bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. .
    bu başlıkta, doğaçlamadan gelen bir hikayeyi anlatacağım. bir ibret hikayesini:

    "şimdilik, melodi vücudunda kan dolaşımına geçsin hele. zamanı gelince ben size haber vereceğim." ucu yatay, içten kıvrımlı bir f harfi, karşısında sıraya dizilmiş 8 nota ile konuşuyordu. "karşınızdaki bedbaht düşmüş bir zavallı. elimizde çok iyi bir malzeme var. hadi sizi göreyim, gerebildiğimiz kadar gerelim".sırasına göre değil de gelişigüzel- mesela "do" nun yanında "re" değil "mi" duruyordu- dizilmiş notalar, birbirine yatay, dikey olarak uzanan 4 uzun çizgi üzerinde ses etmeden maestroyu dinliyorlardı.
    o zaman,f, melodinin ritmini karanlık hikayeye dönüştürmeyi düşünmemişti. zaten, konserin verileceği salonun kubbesi, enstrümanların ritmi için yeterince yüksek değildi. kimi uzmanların kabul ettiğine göre, kırılma meydana geldiğinde ses dalgalarının dolaşımı 200 metrelik bir alana bölünmeliydi ki kubbenin yerden yüksekliği 128 metre idi."

    kesiyorum, çünkü, ana fikrin anlaşılamasından korkuyorum şimdi. daha doğrusu bu fikri bir hikaye ile verecek yeteneğim olmadığından eminim.
    "karanlık hikaye" diye bir cümlenin tanımını yapacaktım. nedir karanlık hikaye? sıradan bir hayat. ama kaybetmiş bir hayat.
    bu hayat hikayesine göre, karanlığa tutulan kişi bir daha ifla olamıyor. ağaç köklerini topraktan söken bir kasırganın mezar taşlarına hücum ettiğini, bütün karabasanların, cinlerin hortlakların topyekün üzerinize geldiğini ve soluk alamadığınız bir odaya kapatıldığınızı düşünün. düşünün ki, yavaş yavaş, beyninizdeki bütün hücreler ölüyor, karaciğeriniz bağırıyor beni kurtar diye. elleriniz ve ayaklarınız tutmuyor. vücudunuzun her yerinde bir karıncalanma var.
    şahsen, ben, * yükselen, yer yer değişen ritmde bir beden içinde böyle bir dalgalanmayı, notalarla vermek istedim, beceremedim. tüh be. sadece bir soru kalıyor geriye: "neydi ana tema?"
    -1 ... zinani
  2. .
    elektrikler kesik. her yerde kesilmiş. her yer karanlık. herkes evine çekilmiş. sen de evindesin. sana ait olan yerde. odanda köşeye çekilmişsin, daha ileriye gitmeye cesaretin yok çünkü. karanlığın içine girmeye korkuyorsun, sırtını duvara verip güvende hissediyorsun kendini. içerden onun sesi geliyor duyuyorsun. yavaş yavaş nefes alıyor. biliyorsun yanına gelecek ve kaçamayacaksın. şimdiye kadar hep kaçtın ama yine de buldu seni. kapını kilitlemek için yerinden kalkmak istiyorsun ama gücün yok, bacaklarını karnına çekmiş ellerinle dizinden tutmuş bekliyorsun. biliyorsun ki kalkıp gelecek. hala içeride soluyor. hırıltılı bir soluma bu. yankı yapıyor soluğu. kamyon uğultusu gibi bir ses var kulaklarında uğulduyor. deprem mi bu diyorsun ama değil. açık pencereden içeri süzülen rüzgar perdeyi yüzüne savuruyor, içeri sürekli bir şeyler giriyor.

    içerden ayağa kalktığını duyuyorsun. halen hırıltılı bir şekilde soluyor. her soluk aldığında duruyor biraz sonra tekrar soluyor. bir adım atıyor. bekliyor. senin nerde olduğunu bildiğini biliyorsun. bir kaç adım atıp sağa dönecek bir kaç adım daha atıp tekrar sağa dönecek ve sana doğru bir kaç adım daha atacak. bir kaç adım atıyor sağa dönüyor. yere eğilip yatıyor. ileriye doğru sürünmeye başlıyor, bir kaç adımlık mesafeyi sürünüyor, sonra sağa dönüyor. artık görüyorsun onu beş adımlık mesafede. gözlerini görüyorsun karanlıkta. keskin, seni arıyor. köşedeki seni. daha da büzülüyorsun. gözler senin üstünde duruyor. ayağa kalkıyor, bir adım atıyor sana doğru. leş gibi kokusu burnuna kadar geliyor. o çırılçıplak. her yerinden kan damlıyor yere. halen hırıltılı nefes almaya devam ediyor. bir adım daha atıyor sana. damarlarındaki kan damarlarını çatlatacak derecede basınca ulaşmış durumda. zonkluyor her yerin, kendini koruyacak bile takatin yok, her yerin uyuşmuş. o ise üstüne bir adım daha atıyor, ona doğru yaklaşıyorsun duvara tututunmaya çalışıyorsun ona gitmemek için ama seni kendine çekiyor, leş kokusu burnunun yakıyor. seni kendine çekiyor, kafandan tutuyor, göğsüne yapıştırıyor, kan kokusunu içine çekiyorsun, dilinde kan tadı var. iyice bastırıyor seni göğsüne.

    o sırada elektrikler geri geliyor. etrafına bakıyorsun o gitmiş, bir aynanın karşısında oturmuş kendine bakıyorsun. dilinde halen kan tadı var. ama o yok artık. ama biliyorsun yine gelecek ve yine kaçamayacaksın.
    ... laz pacino