bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. 1.
    olmaması gereken fakat ülkemizin gelişmemiş bölgelerinde olan eşitsizliktir...

    bu eşitsizliğe kadınların maruz kalmasının nedeni ise kendi ayakları üzerinde duramaması, erkeğe maddi yönden bağlı olması gibi şeyler gelmektedir...

    fakat günümüzde kadınlarında kendilerini geliştirmesi, kendi ayaklarının üzerinde durmaları ve kendi hayatını kazanabilen, kendi ayakaları üstünde durabilen kadınların artması ile her bölgede son bulmasa bile azamiye indirilebilecek eşitsizliktir...

    bazen insanın aklına keser döner sap döner gün gelir hesap döner sözünü akla getirmekte ve erkeklerin tüylerinin diken, diken olmasına neden olmaktadır bayanlar...
    1 -1 ... psikopat civciv
  2. 2.
    batının katkılarıyla:

    (bkz: orta dogu)
    1 -1 ... imitasyon
  3. 3.
    Bu ulkede bahsinin bile edilmemesi gereken mevzudur . Zira Bu ulkenin insanlari Istiklal Harbinde kadin - erkek beraberce esit sekilde savasmislar yeni bir ulkenin temellerini birlikte atmislardir . Yeryuzunde bundan daha mukaddes bir esitlik gorulmemistir .
    1 -1 ... migfer
  4. 4.
    bir kadının yazdığı yazıdan kendi izniyle alıntıdır:

    ''çok çok uzun zaman önce; dünya gezegenine dinozorlar gönderildi. ama bir yanlislik yapilmisti. çünkü bu gezegene göre bu boyuttaki varliklar çok çok büyüktü ve onlari ortadan kaldirmak, yanlisligi düzeltmek gerekiyordu.

    bunu yaparken de özenle yaratilmis faunayi-bitki örtüsünü- bozmamak gerekiyordu.

    özenle seçilmis bir göktasi, dünya atmosferine girdi. yeryüzüne çarpti. yükselen gazlar yasam kaynagi günes ile dünya arasinda bir kalkan olusturdu. isi düstü. buzlar dünyayi kapladi. dinazorlar öldü. bitki örtüsü ve bazi canli hücreler dondu, korundu.

    kalkan kalkinca, canli hayat yeniden yasam buldu.
    dinazorlar, kuslara dönüstü. bazi deniz hayvanlari varoldu.

    bir gün dünya üzerine; bulundugu yerdeki sevgi, ahenk ve baris in degerini daha iyi anlamak isteyen bir varlik geldi.

    bu varlik bir bütündü. gezegende, yasam deneyimlerle güzeldi.
    zaten bu gezegen deneyim ve seçim gezegeniydi.
    ama deneyim ancak paylasarak yasanir, yalniz olmaz...
    bütün, iki oldu: kadin, erkek...

    iç isleri kadin için;
    dis isleri erkek içindi...

    kadin; türün devamina yuva kurdu, türü besledi...
    erkek; yuvasini korudu, disarida avlandi, savasti, yasami kolaylastirmak için kesiflerde bulundu, yeni aletler yaratti.

    disarida, savasan, heyecan içinde evine gelen, huzur ve sicaklik arayan erkegi, kadin çok kiskandi.
    yuva çok tekdüzeydi.
    yaraticilik erkekdeydi.

    her gün yeni bilgileri üreterek, yeni bilgi kodlarini vücudunda yaratan ve bunu hayatinin sonuna kadar yapabilen erkegi;

    binlerce yumurta ile dünyaya gelen ve her ay bu yumurtalardan birkaçini kaybeden ve sonunda yumurtalari da tükendiginde en degerli hazinesinin hiçbir ise yaramadigini gören kadin çok ama çok kiskandi...

    kadin, yaratcinin kendisinin oldugunu savundu.

    dogan çocuklar artik sadece annelerini taniyor ama babalarini bilemiyorlardi.
    kadin en iyi bilgiyi seçme adina erkekler arasindaki rekabeti körükledi.

    savasi kazanana, en degerli hazinesinde bir çocuk büyüttü. o zamanlar dna testleri olmadigi için kaç baba, gerçekten çocugunun kendi çocugu oldugunu pek bilemedi.
    ama yine de kadinini, yuvasini, besledi, korudu...

    iste kadin egemenligi böyle basladi.

    uzun bir süre tapinilan, yaratici kabul edilen hep kadin oldu: erkekler giderek anaerkil toplumlarda yok olduklarini, kontrol edildiklerini, baski gördüklerini, yok yere savastiklarini ve bir canavara dönüstüklerini gördüler.

    çok tanrili dinlerde hep disiydi tanrilar...zeus bile hera'ya yaranamadi...

    bu durumu düzeltmek gerekiyordu.

    artik tek tanrinin oldugu bilgisi dünya gezegenine verilmeliydi.
    çünkü kadinlar hadlerini çok asmisti...

    musa, annesiz, babasiz;
    isa babasiz,
    muhammed sonunda annesi ve babasi belli olarak dünyaya tek tanriyi anlatmaya çalisti.

    tek tanrili dinler kadin-erkegi dengelemek, erkegi hakkettigi yere geri koymak için çok çalisti.

    ve yaradilis efsanesi; kadinin, erkegin kaburgasindan yaratildigini anlatti ve buna kadinlar çok ama çok sinirlendi. egemenlik giderek kayboluyordu...

    kadin baslangiçtaki is bölmüne geri dönmek hiç istemedi. "çocuk dogur, besle, yuvani, düzenini koru, erkegine saygi göster ki o da sana saygi göstersin, onun mutlulugu aslinda herkesin mutlulugu olacak." laflari kadinlari çildirtti.

    çünkü kadin biliyordu ki;
    erkek;
    en iyi besteleri yapti,
    en iyi heykelleri yapti,
    en iyi resimleri yapti,
    en iyi yapilari yapti,
    en iyi eserleri yazdi,
    savaslar kazandi,
    topragini korudu,
    en güçlü kaslara sahip,
    ve aslinda yaratici erkek...

    ve kurallarin olmadigi zamanlarda escinsellik tabu degildi.
    hemcinslerine göre en iyi, en güçlü yaraticilar escinsel erkeklerden çikti...

    büyük iskender, eger hayatinda kadinlar olsaydi bu kadar basarili ve güçlü olabilir miydi? da vinci bu kadar konsantre olup rahat rahat yaratabilir miydi? platon felsefe yapabilir miydi? hatta zeus bile bana göre escinseldi ....

    ve simdi görüyoruz ki her yerde kadinlar hala eski rollerine dönmemek için savas veriyor.

    devamli adamlarin önünde olmak, onlardan beslenmek istiyor.

    her basarili erkegin arkasinda bir kadin varmis; hadi ordan!

    her basari potansiyeli olan adama bir kadin mutlaka yapisir ve onun basarilarindan kendine pay çikarir: tabii ben vardim arkasinda, yoksa bir sey olamazdi...aslinda, o adam 5 basarili olduysa; önündeki o kadin olmasaydi 25 basarili olurdu; bunu da kimse tartismaz...

    ben kadin olarak; bu egemenlik isinden vazgeçiyorum.

    yaninda, arkasinda oldugumu söyledigim ama önünde engel oldugum her erkekten özür diliyorum.

    benim isim iç isleri, önce onlari hakkiyla yapip, dis islerinde sadece yazi yazayim diyorum...

    ve diyorum ki erkek varsa kadin var;
    kadin varsa erkek var
    ama
    erkekler daralan yerlerini yüzyillardir biliyorlar da neden biz kadinlar onlarin ayaklarina dolaniyoruz?

    yeter bir alan verelim su adamlara, bir nefes alsinlar, dis islerini rahatlikla yapsinlar...

    yerini bilen kadini; adam neden aldatsin?
    neden erkek arkadaslari ile daha fazla zaman geçirsin?
    neden daralip daralip kavga etsin, dayak atsin, cinayet islesin, futbolu arenaya çevirsin, orayi burayi bombalasin, uzaya kaçma planlari yapsin, erken ölsün?

    sonunda;
    hepsi sperm bankalarini da bosaltip gidecekler ona göre...

    bizler de gözleri dönmüs kadin topluluklari olarak, bos ve ise yaramaz rahim lerimizle ortalarda dolanip; dedikodu, kurnazlik, tilkilik, vidi vidi vidi yaparak, konusa konusa yok olacagiz...

    farkinda degil misiniz?
    neden etrafta dogrudürüst erkek yok...deniyor.

    bu lafin tersini hiç duydunuz mu?
    çünkü erkekler kadinlardan o kadar bikti ki,
    kadinsizliga bile razilar yaaaa...

    avrupa'da nüfus yaslaniyor;
    evlilikler yok denecek kadar az;
    bosanmalar artti;
    erkeklere bir kadindan çocuk yapsin diye neredeyse üstüne para veriyorlar ama adamlar para mara bile istemiyor...

    neden türk erkekleri rus, modovyali kadinlarla erkek olduklarini anladilar, hiç düsündünüz mü?

    neden adamlarin balon bir aile reislikleri vardi o da kalkti?

    neden kadinlar kocalarinin soyadlarini begenmiyor ama adam olduklari soyadini bosansalar bile tasima haklari var.

    neden? bu kadar saygisizlik hakkini kadinlara kim verdi? neden verdi?

    çünkü, kadin da çalissin, çocuklar ortada kalsin, erkekler kafayi yesin; kafayi yiyen herkes tüketsin de tüketsin...

    evin içindeki mutluluk bitsin.

    mutluluk;
    parada, yeni arabada, yeni lcd büyük ekran tv'de bulunsun ki reklamlar eve girsin daha çok tüketelim;
    kafayi yiyen
    kumar oynasin,
    uyusturucu kullansin,
    psikologlara, pedagoglara paralar akitsin,
    antidepresanlar evin her yerinde kaynasin,
    bedenler hasta olsun,
    insanlar kanser olsun,
    doga yok olsun,
    cep telefonlari özel hayata tecavüz etsin,
    her an yerde izlenelim,
    fislenelim,
    esir olalim,
    yok olalim...

    sonunda; hamburgerler, tvler, dvdler, cep telefonlari, cdler, kablolar, fisler, onlar, bunlarin altinda kalacagiz...

    bence etrafta çok erkek var
    ve
    hala umutla kadinligini hatilayacak kadinlari bekliyorlar.

    ve sorunlu taraf biziz; çünkü deli gibi tüketen, tükettirilen biziz.

    kadin gibi kadin olmayi hatirladigimiz zaman iç isleri, dis isleri dengelencek ve daha saglikli kusaklar çikacak...

    o nedenle hala dogurmaya devam eden;
    erkeklere saygi gösteren bazi kadinlarin yasadigi,
    bu ülke türkiye, avrupa için çok önemli...
    amerika zaten avrupa'nin bir parçasi; amerika'yi amerika yapan kim?
    yeni kitaya göç eden avrupalilar...
    o nedenle türkiye amerika için de önemli...

    ve bu topraklar, uygarliklarin besigi, tarihin yazildigi yer.

    muhtesem dogaya sahip, her mevsimin yasandigi, yeralti-yerüstü hazinesi: anadolu...

    anadolu'nun kadinlari olarak artik tüketmekten vazgeçip; dedemize, babamiza, erkek kardesimize, sevgilimize, kocamiza, oglumuza saygi duymanin zamani gelmedi mi?

    birakin onlar kursun gelecegi bizler de yardim edelim, koruyalim...

    bu gezegenin artik bir sevgi, sevkat, sicaklik, anakucagi, baris zamani gelmedi mi?

    hepimiz yüzyillar boyu bunu beklemedik mi?

    bitsin bu kavga, savaslar, güç oyunlari....
    ve dinazorlardan gelen kuslar etrafta evrenin dilini söylesin...
    kadinlar erkekler mutlu bebekler dogursun...''
    20 -6 ... chaotic good
  5. 5.
    (bkz: hepsi palavra)
    3 ... cheb
  6. 6.
    bildiğim kadarı ile kadın erkek eşitsizliği ülkemizde hukuki zeminde gerçekleşmemektedir.hukuki olarak sorun olmamasına rağmen bazı cahil kesimde özellikle bayanlara karşı eşitsizlik söz konusu olabilmektedir ama genel itibari ile ülkemizde kadınlara ve annelerimize çok önem verilmektedir.
    ... vet45
  7. 7.
    öncelikle gerçek payı var mıdır diye bakılması gereken eşitsizliktir. yani, durum bir toplumsal sorun olmasından öte bir gerçek olarak kabul ediliyor ve "evet, kadın ve erkek eşit değil ama siz iyi insanlar olun ve eşitmiş gibi davranın." denerek sorun tümden ahlaki bir zemine çekiliyor. bu da eşitsizliğin kabullenilmesi demek oluyor. bu konuda en titiz çevreler bile bu yanlışa düşüyor...

    örneğin taraf gazetesi... dün satranç ustası bir kadın hakkında haber yapmış ve şöyle bir başlık atmışlar: "kendine rakip bulamadığından, rakiplerini erkekler arasından seçiyor.". yani: ikinci sınıf insanlardan üstün olduğu kesinleşti, şimdi birinci sınıftakilerle mücadele ediyor.

    al işte!
    2 ... stalker
  8. 8.
    feminist kadınlara göre;

    kadın > erkek

    şeklinde olması gereken eşitliktir.
    1 -1 ... coolgoose
  9. 9.
    kadın ve erkeğin kendi aralarında bile eşitsiz olmalarından dolayı yurdumda hayli hayli yaşanan hadisedir. ancak hukuki alanda değil, sosyal ve ahlaksal alanlarda yaşanmaktadır bu eşitsizlik.

    biraz açalım konuyu,

    hukuksal alanda zaten bir farklılık olmamakla birlikte kadın ve erkek eşit haklara sahiplerdir. hatta bazı durumlarda kadınlar daha çok gözetilmektedirler.**

    efendim öncelikle sosyal alanda başlayalım bu eşitsizliğe. kadınlar bildiğiniz üzere toplum içerisinde kendisine edindiği yer itibariyle çoğu zaman 2. sınıf insan muamelesi görmektedir. köy yaşantısından ve erkeğin köy içerisinde kurmuş olduğu ataerkil yapının da getirisiyle bu yaşantı şehre de taşınmış, kadınlar köyde gördüğü muamelenin biraz daha azaltılmış bir kısmını şehirlerde de yaşamaya devam etmiştir. bunun yanlış olduğunu hepimiz çok rahatça söyleyebiliriz.* "kadının sırtından sopayı karnından sıpayı eksik etmeyeceksin" gibi klişe laflarla dolu erkeği her şeyi yapabilecek gibi gösteren bir sürü olay karşımıza her gün çıkmaktadır. "severim de döverim de" bunların çaldıkları minareye kılıftır. peki ya erkekler ne kadar eşitsizliğe uğruyorlar? hani hep kadınların ezildiğini söyleyerek onları tabiri caizse düştükleri kuyudan çıkarmaya çalışıyoruz ya peki ya erkekler? bütün bunlar öyle göstermektedir ki sanki erkekler bulutların üzerinde yaşıyorlar ve hiç hor görülmüyorlar. aslında yok öyle bir şey. en basit örneğini şehiriçi otobüslerde görebilirsiniz. bir bayan zorunlu kalmadıkça bir erkeğin yanına oturmak istemez. haklı yanları da vardır elbette *. ancak bütün bunlar da erkekleri karalayan ve dışlanmasına sebep olan durumlar. bir mekana girmek istersiniz ve yanınızda bayan olmadığı için oturtulmazsınız. halbuki arkadaşınla 2 kelam edeceksindir. ama öyle bir bakış açısı var ki erkeğe; kesinlikle hepsi potansiyel erkek. bu durumu da bu raddeye erkekler getirmiştir belki. neyse...
    bir de "sen bir bayanla nasıl konuşuyorsun" mantalitesi var ki en çok ona gülüyorum. konuştuğunuz kişinin cinsiyeti kanımca önemli değildir. önemli olan sizin karşınızda bir bireyin olmasıdır. kadın veya erkek fark etmez. yine aynı saygıyla, aynı uslupla konuşmalısınız. erkekler hayvan değiller ya onlar da aynı saygıyı hak ediyorlar. bunlar sosyal alandaki eşitsizlikler elbette. bu örnekleri çoğalttıkça çoğaltabiliriz.

    bir de ahlak alanı vardır ki konunun kadınlar en çok burada zarar görmektedirler. klasik laf vardır kadının çapkınına orospu, erkeğin orospusuna çapkın derler diye. bu cümle toplumumuz içerisindeki kadın erkek arasında bulunan eşitsizliği çok güzel bir biçimde ortaya koyuyor aslında. erkek baktığı zaman "yapar, elinin kiridir" denir, kadın yaptığı zaman ise "orospuya bak" denir. bu nasıl bir şeydir ki erkek her yaptığını büyük bir gurur göstergesi gibi kullanıyorken kadın büyük bir utanç kaynağı olarak görüyor; ikisinin de büyük bir utanç kaynağı olması gerekirken...

    bunu sadece erkeklerimiz yapmıyor. kadınlarımız da bu çarkın içerisindeler. aynı yorumları onlar da yapıyorlar ve aynı yaftaları onlar da yapıştırıyorlar. ahlaksal değerler her iki cins içinde geçerli olması gerektiğini vurgulamaktayım. ancak kadın ile erkek kesinlikle eşit değildir. zira erkeğin yapamayacağını kadınlar yapabiliyorken, bir kadının yapamayacağını erkekler yapabilmektedir. bunu gözardı etmemek lazımdır. yaratılışlarımızın ve kişiliklerimizin farklı yaratılması bu ayrımı yapmamızı kolaylaştırmaktadır zaten. *
    1 ... ekmek arasi
  10. 10.
    Mevlana, bu konuyu şu şekilde özetlemiştir. (mevlanadan düşündüren sözler, sf: 138-139)

    ''insanlar için süslü kılındı (Al-i imran 14). ayetinin hükmünce Allah'ın insanlar için süslediği kadından nasıl kaçılabilir? Allah; kadını erkeklere munis olarak yarattı. O halde Adem nasıl olur da Havva'dan ayrılabilir.

    Erkek yiğitlikte Zaloğlu Rüstem bile olsa, cesarette Hz. Hamza'dan bile ileri geçse yine hükmetme hususunda karısının esiridir. Alemi güzel, tatlı sözleri ile mest eden, kendine bağlayan Hz Muhammed bile ''Ey Hümeyra (Pembe yanaklı, Aişe) benimle konuş!'' derdi.

    Zahiren su, ateşten üstündür (ateş üstüne dökülürse suyu söndürür); fakat su bir kaba konunca ateş onun fıkır fıkır kaynatır. ikisinin arasında bir tencere, bir çömlek oldu mu ateş o suyu yok eder, buhar haline getirir. Görünüşte su nasıl ateşten üstün ise , sende kadından üstünsün; fakat hakikatte ona mağlupsun. Ona yenilmişsin, ona muhtaçsın, onsuz yapamazsın,onu istemektesin, onu sevmektesin.

    Böyle bis hassa ancak Ademoğlundadır. Çünkü insanda muhabbet vardır. Hayvanın muhabberi azdır ve bu onun nakıs olmasından ileri gelmiştir.

    Hz. Peygamber buyurdular ki: '' Kadınlar; akıllı kişilere, gönül ehli olanlara fazlasıyla galip olurlar. AFakat cahiller, kaba kişiler kadınlara galebe ederler'' Çünkü onlar kadınlara sert ve kaba muameleli olurlar. Böyle kişlerde acıma, lütfetme, sevme azdır. Çünkü tabiatlarında, yaradılışlarında hayvanlık üstünüdür.

    Sevgi ve acıma hissi, insanlık vasfıdır; hiddet ve şehvet ise hayvanlık vasfıdır. Kadın, sadece sevgili değildir, Hakk'ın nurudur. Sanki o yaratılmış değildir. doğurgandır, yaratıcıdır !...''
    2 ... the mirror
kapat