bugün

Kâvede birinin sözü kimdir bilmem amq.
Pastırmanın mucidi zaten ecdad...

iğrenç bir hikayesi var aslında.. göçebe dönemlerde; malum, elektrik ve buzdolabı yok, tüketmek istedikleri atıyorum 1 kiloluk bir et parçasını nerede taşıyacaklar, eğerin altına sıkıştırıyorlar. Et tabii 3-4 saat at sürdüğünde suyunu salıyor ve biraz daha fazla dayanıyor. Atıyorum 6 saatte kokmuyor da, bir gece dayanıyor. Bunlar da buradan yürüyorlar.

Sucuk daha evrensel bir mevzu ve Avrupa kökenli olma ihtimali daha yüksek. Avrupalı kavimlerde hayvanın kanı da tüketilebildiği için, bunlar kan pudingi diye bir şey icat ediyor, hala olan bir şey. Aslında ne puding gibi, ne de tatlı... Kanı, belli baharatlar da olabilir, bağırsağa doldurup saklıyor ve dilimle kesiyorlar. bizim sucuğun mor renklisi gibi bir görüntüsü var ve british kahvaltı stilinde hala da sevilen bir ürün. Bizimkiler bağırsak ve diğer sakadatı zaten yoğun kullanıyor. Sanıyorum bir noktada, pastırma yaparken eti baharatla pişirmeyi öğrenince, bari sucuk işine de girelim dediler. Dolayısıyla birbirinden etkilenmeyen, dual bir keşif süreci olabilir sanki... Emin değilim...
ejdatta yemezdik ama içki masasında yerdik.
heyhat içki fiyatları da uçtu.
Olup bitenleri kaçırma

İlk öğrenen uludağ sözlük kullanıcıları olacak.