yumuşak başlı birinin öfkesi ...
(bkz: kralkatili güncesi)
"bir idam mahkumu hakkında: artık topluma borcunu ödeyecek demesinler. Kafası kesilecek desinler."
Albert Camus- tersi ve yüzü.
Çok vurucu.
“Bir şeyi ne kadar çok duyarsan doğruluğunu o kadar az sorguluyordun.”

Kış Bahçesi
Kristin Hannah.
bütün umutlarımı kaybetmiştim. anladım ki karanlık gökyüzünün içinde ne tanrı vardı ne de başka bir mucize. bu da yetmezmiş gibi gökyüzü yağmuruyla beni ıslatıyor; değersizliğimi yüzüme vuruyordu. ıslanıyor, yaşlanıyor, acı çekiyor, ağlıyor, kaybediyor ve ölüyordum. hayat bu kadar zalim ve kısaydı. başıma gelenin adına tam olarak ihanet denemezdi üstelik. gerçeğe gözlerimi kapatarak ben kendi kendimi aldatmıştım. âşkın, aile olmanın, başarılı ve mutlu olmanın mucizesine inanmayı tercih etmiştim. uzak yerlerde açlıktan ve savaştan ölen insanlar vardı ve ben tüm bu felaketlerden uzakta yaşadığım için kaderden yana şanslı olduğumu düşünüp durmuştum. vero'nun uyarılarına hep kulak tıkamıştım. oysa ne kadar haklı olduğunu şimdi görüyorum. joaquîn zaten başıma gelebilecek en kötü şeylerden biriymiş. ayrıca burada, bu şehirde etrafım katillerle, tecavüzcülerle, bir otobüsü havaya uçurmak için fırsat kollayan teröristlerle, daha fazla petrol uğruna kanlı savaşlara girmekten çekinmeyen siyasetçilerle ve kendi ceplerini doldurmak için dünyanın yarısını açlıktan öldüren finans canavarlarıyla sarılıydı. üstelik en kötüsü de bizzat ben bu vicdansızlar grubunun içinde yer alıyordum. işimi bankacılara, petrol ve savaş arsızlarına pazarlıyordum. bir zamanlar yaşamıma yön vermiş olan tüm ideallere ihanet ederek hem de.
mutluluk masalıymış! ah! bu acımasız şakayı, benim bu büyük saflığımı komik buluyordum artık. boğazımdan öfkeli, pis ve kaba bir kahkaha koptu. bu kahkaha, insana özgürlük sunan sadist bir şeytan gibi tüm bedenimi ele geçirdi ve sonunda bir akıl hastasının çığlıklarına dönüştü. artık dünya yansa umurumda değildi. zavallı ve sefil biriydim.
yağmur durdu. hava kararıyordu. dışarısı soğuk, içim bomboş yürümeye başladım. önce rotasızdım. sabah birbiriyle mükkemmel bir uyum içinde olan, eşit aralıklara bölünmüş kaldırımları ve yaya geçitlerini takip ederek yürümeye başladım. çimento ve asfalttan meydana gelen sonsuz bir labirentin içindeydim sanki; boyası eskimiş bir labirent. saatlerimi bir sokaktan diğerine girerek geçirdim. bakışlarım hep yere dönüktü. deney düzeneğinin içinde çıkış yolunu arayan, yorgun ve aklını yitirmiş bir laboratuvar faresinden farksızdım.
hislerimi anlatabileyim derken,suyu elekten geçirmiş gibi oluyorum. bu iş birkaç kartpostalla bir ülkeyi tanıtmaya benziyor.
kelimeye gelmediğinden, kalemimiz işlek olmadığından.
hasılı görülen, yaşananla, anlatılanla birbirini tutmuyor.
zaten anlatımda ya fazlalık vardır veya eksiklik.
ama olsun.
ben kendimi didiklerken hiç olmazsa yazabilmekle teselli buluyorsam, sende bundan memnun oluyorsan mesele yok.
ya, yazmak da olmasaydı?.....

salih mirzabeyoğlu - yaşamayı deneme
(#45925742)

Kapağı bir anda hoşuma gidince almıştım.
Yazarı da kız.
Knk at o kitabı.
Yalanı benzettiği şeye bakılırsa ciğeri beş para etmez cinsiyetçi maço bir hanzo yazmış sanırım.
“Aha ojesi var kız bu.” Diyecektim artık erkeklerin de oje sürdüğü geldi aklıma. Allah’ın belası erkekler.
(img:#2263248)